Bölüm 2

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 66Şu an: Bölüm 2
  1. 1 Bölüm 11.441 kelime
  2. 2 Bölüm 21.095 kelime · Okuduğun bölüm
  3. 3 Bölüm 31.282 kelime
  4. 4 Bölüm 41.270 kelime
  5. 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
  6. 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
  7. 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
  8. 8 8.Bölüm740 kelime
  9. 9 9.bölüm859 kelime
  10. 10 10.bölüm1.117 kelime
  11. 11 11.bölüm1.045 kelime
  12. 12 12.bölüm978 kelime
  13. 13 13.bolum1.083 kelime
  14. 14 14.bolüm865 kelime
  15. 15 15.bölüm834 kelime
  16. 16 16.bolum928 kelime
  17. 17 17.bölüm901 kelime
  18. 18 18.bolum1.000 kelime
  19. 19 19.bölüm1.008 kelime
  20. 20 20.bolum888 kelime
  21. 21 21.bölüm921 kelime
  22. 22 22.bölüm884 kelime
  23. 23 23.bolum1.008 kelime
  24. 24 24.bölüm746 kelime
  25. 25 25.bolum871 kelime
  26. 26 26.bölüm751 kelime
  27. 27 27.bölüm882 kelime
  28. 28 28.bolum569 kelime
  29. 29 29.bolum875 kelime
  30. 30 30.bolum908 kelime
  31. 31 31.bolum1.107 kelime
  32. 32 32.bolum882 kelime
  33. 33 33.bolum861 kelime
  34. 34 KARAKTERLER
  35. 35 34.bolu.1.007 kelime
  36. 36 35.bolum589 kelime
  37. 37 36.bolum919 kelime
  38. 38 37.bolum694 kelime
  39. 39 38.bolum1.088 kelime
  40. 40 38.5319 kelime
  41. 41 38.6569 kelime
  42. 42 39.bolum1.124 kelime
  43. 43 40.bolum1.182 kelime
  44. 44 41.bolum1.088 kelime
  45. 45 42.bolum1.133 kelime
  46. 46 43.bolum1.044 kelime
  47. 47 44.bolum1.013 kelime
  48. 48 45.bolum923 kelime
  49. 49 46.bolum final.1.386 kelime
  50. 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
  51. 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
  52. 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
  53. 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
  54. 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
  55. 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
  56. 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
  57. 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
  58. 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
  59. 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
  60. 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
  61. 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
  62. 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
  63. 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
  64. 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
  65. 65 Özel bölüm888 kelime
  66. 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..

Vaelis doğrulmaya çalıştığı anda başının içinde keskin bir ağrı yayıldı.

Sanki kafatasının içinde görünmeyen bir şey ağır ağır sıkılıyor, her hareketinde biraz daha baskı uyguluyordu. Elini şakağına götürdü ve gözlerini birkaç saniyeliğine kapattı. Nefesini düzenlemeye çalışırken üzerine giydirilmiş olan zırhın ağırlığını bir kez daha hissetti.

Zırh ağırdı.

Omuzlarına, göğsüne ve sırtına çöken metal parçaları, hareketlerini doğal olmaktan çıkarıyordu. Fakat asıl rahatsız edici olan ağırlığı değildi.

Bu beden…

Güçlüydü.

Bunu hissedebiliyordu.

Kasları alışılmadık derecede sağlamdı. Vücudu, uzun süre savaşmaya ve ağır silahlar taşımaya alışmış gibiydi. Dengesi, refleksleri ve hatta nefes alış biçimi bile Rowan’ın bedeninden farklıydı.

Ama bütün bu güç ona ait değildi.

Sanki başka birinin hayatına ait bir bedenin içine zorla yerleştirilmişti.

Ve beden, sahibini hâlâ hatırlıyordu.

Vaelis birkaç saniye boyunca ellerine baktı.

Parmaklarını hareket ettirdi.

Elini sıktı.

Açtı.

Her hareket doğal görünüyordu.

Fakat zihninde hiçbir anı oluşmuyordu.

Bu eller daha önce kaç kez kılıç tutmuştu?

Kaç insanın elini sıkmıştı?

Kaç savaşa katılmıştı?

Kaç kez Aurelion’un önünde durmuştu?

Rowan hiçbirini bilmiyordu.

Bilmediği her şey, göğsünde biraz daha ağır bir baskıya dönüşüyordu.

Karşısında diz çökmüş olan asker hâlâ onu dikkatle izliyordu.

Adamın yüzündeki endişe hiç kaybolmamıştı.

“Yerinizden kalkmayın, Komutan,” dedi sonunda. “Henüz kendinize gelmiş sayılmazsınız. Prens—”

Asker cümlesini tamamlayamadı.

Çünkü koridordan bir ses geldi.

Adımlar.

Yavaş.

Düzenli.

Kararlı.

Taş zemine her basışta çıkan ses, odanın içine kadar ulaşıyordu.

