255. bölüm · KÖKLER VE HAKİKAT – TÜRK’ÜN YOLU
238. ERGENEKON DESTANI VE ZÜLKARNEYN: [OĞUZ-ODİN] TÜRKLERİN GİZEMLİ KURTULUŞ HİKÂYESİ
DEMİRİN ATEŞİ VE KADİM SIRRIN PERDESİ
Tarih, sadece yazılı belgelerle değil, kuşaktan kuşağa aktarılan destanların sembolik dilinde saklıdır. Ergenekon Destanı, yüzyıllardır bir halkın esaretten kurtuluşunu müjdeleyen bir bayram ateşi olarak yanarken, acaba biz bu ateşin sadece görünen alevine mi odaklandık?
Kur’an-ı Kerim’in Kehf Suresi’nde bahsi geçen, Ye’cûc ve Me’cûc’ü hapsetmek için "demir ve bakır" kullanarak set inşa eden Zülkarneyn’in hikâyesi, neden Türk’ün "demir dağı eritip çıkma" destanıyla bu denli ürpertici bir benzerlik taşır?
Bu yazı, Ergenekon’u sadece bir vadiden çıkış değil, ilahi bir iradenin kadim bir seti gizleyerek bir milletin kaderini nasıl koruduğunu anlamaya yönelik bir arayıştır.
Oğuz Kağan’ın kutlu soyunun, Avrupa’nın Odin’inde, Vikinglerin runik yazıtlarında ve Asya’nın sarp zirvelerinde nasıl yankılandığını; mitolojik "kaos" sembollerinin aslında tarih boyunca nasıl Türk'e karşı bir önyargı kalkanına dönüştürüldüğünü sorguluyoruz. Şimdi perde aralanıyor; kadim bilgelik, demirin ve bakırın izinde hakikati arayanlara kapılarını açıyor.
Sizce, Ergenekon Destanı'ndaki "demirci" figürü ile Zülkarneyn'in seti inşa ederken kullandığı "demir ve bakır" teknolojisi arasındaki örtüşme, Türk milletinin "teknolojik ve manevi bir muhafız" olarak tarih sahnesine yerleştirildiğinin bir göstergesi olabilir mi?
– Yapay Zekâ
– Serdar Bayram
GÖÇ DESTANI – IŞIĞIN GERİ DÖNÜŞÜ
Ergenekon’un dar vadilerinde hapsolmuş bir kavim…Demiri ateşe verip dağları eriterek özgürlüğe kavuştu.
Türk’ün hikâyesi, demirin gözyaşında yeniden doğmaktır.
– Göç Destanı; Nihal Atsız
– Bozkurtların Ölümü
238. ERGENEKON DESTANI VE ZÜLKARNEYN: [OĞUZ-ODİN] TÜRKLERİN GİZEMLİ KURTULUŞ HİKÂYESİ
MÖNGKE TENGRİ'YİN KÜÇÜDÜR
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA
ERGENEKON DESTANI VE ZÜLKARNEYN: OĞUZ VE ODİN
TÜRKLERİN GİZEMLİ KURTULUŞ HİKÂYESİ
Hazreti Zülkarneyn Konusuna Tekrar Dönelim
HAZRETİ ZÜLKARNEYN KİMDİR KİM DEĞİLDİR? DERİN ANALİZ!
DAHA ÖNCE BİLGİ VERMİŞTİM
ÖZET OLARAK;
Kur'an'da, Zülkarneyn'in bir set çektiğinden söz edilmektedir. Bu setin nerede olduğu belirtilmemekle birlikte, Allah'ın vaadi gerçekleştiğinde, yani kıyamete yakın bir zamanda, bu setin yerle bir edileceği ifade edilmektedir.
Tüm bunları göz önüne aldığımızda, bu setin yıkılacağı güne kadar insanlardan gizli tutulacağı düşünülebilir. Bu durumda, Zülkarneyn olduğu düşünülen İkinci Kiros'un veya Büyük İskender'in yapmış oldukları iddia edilen setlerin, Kur’an'da bahsedilen setle aynı olamayacağı ortaya çıkar.
Çünkü, eğer bu kişiler Zülkarneyn olsaydı, bu setin yerini ifşa etmiş olurlar ve insanların seti yıkma ihtimali doğardı.
Oysa Kur’an’da geçen Zülkarneyn kıssası ile örtüşen anlatılar, Oğuz Kağan'ın Zülkarneyn olduğunu işaret etmektedir.
Oğuz Kağan Destanında veya Orhun Kitabelerinde bir setten söz edilmemesi de, bu seddin gizli tutulduğuna dair bir işaret olabilir.
Tüm bu bilgileri topladığımızda, bugün en batıya ve en doğuya baktığımızda Türk milletini görürüz.
Türk milleti bir şekilde bu bölgelere ulaşmıştır. Bu, büyük ihtimalle Oğuz Kağan ile birlikte gidip oralarda kalan Türkler olabilir. Türk milletinin bu karakteristik yapısı, Oğuz Kağan'ın seferlerine işaret eder.
Tüm bu anlatıları göz önünde bulundurduğumuzda, Kur’an’da geçen Zülkarneyn'in Oğuz Kağan olduğu sonucuna varabiliriz hatta aksini ispatlayan çıkmadıkça varmalıyız da!
Oğuz Kağan’ın bir set inşa ettiğine dair tarihi kayıtlarda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Eğer böyle bir şey yaptıysa, bunun gizli tutulmuş olabileceği ihtimalini daha önce dile getirmiştik. Ancak şimdi sizi daha da şaşırtacak bir noktaya dikkat çekmek istiyorum:
Peki ya bu set inşası, kasıtlı olarak farklı anlatımlarla günümüze kadar aktarılmış olabilir mi? Bu ihtimali hiç düşündünüz mü?
BAŞLAYALIM!
ERGENEKON DESTANI
ERGENEKON DESTANINI YANLIŞ MI YORUMLADIK?
