33. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡33.bolum
Bölümler 66Şu an: 33.bolum
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime · Okuduğun bölüm
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hikâyenin Bedeni
Düşüş bittiğinde…
İlk duydukları şey, karanlığın içinden yükselen ince ve düzensiz bir çatırdama sesi oldu.
Ses önce uzaktan geliyormuş gibiydi. Ardından bir başkası duyuldu. Sonra bir diğeri…
Rowan gözlerini açtığında birkaç saniye boyunca hiçbir şey göremedi. Başının içinde hâlâ düşüşün uğultusu vardı; sanki zihni bir dünyadan diğerine geçmenin ağırlığını henüz üzerinden atamamıştı.
Yavaşça doğruldu.
Ellerini zemine koyduğunda parmaklarının altında soğuk ve pürüzsüz bir yüzey hissetti. Etrafına baktı.
Burası ne saraya benziyordu ne de daha önce gördükleri o boşluğa.
Zemin karanlıktı.
Duvarların nerede başladığı, gökyüzünün nerede bittiği belli değildi. Uzaklarda sis gibi hareket eden gölgeler vardı ve havanın içinde sayfaları çevrilen bir kitabın sesine benzeyen hafif bir uğultu dolaşıyordu.
Aurelion birkaç adım ötede yere düşmüştü.
Rowan hemen ona doğru yöneldi.
“Aurelion.”
Aurelion başını kaldırdı.
“İyiyim.”
Sesi yorgundu ama bilinci yerindeydi.
Rowan elini uzattı ve onun ayağa kalkmasına yardım etti. İkisi de çevrelerini incelerken o çatırdama sesi yeniden duyuldu.
Bu kez çok daha yakından.
Rowan bakışlarını yere çevirdi.
Zeminin üzerinde siyah nesneler vardı.
İlk bakışta taş parçaları sanılabilirdi.
Fakat dikkatlice baktığında bunların taş olmadığını fark etti.
Küçük, siyah ve parlak çekirdeklerdi.
Yüzeylerinde ince damarlar dolaşıyor, içlerinden belli belirsiz bir ışık geçiyordu. Her biri düzenli aralıklarla titreşiyordu.
Sanki…
kalp atışı gibi.
Aurelion’un yüzündeki ifade değişti.
“Bunlar…”
Bir adım yaklaştı.
“Bunlar hikâyenin çekirdekleri.”
Rowan kaşlarını çattı.
“Çekirdek mi?”
Aurelion başını salladı.
“Bir hikâye tamamen yazılmadan önce geriye kalan ihtimallerin özü. Başlangıçlar, sonlar, karakterler… Her şeyin oluştuğu yer.”
Rowan çekirdeklerden birine baktı.
İçinde hareket eden harfleri seçebiliyordu.
Bazıları tamamlanmıştı.
Bazılarıysa yarım kalmıştı.
Sanki her çekirdeğin içinde ayrı bir hikâye doğmayı bekliyordu.
Rowan elini yavaşça uzattı.
Parmakları çekirdeğe yaklaşırken—
ÇAT.
Bütün çekirdekler aynı anda çatladı.
Rowan elini geri çekti.
Siyah mürekkep zemine yayıldı.
Fakat yerde kalmadı.
Mürekkep hareket etmeye başladı.
Önce ince bir duman gibi yükseldi.
Sonra birbirine bağlanan çizgilere dönüştü.
Çizgiler bir omurga oluşturdu.
Ardından kollar, omuzlar ve bir baş şekillendi.
Aurelion geri çekildi.
Rowan ise olduğu yerde kaldı.
Mürekkep sonunda insan biçimini aldı.
Fakat ortaya çıkan şey insan değildi.
Uzun, karanlık bir siluet…
Yüzü neredeyse kusursuzdu ama ifadesinde insana ait sıcaklıktan hiçbir iz yoktu. Koyu renk saçlarının arasından boş ve derin gözler görünüyordu.
Fakat gözbebekleri yoktu.
Onların yerinde sürekli dönen harfler vardı.
Teninin üzerinde satırlar hareket ediyor, bazı cümleler bir an belirip ardından siliniyordu. Sanki bedeninin kendisi yazılmış ve tekrar tekrar düzeltilmiş bir sayfaydı.
Aurelion’un nefesi kesildi.
“Bu…”
Cümlesini tamamlayamadı.
Çünkü karşısındaki varlığın ne olduğunu çoktan anlamıştı.
“Bu kitap.”
Figür başını hafifçe yana eğdi.
Sonra gülümsedi.
“Artık sayfalar yetmiyordu.”
Sesi tanıdıktı.
Fakat önceki hâlinden farklıydı.
Artık tek bir noktadan gelmiyor, sanki etraflarındaki bütün boşluktan yükseliyordu.
“Okunmak için bir beden gerekiyordu.”
Rowan gözlerini kıstı.
