22. bölüm / 66
⟡ İ K İ D Ü N Y A A R A S I N D A ⟡22.bölüm
Bölümler 66Şu an: 22.bölüm
- 1 Bölüm 11.441 kelime
- 2 Bölüm 21.095 kelime
- 3 Bölüm 31.282 kelime
- 4 Bölüm 41.270 kelime
- 5 5.bolum Karanlığın içindeki gerçek.1.075 kelime
- 6 6.bölüm-Sınamanın Başlangıcı914 kelime
- 7 7.bolum Tahtın Gölgesinde1.023 kelime
- 8 8.Bölüm740 kelime
- 9 9.bölüm859 kelime
- 10 10.bölüm1.117 kelime
- 11 11.bölüm1.045 kelime
- 12 12.bölüm978 kelime
- 13 13.bolum1.083 kelime
- 14 14.bolüm865 kelime
- 15 15.bölüm834 kelime
- 16 16.bolum928 kelime
- 17 17.bölüm901 kelime
- 18 18.bolum1.000 kelime
- 19 19.bölüm1.008 kelime
- 20 20.bolum888 kelime
- 21 21.bölüm921 kelime
- 22 22.bölüm884 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 23.bolum1.008 kelime
- 24 24.bölüm746 kelime
- 25 25.bolum871 kelime
- 26 26.bölüm751 kelime
- 27 27.bölüm882 kelime
- 28 28.bolum569 kelime
- 29 29.bolum875 kelime
- 30 30.bolum908 kelime
- 31 31.bolum1.107 kelime
- 32 32.bolum882 kelime
- 33 33.bolum861 kelime
- 34 KARAKTERLER
- 35 34.bolu.1.007 kelime
- 36 35.bolum589 kelime
- 37 36.bolum919 kelime
- 38 37.bolum694 kelime
- 39 38.bolum1.088 kelime
- 40 38.5319 kelime
- 41 38.6569 kelime
- 42 39.bolum1.124 kelime
- 43 40.bolum1.182 kelime
- 44 41.bolum1.088 kelime
- 45 42.bolum1.133 kelime
- 46 43.bolum1.044 kelime
- 47 44.bolum1.013 kelime
- 48 45.bolum923 kelime
- 49 46.bolum final.1.386 kelime
- 50 Yan hikaye 1.bolum869 kelime
- 51 Yan hikaye bölüm 2966 kelime
- 52 Yan hikaye bölüm 31.020 kelime
- 53 Yan hikaye bölüm 4946 kelime
- 54 Yan hikaye bölüm 5811 kelime
- 55 Yan hikaye bölüm 6755 kelime
- 56 Yan hikaye bölüm 7894 kelime
- 57 Yan hikaye bölüm 8866 kelime
- 58 Yan hikaye bölüm 8.5799 kelime
- 59 Yan hikaye 9.bolum1.138 kelime
- 60 Yan hikaye 10.bolum974 kelime
- 61 Yan hikaye bölüm 11701 kelime
- 62 Yan hikaye bölüm 12536 kelime
- 63 Yan hikaye bölüm 13822 kelime
- 64 Yan hikaye bölüm 14768 kelime
- 65 Özel bölüm888 kelime
- 66 Vaelis & Aurelion Özel sahneleri..
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bağın Ötesinde
Sarayın tam ortasında duran o devasa taş kitap, salonun bütün boşluğunu dolduruyordu. İnsan boyunu aşan gövdesi karanlığın içinde yükseliyor, taş sayfalarının arasından yayılan uğultu sütunlara ve duvarlara çarpıp yeniden geri dönüyordu. Her titreşiminde sarayın taşları cevap veriyor, zeminin altında görünmeyen bir şey hareket ediyor ve dünya, sanki kitabın aldığı her nefese göre yeniden şekilleniyordu.
Rowan uzun süre ona baktı.
Sonra bir adım attı.
Ardından bir adım daha.
Ayaklarının altındaki taş, onun ilerlemesiyle birlikte yavaşça kararmaya başladı. Önce ince bir gölge gibi yayıldı, ardından dairesel semboller şeklinde zeminin üzerine işlenerek Rowan’ın bulunduğu noktayı kitabın merkezine bağladı.
Aurelion bunu gördüğü anda başını kaldırdı.
“Rowan—dur.”