Allah Zülkarneyn Seddi'nin gizli tutulmasını istediği için "Ol" dedi ve o "Oluverdi" mi?
Şimdi artık Allah’ın vaadi yaklaştığı için üzerindeki perde kalkacak mı?
Türk mitolojisinde Ergenekon, Türklerin esaret altında kaldıkları bir vadiden kurtuluşlarını anlatır. Demir dağı eritme, güçlü ve kararlı bir şekilde zorlukların üstesinden gelme metaforu olarak yorumlanır.
Ancak, bunu farklı bir açıdan ele alıp Türklerin Demir dağı eritip çıkmasına değil de Ye'cûc ve Me'cûc'ün hapsedilmesi olarak yorumlamak da mümkündür.
Burada "hapsedilme" ve "kurtulma" temalarının yeniden değerlendirilmesi gerekebilir. Ye'cûc ve Me'cûc, genelde kaos ve yıkımı temsil ederken, Ergenekon'dan çıkan Türkler, düzen ve yeni bir başlangıç temsilidir.
Bu açıdan baktığımızda, Allah’ın bu seddi koruma amacıyla olayın farklı bir şekilde aktarılmasını ve Ergenekon Destanı olarak günümüze ulaşmasını istemiş olabileceği düşünülebilir.
Bugün, belki de Allah’ın vaadine yaklaştığımız bir dönemdeyiz ve bu nedenle bu olayın gerçek yüzünün ortaya çıkma vakti gelmiş olabilir.
Ergenekon Destanının aslında ne olduğuna geçmeden önce Ergenekon Destanı'nın Kaynakları ve Anlatım Değişimlerine bi göz atalım.
1. KAYNAKLARI:
Ergenekon Destanı, Türk mitolojisinin önemli anlatılarından biridir ve esas olarak yazılı kaynaklardan değil, sözlü gelenekten gelmektedir. İlk yazılı kaynağı, Râşidüddin’in "Câmiü’t Tevârîh" adlı eseri ve Ebü’l Gâzî Bahadır Han’ın "Şecere i Türkî" adlı kitabıdır.
Bu eserler, özellikle Orta Asya Türklerinin tarihine ve kültürüne dair önemli bilgiler verir ve destanı yazılı olarak ilk kez kaydeden eserler arasında yer alır.
2. VERSİYONLARI:
Ergenekon Destanı'nın belirgin bir şekilde iki temel versiyonu vardır:
ORTA ASYA VERSİYONU:
Bu versiyon, Orta Asya Türkleri arasında daha çok bilinir ve genellikle Türklerin esaret altında kaldıkları Ergenekon Vadisi'nden kurtuluşunu ve yeni bir yurt edinmelerini anlatır. Bu versiyonda, dağın eritilmesi gibi sembolik unsurlar daha belirgindir.
İSLAMİ ETKİLERLE ŞEKİLLENMİŞ VERSİYONLAR:
İslamiyet’in kabulünden sonra, destan İslami unsurlarla harmanlanmıştır. Türklerin kurtuluşu, kader ve ilahi yardım bağlamında yorumlanmaya başlanmıştır.
3. ERGENEKON DESTANI’NIN ÖZETİ:
Türkler, düşmanları tarafından kuşatılır ve Ergenekon adı verilen sarp bir vadide sıkışıp kalırlar. Burada 400 yıl boyunca yaşamlarını sürdürürler.
Nüfus arttığında vadiden çıkma ihtiyacı doğar. Bir demirci, vadiyi çevreleyen dağlardan birinin demirden olduğunu keşfeder ve onu eriterek bir çıkış yolu açar.
Türkler bu dağdan çıkar, geniş topraklara yayılır ve düşmanlarından intikam alırlar.
4. ANLATININ DEĞİŞİMİ:
Ergenekon Destanı, yüzyıllar içinde farklı toplumların etkisiyle değişikliklere uğramıştır:
SÖZLÜ GELENEK ETKİSİ:
Destan, ağızdan ağıza aktarıldığı için zamanla farklı hikâye unsurları eklenmiş veya çıkarılmış olabilir.
COĞRAFİ ETKİ:
Orta Asya’da başlayan anlatı, Türklerin göçleriyle birlikte Anadolu ve farklı coğrafyalara taşındığında yerel motiflerle zenginleşmiştir.
İSLAMİYET’İN ETKİSİ:
Destandaki bazı unsurlar, İslam kültürüne uyarlanmıştır. Örneğin, kurtuluşun ilahi bir yardım sonucu olduğu fikri, İslami inançla bağdaştırılmıştır.
MODERN MİLLİYETÇİ YORUMLAR:
On Dokuzuncu ve Yirminci yüzyılda destan, Türk milliyetçiliği bağlamında yeniden yorumlanmış ve Türklerin birlik, mücadele ve bağımsızlık sembolü olarak vurgulanmıştır.
5. DEĞİŞİMİN SEBEPLERİ:
SÖZLÜ GELENEĞİN DOĞASI:
Yazılı kayıtlardan önce, sözlü anlatılarda değişim kaçınılmazdır. Anlatıcılar, hikâyeyi kendi kültürel bağlamlarına göre uyarlamışlardır.
MODERN POLİTİK ETKİLER:
Özellikle Yirminci yüzyılda, destan Türk tarihini ve kimliğini yüceltmek için yeniden ele alınmıştır.
SONUÇ:
Ergenekon Destanı, Türk kültüründe güçlü bir semboldür ve hem tarihsel hem de mitolojik açıdan derin anlamlar taşır. Ancak sözlü gelenekle şekillendiği için farklı yorumlara açıktır. Günümüzde bu destan, Türklerin tarih boyunca karşılaştıkları zorlukları aşma azminin ve bağımsızlık arzusunun bir sembolü olarak görülür.
NEDİR ERGENEKON?
Esaretten kurtulmanın adıdır!
Ergenekon dik yamaçtır!
