21.bölüm

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 66Şu an: 21.bölüm
  1. 1 Bölüm 11.441 kelime
  2. 2 Bölüm 21.095 kelime
  3. 3 Bölüm 31.282 kelime
  4. 4 Bölüm 41.270 kelime
  5. 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
  6. 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
  7. 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
  8. 8 8.Bölüm740 kelime
  9. 9 9.bölüm859 kelime
  10. 10 10.bölüm1.117 kelime
  11. 11 11.bölüm1.045 kelime
  12. 12 12.bölüm978 kelime
  13. 13 13.bolum1.083 kelime
  14. 14 14.bolüm865 kelime
  15. 15 15.bölüm834 kelime
  16. 16 16.bolum928 kelime
  17. 17 17.bölüm901 kelime
  18. 18 18.bolum1.000 kelime
  19. 19 19.bölüm1.008 kelime
  20. 20 20.bolum888 kelime
  21. 21 21.bölüm921 kelime · Okuduğun bölüm
  22. 22 22.bölüm884 kelime
  23. 23 23.bolum1.008 kelime
  24. 24 24.bölüm746 kelime
  25. 25 25.bolum871 kelime
  26. 26 26.bölüm751 kelime
  27. 27 27.bölüm882 kelime
  28. 28 28.bolum569 kelime
  29. 29 29.bolum875 kelime
  30. 30 30.bolum908 kelime
  31. 31 31.bolum1.107 kelime
  32. 32 32.bolum882 kelime
  33. 33 33.bolum861 kelime
  34. 34 KARAKTERLER
  35. 35 34.bolu.1.007 kelime
  36. 36 35.bolum589 kelime
  37. 37 36.bolum919 kelime
  38. 38 37.bolum694 kelime
  39. 39 38.bolum1.088 kelime
  40. 40 38.5319 kelime
  41. 41 38.6569 kelime
  42. 42 39.bolum1.124 kelime
  43. 43 40.bolum1.182 kelime
  44. 44 41.bolum1.088 kelime
  45. 45 42.bolum1.133 kelime
  46. 46 43.bolum1.044 kelime
  47. 47 44.bolum1.013 kelime
  48. 48 45.bolum923 kelime
  49. 49 46.bolum final.1.386 kelime
  50. 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
  51. 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
  52. 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
  53. 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
  54. 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
  55. 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
  56. 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
  57. 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
  58. 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
  59. 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
  60. 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
  61. 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
  62. 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
  63. 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
  64. 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
  65. 65 Özel bölüm888 kelime
  66. 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..

Dünyanın Kendisi

Sarayın içindeki hava değişti.
Bunu ilk fark eden Rowan oldu.
Başlangıçta bunun yalnızca savaşın ardından sarayın üzerine çöken ağır atmosfer olduğunu düşündü. Duvarların arasından süzülen duman, uzaktan gelen bağırışlar ve taş zeminde yankılanan ayak sesleri zaten havayı olduğundan daha yoğun hâle getiriyordu. Fakat birkaç saniye sonra bunun savaşla ilgisi olmadığını anladı.
Bir şey…
uyanıyordu.
Sanki sarayın kendisi nefes almaya başlamıştı.
Taş duvarların derinliklerinden ince, sürekli bir uğultu yükseliyor; sütunların arasında dolaşan hava görünmez bir akıntıya dönüşüyor ve salonun tam ortasındaki boşluk giderek yoğunlaşıyordu. Rowan’ın teninde ürperti oluştu.
Aurelion da bunu hissetmişti.
Elini kaldırdı.
Parmaklarına baktı.
“Ellerim…” dedi kısık bir sesle.
Bir an durdu.
“Titriyor.”
Rowan ona baktı.
Aurelion’un yüzünde daha önce görmediği bir ifade vardı. Korku değildi yalnızca. Sanki bedeni, zihninin henüz anlayamadığı bir şeyi çoktan fark etmişti.
Sonra—
Zemin çatladı.
Aurelion geriye çekildi.
Rowan’ın kalbi hızla çarpmaya başladı.
Fakat birkaç saniye sonra bunun sıradan bir yıkım olmadığını fark etti.
Çatlaklar rastgele ilerlemiyordu.
Duvarlara doğru uzanmıyor, taşları parçalamıyor ya da salonun temelini çökertecek şekilde derinleşmiyordu.
