13. bölüm · KÖKLER VE HAKİKAT – TÜRK’ÜN YOLU
SON SÖZ
SON SÖZ
Bu kitabın sayfalarında aktardığım düşünceler, iddialar ve yorumlar; mutlak hakikat olduğuna dair bir iddia değil, bilakis benim kendi araştırmalarımın, kanaatimin, akıl yürütmemin ve zihnimin beni götürdüğü menzilin birer tezahürüdür. Şüphesiz hatalarım da vardır; kimi anlatılar, tarihin sisleri arasında kalmış gerçeklikten farklı şekillerde tezahür etmiş olabilir. Zira insanlık tarihinin pek çok sahnesi, hiçbirimizin bütün yönleriyle bilemeyeceği sırlarla örülüdür. Bu bir gerçektir.
Ancak bütün ihtimallere rağmen, kitabın başından sonuna giden yolun genel istikametine, vardığım hedefin doğruluğuna ve ana omurganın sağlamlığına kendi adım kadar eminim. Benim için kıymetli olan, mutlak doğruluk iddiası değil; doğru istikamette yürümüş ve doğru menzile ulaşmış olmaktır.
Yine de bu eserde ortaya koyduğum tezlerde eksikler, hatalar veya geliştirilmeye muhtaç yerler elbette olacaktır. Ben kendi yolumu çizdim; şimdi karşı tezleri olanların da ilmi ölçüler içinde kendi yolunu çizmesini beklerim. Fakat bunu “bu saçma”, “bu uydurma” gibi kolaycı ve yüzeysel söylemlerle değil; ilmî, mantıklı ve delile dayalı çalışmalarla yapmaları gerekir. Çünkü bu kitapta kurduğum ana çatı, temel iskelet ve kaburga, pek çoklarının da kabul edeceğine inandığım güçlü hakikatlere yaslanmaktadır. Karşı çıkanlar olacaktır; fakat çoğunluğun bunu anlayacağına, özümseyeceğine inanıyorum.
Benim asıl gayem şudur:
Bu eserdeki düşüncelerin bir parçası bile doğru çıkar ve bu küçük parça başka araştırmacılara ilham olur, onları daha büyük doğrulara ulaştırırsa ne mutlu bana.
İnanıyorum ki, bu kitapta ele aldığım mecazlar, semboller ve tarihsel okumalar; Türk milletinin binlerce yıllık hafızasında taşıdığı o çift boynuzlu kut işaretinin, Zülkarneyn kıssasında bize işaret edilen hakikatin ve atalarımızın töresinde saklı ilahi nizamın yeniden anlaşılmasına kapı aralayacaktır.
Kehf Suresi’ndeki Zülkarneyn kıssasının yalnızca bir kişiyi veya bir kavmi değil; büyük ihtimalle Oğuz’un, Oğuz Kağan’ın yahut onun soyunun yürüdüğü yolu, yani Türk milletinin tarihî kaderini anlattığını düşünüyorum. O çift boynuzun 30–40 bin yıldır Türk kültüründe bir işaret olarak yaşaması tesadüf değildir. Aynı şekilde “set” meselesi de yalnızca iki dağ arasına örülen bir duvar değil, her çağda farklı biçimlerde yeniden çekilebilecek aklî, ahlakî, medenî ve kudretli bir engelin mecazıdır.
Bozguncular bir zamanlar demirle hapsedildiyse, bugün de akılla, bilgiyle, töreyle, imanla ve adaletle bertaraf edilebilirler. Bu set, her devirde farklı suretlerde yeniden inşa edilebilir. Kur’an’ın mucizesi de budur: Her ayet, çağlar boyunca yeni hikmetler açar.
Bir gün o setin yıkılacağı bildiriliyor; o gün geldiğinde hakikat herkese görünecektir. Lakin o güne kadar bize düşen; töreyi, aklı, ilmi ve Kur’an’ın hakikat merkezli şeriatını sahiplenerek yeryüzüne adalet getirmek, zulmün, bozgunculuğun ve hıyanetin önüne geçmektir. Eğer Türk milleti bu kitabın anlattıklarını kavrar, özümserse—tıpkı Zülkarneyn’in yaptığı gibi—bozguncuların önüne yeniden bir set çekebilir. O günden sonra bu dünyada ne zulüm kalır, ne katliam, ne de soykırım.
Ben bu eserle buna bir nebze katkı sunmaya çalıştım.
NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE.
Allahu a‘lem (اللّٰهُ أَعْلَمُ)
“Allah en iyi bilendir.”
“En doğrusunu Allah bilir.”
“Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
— Bakara Suresi, 216. Âyet
Sadakallahul Azim!
Allah doğruyu söyledi!
_______________
SERDAR BAYRAM
Y.N. Araştırmacı Yazar – Tarih, İnanç ve Uygarlıklar Üzerine
____________________________________
İZLETİ:
HAKKIMDA VE SON SÖZ
TÜM İZLETİLER
TÜM İZLETİLER VE YAZILAR
TÜM İZLETİLER
TÜM İZLETİLER
