49. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡46.bolum final.
Bölümler 66Şu an: 46.bolum final.
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime · Okuduğun bölüm
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sessizlik.
Ama bu, bir şeyin sona ermesinden sonra geride kalan, boşlukla ve yoklukla beslenen sıradan bir sessizlik değildi. İçinde kaybolmuş seslerin, unutulmuş insanların ya da artık geri dönmeyecek olan anıların ağırlığını taşımıyordu; aksine, henüz söylenmemiş bir cümlenin, henüz yazılmamış bir hikâyenin ve daha önce hiç yaşanmamış bir hayatın öncesinde duran tuhaf, derin ve neredeyse canlı bir sessizlikti.
Bu…
Başlangıcın sessizliğiydi.
Rowan gözlerini yavaşça açtığında karşısında uzanan gökyüzünün hangi renge ait olduğunu anlamakta zorlandı. Gökyüzü ne tamamen maviydi ne de gecenin karanlığına benzeyen siyah bir renge sahipti; ikisinin arasında, sanki biri bütün renkleri silmiş ve geriye yalnızca solgun bir ton bırakmış gibi duran, durgun ve hareketsiz bir renkti.
Gökyüzünde güneş yoktu.
Ay da yoktu.
Yıldızlar da görünmüyordu.
Buna rağmen çevreleri aydınlıktı.
Işığın nereden geldiğini anlamak mümkün değildi, çünkü ortada ışığı üreten herhangi bir kaynak bulunmuyordu. Sanki bu dünya, aydınlığı kendi varlığından çıkarıyor ve karanlığın oluşmasına henüz izin vermiyordu.
Rowan birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden olduğu yerde kaldı.
Sonra başını hafifçe kaldırıp altında uzanan zemine baktı.
Taş.
Gerçek bir taşa benziyordu.
Elini uzatıp parmak uçlarıyla yüzeyine dokunduğunda, taşın ne soğuk ne de sıcak olduğunu fark etti. Dokunduğu şeyin sıcaklığı yok gibiydi; fakat aynı zamanda tamamen cansız da değildi.
Gerçekti.
En azından şimdilik.
Rowan yavaşça doğrulduğunda çevresine baktı ve o anda birkaç adım ötesinde birinin daha bulunduğunu fark etti.
Aurelion.
Oradaydı.
Dizlerinin üzerine çökmüş, ellerini yere dayamış hâlde etrafına bakıyordu. Yüzünde, daha önce hiç görmediği bir yere düşmüş bir insanın şaşkınlığı vardı; fakat şaşkınlığının altında daha derin bir şey saklıydı. Sanki Aurelion, bulunduğu yerin yabancılığından çok, buranın kendisine tanıdık gelmesinden korkuyordu.
Bir süre sonra elini yavaşça göğsüne götürdü.
Kalbinin attığını kontrol eder gibi parmaklarını göğsünün üzerinde tuttu.
Sonra başını kaldırıp Rowan’a baktı.
“Demek burası…” dedi sonunda, sesi çevredeki sessizliğin içinde kaybolmak yerine olduğu yerde asılı kalırken.
Bir an duraksadı.
“Yazdığın dünya.”
Rowan’ın gözleri onun üzerinde kaldı.
“Evet,” dedi.
Tek bir kelimeydi.
Fakat o kelimeyi söylediği anda içinde garip bir rahatlama hissetti. Çünkü kendi sesini duymak, hâlâ burada olduğunu anlamanın en kesin yoluydu.
Üstelik bu dünyada sesler yankılanmıyordu.
Söylenen her kelime havaya karışıp uzaklara gitmiyor, duvarlara çarpıp geri dönmüyor ya da boşlukta kaybolmuyordu.
Olduğu yerde kalıyordu.
Sanki bu dünya, söylenen her şeyi hatırlamak zorundaymış gibi.
Aurelion ayağa kalktı ve Rowan’ın yanına geldi.
İkisi birlikte uzaklara baktılar.
Uzakta bir şehir vardı.
İlk bakışta görkemli bir şehir olduğu belliydi; yüksek yapılar, birbirine bağlanan sokaklar ve ufka doğru uzanan binalar vardı. Fakat şehirde garip bir eksiklik bulunuyordu.
Ne kadar bakarlarsa baksınlar ona yaklaşamıyorlardı.
Şehir birkaç kilometre uzaktaymış gibi görünüyordu.
Sonra birkaç metre.
Sonra yeniden kilometrelerce uzakta.
Rowan bir adım attı.
Mesafe değişmedi.
Bir adım daha attı.
Yine değişmedi.
Sanki şehir, onların kendisine ulaşmasını istemiyor ya da henüz ulaşabilecekleri kadar gerçek değildi.
Binaların bazıları silik görünüyordu. Çatılarının çizgileri tamamlanmamış, pencereleri yalnızca karanlık şekillerden ibaret kalmıştı. Bazı duvarların kenarları ise ince çizgiler hâlinde uzanıyor, bir ressamın henüz tamamlamadığı bir tablonun parçalarını andırıyordu.