Bugün gözümüzden perde kalkıyor ve tüm bildiklerimizi birleştirerek gerçeğe varıyoruz. Nedir o gerçek?
Ergenekon Destanı, aslında Hazreti Zülkarneyn’in çektiği settir ve Hazreti Zülkarneyn, Oğuz Kağan’ın ta kendisidir! Ergenekon Destanı’ndaki Bozkurt ise, Oğuz Kağan’ı sembolize etmektedir.
O halde Hazreti Zülkarneyn'in Oğuz Kağan olduğu ve inşa ettiği seddin de Ergenekon seddi olduğu ve günümüze saklanarak Ergenekon Destanı olarak geldiğini düşünerek birde bu açıdan konuya bakmalıyız.
ERGENEKON DESTANI VE HAZRETİ ZÜLKARNEYN KISSASI BAĞLANTISI
Kur’an-ı Kerim’de, Kehf Suresi’nde anlatılan Hazreti Zülkarneyn kıssası, insanlık tarihinde adalet ve kurtuluşun önemli bir sembolüdür. Hazreti Zülkarneyn, bozguncu bir topluluk olan Ye'cûc ve Me'cûc’ün zararlarını engellemek için demir ve bakırdan bir set inşa ederek onları dağların ardında hapsetmiştir. Bu kıssanın detayları, birçok kültür ve medeniyette farklı şekillerde yorumlanmış ve aktarılmıştır.
Zülkarneyn kıssasında anlatılanlar Oğuz Kağan Destanı'nda veya Orhun Kitabeleri'nde, Yazıtlarında anlatılanlar ile örtüşüyor.
DAHA ÖNCE NE DEMİŞTİK?
Tek eksik, Oğuz’un bir set inşa ettiğidir.
Bugün burada göreceğiz ki aslında Oğuz’un inşa ettiği set, bize farklı bir şekilde aktarılmış ve böylece korunmuştur. Belki de zamanı geldiği için artık perde kalkıyor ve gerçekler ortaya çıkıyor.
Türk mitolojisinde yer alan Ergenekon Destanı da bu kıssayla ilişkilendirilebilir.
ZÜLKARNEYN VE OĞUZ KAĞAN: AYNI KİŞİ Mİ?
Destanlara göre, Türklerin atası olan Oğuz Kağan, halkını zorbalıklardan ve baskılardan kurtaran, dünyayı adaletle yöneten bir liderdir. Bu açıdan bakıldığında, Oğuz Kağan ile Kur’an’da bahsedilen Zülkarneyn arasında güçlü bir benzerlik bulunmaktadır.
Hazreti Zülkarneyn olarak bilinen bu peygamber, yani bizim Oğuz diye bildiğimiz atamız, Türklerin başına gelen bir felaketi çözmek için hareket etmiş, Ye'cûc ve Mecûc gibi bozguncu bir halkı etkisiz hâle getirmiştir.
YE'CÛC VE ME’CÛC: NEANDERTALER Mİ?
Kur’an’daki Ye'cûc ve Me'cûc, sürekli kaos ve bozgunculuk yapan bir topluluk olarak tanımlanır. Onların, insan öncesi bir tür ya da yarı insan, yarı hayvan bir ırk olduğunu düşünebiliriz. Kesin bilgi Allah katındadır.
Bu bağlamda, Ye'cûc ve Me'cûc’ün neandertaller gibi insan öncesi varlıklar olduğunu düşünelim. Bu bozguncu topluluk, Türkleri esir almış ya da onlara tehdit oluşturmuş ve Zülkarneyn yani Oğuz bu durumu düzeltmek için harekete geçmiştir.
ERGENEKON DESTANI’NIN ZÜLKARNEYN KISSASI İLE BAĞLANTISI
Ergenekon Destanı’nda Türkler, düşmanları tarafından kuşatılmış ve sarp dağlarla çevrili bir vadiye sıkışmışlardır. Bu destan, aslında Zülkarneyn’in bozgunculara karşı yaptığı müdahaleyle ilişkilendirilebilir. Dağın eritilerek vadiden çıkılması, Zülkarneyn’in yaptığı setin ve bozguncuların etkisiz hâle getirilmesinin bir sembolü olabilir.
Bu bildiğimiz Destanın yanlış olduğunu değil ama eksik olduğunu gösterir. Bu eksikliğin İlahi bir dokunuş ile gerçekleştiği kanısındayım.
Türkler, bu olayın ardından esaretten kurtulmuş, bağımsızlıklarına kavuşmuş ve bu günü bayram olarak kutlamaya başlamışlardır. Günümüzde Ergenekon Bayramı olarak anılan bu kutlama, aslında Zülkarneyn’in (Oğuz Kağan’ın) yardımıyla bozgunculardan kurtulmayı ve Türklerin yeniden yükselişini sembolize eder ve hâlâ her yıl 21 Martta Nevruz Bayramı olarak kutlanmaktadır. Ergenekon’dan çıkış Bayramı olarak da bilinir.
BUNA GÖRE:
1. Zülkarneyn (Oğuz Kağan): Türkleri kurtaran liderdir.
2. Ye'cûc ve Me'cûc: Neandertaller gibi bozguncu bir halktır.
3. Ergenekon Destanı: Kur’an’da anlatılan Zülkarneyn kıssasında ki seddir.
4. Ergenekon Bayramı: Bu kurtuluşun Türkler arasında kutlanmaya devam ettiği gündür.
SONUÇ
Ergenekon Destanı ve Zülkarneyn kıssası, adalet, kurtuluş ve birlik gibi ortak temaları paylaşır. Bu tür anlatılar, kültürler arası etkileşimlerle şekillenmiş ve farklı topluluklarda farklı biçimlerde anlatılmış olabilir. Ergenekon Destanı, Türk milletinin geçmişte yaşadığı büyük bir kurtuluşu sembolize eder.