Acele etmeyen birinin adımlarıydı bunlar.

Sanki o kişinin yürüdüğü yerde herkesin kenara çekileceğinden emin olması gibi, hiçbir adımında tereddüt yoktu.

Bir.

İki.

Üç.

Ses giderek yaklaştı.

Odanın içindeki asker başını kaldırdı.

Sonra yüzündeki ifade bir anda değişti.

Hemen ayağa kalkmadı.

Aksine dizlerinin üzerinde daha da dikleşerek başını eğdi.

“Majesteleri…”

Tek kelimeydi.

Fakat o kelimeyle birlikte odadaki hava değişti.

Vaelis bunu açıklayamıyordu.

Kimsenin ona bir şey söylemesine gerek yoktu.

Birinin geldiğini, gelen kişinin sıradan biri olmadığını ve odadaki herkesin ona karşı nasıl davranması gerektiğini bildiğini hissedebiliyordu.

Daha da garip olan ise, kendi bedeninin de bunu biliyor olmasıydı.

Rowan’ın zihni hâlâ hiçbir şey anlamıyordu.

Ama Vaelis’in bedeni…

Hatırlıyordu.

Vaelis içgüdüsel olarak doğruldu.

Nasıl yaptığını bilmiyordu.

Kimse ona kalkmasını söylememişti.

Buna rağmen sırtı kendiliğinden dikleşti, omuzları geriye gitti ve bakışları kapıya çevrildi.

Sanki bu beden, karşısına çıkacak kişiyi çok uzun zamandır tanıyordu.

Kapı açıldı.

Ve Aurelion içeri girdi.

İlk bakışta Rowan’ın beklediği kişi değildi.

Bir prensin daha gösterişli, daha ulaşılmaz ya da daha yaşlı görünmesini beklemişti.

Aurelion beklediğinden gençti.

Fakat gençliği, taşıdığı otoriteyi hiçbir şekilde azaltmıyordu.

Aksine, yüzündeki sakinlik onu daha da tehlikeli gösteriyordu.

Üzerindeki koyu renkli giysiler, altın işlemelerle dikkat çekici hâle getirilmişti. Kumaş omuzlarından kusursuz bir biçimde düşüyor, yürüdükçe yalnızca hafifçe hareket ediyordu.

Uzun saçları ensesinde toplanmıştı.

Yüzünde neredeyse hiçbir duygu okunmuyordu.

Ne öfke vardı.

Ne şaşkınlık.

Ne de korku.

Sadece sakinlik.

Fakat gözleri…

Gözleri bambaşkaydı.

Aurelion’un bakışları, bir prensin bakışlarından çok daha ağırdı.

Bir kralın bakışları gibiydi.

Henüz tahta çıkmamış olsa bile, karşısındaki insanın kim olduğunu yalnızca birkaç saniyede anlayabilecek birinin bakışlarıydı bunlar.

Aurelion odaya girdiğinde asker başını daha da eğdi.

Vaelis ise olduğu yerde kaldı.

İki çift göz birbirine kilitlendi.

Ve sessizlik başladı.

Uzun bir sessizlikti.

Kimse konuşmadı.

Aurelion yalnızca Vaelis’e baktı.

Öylece.

Sanki karşısındaki kişinin yüzünde bir cevap arıyordu.

Vaelis bu bakışın altında garip bir huzursuzluk hissetti.

Çünkü Aurelion ona bir yabancı gibi bakmıyordu.

Birini tanımaya çalışan biri gibi de bakmıyordu.

Aksine…

Bir şeyin değiştiğini fark etmiş bir insan gibi bakıyordu.

Aurelion’un bakışları yavaşça Vaelis’in yüzünde gezindi.

Kaşlarına.

Gözlerine.

Dudaklarına.

Sonra yeniden gözlerine döndü.

Prens nihayet konuştu.

“Gözlerin…”

Sesi alçaktı.

Ama odadaki herkes duydu.

Aurelion birkaç saniye sustu.

“…değişmiş.”

Vaelis’in kalbi hızlandı.

Ne demek istediğini bilmiyordu.

Aynaya bakmamıştı.

Kendi yüzünü bile doğru düzgün görmemişti.

Ama Aurelion bunu bir bakışta fark etmişti.

Vaelis’in boğazı kurudu.

“Majesteleri…”

Kelime ağzından düşünmeden çıktı.

Vaelis’in kendisi bile şaşırdı.

Bu kelimeyi nereden bildiğini bilmiyordu.

Fakat beden biliyordu.

Beden, Aurelion’a nasıl hitap edilmesi gerektiğini biliyordu.

Nasıl durması gerektiğini biliyordu.

Nerede susması gerektiğini biliyordu.

Rowan’ın zihninde hiçbir anı olmamasına rağmen, Vaelis’in bedeni hâlâ eski hayatının kurallarına itaat ediyordu.

Aurelion bunu da fark etmişti.

Bakışları hafifçe daraldı.

Vaelis devam etti.

“İyiyim.”