Aurelion kaşlarını çattı.
“Burası tamamlanmamış.”
Rowan cevap vermedi.
Çünkü o da aynı şeyi düşünüyordu.
Şehir vardı ama tamamlanmamıştı.
Yollar vardı ama nereye gittikleri belli değildi.
Binalar vardı ama içlerinde hayat yoktu.
Ve en önemlisi…
Zaman ilerlemiyordu.
Aurelion bir süre gökyüzünü izledikten sonra sessizce konuştu.
“Zaman yok.”
Rowan başını kaldırdı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Güneş hareket etmiyor. Gölge yok. Işık değişmiyor.” Aurelion gözlerini tekrar şehre çevirdi. “Burası geçen bir zamanı ölçmüyor.”
Rowan birkaç saniye düşündü.
“Ya da…”
Sesi yavaşladı.
“Bizi bekliyor.”
Aurelion ona döndü.
Rowan’ın yüzündeki ifade değişmişti.
Bir şey anlamaya başlamıştı.
“Bu dünya,” dedi Rowan, “biz hareket etmeden ilerlemeyecek.”
Ayağa kalktı.
Önündeki taş zemine baktı ve tereddüt etmeden bir adım attı.
O anda dünya değişti.
Ayağının bastığı taş, sanki daha önce hiç var olmamış gibi yavaşça şekil değiştirdi ve taşın yerini yeşil çimenler aldı. Çimenler ayaklarının altından başlayarak çevreye doğru yayıldı; fakat Rowan’ın arkasında bıraktığı taş yol aynı anda sessizce silinmeye başladı.
Ne kırıldı.
Ne parçalandı.
Ne de toprağın altında kayboldu.
Sadece…
Silindi.
Sanki o taş yol hiçbir zaman orada olmamıştı.
Aurelion’un gözleri büyüdü.
“Rowan.”
Rowan arkasına baktı.
Geride hiçbir şey yoktu.
“Biliyorum.”
Aurelion bir adım geri çekildi.
“Geçmiş…”
Rowan’ın gözleri silinen zeminde kaldı.
“Yok.”
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Çünkü ikisi de aynı şeyi anlamıştı.
Bu dünya yalnızca geleceği yaratmıyordu.
Geçmişi de korumuyordu.
Attıkları her adım, arkalarında bıraktıkları şeyi siliyor ve dünyayı yalnızca bulundukları ana mahkûm ediyordu.
Aurelion sonunda yavaşça bir adım attı.
Ayağının yere değmesiyle birlikte gökyüzünün rengi değişmeye başladı.
Başlangıçta neredeyse fark edilmeyecek kadar küçük bir değişimdi bu.
Solgun gökyüzünün rengi biraz daha sıcaklaştı.
Sanki görünmeyen bir güneş, ufkun arkasında yeni doğmaya hazırlanıyordu.
İkisi de aynı anda başlarını kaldırdı.
Aurelion şaşkınlıkla gökyüzüne baktı.
Rowan ise onun attığı adıma bakıyordu.
Birbirlerine döndüler.
Ve hiçbirinin diğerine açıklama yapmasına gerek kalmadı.
Aynı şeyi düşünmüşlerdi.
“Bu dünya…” dedi Aurelion yavaşça.
Rowan cümleyi tamamladı.
“Bizimle şekilleniyor.”
Aurelion etrafına baktı.
“Yani burada ne yaparsak…”
“Dünya onu gerçek kabul ediyor.”
Aurelion’un yüzünde endişeli bir ifade belirdi.
“Peki ya yanlış bir şey yaparsak?”
Rowan cevap vermeden önce uzun süre düşündü.
“Bilmiyorum.”
Bu kelimeyi söylemek onun için zordu.
Çünkü Rowan bu dünyanın yaratıcısıydı.
Her şeyi kendisinin bildiğini düşünmüştü.
Kuralları kendisi yazmıştı.
Karakterleri kendisi yaratmıştı.
Dünyanın sınırlarını kendisi belirlemişti.
Ama şimdi kendi yarattığı dünyanın içinde dururken, yazdığı hiçbir şeyin düşündüğü kadar basit olmadığını fark ediyordu.
Aurelion ona baktı.
“Sen bunu yazarken…”
Rowan gözlerini ona çevirdi.
“Ne?”
“Buranın böyle olacağını biliyor muydun?”
Rowan başını yavaşça iki yana salladı.
“Hayır.”
Aurelion’un yüzündeki ifade daha da ciddileşti.
“Demek ki bu dünya…”
“Benim yazdıklarımdan daha fazlası.”
Rowan birkaç adım yürüdü.
Önlerinde daha önce olmayan küçük bir yol oluştu.
Yolun kenarında henüz açılmamış çiçekler belirdi.
Uzakta bir kuşun sesi duyuldu.
Fakat kuş görünmüyordu.
Sadece sesi vardı.
Rowan hafifçe gülümsedi.
“Ben yalnızca başlangıcı yazmıştım.”