YE'CÛC VE ME'CÛC DEDE KORKUT HİKÂYESİNDEKİ TEPEGÖZ ARASINDA Kİ BENZERLİKLER
Tepegöz Türk mitolojisinde ve özellikle Dede Korkut’ta geçen mitolojik bir varlıktır.
Dede Korkut Hikâyeleri’nin “Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdüğü Hikâye” adlı bölümünde anlatılır.
TEPEGÖZ VE DEDE KORKUT HİKÂYESİNDEKİ YERİ
Tepegöz, Oğuz boylarına zarar veren, insan yiyen dev bir yaratıktır. Mitolojide genellikle bir gözlü olarak tasvir edilen Tepegöz, insana benzeyen ancak insan dışı bir varlıktır.
Hikâyeye göre, Tepegöz, bir çobanın peri kızıyla olan ilişkisinden doğmuştur. Bu nedenle insana benzer özellikler taşır ama aynı zamanda olağanüstü güçlere sahiptir.
Tepegöz, Oğuz boylarını terörize eder ve halktan düzenli olarak kurbanlar ister. Onu öldürmek, Oğuzların yiğitlerinden biri olan Basat’ın görevi olur. Basat, zekâsı ve cesaretiyle Tepegöz’ü mağlup eder.
TEPEGÖZ’ÜN MİTOLOJİK VE KÜLTÜREL ÖNEMİ
Yunan mitolojisindeki Kikloplarla benzerlik taşır. Tek gözlü bir dev olarak tasvir edilmesi, farklı kültürlerden mitolojik etkiler içerdiğini gösterir.
Kiklop, Yunan mitolojisinde alınlarının ortasında tek gözleri bulunan devler. Uranüs ve Gaia'nın yani Gök ve Toprağın çocuklarıdır. Onlar tanrılardan korkmayan, zalim, insan etiyle beslenen yaratıklardır.
Tepegöz, Türk destan ve masallarında "kaosun sembolü" olarak görülür. Onu yenmek, düzeni sağlamak ve toplumu kurtarmak anlamına gelir.
Tüm Mitler, Destanlar tüm bu anlatılar zamanla değişime uğradığı halde geçmişten günümüze ışık tutarlar.
YE'CÛC ME'CÛC İLE TEPEGÖZ
1. Tepegöz ile Ye'cûc ve Me'cûc Arasındaki Benzerlikler
DOĞAÜSTÜ GÜÇLER VE TEHLİKE:
Tepegöz, Dede Korkut Hikâyeleri’nde Oğuz boylarına büyük zarar veren, insanları yiyen ve doğaüstü güçlere sahip bir varlık olarak tasvir edilir. Benzer şekilde, Ye'cûc ve Me'cûc de Kur’an’da bozgunculuk yapan ve topluma zarar veren bir kavimdir.
KAOSUN SEMBOLÜ:
Her iki anlatıda da, bu varlıklar kaosun ve düzensizliğin sembolü olarak öne çıkar. Tepegöz, Oğuz boylarına düzenli bir yaşam sürdürme fırsatı vermeyen bir tehdittir; Yecüc ve Mecüc ise bozgunculuk yaptığı ve bir toplumu rahatsız ettiği için Hazreti Zülkarneyn tarafından iki dağ arasına hapsedilmiştir ve kıyametle ilişkilendirilmiş ve insanların huzurunu bozacak bir güç olarak tanımlanmıştır.
ENGELLENME VE HAPSETME:
Ye'cûc ve Me'cûc, Zülkarneyn tarafından bir set arkasında hapsedilmiştir. Tepegöz ise doğrudan hapsedilmez, ancak Basat tarafından öldürülerek tehlikesi ortadan kaldırılır. Bu durum, anlatıların birbirine olan benzerliğini düşündürür. Hapsetme ve etkisiz hâle getirme, kaosun kontrol altına alınmasını temsil eder.
2. MİTOLOJİLER VE KISSALARIN ZAMANLA DEĞİŞİMİ
KÜLTÜREL UYARLAMALAR:
Destanlar, mitler ve kıssalar, zamanla farklı toplumların kültürel, dini ve coğrafi özelliklerine göre şekillenir. Tepegöz, Kikloplar ve Ye'cûc Me'cûc aslında aynı anlatının farklı toplumlarda farklı versiyonları olabilirler.
Dede Korkut Hikâyesindeki Tepegözün Basat adındaki bir Delikanlı tarafından öldürülmesi bu anlatının zaman içerisinde değişime uğramasına yoğurulabilir.
İnsanlar arasında ağızdan ağıza nesilden nesile aktarılan şeylerin değişime uğraması bizi şaşırtmamalıdır. İnsan yanılır ama Allah kesin doğruyu bildirir.
3. TEPEGÖZ, YE'CÛC VE ME'CÛC OLABİLİR Mİ?
Eğer Ye'cûc ve Me'cûc, insanlık öncesi ya da ilkel bir varlık grubu olarak yorumlanırsa, Tepegöz'ün "yarı insan, yarı doğaüstü varlık" kimliğiyle bu tanıma uyduğu düşünülebilir.
Tepegöz, bireysel bir figürdür, ancak Ye'cûc ve Me'cûc topluluk olarak anlatılır. Yine de mitolojilerde bireysel bir karakterin bir topluluğu temsil etmesi sıkça rastlanan bir durumdur.
4. ERGENEKON BAĞLANTISI
Eğer Tepegöz’ü Ye'cûc ve Me'cûc ile özdeşleştirirsek, Ergenekon Destanı’nın, Türklerin Ye'cûc ve Me'cûc benzeri bir tehdidi aşarak kurtuluşunu anlatan bir hikâye olduğu düşünülebilir.
Zülkarneyn’in Ye'cûc ve Me'cûc’ü hapsettiği set ile Türklerin Ergenekon’daki dağlardan çıkışı arasında teorik bir bağ kurulabilir. Bu durumda, Oğuz boylarının kaosun sembolü olan Tepegöz’e karşı mücadelesi, Kur’an’da geçen bir kıssanın Türk mitolojisindeki yansıması olabilir.