“Bizi korkutacağını mı sanıyorsun?”
Figür ona baktı.
“Hayır.”
Bir adım attı.
Ayağının değdiği yerde siyah dalgalar yayıldı.
“Sizi ikna edeceğim.”
Aurelion öne çıktı.
“Beni istiyorsan doğrudan söyle.”
Kitap başını ona çevirdi.
“Sen hâlâ kendini merkez sanıyorsun, yazar.”
Aurelion’un yüzü sertleşti.
“Bu dünya benim tarafımdan yaratıldı.”
“Yaratıldı.”
Kitap kelimeyi tekrar etti.
Sonra başını Rowan’a çevirdi.
“Ama yaşatıldı.”
Rowan’ın yüzündeki ifade değişti.
“Ne demek istiyorsun?”
Kitap elini kaldırdı.
Parmaklarının arasından görüntüler yükseldi.
Önce yağmurlu bir gece…
Sonra Rowan’ın kazasından sonraki sessizlik…
Ardından eline aldığı kitap.
Sayfaların açılması.
İlk satırın okunması.
Ve Rowan her okuduğunda, başka bir dünyanın biraz daha belirginleşmesi.
Sarayın duvarları.
Aurelion’un yüzü.
Vaelis’in geçmişi.
Zindanlar.
Geçitler.
Semboller.
Her şey…
Rowan’ın bakışıyla varlık kazanıyordu.
Kitabın sesi ağırlaştı.
“Sen bakmayı bıraksaydın…”
Görüntüler bir anda durdu.
“Bu dünya çoktan çökerdi.”
Aurelion yavaşça Rowan’a döndü.
“Yani…”
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
“Sen mi onu ayakta tuttun?”
Rowan cevap vermedi.
Çünkü cevabı biliyordu.
Kendisi de bunu ilk kez bu kadar açık görüyordu.
Kitap ona yalnızca bir gözlemci dememişti.
Onu dünyanın devam etmesini sağlayan bir bağ hâline getirmişti.
Rowan’ın okuması, merakı, sorgulaması ve vazgeçmemesi…
hikâyeyi canlı tutmuştu.
“Ben farkında olmadan…”
Rowan’ın sesi kesildi.
Sonunda fısıldadı:
“Onu yaşattım.”
Kitap ona yaklaştı.
“Evet.”
Bir an durdu.
“Ve şimdi çekirdekler uyandı.”
Yerdeki siyah parçalar bir anda havaya yükseldi.
Her biri Rowan ve Aurelion’un çevresinde dönmeye başladı.
İçlerinde farklı hikâyelerin parçaları görünüyordu.
Birinde eski bir saray vardı.
Birinde karanlık bir şehir.
Bir diğerinde Rowan ile Aurelion’un hiç karşılaşmadığı bir dünya…
Sonra bütün görüntüler aynı anda silindi.
Kitap kollarını açtı.
“Bu yüzden bir bedenim var.”
Sesi artık daha güçlüydü.
“Bu yüzden hikâyenin sınırlarını aşabiliyorum.”
Aurelion dişlerini sıktı.
“Bizi burada tutmak için mi?”
Kitap ona baktı.
“Hayır.”
Sonra Rowan’a döndü.
“Biten hikâyeyi yeniden başlatmak için.”
Rowan bir adım öne çıktı.
“Buna izin vermeyeceğiz.”
Kitap gülümsedi.
“İzin?”
Kelimeyi söylerken çevredeki bütün çekirdekler daha hızlı dönmeye başladı.
“Artık izin verecek olan siz değilsiniz.”
Aurelion Rowan’ın yanında durdu.
“Öyleyse ne istiyorsun?”
Kitap bir süre sustu.
Sonra gözlerindeki harfler durdu.
“Bir son.”
Rowan’ın yüzü gerildi.
Kitap devam etti:
“Ya hikâyeyi birlikte tamamlarız…”
Kısa bir sessizlik oldu.
“…ya da içinizden biri son sayfa olur.”
Sözler havada asılı kaldı.
Rowan ilk kez cevap veremedi.
Aurelion da sessizdi.
Çünkü ikisi de kitabın neyi kastettiğini anlamıştı.
Bu kez karşılarındaki şey yalnızca onları korkutmaya çalışmıyordu.
Onlara bir seçim sunuyordu.
Fakat Rowan artık kitabın seçimlerinin gerçek seçimler olmadığını biliyordu.
Ve yine de…
ilk kez korkmuştu.
Çünkü bu kez kaybetmekten korktuğu şey yalnızca kendi hayatı değildi.
Aurelion’du.
Ve havada dönen binlerce yarım cümlenin arasında, kitabın tek bir gerçeği sakladığı artık açıktı:
Bir hikâye sona yaklaşınca, en çok karakterler değil, onları yazan kader korkar.
Bölüm etkileşimi
