5. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.
Bölümler 66Şu an: 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kapının dışında bekleyen askerler, içeriden gelecek tek bir emir için sessizce nöbet tutarken odanın içinde ağır ve alışılmadık bir sessizlik vardı. Meşalelerin alevleri çoktan küçülmeye başlamış, taş duvarların üzerine titreyen gölgeler düşürüyordu. Odanın köşeleri karanlığa gömülmüş, masanın üzerindeki birkaç eşya ise zayıf ışığın altında belli belirsiz seçiliyordu.
Vaelis zırhını çıkarmıştı.
Üzerinde hâlâ bir askeri disiplinin izlerini taşıyan sade kıyafetleri vardı. Omuzları dik, sırtı düz, yüzü her zamanki kadar ifadesizdi. Fakat o gece bu bedenin içinde oturan kişi aynı değildi.
Rowan, ellerine baktı.
Uzun süre hiçbir şey söylemeden yalnızca ellerini inceledi.
Bu eller...
Kılıç tutmayı biliyordu.
Bir askerin nasıl durması gerektiğini, bir savaş sırasında ne zaman saldırması, ne zaman geri çekilmesi gerektiğini biliyorlardı. Parmakları silahın kabzasını tutmaya alışkındı. Avuçlarında yılların eğitiminden kalmış sertlikler vardı.
Ve belki daha kötüsü...
Bu eller kanı tanıyordu.
Rowan bundan emindi.
Fakat hatırlamıyordu.
Bu bedenin kasları bazı hareketleri düşünmesine gerek kalmadan biliyor, ayakları koridorlarda nereye basacağını kendiliğinden buluyor, bakışları bir askerin silahını, bir muhafızın duruşunu ya da bir odadaki tehlikeli ayrıntıyı saniyeler içinde fark ediyordu.
Ama Rowan bunların hiçbirini öğrenmemişti.
Bunlar Vaelis’e aitti.
Ve şimdi Vaelis’in hayatının içinde sıkışıp kalmıştı.
Rowan gözlerini kapattı.
Panik yapmayacaktı.
Panik, düşünmeyi engellerdi.
Düşünemeyen biri ise bu dünyada uzun süre hayatta kalamazdı.
“Önce veri topla.”
Kendi kendine söylediği ilk şey buydu.
“Sonra çıkarım yap.”
Bu iki cümle, o geceden itibaren onun için bir kural haline gelecekti.
Masadaki eşyaları tek tek incelemeye başladı.
İlk olarak bir mühür dikkatini çekti.
Üzerinde kraliyet ailesine ait arma vardı.
Armanın kendisi bile Rowan’a yeterince bilgi veriyordu; bu adamın sıradan bir asker olmadığını, saraya ve doğrudan yönetime bağlı bir konumda bulunduğunu gösteriyordu.
Yanında birkaç harita duruyordu.
Haritaların üzerinde kırmızı ve siyah işaretler vardı. Bazı bölgelerin üzerine küçük semboller çizilmiş, bazı yerlerin yanına tarihler ve kısa notlar eklenmişti. Bunlar sıradan yol haritaları değildi.
Askeri harekâtlar.
Sınır bölgeleri.
İsyan noktaları.
Bir bölgenin yanındaki küçük işaret, orada birliklerin konuşlandırıldığını gösteriyordu. Başka bir işaret, operasyonun tamamlandığını anlatıyordu.
Rowan haritaya biraz daha yaklaştı.
Sonra masanın kenarında duran defteri fark etti.
Defter diğer eşyalardan daha sıradan görünüyordu.
Fakat Rowan onu eline aldığında içindeki tuhaf his yeniden ortaya çıktı.
Kapağı açtı.
İlk sayfadaki el yazısını gördü.
Düzgün.
Keskin.
Ölçülü.
Her harf aynı kararlılıkla yazılmış, hiçbir kelimede gereksiz bir süsleme kullanılmamıştı. Sanki yazan kişi duygularını kelimelerinin arasına karıştırmaktan özellikle kaçınmıştı.