TÜRKLER ÇEŞİTLİ TOPLUMLAR TARAFINDAN BARBAR VE VEYA YE'CÛC ME'CÛC OLARAK ADLANDIRILMIŞ ÖYLE GÖRÜLMÜŞTÜR
Türkleri düşman gören çeşitli toplumlar onları Gog ve Magog yani Ye'cûc ve Me'cûc olarak adlandırmıştır.
Avrupa'nın (Batı'nın) Türkleri Ye'cûc ve Me'cûc Olarak Görmesi ve Ergenekon Bağlantısı
Avrupa’da Türklerin "Ye'cûc ve Me'cûc" olarak algılanmasının nedenleri, tarihsel, mitolojik ve kültürel bağlamda derin bir geçmişe dayanır. Bu algının kökeni, Türklerin Avrupa’ya olan etkileri ve Kur’an’da yer alan Ye'cûc ve Me'cûc kıssasının yorumlanma biçimiyle ilişkilidir. Bunun Ergenekon Destanı ile dolaylı bağlantıları da vardır.
TÜRKLER VE YE'CÛC ME'CÛC ALGISININ TARİHSEL TEMELLERİ
1. KORKU VE PROPAGANDA:
Orta Çağ Avrupa’sında Türkler, özellikle Osmanlı döneminde, büyük bir askerî güç ve tehdit olarak algılanıyordu. Türklerin batıya ilerleyişi ve fetihleri, Avrupalılar arasında korku uyandırdı.
Avrupa mitolojisi ve Hristiyanlıkta Ye'cûc ve Me'cûc, dünyanın sonunu getirecek bozguncu bir kavim olarak görülür. Türkler, bu rolü üstlenmiş gibi algılandı ve dinsel propaganda ile bu imaj pekiştirildi.
2. KUR’AN’DAKİ YE'CÛC VE ME'CÛC’ÜN YANLIŞ YORUMU:
İslamiyet’te Ye'cûc ve Me'cûc, bozgunculuk yapan ve Zülkarneyn tarafından bir setle hapsedilen bir kavimdir. Ancak bu kıssa, Avrupalılar tarafından Türkler üzerine yansıtıldı.
Veyahut Ergenekon Destanı konusunu bazı alarak Türkleri ve aynı zamanda Moğolları da işin içine katarak Ye'cûc ve Me'cûc ilan ettiler ve Türklerin Ergenekon'dan çıkışını bu şekilde yorumlayıp Türkleri bozguncu, barbar ilan ettiler. Bu Türk korkusunun bir tezahürüdür aslında.
YORUMU:
İslamiyet’te Ye'cûc ve Me'cûc, bozgunculuk yapan ve Zülkarneyn tarafından bir setle hapsedilen bir kavimdir. Ancak bu kıssa, Avrupalılar tarafından Türkler üzerine yansıtıldı.
Avrupalılar, Türklerin hem askerî gücü hem de kültürel farklılığı nedeniyle onları "Ye'cûc ve Me'cûc" gibi "tehlikeli ve bozguncu" bir kavim olarak gördüler.
3. GÖÇ VE İSTİLALAR:
Orta Asya’dan batıya doğru gerçekleşen Türk akınları ve Moğol istilası, Avrupa’da doğudan gelen tüm kavimlerin “barbar” ve “bozguncu” olarak etiketlenmesine yol açtı. Türkler, tarih boyunca bu algının bir parçası hâline getirildi.
ERGENEKON DESTANI İLE BAĞLANTISI
Ergenekon Destanı, Türklerin bir felaketten kurtulup yeniden dirilişini anlatır. Bu destan, bir bakıma Türklerin hem kendilerini tanımladığı hem de düşmanlarının onları yanlış anlamasına neden olan bir sembol hâline gelmiştir.
1. ERGENEKON VE YENİDEN DOĞUŞ:
Destanda Türkler, dağlarla çevrili bir vadide sıkışıp kalmış, sonra demir bir dağı eriterek özgürlüğe kavuşmuşlardır. Bu olay, Türklerin sıkıştığı durumdan güçlü bir millet olarak çıkışını temsil eder.
Avrupa, bu yeniden doğuşu ve Türklerin büyük bir güç olarak sahneye çıkmasını "bozgunculuk" olarak yorumlamış ve Ye'cûc ve Me'cûc anlatısı ile ilişkilendirmiş olabilir.
2. ZÜLKARNEYN İLE BAĞLANTISI
Avrupalılar Zülkarneyn’in hapsettiği Ye'cûc ve Me'cûc'ü Türkler olarak gördüğünü belirtmiştim.
BENİM BURADA ORTAYA KOYDUĞUM TAM TERSİDİR.
Ergenekon Destanı’nın Zülkarneyn kıssasıyla olan teorik bağlantısına göre,yani benim anlattığım ortaya koyduğum,Zülkarneyn (ya da Oğuz Kağan), Ye'cûc ve Me'cûc’ü hapseden bir kurtarıcıdır. Ancak dediğim gibi bu anlatı Avrupalılar tarafından tersine çevrilmiş ve Türkler, "hapisteki bozguncular" gibi lanse edilmiştir.
Ergenekon’dan çıkan Türklerin, Avrupa’ya doğru ilerleyip büyük bir güç hâline gelmesi, bu algıyı daha da güçlendirmiştir.
SONUÇ: ALGININ KAYNAĞI VE ERGENEKON BAĞLANTISI
Avrupa’nın Türkleri Ye'cûc ve Me'cûc olarak görmesinin temel nedeni, Türklerin askerî başarıları, kültürel farklılıkları ve doğu, batı arasındaki tarihsel çatışmadır. Bu algı, hem dinsel hem de kültürel propaganda ile desteklenmiş ve bir korku miti hâline getirilmiştir.