Aksine…
Düzenliydi.
Birbirini takip eden çizgiler hâlinde ilerliyor, salonun ortasında kusursuz bir daire oluşturuyordu.
Rowan’ın gözleri büyüdü.
O şekli tanıyordu.
Kitapta gördükleri sembollerin aynısıydı.
Üç daire.
Üç yol.
Üç kader.
“Bu…”
Rowan birkaç adım geri çekildi.
“Burada olmamalıydı.”
Sözleri daha ağzından çıkar çıkmaz zeminin ortasından yoğun bir ışık yükseldi.
Fakat ışık yukarıdan gelmiyordu.
Gökyüzünden, pencerelerden ya da sarayın içindeki herhangi bir kaynaktan değil…
zeminin kendisinden doğuyordu.
Taşların arasından yükselen ışık giderek büyüdü.
Salonun duvarları aydınlandı.
Gölgeye gömülmüş sütunlar ortaya çıktı.
Ve ardından ışığın merkezinde bir şekil belirdi.
Rowan’ın nefesi kesildi.
Kitap.
Ama bu, daha önce gördükleri kitap değildi.
Artık küçük değildi.
Artık bir insanın elinde taşıyabileceği, masanın üzerine bırakılabilecek sıradan bir nesne değildi.
Salonun ortasında yükselen devasa yapı, insan boyunu aşan siyah bir monolite benziyordu.
Kalın cildi taştan yapılmış gibiydi.
Üzerinde mürekkep yoktu.
Yazılar sayfalara yazılmamıştı.
Kazınmıştı.
Sanki birileri binlerce yıl boyunca taşın içine kelimeleri işlemişti.
Aurelion’un gözleri büyüdü.
“Bu…”

Bakışlarını devasa kitaptan ayırmadan sordu:
“Senin getirdiğin şey mi?”
Rowan başını yavaşça salladı.
“Hayır.”
Sesindeki korku artık gizlenemiyordu.
“Bu…”
Bir an durdu.
“...kendini getirdi.”
Kitabın kapağı ağır ağır aralandı.
Çıkan ses, salonun tamamını doldurdu.
Bu bir kapak açılma sesi değildi.
Daha çok eski bir kapının, yüzyıllar sonra ilk kez hareket etmesine benziyordu.
Ardından sayfalar çevrildi.
Fakat bunlar da kâğıt değildi.
Her sayfa ince bir taş levha gibiydi.
Levhaların üzerinde harfler kendiliğinden ortaya çıkıyor, fakat yazılmıyorlardı.
Kazınıyorlardı.
Taşın yüzeyi parçalanıyor ve kelimeler onun içine işleniyordu.
Sonunda herkesin görebileceği kadar büyük harflerle tek bir cümle belirdi.
SEÇİM GERÇEKLEŞTİ.
Rowan’ın kalbi duracakmış gibi oldu.
“Hayır…”
Fısıltısı kendi kulağına bile zor ulaştı.
Aurelion kitaba bakıyordu.
Tam o sırada sarayın başka bir bölümünden bağırışlar yükseldi.
Ardından ağır ayak sesleri duyuldu.
Muhafızlar salona koşarak girdi.
Fakat içeri adım attıkları anda…
hepsi durdu.
Birbirlerine baktılar.
Sonra hiçbir emir verilmeden aynı anda diz çöktüler.
Rowan’ın bakışları üzerlerinde dolaştı.
Fakat kısa süre sonra neyin önünde diz çöktüklerini fark etti.
Aurelion’un önünde değillerdi.
Kitabın önündeydiler.
Rowan’ın boğazı kurudu.
“Hayır…”
Bir adım geriye çekildi.
“Hayır, böyle olmamalı.”
Kitabın taş yüzeyinde yeni harfler oluşmaya başladı.
KADER, ARTIK GİZLİ DEĞİLDİR.
Aurelion yavaşça öne çıktı.
Muhafızların hiçbirine bakmadı.
Gözlerini doğrudan kitaba dikti.
“Beni mi seçtin?”
Sesi salonun içinde yankılandı.
Kitap cevap vermedi.
En azından insan kulağının duyabileceği bir sesle.
Fakat bir titreşim bütün salonu kapladı.
Taş zemin hafifçe sarsıldı.
Muhafızların başları aynı anda kalktı.
