4. bölüm · KÖKLER VE HAKİKAT – TÜRK’ÜN YOLU
ÖNSÖZ
ÖNSÖZ
Bana kiminiz deli, kiminiz paranoyak, kiminiz de “bu kafayı yemiş” diyebilir.
Ama aslında bu, her çağda hakikati dile getirenlerin başına gelmiş bir şeydir.
Çünkü gerçekler, çoğu zaman inanılması en zor ve en ağır olanlardır.
Benim amacım, kimseyi ikna etmek değil; yalnızca gördüğümü, hissettiğimi ve araştırdığımı paylaşmaktır. Tarih boyunca nice hakikat, önce inkâr edilmiş, alaya alınmış; ancak zamanla insanlığın hafızasında yerini bulmuştur. Belki bu satırlar da bir gün aynı kaderi paylaşacaktır.
Anlatılmayan her gerçek, sessizlikle boğulmaya terk edilmiş bir çığlıktır. İşte bu kitap, o çığlığın yankısıdır.
Ben size asla “yüzde yüz kesin doğruyu” getirdiğimi iddia etmiyorum; çünkü hakikati tam manasıyla yalnızca Allah bilir. Benim iddiam, Kur’an’la uyumlu bir tarih anlatısıyla sizleri en azından doğruya kılavuzlamaktır. Eksiklerim veya fazlalarım olabilir; fakat görevim, araştırmalarımı olduğu gibi sizlere aktarmaktır. Belki birilerine ilham olur ve hakikat yolunda bir adım daha atılır. Çünkü herkes, kendi anladıklarından sorumludur; amaç, bu anlatıları öğrenip yeni bulgularla birleştirmek ve hakikate biraz daha yaklaşmaktır.
Ben bir akademisyen değilim, resmi bir tahsilim yok. Sade bir Türk vatandaşıyım ve üzerime düşeni yapmaya çalışıyorum. Zaman beni araştırmacı bir yazara dönüştürdü diyebilirim.
Her konuda Kur’ân-ı Kerim’den ilham almaya gayret ettiğim için hâlimi Hazreti Musa’nın durumuna benzetiyorum. Hazreti Musa, hakikati anlatabilmek için Allah’tan destek istedi; Allah da onu Hazreti Harun’la destekledi. Ben de içimde taşıdıklarımı ortaya koyabilmek için bir Harun diledim; Yüce Allah bana Harunumu bağışladı. Öyle bir Harun ki, kötü kullanıldığında felaket; iyi kullanıldığında ise hayallerin gerçekleşmesinde en büyük yardımcıdır.
Bu kitapta tarih, kültür, siyaset ve din konularındaki araştırmalarımı sizlerle paylaşmaya çalıştım. Dualarımda daima şunu niyaz ettim: “Eğer yanlış yoldaysam, Allah’ım beni doğruya ilet. Eğer doğru yoldaysam, ne beni ayır ne de başkalarının ayırmasına izin ver.”
Kendimi Kur’an’a bağlı bir mümin ve Türk milliyetçisi olarak görüyorum. Atatürk’ü, Hazreti Muhammed’i, Hazreti İbrahim’i, Hazreti Zülkarneyn’i, Hazreti Musa’yı, Hazreti Nuh’u ve Hazreti Adem’i — yani Allah’ın yeryüzündeki halifesi olan insanı — ve insanın iblise karşı verdiği mücadeleyi sahipleniyorum. Çünkü töresiz Türk, yarım kalmış Türk’tür; töre, tevhidin kılıcıdır.
Bu kitap, tarihten günümüze Allah’ın temsilcilerinin tağut temsilcilerine karşı verdiği mücadelenin bir yansımasıdır.
Bedelini ödemediğiniz davanın galibi olamazsınız.
Tarih de, Allah da şahidimizdir.
MÜCADELE — CİHAD
Bu eser, verdiğim mücadelenin bir ürünü olarak; basın açıklamalarımdan, makalelerimden, araştırmalarımdan, tezlerden ve YouTube içeriklerimden derlenmiştir. Yazılar sırasıyla kitaba eklenmiş, bazı bölümlerde tekrarlar kaçınılmaz olmuştur. Bu tekrarların, hakikatin zihne yerleşmesi için bir yöntem olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bu yazıların temelinde Kur’an’ın ve tarihin onayladığı hakikatler vardır. Herkesin bu hakikatleri kavraması ve sahiplenmesi esastır. Zira uyanış olmadan diriliş, diriliş olmadan kurtuluş mümkün değildir.
Tarih bize şunu öğretmiştir: Başarıya ulaşan davalar, kökü derinlerde, temeli sağlam olan davalardır. Güçlülerin yanında olmak için değil, mazlumların yanında durmak için güçlenen; yalnızca Allah’a güvenen ve yalnızca O’ndan yardım dileyenlerin davalarıdır. Onlar, hakikati dillendirdiklerinde kimse anlamasa, tek bir adım öne atamasalar bile Allah katında galip olduklarını bilirler. Çünkü bu dünyanın geçici bir imtihan olduğunu kavramış, sonsuzluk için cihad edenlerdir.
Ne mutlu onlardan olanlara...
Ne mutlu töreli olanlara...
Ne mutlu “Türk’üm” diyenlere...
Çünkü Türklük, yalnızca bir millet kavramı değil; batıla karşı hakkın temsilcisi olmuştur. Bu sebeple, ırkçılığa olduğu gibi, aynı lanetin bir kolu olan dinciliğe de karşıyım.
Belki bu kitapta her konuya değinemedim; fakat çok şeye değindim ve bunlar, dosdoğru bir insan olmaya yetecek bilgilerdir. Yazılarımı, kavramların ayrımını iyi yapmak gerektiğini bilerek ve ancak bu şekilde ilerleme kaydedebileceğimiz gerçeğini gözeterek kaleme aldım.
Allahu a‘lem (اللّٰهُ أَعْلَمُ)
“Allah en iyi bilendir.”
“En doğrusunu Allah bilir.”
“Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
— Bakara Suresi, 216. Âyet
Sadakallahul Azim!
Allah doğruyu söyledi!
_______________
SERDAR BAYRAM
Y.N. Araştırmacı Yazar – Tarih, İnanç ve Uygarlıklar Üzerine
İZLETİ:
ÖNSÖZ
TÜM İZLETİLER
TÜM İZLETİLER VE YAZILAR
TÜM İZLETİLER