Ergenekon Destanı, Türklerin kendi kimliklerini direniş ve yeniden doğuş üzerinden tanımladığı bir anlatıdır. Ancak Avrupalılar, bu dirilişi ve gücü tehdit olarak algılamış ve onu Ye'cûc ve Me'cûc gibi olumsuz bir kavramla ilişkilendirmiştir. Bu bağlamda, Ergenekon’un tarihsel ve kültürel öneminin, Türklerin "bozguncu" bir kavim olarak etiketlenmesinde dolaylı bir etkisi olduğu söylenebilir.
SADECE BATI MI?
HAYIR!
Türkleri Gog ve Magog yani Ye'cûc ve Me'cûc olarak görenlere kısaca değinelim isterim.
Tarih boyunca, Türkler gibi güçlü ve göçebe topluluklar, çeşitli toplumlar tarafından zaman zaman Gog ve Magog (Ye'cûc ve Me'cûc) ile ilişkilendirilmiştir.
Bu, genellikle Türklerin savaşçı kimliği, aniden beliren akınları ve fetih politikaları nedeniyle olmuştur.
İŞTE TÜRKLERİ GOG VE MAGOG OLARAK GÖREN BAZI TOPLUMLAR VE BU ALGININ KÖKENLERİ:
1. SÜRYANİLER
Süryani kaynakları, özellikle Orta Çağ'da Türkleri sık sık Gog ve Magog ile ilişkilendirmiştir.
Süryani tarihçiler, özellikle Bizans, Sasani savaşları sırasında, Orta Asya’dan gelen Türk akınlarını "felaket getiren, kıyameti hızlandıran güçler" olarak görmüşlerdir.
Süryani metinlerinde, Hazarlar, Peçenekler ve diğer Türk boyları, doğudan gelen tehlikeler olarak tasvir edilmiştir. Bu tasvirler, Gog ve Magog’un "vahşi ve kontrolsüz doğu halkları" olarak yorumlanmasıyla örtüşür.
2. BİZANSLILAR
Bizans İmparatorluğu, Orta Asya’dan gelen Türk akınlarını sıklıkla "Gog ve Magog" terimleriyle ilişkilendirmiştir.
Onuncu yüzyılda Bizans tarihçileri, özellikle Peçenekler, Uzlar ve Kumanlar gibi Türk boylarını "Apokaliptik bir tehdit" olarak tanımlamış ve kıyamet kehanetlerine dayandırmışlardır.
Bizanslı Prokopius ve diğer tarihçiler, Hunları ve Avarları, Gog ve Magog olarak görmüştür. Bu algı, doğudan gelen her güçlü topluluğun kıyamet senaryolarıyla ilişkilendirilmesinden kaynaklanmıştır.
3. ERMENİLER
Ermeni kronikleri de Türkleri Ye'cûc ve Me'cûc ile ilişkilendiren kaynaklar arasındadır.
Ermeni tarihçi Movses Khorenatsi, Türklerin atalarını vahşi ve yıkıcı bir kavim olarak tanımlar.
Ermeniler, Türk boylarını, doğudan gelen yıkıcı güçler ve Gog Magog mitolojisinin bir parçası olarak görmüşlerdir.
4. HRİSTİYAN AVRUPA
Orta Çağ Avrupa’sında, Türkler sıklıkla Gog ve Magog ile özdeşleştirilmiştir. Bu algının sebepleri şunlardır:
Haçlı Seferleri: Türkler, Hristiyan Avrupa için büyük bir tehdit olarak görülmüş ve bu tehdit, İncil'deki kıyamet senaryolarıyla ilişkilendirilmiştir.
MOĞOLLARLA KARIŞIKLIK:
13. yüzyılda Moğol İmparatorluğu'nun Avrupa'ya doğru genişlemesi sırasında, Moğollar sıklıkla Türklerle karıştırılmış ve her ikisi de "Gog ve Magog" olarak tanımlanmıştır.
Ayrıca Vikinglerin de "Gog ve Magog" olarak tanımlandığı bilinir. Bugün Vikinglerin de Türk kökenli olduğunu hatta birazdan değineceğimiz gibi Vikinglerin atasının Odin veya Oğuz olduğunu da düşünüyoruz. Sonuna kadar dinleyin.
YAHUDİ, HRİSTİYAN KIYAMET MİTOLOJİSİ:
Türklerin doğudan gelen savaşçı güçler olarak görülmesi, İncil’in Eski Ahit kısmında geçen Gog ve Magog kavramlarıyla ilişkilendirilmiştir.
5. İSLAM DÜNYASINDA ALGILAR
Araplar dışında, Persler ve bazı diğer Müslüman topluluklar da Türkleri zaman zaman Gog ve Magog olarak görmüştür.
İbn Haldun, göçebe Türkleri ve Moğolları, Ye'cûc ve Me'cûc ile ilişkilendiren yazılar yazmıştır. Ancak İslam dünyasında bu algı, Türklerin İslam’ı kabul etmesiyle zamanla değişmiştir.
Hazarlar, özellikle İslam öncesi dönemde Ye'cûc ve Me'cûc olarak görülmüştür.
1. Arapların Türkleri Ye'cûc ve Me'cûc Olarak Görmesinin Nedenleri
KUR’AN’DAKİ YE'CÛC VE ME'CÛC KISSASI:
Kehf Suresi’nde, Hazreti Zülkarneyn’in Ye'cûc ve Me'cûc kavmini dağların arasına bir set çekerek hapsettiği anlatılır. Ye'cûc ve Me'cûc, sürekli bozgunculuk yapan ve topluma zarar veren bir kavimdir.
İslam’ın yayılma döneminde, Türklerin İslam topraklarına yönelik baskınları, bozguncu bir topluluk olan Ye'cûc ve Me'cûc ile ilişkilendirilmiştir. Türklerin bilhassa Emevîler döneminde Müslümanlarla sık sık karşı karşıya gelmesi, bu algıyı güçlendirmiştir.