Aurelion onun yanında durdu.
“Ve geri kalanını?”
Rowan ona baktı.
“Birlikte yazacağız.”
Bir süre sessiz kaldılar.
Sonra Rowan’ın aklına bir şey geldi.
Tek bir kural.
Yıllar önce yazdığı, belki de o zamanlar neden yazdığını bile tam olarak anlamadığı tek bir kural.
Rowan gözlerini şehre çevirdi.
Binalara.
Gökyüzüne.
Yollara.
Silinen geçmişe.
Sonra tekrar Aurelion’a baktı.
“Bir kural vardı.”
Aurelion kaşlarını kaldırdı.
“Ne kuralı?”
Rowan’ın sesi bu kez daha ciddiydi.
“Bu dünyada…”
Bir an durdu.
“Yalnız kalırsak dünya çöker.”
Aurelion’un yüzündeki ifade değişti.
“Ne?”
“Bu dünyanın varlığı tek bir kişiye bağlı değil.”
Rowan elini göğsüne koydu.
“İkimize bağlı.”
Aurelion hiçbir şey söylemedi.
Rowan devam etti.
“Birimiz durursa, dünya durur.”
Gökyüzündeki ışık bir anda sabitlendi.
“Birimiz ilerlemeyi bırakırsa, yollar kapanır.”
Uzakta oluşmakta olan şehir bir anlığına titredi.
“Birimiz korkarsa…”
Binalardan birinin kenarı bulanıklaştı.
“…dünya da korkar.”
Aurelion Rowan’a yaklaşarak onu dikkatle dinledi.
Rowan’ın sesi giderek alçaldı.
“Ve birimiz unutursa…”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Her şey silinir.”
Bu kez gökyüzünün rengi bile değişti.
Aurelion’un nefesi kesildi.
“Yani seni unutursam…”
Rowan cevap vermedi.
Aurelion cümlesini tamamladı.
“Bu dünya yok olur.”
Rowan gözlerini kaçırdı.
“Belki.”
“Belki mi?”
“Henüz bilmiyoruz.”
Aurelion bir süre onu izledi.
Sonra elini Rowan’ın eline uzattı.
Parmaklarını onun parmaklarının arasına geçirdi.
“Unutmayacağım.”
Rowan ona baktı.
Aurelion’un yüzünde korku vardı.
Ama korkusunun yanında kararlılık da vardı.
“Ne olursa olsun,” dedi Aurelion, “unutmayacağım.”
Rowan’ın parmakları onun elini biraz daha sıkı tuttu.
“Bunu birlikte yazdık.”
Aurelion başını salladı.
“Ve birlikte tamamlayacağız.”
O anda…
Şehir ilk kez hareket etti.
Uzakta duran binalar yavaşça onlara doğru yaklaşmaya başladı.
Bu kez mesafe değişiyordu.
Binaların çizgileri netleşti.
Pencereler oluştu.
Sokaklar birbirine bağlandı.
Taş yollar ortaya çıktı.
Sonra şehrin girişinde büyük, eski bir kapı belirdi.
Kapı daha önce orada değildi.
Üzerindeki ahşap dokusu bile yeni oluşmuş gibiydi.
Rowan ve Aurelion birkaç adım ilerledi.
Kapının üzerinde yalnızca iki kelime yazıyordu.
İlk Gün.
Rowan yazıya uzun süre baktı.
Aurelion sessizce yanında durdu.
“Bu bir bölüm mü?” diye sordu.
Rowan başını iki yana salladı.
“Hayır.”
“Peki ne?”
Rowan elini kapının üzerine koydu.
“Bir başlangıç.”
Kapının yüzeyinden hafif bir titreşim geçti.
Sanki dünya onların kararını bekliyordu.
Rowan kapı koluna uzandı.
Fakat açmadan önce durdu.
Aurelion’a döndü.
“Hazır mısın?”
Aurelion derin bir nefes aldı.
Bu dünyada onları bekleyen şeyin ne olduğunu bilmiyordu.
Şehrin içinde ne olduğunu, karşılarına kimlerin çıkacağını, hangi yolların onları ileriye götüreceğini veya hangi kararların dünyayı parçalayabileceğini bilmiyordu.
Ama bildiği tek bir şey vardı.
Artık geri dönüş yoktu.
Aurelion başını salladı.
“Hazırım.”
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Okuyucu yok.”
Rowan da gülümsedi.
“Yazar yok.”
Aurelion elini onun elinden çekmedi.
“Öyleyse…”
Birlikte kapıya baktılar.
“Sadece biz varız.”
Rowan kapıyı açtı.
Kapının ardında önce hiçbir şey görünmedi.
Sonra bir ışık belirdi.
Uzaklardan bir rüzgâr sesi geldi.
Şehrin sokaklarında ilk kez yapraklar hareket etti.
Bir pencere açıldı.
Bir perde dalgalandı.
Uzakta bir saat çalışmaya başladı.
Ve dünya…
İlk kez nefes aldı.
Bölüm etkileşimi