Ve sonra aynı cümle, hiçbir ağızdan çıkmadan herkesin zihninde belirdi.
HAYATTA KALAN, YÜKÜ TAŞIR.
Aurelion’un yüzü gerildi.
Rowan hiç düşünmeden onun kolunu tuttu.
“Bu şey seni kullanıyor.”
Aurelion ona baktı.
Gözlerinde öfke yoktu.
Yalnızca yorgunluk vardı.
“Ya krallığı kurtaracaksa?”
Rowan sustu.
Aurelion devam etti.
“Babam öldü.”
Sesindeki kırılma çok küçüktü.
Ama Rowan onu duydu.
“Halkım yanıyor.”
Aurelion başını tekrar kitaba çevirdi.
“Eğer bunun bir anlamı varsa…”
Cümlesini tamamlayamadı.
Çünkü kitap yeniden hareket etti.
Devasa taş sayfalardan biri çevrildi.
Bu kez yazılanlar gelecek değildi.
Ne bir kehanet vardı ne de ihtimal.
Şimdi vardı.
İSYAN YAYILACAK.
Yeni bir satır.
KAN, TAHTI TEMİZLEYECEK.
Ve son olarak:
PRENS, KRAL OLACAK.
Salon sarsıldı.
Sütunlardan küçük taş parçaları yere düştü.
Muhafızlardan biri kapıya doğru koştu.
Tam o sırada dışarıdan yeni bir ses duyuldu.
“Majesteleri!”
Başka bir asker salona girdi.
Nefesi kesilmişti.
“Şehir kapıları düştü!”
Aurelion’un yüzü sertleşti.
O anda Rowan, onun omuzlarına görünmeyen bir ağırlığın çöktüğünü gördü.
Tahtın ağırlığı.
Krallığın ağırlığı.
Ölen insanların ağırlığı.
Ve kitabın onun üzerine yazdığı kaderin ağırlığı…
Aurelion artık yalnızca hayatta kalan prens değildi.
Kitap onu yavaş yavaş hükümdara dönüştürüyordu.
Rowan ise bunun ne anlama geldiğini biliyordu.
Bir hükümdarın doğuşu bazen bir tacın başa konulmasıyla gerçekleşmezdi.
Bazen…
herkesin senden bir şey beklemeye başlamasıyla gerçekleşirdi.
Rowan kitabın önüne geçti.
“Bunu durdurmanın bir yolu olmalı.”
Kitabın sayfaları sessizce hareket etti.
Ardından taş yüzeyde iki yeni cümle belirdi.
YAZILAN GERİ ALINMAZ.
Rowan’ın yüzü gerildi.
Bir sonraki satır oluştu.
SADECE BEDEL DEĞİŞTİRİLEBİLİR.
Rowan’ın kalbi sıkıştı.
Bedel.
Bu kelime artık kitabın dilinde yalnızca bir kelime değildi.
Daha önce her yolun sonunda bir bedel vardı.
Aurelion’un hayatı…
Krallığın geleceği…
Rowan’ın kendisi…
Ve şimdi kitap, bedelin henüz ödenmediğini söylüyordu.
Aurelion yavaşça Rowan’a döndü.
“Bu ne demek?”
Rowan cevap vermeden önce uzun süre sustu.
Gözleri kitabın taş sayfalarındaki yazılarda kaldı.
Sonunda yutkundu.
“Birinin…”
Sesi gittikçe alçaldı.
“...daha fazlasını kaybetmesi gerekecek.”
Aurelion’un bakışları Rowan’ın yüzünde sabitlendi.
Ve o anda Rowan anladı.
Kitap artık onların geleceğini yazan bir araç değildi.
Onu okuyup anlamaya çalışan bir rehber de değildi.
Hatta yalnızca kaderi belirleyen bir güç bile değildi.
Kitap, bu dünyanın kendisiydi.
Duvarların içinde yaşıyor…
Zamanın içinde hareket ediyor…
İnsanların seçimlerini yönlendiriyor…
Ve gerektiğinde kendi kurallarını yeniden yazıyordu.
Rowan ilk kez gerçeği bütün ağırlığıyla hissetti.
Onlar kitabın içinde yaşamıyorlardı.
Kitap onların içinde yaşıyordu.
Ve şimdi…
hikâyenin kendisi uyanmıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.