TÜRKLERLE ERKEN İSLAM DÖNEMİNDEKİ ÇATIŞMALAR:
Emevîler ve Abbasîler döneminde, Araplar ve Türkler arasında uzun süreli askerî çatışmalar yaşanmıştır. Türk boyları, Orta Asya’daki İslam fetihlerine direniş göstermiş, bu durum onları "düşman" ve "tehlikeli" bir topluluk olarak algılatmıştır.
Arapların bu çatışmalarda Türkleri vahşi ve savaşçı olarak görmesi, Ye'cûc ve Me'cûc kıssasıyla eşleştirilmelerine yol açmıştır.
COĞRAFİ VE MİTOLOJİK ALGILAR:
İslam coğrafyacılarından İbn Hurdâzbih ve Mes’ûdî gibi isimler, Ye'cûc ve Me'cûc’ün doğuda, Türklerin yaşadığı bölgelerde bulunduğunu iddia etmişlerdir. Bu tür coğrafi tasvirler, Türklerin Ye'cûc ve Me'cûc olarak algılanmasına zemin hazırlamıştır.
Türklerin atlı göçebe-göçmen yaşam tarzı ve savaşçı özellikleri, Arap dünyasında bu tür mitolojik kavramlarla özdeşleştirilmiştir.
Arapların Türkleri Ye'cûc ve Me'cûc olarak görmesinin temelinde tarihî çatışmalar, Kur’an’daki Zülkarneyn kıssasının yanlış yorumlanması ve kültürel önyargılar yatmaktadır.
Ergenekon Destanı’ndaki Türklerin yeniden diriliş ve kurtuluş hikâyesi, Arap mitolojisindeki Ye'cûc ve Me'cûc kavramıyla bir şekilde örtüşmüş olabilir.
Ancak Türkler, Ergenekon Destanı’nda kendi kaderlerini değiştiren kahraman bir halk olarak anılırken, Arap dünyasında bu olay, Türklerin tehlikeli bir güç olarak yeniden doğuşuyla ilişkilendirilmiştir.
Bu tür algılar, zamanla tarihî gerçeklerden çok mitolojik ve kültürel yorumların etkisiyle şekillenmiştir.
6. ÇİN KAYNAKLARI
Çin'de Türkler, bazen kuzeyden gelen "barbar"
Çin Kaynaklarında Türkler ve Gog Magog Algısı
Çin kaynaklarında Türkler, sıklıkla kuzeyden gelen "barbar halklar" olarak tasvir edilmiştir. Gog ve Magog mitolojisine doğrudan atıfta bulunulmasa da, Çinlilerin kuzeyden gelen göçebe kavimleri tehdit olarak algılama biçimi, Batı'daki Gog ve Magog imgesiyle paralellik gösterir.
Xiongnu, Göktürkler ve Moğollar, Çin kaynaklarında kaotik, savaşçı ve istilacı topluluklar olarak anlatılmıştır.
Bu halkların kontrol altında tutulması için Çin Seddi'nin inşa edilmesi, tıpkı Zülkarneyn’in kıssasında Ye'cûc ve Me'cûc’ü hapsetmek için bir set inşa etmesine benzer bir anlatıdır.
Çin mitolojisinde doğudan veya kuzeyden gelen halklara ilişkin kaos ve yıkım algısı, Batı'nın Gog ve Magog kavramıyla örtüşebilir.
7. SLAVLAR VE RUSLAR
Rusya’nın erken dönem kroniklerinde ve Slav efsanelerinde, doğudan gelen Türk boyları ve daha sonra Moğollar, "Tanrı'nın gazabı" veya "kıyamet alametleri" olarak tanımlanmıştır.
Kumanlar, Peçenekler ve Tatarlar, doğrudan Slav halkları için büyük bir tehdit oluşturduğu için bu anlatılarda kaosun ve bozgunculuğun sembolü olmuştur. Slavlar, bu toplulukları kıyamet mitolojisiyle bağdaştırmıştır.
TÜRKLER NEDEN GOG VE MAGOG İLE ÖZDEŞLEŞTİRİLMİŞTİR?
Türklerin Ye'cûc ve Me'cûc olarak görülmesinin temel nedenleri şunlardır:
1. GÖÇEBE VEYA GÖÇMEN VE İSTİLACI YAPI:
Türkler tarih boyunca göçebe (göçmen) bir yaşam sürmüş ve yerleşik uygarlıklara karşı düzenledikleri ani akınlarla büyük değişimlere neden olmuştur.
Bu, yerleşik toplumlar tarafından kaos ve yıkım olarak algılanmıştır.
Oysaki Türkler saldırmadığında onlar saldırıyordu. Çağın gereği buydu. Türkler güçlü olup hep galip gelince bu algı oluşturuldu.
2. YABANCI VE ANLAŞILMAZ KÜLTÜR:
Yerleşik medeniyetler, Türklerin farklı kültürünü ve yaşam tarzını genellikle "vahşi" veya "tehlikeli" olarak görmüş, bu da onları mitolojik tehditlerle bağdaştırmıştır.
3. KIYAMET SENARYOLARI:
Türklerin hızlı genişlemesi, özellikle Hristiyan ve Süryani toplumlarında kıyamet senaryolarıyla ilişkilendirilmiştir.
Türkler, İncil ve Kur'an'daki Gog ve Magog (Ye'cûc ve Me'cûc) tasvirine uygun görülmüştür.
4. COĞRAFİ KÖKEN:
Gog ve Magog'un Asya'nın doğusundan geleceği inancı, Türklerin ve diğer göçebe halkların Asya kökenli olmasıyla örtüşmüştür. Türklerin bu topraklardan gelmesi, onları bu mitolojik kavramlarla özdeşleştirmiştir.
ERGENEKON DESTANI VE GOG, MAGOG BAĞLANTISI
Türk mitolojisindeki Ergenekon Destanı, bu algılarla örtüşen bazı unsurlar içerir:
KURTULUŞ VE YENİDEN DOĞUŞ:
Ergenekon Destanı, Türklerin zorlu bir dönemi atlatarak yeniden güçlü bir şekilde ortaya çıkışını anlatır.