Sesindeki endişe açıktı.
Fakat Rowan durmadı.
Çünkü artık geri dönmenin mümkün olmadığını biliyordu.
Kitap çoktan kararını vermişti.
Taş sayfaların üzerinde yeni harfler belirdi.
Bu kez mürekkep yoktu.
Harfler doğrudan taşın içine kazındı.
GÖZLEMCİ BAĞLANDI.
Rowan’ın göğsünde garip bir sıcaklık yayıldı.
Bu bir acı değildi.
Daha çok, görünmeyen bir kapının üzerine kilit vurulması gibiydi.
Nefesi değişti.
Kalbinin ritmi yavaşladı.
Damarlarında dolaşan kan ağırlaşmış gibi hissetti.
Ve birkaç saniye sonra daha korkunç bir şeyi fark etti.
Sarayın uğultusu…
kitabın titreşimi…
hatta zeminin altındaki o görünmez hareket…
hepsi onun kalp atışına uyum sağlamaya başlamıştı.
Rowan artık bu dünyanın içinde duran bir yabancı değildi.
Dünya onu kendi ritmine dahil etmişti.
Aurelion yanına koştu.
“Ne yapıyorsun?”
Sesinde öfke vardı ama öfkesinin altında korku daha güçlüydü.
“Bu seni burada tutar!”
Rowan başını kaldırdı.
Gözleri karanlık görünüyordu.
Fakat ilk kez bakışlarında tereddüt yoktu.
“Evet,” dedi.
Kısa bir sessizlikten sonra ekledi:
“Tutuyor.”
Kitap yeniden hareket etti.
Taş sayfaların üzerinde yeni bir cümle oluştu.
GÖZLEMCİ ARTIK AYRILMAZ.
Aurelion’un eli Rowan’ın omzuna kapandı.
“Bunu geri alamazsın.”
Rowan onun eline baktı.
Sonra Aurelion’un yüzüne.
Dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.
Ama bu gülümsemede mutluluk yoktu.
Sanki bir vedanın henüz söylenmemiş hâliydi.
“Geçici,” dedi.
Aurelion’un kaşları çatıldı.
“Ne?”
Rowan gözlerini devasa kitaba çevirdi.
“Bu bağ geçici.”
Ardından çok daha sakin bir sesle konuştu:
“Çünkü bu dünya… gerçek değil.”
Aurelion olduğu yerde dondu.
“Ne demek istiyorsun?”
Rowan cevap vermek yerine kitaba yaklaştı.
Elini siyah taş yüzeyin üzerine koydu.
Ve o anda beklenmedik bir şey gerçekleşti.
Taş yüzey, Rowan’ın dokunduğu noktadan itibaren çatladı.
Çatlaklar önce küçük çizgiler hâlinde yayıldı, ardından kitabın üzerinde daha önce hiç görülmemiş semboller ortaya çıktı.
Aurelion nefesini tuttu.
Rowan ise elini çekmedi.
“Bu evren,” dedi sakin bir sesle, “kendi başına var olmadı.”
Kitap şiddetle titredi.
Salonun içindeki hava ağırlaştı.
Muhafızlar korkuyla geriye çekildi.
Fakat Rowan devam etti.
“Bu dünya bir yankı.”
Bir çatlak daha oluştu.
“Bir olasılık kabuğu.”
Kitabın içinden derin bir uğultu yükseldi.
“Bir seçim sonucu.”
Aurelion’un gözleri yavaşça büyüdü.
Zihnindeki bütün parçalar birbirine bağlanıyordu.
Geçmişte gördüğü sayfalar…
Kitabın sürekli değişen kaderi…
Rowan’ın dünyalar arasında geçişi…
Üç yol…
Ve şimdi karşılarında duran bu devasa yapı…
Aurelion’un sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıldı.
“Yani…”
Rowan ona baktı.
“Evet.”
Bir an sustu.
“Bu dünya kitabın kendisi.”
Sözler salonun içinde yankılandı.
Kitap cevap vermek ister gibi uğuldadı.
Fakat Rowan bu kez onun konuşmasına izin vermedi.
İlk kez…
kitaptan daha hızlıydı.
“Gerçek dünya hâlâ orada,” dedi.
Aurelion’un yüzündeki ifade yavaşça değişti.
“Ve sen…”
Rowan cümleyi tamamladı.
