5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 66Şu an: 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.
  1. 1 Bölüm 11.441 kelime
  2. 2 Bölüm 21.095 kelime
  3. 3 Bölüm 31.282 kelime
  4. 4 Bölüm 41.270 kelime
  5. 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime · Okuduğun bölüm
  6. 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
  7. 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
  8. 8 8.Bölüm740 kelime
  9. 9 9.bölüm859 kelime
  10. 10 10.bölüm1.117 kelime
  11. 11 11.bölüm1.045 kelime
  12. 12 12.bölüm978 kelime
  13. 13 13.bolum1.083 kelime
  14. 14 14.bolüm865 kelime
  15. 15 15.bölüm834 kelime
  16. 16 16.bolum928 kelime
  17. 17 17.bölüm901 kelime
  18. 18 18.bolum1.000 kelime
  19. 19 19.bölüm1.008 kelime
  20. 20 20.bolum888 kelime
  21. 21 21.bölüm921 kelime
  22. 22 22.bölüm884 kelime
  23. 23 23.bolum1.008 kelime
  24. 24 24.bölüm746 kelime
  25. 25 25.bolum871 kelime
  26. 26 26.bölüm751 kelime
  27. 27 27.bölüm882 kelime
  28. 28 28.bolum569 kelime
  29. 29 29.bolum875 kelime
  30. 30 30.bolum908 kelime
  31. 31 31.bolum1.107 kelime
  32. 32 32.bolum882 kelime
  33. 33 33.bolum861 kelime
  34. 34 KARAKTERLER
  35. 35 34.bolu.1.007 kelime
  36. 36 35.bolum589 kelime
  37. 37 36.bolum919 kelime
  38. 38 37.bolum694 kelime
  39. 39 38.bolum1.088 kelime
  40. 40 38.5319 kelime
  41. 41 38.6569 kelime
  42. 42 39.bolum1.124 kelime
  43. 43 40.bolum1.182 kelime
  44. 44 41.bolum1.088 kelime
  45. 45 42.bolum1.133 kelime
  46. 46 43.bolum1.044 kelime
  47. 47 44.bolum1.013 kelime
  48. 48 45.bolum923 kelime
  49. 49 46.bolum final.1.386 kelime
  50. 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
  51. 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
  52. 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
  53. 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
  54. 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
  55. 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
  56. 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
  57. 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
  58. 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
  59. 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
  60. 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
  61. 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
  62. 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
  63. 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
  64. 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
  65. 65 Özel bölüm888 kelime
  66. 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..

Kapının dışında bekleyen askerler, içeriden gelecek tek bir emir için sessizce nöbet tutarken odanın içinde ağır ve alışılmadık bir sessizlik vardı. Meşalelerin alevleri çoktan küçülmeye başlamış, taş duvarların üzerine titreyen gölgeler düşürüyordu. Odanın köşeleri karanlığa gömülmüş, masanın üzerindeki birkaç eşya ise zayıf ışığın altında belli belirsiz seçiliyordu.

Vaelis zırhını çıkarmıştı.

Üzerinde hâlâ bir askeri disiplinin izlerini taşıyan sade kıyafetleri vardı. Omuzları dik, sırtı düz, yüzü her zamanki kadar ifadesizdi. Fakat o gece bu bedenin içinde oturan kişi aynı değildi.

Rowan, ellerine baktı.

Uzun süre hiçbir şey söylemeden yalnızca ellerini inceledi.

Bu eller...

Kılıç tutmayı biliyordu.

Bir askerin nasıl durması gerektiğini, bir savaş sırasında ne zaman saldırması, ne zaman geri çekilmesi gerektiğini biliyorlardı. Parmakları silahın kabzasını tutmaya alışkındı. Avuçlarında yılların eğitiminden kalmış sertlikler vardı.

Ve belki daha kötüsü...

Bu eller kanı tanıyordu.

Rowan bundan emindi.

Fakat hatırlamıyordu.

Bu bedenin kasları bazı hareketleri düşünmesine gerek kalmadan biliyor, ayakları koridorlarda nereye basacağını kendiliğinden buluyor, bakışları bir askerin silahını, bir muhafızın duruşunu ya da bir odadaki tehlikeli ayrıntıyı saniyeler içinde fark ediyordu.

Ama Rowan bunların hiçbirini öğrenmemişti.

Bunlar Vaelis’e aitti.

Ve şimdi Vaelis’in hayatının içinde sıkışıp kalmıştı.

Rowan gözlerini kapattı.

Panik yapmayacaktı.

Panik, düşünmeyi engellerdi.

Düşünemeyen biri ise bu dünyada uzun süre hayatta kalamazdı.

“Önce veri topla.”

Kendi kendine söylediği ilk şey buydu.