Rowan birkaç saniye boyunca sayfaya baktı.
“Bu benim el yazım...”
Sonra durdu.
“Ya da bu bedenin.”
Sayfaları çevirmeye devam etti.
Birinci sayfada görevler vardı.
İkinci sayfada birliklerin durumu.
Sonraki sayfalarda kayıplar, alınan bölgeler ve verilen emirler...
“Kaybedilen birlikler.”
“Temizlenen bölgeler.”
“İsyan noktaları.”
“Emir uygulandı.”
Cümleler kısa, soğuk ve kusursuzdu.
Fakat Rowan bir şeyi fark etti.
Defterde insan yoktu.
İsimler yoktu.
Yüzler yoktu.
Ailelerden, çocuklardan, geride kalanlardan, ölenlerin son sözlerinden ya da bir askerin korkusundan bahsedilmiyordu.
Yalnızca sonuçlar vardı.
Sayılar vardı.
Tamamlanan görevler vardı.
Rowan’ın parmakları sayfanın üzerinde hareketsiz kaldı.
Bu defter bir insanın hatıralarını değil, bir makinenin çalışma raporlarını andırıyordu.
Defteri yavaşça kapattı.
“Vaelis bir asker değil...”
Sözleri odanın sessizliğinde kayboldu.
“Vaelis bir araç.”
Bu düşünce zihnine yerleştiğinde içinde garip bir soğukluk hissetti.
Bir insanın kendi iradesini bu kadar uzun süre nasıl yok sayabildiğini anlayamıyordu.
Ya da belki mesele irade değildi.
Belki Vaelis, daha çocukluğundan itibaren itaat etmeyi öğrenmişti.
Belki ona düşünmekten çok emirlere uyması öğretilmişti.
Belki de bu dünyada hayatta kalmanın tek yolunun, kendisinden istenen şeyi sorgulamadan yapmak olduğuna inanıyordu.
Rowan o gece kimseye soru sormadı.
Çünkü soru sormak dikkat çekmek demekti.
Dikkat çekmek ise henüz anlamadığı bir dünyanın içinde kendisini tehlikeye atmak anlamına geliyordu.
Bunun yerine dinlemeyi seçti.
Ertesi gün koridorlarda yürürken adımlarını yavaşlattı. Askerlerin konuşmalarını duyabilmek için zaman zaman geçişini bilinçli olarak geciktirdi. İnsanlar onu gördüklerinde konuşmalarını kesiyordu.
Bu bile başlı başına bir cevaptı.
“—Onun önünde adını anma...”
“—Prens bile—”
“—Ama emri kral vermişti.”
Son cümleyle birlikte konuşma kesildi.
Rowan başını çevirmedi.
Ama duyduklarını zihnine kazıdı.
Kral.
Prens.
Vaelis.
Ve korku.
Bu insanların Vaelis’ten korkmasının sebebi yalnızca rütbesi değildi.
Adamlar onun yanında isimlerini bile fısıldayarak söylüyordu.
Kütüphaneye girdiğinde aynı sessizlik yeniden karşısına çıktı.
Burası askerlerin bulunduğu bir yer değildi. Yüksek raflar, eski kitaplar ve yüzlerce yıllık kayıtlarla dolu bu salon, sarayın geçmişini saklayan bir hafıza gibiydi.
Kimse onu durdurmadı.
Aslında kim durdurabilirdi?
Vaelis’in karşısına çıkıp “Buraya giremezsin.” demeye cesaret edecek kaç kişi vardı?
Rowan raflar arasında ilerledi.
Kraliyet fermanlarını, askeri kayıtları ve eski operasyon raporlarını tek tek incelemeye başladı.
Sonra bir isim karşısına çıktı.
Vaelis.
Bir yerde değil.
Tekrar tekrar.
Farklı yıllarda.
Farklı bölgelerde.
Farklı operasyonlarda.
