18. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡18.bolum
Bölümler 66Şu an: 18.bolum
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Üç Yol
Kitap bir kez daha kendi kendine açıldı.
Fakat bu kez önceki seferlerde olduğu gibi sayfalar birbirine çarpmadı, rüzgârın görünmez bir eli tarafından savrulmadı ya da odanın içinde huzursuzca titremedi. Aksine, sanki ne yaptığını biliyormuş gibi, ağır ve ölçülü hareketlerle birkaç sayfa çevrildi ve sonunda tam ortasında durdu.
Sessizlik çöktü.
Öylesine derin bir sessizlikti ki Rowan kendi nefesinin sesini bile fazla yüksek buldu.
Aurelion da kıpırdamıyordu.
İkisinin de gözleri aynı noktaya kilitlenmişti.
Bu sayfa sıradan değildi.
Rowan bunu daha ilk bakışta anlamıştı.
Sayfanın üst kısmında hiçbir başlık bulunmuyordu. Ne bölüm adı vardı ne tarih ne de kitabın daha önce kullandığı o anlaşılmaz açıklamalardan biri.
Sadece üç daire çizilmişti.
Yan yana değil.
Birbirlerinden belirli bir mesafeyle ayrılmış, sanki her biri farklı bir kapıyı temsil ediyormuş gibi sayfanın ortasına yerleştirilmişlerdi.
Birinci daire tamamen siyaha boyanmıştı.
İkincisi koyu kırmızıydı.
Üçüncüsü ise neredeyse görünmeyecek kadar soluktu. Sanki birileri onu çizmiş, ardından pişman olup silmeye çalışmıştı.
Rowan birkaç saniye boyunca yalnızca o üç daireye baktı.
İçinde kötü bir his yükseldi.
Bu, daha önce hissettiği korkuya benzemiyordu.
Bu kez korkunun kaynağı ne olacağını bilmemek değildi.
Tam tersine…
Bir şeyin seçeneklerini görmekten korkuyordu.
Parmakları sayfanın kenarında istemsizce gerildi.
Sonunda okumaya başladı.
I. YOL
“Prens Aurelion ölür.”
“Taht korunur.”
“Krallık hayatta kalır.”
Rowan’ın gözleri son satırda durdu.
Ve dünya bir anda değişti.
Görüntüler zihnine doldu.
Taş bir salon…
Soğuk ve yüksek duvarlar…
Sarayın ağır sütunları arasında yankılanan sessizlik…
Aurelion dizlerinin üzerinde duruyordu.
Üzerindeki kıyafetler dağılmış, başı hafifçe öne eğilmişti. Karşısında ise kral vardı. Yüzünde en ufak bir tereddüt yoktu.
Sonra bir emir duyuldu.
Keskin.
Soğuk.
Geri dönüşü olmayan bir emir.
Rowan görüntünün devamını görmek istemedi.
Ama kitap ona bunu seçme hakkı vermiyordu.
Kalabalık susuyordu.
Kimse Aurelion için konuşmuyordu.
Kimse öne çıkmıyordu.
Ve bir süre sonra her şey sona erdi.
Saray hâlâ ayaktaydı.
Bayraklar hâlâ kulelerde dalgalanıyordu.
Taht yerindeydi.
Krallık parçalanmamıştı.
Dışarıdaki insanlar yaşamaya devam ediyordu.
Her şey…
sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu.
Rowan gözlerini hızla kapattı.
İlk yolun ne anlama geldiğini anlamıştı.
Bu yol, en az şeyi değiştiren yoldu.
En az kaosu doğuran…
En az insanın hayatını sarsan…
Kitabın gözünde belki de en kusursuz yoldu.
Ama o kusursuzluğun bedeli Aurelion'du.
Rowan’ın göğsünde ağır bir sıkışma oluştu.
Bir insanın hayatı, binlerce kişinin huzuru için ne kadar kolay feda edilebilirdi?
Kitap bunu sormuyordu.
Çünkü kitap için cevap zaten belliydi.
Bir insan.
Bir prens.
Bir kader.
Ve karşılığında korunmuş bir krallık.
Rowan yutkundu ve gözlerini açtı.
Sayfa hâlâ önündeydi.
II. YOL
Kırmızı daire, sanki Rowan’ın bakışını bekliyormuş gibi hafifçe parladı.
Altındaki yazılar ortaya çıktı.
“Prens Aurelion yaşar.”
“Taht çatlar.”
“Dünya yanar.”
Bu kez görüntüler beklemedi.
Bir anda patladı.
Alevler.
Çığlıklar.
Koşan insanlar.
Sarayın yüksek duvarlarında açılan çatlaklar.
Kulelerden yükselen duman.
Gökyüzünü kaplayan karanlık.
İsyan.
Krallığın dört bir yanında büyüyen kaos.
Taş yolların üzerinde birbirine karışan askerler ve halk…
Sonra saray.
Çöken bir kule.
Yıkılan bir duvar.
Ve bütün bunların ortasında Aurelion.
Ayaktaydı.
Hayattaydı.
Fakat yüzünde zafer yoktu.
Gözlerinde yalnızca korkunç bir yalnızlık vardı.
Sanki onu kurtarmak için geride kalan her şeyi kaybetmişti.
Rowan’ın karşısında duruyordu.
Bir an için Aurelion’un bakışları doğrudan ona çevrildi.