Bu kez sesini olabildiğince sakin tutmaya çalıştı.

Aurelion’un dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

Ama gözleri gülmüyordu.

“Hayır.”

Tek kelime.

Kesin.

Sakin.

Ve tartışmaya yer bırakmayacak kadar net.

Aurelion bir adım attı.

Vaelis’in bedeni istemsizce gerildi.

Prens bir adım daha attı.

Aralarındaki mesafe giderek azaldı.

Vaelis geri çekilmek istedi.

Ama bedeni hareket etmedi.

Sanki ayakları taş zemine sabitlenmişti.

Ya da daha doğrusu…

Bu beden geri çekilmeyi reddediyordu.

Aurelion artık birkaç adım ötesindeydi.

Başını hafifçe yana eğdi.

Vaelis’in gözlerine dikkatle baktı.

“Senin bir şey söylemeden önce gözlerini kaçırdığını hatırlıyorum.”

Vaelis’in nefesi kesildi.

Aurelion devam etti.

“Yalan söylediğinde sağ elinin parmaklarını sıktığını…”

Vaelis farkında olmadan ellerine baktı.

Parmakları gerçekten de sıkılmıştı.

Aurelion’un bakışlarında çok kısa bir parıltı belirdi.

“Ve korktuğunda bunu belli etmemek için çeneni kaldırdığını da.”

Vaelis’in kalbi daha hızlı atmaya başladı.

Bu adam…

Vaelis’i gerçekten tanıyordu.

Hem de yüzeysel olarak değil.

Aurelion, onun en küçük hareketlerini bile biliyordu.

Rowan içinse bütün bunlar yabancıydı.

Aurelion’un söyledikleri başka bir insanın hayatına ait anılardı.

Fakat onları dinlerken göğsünde garip bir baskı oluşuyordu.

Sanki bedeninin içinde bir yerlerde, hatırlanmayan anılar uyanmaya çalışıyordu.

Bir görüntü.

Bir ses.

Bir oda.

Aurelion’un yüzü.

Fakat hiçbir şey tam olarak ortaya çıkmıyordu.

Sadece kısa ve belirsiz hisler vardı.

Vaelis’in zihni boştu.

Ama bedeni…

Susmuyordu.

Aurelion bir adım daha yaklaştı.

Şimdi aralarındaki mesafe tehlikeli derecede kısaydı.

Vaelis onun yüzündeki en küçük ayrıntıyı bile görebiliyordu.

Sakin bakışlarını.

Kontrollü nefesini.

Ve gözlerinin arkasında sakladığı şüpheyi.

Aurelion’un sesi daha da alçaldı.

“Beni hatırlamıyor musun, Vaelis?”

İsmin onun dudaklarından çıkmasıyla birlikte Vaelis’in göğsünde garip bir baskı oluştu.

Bu yalnızca bir isim değildi.

Sanki o isimle birlikte başka bir hayatın kapısı aralanmıştı.

Vaelis…

Bir komutan.

Aurelion’un güvendiği biri.

Belki de en güvendiği kişi.

Ama Rowan bunların hiçbirini bilmiyordu.

Aurelion ise karşısındaki insanın artık aynı kişi olmadığını çoktan anlamış gibiydi.

Vaelis cevap vermedi.

Veremedi.

Çünkü ne söylerse söylesin, yanlış olacaktı.

Aurelion gözlerini ondan ayırmadı.

Sonunda hafifçe gülümsedi.

Bu kez gülümsemesinde sıcaklık yoktu.

Daha çok bir keşfin verdiği merak vardı.

“İlginç…”

Vaelis’in kaşları hafifçe çatıldı.

Aurelion’un sesi fısıltıya döndü.

“Çünkü sen bana baktığında…”

Kısa bir sessizlik oldu.

“…sanki beni ilk kez görüyormuşsun gibi bakıyorsun.”

Vaelis’in kalbi duracak gibi oldu.

Aurelion başını biraz daha eğdi.

“Ve bu…”

Gözleri Vaelis’in gözlerine kilitlendi.

“…çok ilginç.”

O anda Vaelis bir şeyi anladı.

Bu dünyada onu bekleyen en büyük tehlikenin kim olduğunu henüz bilmiyordu.

Düşmanlarını tanımıyordu.

Krallığın sınırlarını bilmiyordu.

Bu bedenin geçmişini bilmiyordu.

Kimlerin dost, kimlerin düşman olduğunu bilmiyordu.

Ama bir şeyi biliyordu.

Aurelion kandırılabilecek biri değildi.

Ve Rowan’ın sahip olduğu en büyük sır…

Vaelis olmadığı gerçeğiydi.

Aurelion ise bu sırrı ortaya çıkarabilecek ilk kişiydi.

Vaelis, prensin gözlerine bakarken içinden tek bir düşünce geçti:

Bu dünyada yalnızca düşmanları yoktu.

Aurelion…

Onun en büyük sınavı olacaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

67okunma 13beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.