“Kraliyet Yürütücüsü.”
Rowan’ın gözleri satırların üzerinde durdu.
Bir başka kayıt:
“İsyan Bastırma Yetkisi.”
Ve hemen altında:
“Doğrudan tahta bağlı.”
Rowan birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonunda gerçeği fısıldadı.
“Yani ben...”
Cümleyi tamamlamak istemedi.
Ama tamamlamak zorundaydı.
“Kralın kirli işlerini yapan kişiyim.”
Bir süre sonra daha eski bir kayıt buldu.
Kenarları yıpranmıştı.
Sayfanın mürekkebi diğerlerinden daha soluktu.
“Prens Aurelion’un emriyle başlatılan operasyon—”
Rowan’ın gözleri satırın devamına kaydı.
“Komutan Vaelis tarafından tamamlandı.”
Altında yalnızca tek bir not vardı.
Başka bir el yazısıyla.
Kısa.
Soğuk.
“Gereğinden fazlası.”
Rowan’ın nefesi kesildi.
Parmakları sayfanın kenarında durdu.
Aurelion.
Vaelis.
Aynı olay.
Aynı geçmiş.
Ve ikisinin arasında görünenden çok daha karanlık bir bağ...
“Demek nefret buradan geliyor.”
Fakat bu cevap, yeni soruların kapısını açmaktan başka bir işe yaramadı.
Vaelis neden bu kadar sadıktı?
Kralın emirlerini neden hiç sorgulamamıştı?
Aurelion’la arasında gerçekten ne yaşanmıştı?
Ve en önemlisi...
Vaelis bütün bunları yaparken gerçekten hiçbir şey hissetmemiş miydi?
O gece Rowan aynanın karşısına geçti.
Karşısındaki yüz sertti.
Keskin çene.
Soğuk bakışlar.
İfadesiz bir yüz.
Bu yüz merhamet taşımıyormuş gibi görünüyordu.
Fakat Rowan gözlere baktığında başka bir şey gördü.
Çok derinlerde.
Neredeyse görünmeyecek kadar küçük bir çatlak.
Sanki yıllardır bastırılmış bir şey, bütün o soğukluğun altında hâlâ yaşamaya devam ediyordu.
Rowan aynaya biraz daha yaklaştı.
“Sen kimsin?”
Cevap gelmedi.
“Bu gücü neden kabul ettin?”
Yine sessizlik.
“Ve Aurelion’a neden bağlısın?”
Hiçbir cevap yoktu.
Ama artık Rowan emindi.
Vaelis’in hikâyesi, sarayın anlattığı hikâye değildi.
Ve Aurelion’un hikâyesi de onun duyduğu kadar basit değildi.
Rowan aynadan uzaklaştı.
O gece bir karar verdi.
Vaelis’in hayatını yalnızca yaşayarak anlamayacaktı.
Onu araştıracaktı.
Kayıtları okuyacak, insanları dinleyecek, sessizliklerin ardındaki gerçekleri bulacak ve bu bedenin geçmişinde saklanan her parçayı tek tek ortaya çıkaracaktı.
Çünkü burada hayatta kalmak için Vaelis’in gücü yeterli olabilirdi.
Ama bu dünyadan çıkabilmek için gerçeğe ihtiyacı vardı.
Ve Rowan artık biliyordu:
Gerçeğin merkezinde bir isim vardı.
Aurelion.
Ne kadar kaçmaya çalışırsa çalışsın, bütün yollar sonunda aynı kişiye çıkıyordu.
Ve belki de Rowan’ın bu dünyaya düşmesinin sebebi, yalnızca Vaelis’in bedenine girmek değildi.
Belki kader, onu tam olarak bu hikâyenin merkezine getirmişti.
Belki de cevapları bulabilmesinin tek yolu, Vaelis’in geçmişine inmek ve Aurelion’un sakladığı sırrı ortaya çıkarmaktı.
.......
Bölüm etkileşimi