O bakışta tek bir soru vardı.
“Bunu sen seçtin.”
Rowan’ın nefesi kesildi.
Görüntü kayboldu.
Oda yeniden karşısına geldi.
Fakat Rowan artık kitabın ne yaptığını anlamaya başlamıştı.
İlk yol Aurelion’u alıyordu.
İkinci yol ise Aurelion’u bırakıyor ama karşılığında dünyayı istiyordu.
İkisinin arasında sıkışıp kalmıştı.
Aurelion sessizce sayfaya baktı.
Sonra Rowan’a.
“Beni kurtarırsan…” dedi yavaşça.
Cümlesinin devamını getiremedi.
Çünkü ikisi de cevabı biliyordu.
Rowan başını eğdi.
“Her şeyin yanması gerekiyor.”
Aurelion cevap vermedi.
Ve bu sessizlik, söylenebilecek her şeyden daha ağırdı.
Sonra Rowan’ın gözleri üçüncü daireye kaydı.
Soluk olan.
Silinmek üzereymiş gibi duran.
Sanki kitabın bile varlığını kabul etmek istemediği yol.
III. YOL
Sayfada yalnızca üç satır belirdi.
“Gözlemci ölür.”
“Zaman sıfırlanır.”
“Hikâye yeniden yazılır.”
Rowan irkildi.
“Ne…?”
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
Bu kez zihnine hiçbir görüntü gelmedi.
Ne saray vardı.
Ne savaş.
Ne Aurelion.
Ne de kendisi.
Sadece boşluk.
Sonsuz, soğuk ve sessiz bir hiçlik.
Rowan birkaç saniye boyunca o boşluğun içinde asılı kalmış gibi hissetti.
Sonra sayfanın altındaki mürekkep hareket etti.
Önce küçük bir nokta oluştu.
Ardından harfler belirmeye başladı.
Daha küçük.
Daha soluk.
Ama önceki bütün cümlelerden daha acımasız.
“Gözlemci, geri dönemez.”
Rowan’ın yüzündeki ifade değişti.
İlk kez gerçekten korktu.
Çünkü artık “gözlemci” kelimesinin kimi işaret ettiğini biliyordu.
Aurelion da biliyordu.
Aurelion yavaşça ona döndü.
“Bu… sensin.”
Rowan cevap vermedi.
Verecek bir cevabı yoktu.
Çünkü kitap ilk kez onun adını söylemeden onu hedef göstermişti.
Rowan artık bu hikâyenin dışındaki biri değildi.
Kitap onu hikâyenin içine yazmıştı.
Ve belki de başından beri istediği şey buydu.
Sayfanın en alt kısmında yeni harfler oluşmaya başladı.
Mürekkep ağır ağır aktı.
“Seçim yapıldığında…”
Bir an durdu.
Sonra ikinci satır belirdi.
“Diğer yollar sonsuza dek silinecek.”
Odanın sıcaklığı bir anda kaybolmuş gibiydi.
Aurelion’un yüzündeki ifade dondu.
Rowan sayfaya bakarken kalbinin hızlandığını hissetti.
Üç yol.
Üç sonuç.
Üç farklı son.
Ama hiçbirinde herkes kurtulmuyordu.
Aurelion sessizce Rowan’a yaklaştı.
“Hangisi gerçekleşecek?”
Rowan’ın dudakları aralandı.
Fakat hiçbir kelime çıkmadı.
Çünkü bu sorunun cevabını kitap bile onun yerine söylemiyordu.
Kitap bekliyordu.
Sanki sayfanın üzerinde duran o üç daire, birer seçenek değil de üç ayrı kapıydı.
Ve Rowan’ın elini hangisinin üzerine koyacağını görmek istiyordu.
İşte o anda Rowan gerçeği tamamen anladı.
Bu bir kehanet değildi.
Bir uyarı da değildi.
Kitap geleceği göstermiyordu.
Kitap ona bir seçim yaptırıyordu.
Ve en korkunç tarafı, hangi yolu seçerse seçsin bunun yalnızca kendisini ilgilendirmeyecek olmasıydı.
Birinci yolu seçerse Aurelion’un hikâyesi sona erecekti.
İkinci yolu seçerse dünya değişecekti.
Üçüncü yolu seçerse ise gözlemci olarak kendisi hikâyeden silinecekti.
Rowan parmaklarını yavaşça kapattı.
Aurelion hâlâ cevabını bekliyordu.
Ama Rowan ilk kez kitabın kendisinden ne istediğini değil…
kitabın neden yalnızca üç seçenek sunduğunu düşünmeye başladı.
Belki de kitap gerçekten her şeyi yazabiliyordu.
Belki kader gerçekten değiştirilemezdi.
Belki de bütün yollar en başından beri hazırlanmıştı.
Ama bir şey hâlâ eksikti.
Dördüncü bir daire yoktu.
Henüz yoktu.
Rowan’ın gözleri sayfanın kenarına kaydı.
Ve çok hafif bir tebessüm belirdi yüzünde.
Çünkü bazen kaderin en büyük açığı, sana yalnızca seçebileceğin yolları göstermesiydi.
“Bir hikâye sana yalnızca üç son sunuyorsa, belki de asıl seçim… o üçünden hiçbirini seçmemektir.”
Bölüm etkileşimi