“Sonra çıkarım yap.”

Bu iki cümle, o geceden itibaren onun için bir kural haline gelecekti.

Masadaki eşyaları tek tek incelemeye başladı.

İlk olarak bir mühür dikkatini çekti.

Üzerinde kraliyet ailesine ait arma vardı.

Armanın kendisi bile Rowan’a yeterince bilgi veriyordu; bu adamın sıradan bir asker olmadığını, saraya ve doğrudan yönetime bağlı bir konumda bulunduğunu gösteriyordu.

Yanında birkaç harita duruyordu.

Haritaların üzerinde kırmızı ve siyah işaretler vardı. Bazı bölgelerin üzerine küçük semboller çizilmiş, bazı yerlerin yanına tarihler ve kısa notlar eklenmişti. Bunlar sıradan yol haritaları değildi.

Askeri harekâtlar.

Sınır bölgeleri.

İsyan noktaları.

Bir bölgenin yanındaki küçük işaret, orada birliklerin konuşlandırıldığını gösteriyordu. Başka bir işaret, operasyonun tamamlandığını anlatıyordu.

Rowan haritaya biraz daha yaklaştı.

Sonra masanın kenarında duran defteri fark etti.

Defter diğer eşyalardan daha sıradan görünüyordu.

Fakat Rowan onu eline aldığında içindeki tuhaf his yeniden ortaya çıktı.

Kapağı açtı.

İlk sayfadaki el yazısını gördü.

Düzgün.

Keskin.

Ölçülü.

Her harf aynı kararlılıkla yazılmış, hiçbir kelimede gereksiz bir süsleme kullanılmamıştı. Sanki yazan kişi duygularını kelimelerinin arasına karıştırmaktan özellikle kaçınmıştı.

Rowan birkaç saniye boyunca sayfaya baktı.

“Bu benim el yazım...”

Sonra durdu.

“Ya da bu bedenin.”

Sayfaları çevirmeye devam etti.

Birinci sayfada görevler vardı.

İkinci sayfada birliklerin durumu.

Sonraki sayfalarda kayıplar, alınan bölgeler ve verilen emirler...

“Kaybedilen birlikler.”

“Temizlenen bölgeler.”

“İsyan noktaları.”

“Emir uygulandı.”

Cümleler kısa, soğuk ve kusursuzdu.

Fakat Rowan bir şeyi fark etti.

Defterde insan yoktu.

İsimler yoktu.

Yüzler yoktu.

Ailelerden, çocuklardan, geride kalanlardan, ölenlerin son sözlerinden ya da bir askerin korkusundan bahsedilmiyordu.

Yalnızca sonuçlar vardı.

Sayılar vardı.

Tamamlanan görevler vardı.

Rowan’ın parmakları sayfanın üzerinde hareketsiz kaldı.

Bu defter bir insanın hatıralarını değil, bir makinenin çalışma raporlarını andırıyordu.

Defteri yavaşça kapattı.

“Vaelis bir asker değil...”

Sözleri odanın sessizliğinde kayboldu.

“Vaelis bir araç.”

Bu düşünce zihnine yerleştiğinde içinde garip bir soğukluk hissetti.

Bir insanın kendi iradesini bu kadar uzun süre nasıl yok sayabildiğini anlayamıyordu.

Ya da belki mesele irade değildi.

Belki Vaelis, daha çocukluğundan itibaren itaat etmeyi öğrenmişti.

Belki ona düşünmekten çok emirlere uyması öğretilmişti.

Belki de bu dünyada hayatta kalmanın tek yolunun, kendisinden istenen şeyi sorgulamadan yapmak olduğuna inanıyordu.

Rowan o gece kimseye soru sormadı.

Çünkü soru sormak dikkat çekmek demekti.

Dikkat çekmek ise henüz anlamadığı bir dünyanın içinde kendisini tehlikeye atmak anlamına geliyordu.

Bunun yerine dinlemeyi seçti.

Ertesi gün koridorlarda yürürken adımlarını yavaşlattı. Askerlerin konuşmalarını duyabilmek için zaman zaman geçişini bilinçli olarak geciktirdi. İnsanlar onu gördüklerinde konuşmalarını kesiyordu.

Bu bile başlı başına bir cevaptı.

“—Onun önünde adını anma...”

“—Prens bile—”

“—Ama emri kral vermişti.”

Son cümleyle birlikte konuşma kesildi.

Rowan başını çevirmedi.

Ama duyduklarını zihnine kazıdı.

Kral.

Prens.

Vaelis.

Ve korku.

Bu insanların Vaelis’ten korkmasının sebebi yalnızca rütbesi değildi.

Adamlar onun yanında isimlerini bile fısıldayarak söylüyordu.

Kütüphaneye girdiğinde aynı sessizlik yeniden karşısına çıktı.