“Sen oraya ait değilsin.”
Aurelion bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra bakışlarını yere indirdi.
Sanki yıllardır taşıdığı bütün soruların tek bir cevapta birleştiğini hissediyordu.
“Peki ya sen?”
Rowan sustu.
Bu soru, kitabın bütün tehditlerinden daha ağırdı.
Çünkü cevabını zaten biliyordu.
Gözlerini Aurelion’dan ayırmadan konuştu.
“Ben…”
Bir an nefes aldı.
“Buraya ait olmak zorundayım.”
Aurelion’un yüzü gerildi.
“Hayır.”
Rowan cevap vermedi.
Kitap yeniden hareket etti.
Taş yüzeyin üzerinde harfler öfkeyle kazınmaya başladı.
BAĞ GERİ ALINMAZ.
Rowan başını yavaşça salladı.
“Yanılıyorsun.”
Kitap sustu.
Rowan elini hâlâ taşın üzerinde tutuyordu.
“Bağ bozulabilir.”
Aurelion ona yaklaştı.
“Nasıl?”
Rowan’ın sesi alçaldı.
Ama bu kez tek bir kelimesinde bile kararsızlık yoktu.
“Bu dünyayı bitirerek.”
Aurelion’un gözleri büyüdü.
Sanki o cümleyi duymak istememişti.
“Rowan…”
“Kitabı yok edeceğim.”
Rowan’ın bakışları devasa yapının üzerinde gezindi.
“Bu evren çökecek.”
Aurelion’un yüzündeki korku artık saklanamayacak hâle geldi.
“Ya sen?”
Rowan ilk kez cevap vermeden önce durdu.
Gözlerini kapattı.
Bir anlığına her şey sessizleşti.
Modern dünyayı düşündü.
Kendi hayatını.
Bu dünyaya ilk geldiği zamanı.
Sarayın koridorlarını.
Aurelion’u ilk gördüğü anı.
Vaelis’in geçmişini.
Kitabın yazdığı kaderi.
Ve bütün bunların sonunda, artık geriye tek bir gerçek kaldığını fark etti.
“Ben de çökeceğim.”
Aurelion’un eli Rowan’ın koluna uzandı.
“Hayır.”
Rowan ona baktı.
“Başka yolu yok.”
“Olmalı.”
“Yok.”
Aurelion başını iki yana salladı.
“Bunu benim için yapamazsın.”
Rowan’ın bakışları yumuşadı.
“Bu senin için değil.”
Aurelion sustu.
Rowan devam etti.
“Bu, senin kendi hayatına dönebilmen için.”
Aurelion’un sesi fısıltıya dönüştü.
“Beni kurtarmak için… kendini siliyorsun.”
Rowan başını hafifçe eğdi.
“Hayır.”
Sonra Aurelion’un gözlerinin içine bakarak söyledi:
“Seni yerine ait olduğun yere götürüyorum.”
Aurelion’un gözlerinde ilk kez çaresizlik belirdi.
Çünkü Rowan’ın söylediklerinin ardında sakladığı şeyi artık anlayabiliyordu.
Rowan bunun bir dönüş olmadığını biliyordu.
Bu, bir kaçış da değildi.
Bir kapıyı açmak için diğerini kapatmaktı.
Kitap bir kez daha titredi.
Bu kez taş sayfaların üzerinde oluşan harfler düzgün değildi.
Çizgiler birbirine karışıyor, bazı semboller yarıda kalıyor, taş yüzey parçalanıyordu.
Sanki kitap…
korkuyordu.
Son bir cümle belirdi.
DÜNYA YIKILIRSA…
Rowan kitabın içine baktı.
Ve cümlenin devamını kendisi söyledi.
“Ben de.”
Ardından elini kitabın tam merkezine bastı.
Salonun tamamı ışıkla doldu.
Aurelion’un sesi duyulmadı.
Muhafızların bağırışları duyulmadı.
Taş duvarların gürültüsü bile sustu.
Çünkü o anda Rowan, kitabın karşısında duran bir karakter olmaktan çıkmıştı.
Kendi kaderinin karşısında duran kişiydi.
Ve ilk kez…
kitabın yazdığı bir sonu değiştirmek için, hikâyenin kendisine dokunmuştu.
Bölüm etkileşimi