Burası askerlerin bulunduğu bir yer değildi. Yüksek raflar, eski kitaplar ve yüzlerce yıllık kayıtlarla dolu bu salon, sarayın geçmişini saklayan bir hafıza gibiydi.

Kimse onu durdurmadı.

Aslında kim durdurabilirdi?

Vaelis’in karşısına çıkıp “Buraya giremezsin.” demeye cesaret edecek kaç kişi vardı?

Rowan raflar arasında ilerledi.

Kraliyet fermanlarını, askeri kayıtları ve eski operasyon raporlarını tek tek incelemeye başladı.

Sonra bir isim karşısına çıktı.

Vaelis.

Bir yerde değil.

Tekrar tekrar.

Farklı yıllarda.

Farklı bölgelerde.

Farklı operasyonlarda.

“Kraliyet Yürütücüsü.”

Rowan’ın gözleri satırların üzerinde durdu.

Bir başka kayıt:

“İsyan Bastırma Yetkisi.”

Ve hemen altında:

“Doğrudan tahta bağlı.”

Rowan birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.

Sonunda gerçeği fısıldadı.

“Yani ben...”

Cümleyi tamamlamak istemedi.

Ama tamamlamak zorundaydı.

“Kralın kirli işlerini yapan kişiyim.”

Bir süre sonra daha eski bir kayıt buldu.

Kenarları yıpranmıştı.

Sayfanın mürekkebi diğerlerinden daha soluktu.

“Prens Aurelion’un emriyle başlatılan operasyon—”

Rowan’ın gözleri satırın devamına kaydı.

“Komutan Vaelis tarafından tamamlandı.”

Altında yalnızca tek bir not vardı.

Başka bir el yazısıyla.

Kısa.

Soğuk.

“Gereğinden fazlası.”

Rowan’ın nefesi kesildi.

Parmakları sayfanın kenarında durdu.

Aurelion.

Vaelis.

Aynı olay.

Aynı geçmiş.

Ve ikisinin arasında görünenden çok daha karanlık bir bağ...

“Demek nefret buradan geliyor.”

Fakat bu cevap, yeni soruların kapısını açmaktan başka bir işe yaramadı.

Vaelis neden bu kadar sadıktı?

Kralın emirlerini neden hiç sorgulamamıştı?

Aurelion’la arasında gerçekten ne yaşanmıştı?

Ve en önemlisi...

Vaelis bütün bunları yaparken gerçekten hiçbir şey hissetmemiş miydi?

O gece Rowan aynanın karşısına geçti.

Karşısındaki yüz sertti.

Keskin çene.

Soğuk bakışlar.

İfadesiz bir yüz.

Bu yüz merhamet taşımıyormuş gibi görünüyordu.

Fakat Rowan gözlere baktığında başka bir şey gördü.

Çok derinlerde.

Neredeyse görünmeyecek kadar küçük bir çatlak.

Sanki yıllardır bastırılmış bir şey, bütün o soğukluğun altında hâlâ yaşamaya devam ediyordu.

Rowan aynaya biraz daha yaklaştı.

“Sen kimsin?”

Cevap gelmedi.

“Bu gücü neden kabul ettin?”

Yine sessizlik.

“Ve Aurelion’a neden bağlısın?”

Hiçbir cevap yoktu.

Ama artık Rowan emindi.

Vaelis’in hikâyesi, sarayın anlattığı hikâye değildi.

Ve Aurelion’un hikâyesi de onun duyduğu kadar basit değildi.

Rowan aynadan uzaklaştı.

O gece bir karar verdi.

Vaelis’in hayatını yalnızca yaşayarak anlamayacaktı.

Onu araştıracaktı.

Kayıtları okuyacak, insanları dinleyecek, sessizliklerin ardındaki gerçekleri bulacak ve bu bedenin geçmişinde saklanan her parçayı tek tek ortaya çıkaracaktı.

Çünkü burada hayatta kalmak için Vaelis’in gücü yeterli olabilirdi.

Ama bu dünyadan çıkabilmek için gerçeğe ihtiyacı vardı.

Ve Rowan artık biliyordu:

Gerçeğin merkezinde bir isim vardı.

Aurelion.

Ne kadar kaçmaya çalışırsa çalışsın, bütün yollar sonunda aynı kişiye çıkıyordu.

Ve belki de Rowan’ın bu dünyaya düşmesinin sebebi, yalnızca Vaelis’in bedenine girmek değildi.

Belki kader, onu tam olarak bu hikâyenin merkezine getirmişti.

Belki de cevapları bulabilmesinin tek yolu, Vaelis’in geçmişine inmek ve Aurelion’un sakladığı sırrı ortaya çıkarmaktı.

.......

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

24okunma 9beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.