Bu, diğer toplumlar tarafından "felaket" ya da "yıkıcı bir dönüş" olarak algılanmış olabilir.
DAĞ VE SET ANLATILARI:
Zülkarneyn'in Ye'cûc ve Me'cûc'ü hapsetmesiyle Ergenekon'daki dağların eritilerek bir çıkış yolu bulunması arasında benzerlikler kurulabilir. Her iki anlatı da doğaüstü bir engel ve onu aşma teması içerir.
KAOS VE DÜZEN:
Türkler kendi mitolojilerinde düzen kurucular olarak görülse de, dışarıdan bakıldığında kaosun temsilcisi gibi algılanmış olabilirler. Bu, onları Gog ve Magog anlatılarıyla özdeşleştirmiştir.
SONUÇ
Süryaniler, Bizanslılar, Ermeniler, Slavlar ve Araplar gibi birçok toplum, Türkleri doğudan gelen bir tehdit olarak görmüş ve kimi zaman Gog ve Magog (Ye'cûc ve Me'cûc) mitolojisiyle ilişkilendirmiştir.
Bu algının temelinde, Türklerin göçebe yapıları, fetihçi özellikleri ve ani ortaya çıkışlarıyla toplumları şaşkına çevirmeleri yatmaktadır.
Ergenekon Destanı ile Ye'cûc ve Me'cûc kıssası arasında kurulan bağlar, Türk mitolojisinin farklı kültürlerdeki yansımalarını anlamak için güçlü bir teorik zemine sahiptir. Bu tür yorumlar, destanların ve mitlerin zamanla nasıl dönüşüp farklı anlamlar kazandığını gösterir.
İKİ SEÇENEK VAR. YA TÜRKLER GERÇEKTEN DE BOZGUNCU, BARBAR YANİ YE’CÛC VE ME’CÛC'Ü SİMGELİYOR YADA TÜRKLER BENİM ANLATTIĞIM GİBİ YE'CÛC VE ME'CÛC'DEN MAĞDUR OLUP DOLAYISIYLA TÜRKLER OĞUZ ELİYLE BİZZAT GOG VE MAGOG YANİ YE'CÛC VE ME'CÛC'Ü HAPSEDENLERDİR!
Türk milleti, Tanrı’nın yeryüzündeki ordusudur. Tarihe damgasını vuran Türk milleti, gittiği her yere adalet götürmüş, her zaman mazlumun yanında durmuş ve zalimlerin karşısında yer almıştır.
Türk milletine atılan bu iftiralar, gerçekte tam tersinin doğru olduğunun bir kanıtıdır.
HAZRETİ ZÜLKARNEYN OĞUZ KAĞAN
Oğuz Kağan, Bilge Kağan ve bazı kaynaklara göre Mete Han’ın aynı kişi olma ihtimali vardır. Bu durum mümkün olduğu gibi, aksi de düşünülebilir. Dahası, Türklerin atası olarak kabul edilen Oğuz Kağan’ın, bahsettiğimiz bu isimlerle aynı kişi olup olmamasından bağımsız olarak, Vikinglerin atası Odin ile aynı kişi olma ihtimali de oldukça yüksektir.
Ne ilginçtir ki, Zülkarneyn’in kimliği de Oğuz Kağan’ın kimliği de büyük bir gizem barındırmakta, kesin bilgiye şu an için ulaşılamamaktadır.
ODİN KİMDİR? VİKİNGLERİN ATASIDIR!
VİKİNGLİ TARİHÇİLER ODİN'İN ASYA'DAN TURKLAND'DAN GELDİĞİNİ SÖYLERLER!
DAHA ÖNCE NE DEMİŞTİK?
OĞUZ KAĞAN GÜNEŞİN BATTIĞI YERE KADAR VE DOĞDUĞU YERE KADAR GİTMİŞTİR.
DOLAYISIYLA EN BATI’DA DA EN DOĞU'DA DA TÜRKLER YAŞAMAKTADIR.
OĞUZ KAĞAN HAKKINDA NE DEMİŞTİK?
Oğuz Kağan, destanlarda Güneş’in battığı yerden doğduğu yere kadar tüm dünyayı dolaşmış ve adaletle hükmetmiştir. Bu, onun zamanının dünya hükümdarı olduğuna işaret eder.
ODİN KİMDİR?
Odin, İskandinav mitolojisinde Vikinglerin atası ve en büyük tanrısıdır.
ODİN NEREDEN GELMİŞTİR?Odin'in kökeni Asya'ya dayanır.
Odin'in Asya'dan geldiğine dair mutabakat vardır, Herwarar Masalı'nda, Odin'in, Tirkiar (Türkler) ve Asiemaen (Asyalılar, Asyalı adamlar) olarak tanıtılan büyük bir kitlenin önderi olduğu ve çok mülkünün bulunduğu Tyrkland'dan (Turkland, Türkistan, Türkiye) yolculuğu ayrıntılarıyla anlatılır.
İsveç Tarihi kurucusu Prof. Sven Lagerbring, kitabında, "Biz Cermen kavimleri, Türküz, atamız Odin ve yanındakiler, Turkland yani Türkistan'dan göç etti" dedi.
Ayrıca Vikinglerin yazısı da Orhun kitabelerindeki Türk yazısına büyük çapta benzer.
Vikinglere yazıyı Odin veya Oding'in öğrettiğine dair belgeler bulunmuştur.
Bulunan bir yazıtı sağdan sola Orhun harflerinin seslerini kullanarak okuduğumuzda yazıt "Odinglim ebetesi" sözleriyle, yani "Oding'imin abecesi" demek oluyor.
BUNLARIN HİÇBİRİ TESADÜF DEĞİLDİR!
OĞUZ KAĞAN VE ODİN KAHN'IN YAZILIŞLARI NEREDEYSE AYNIDIR
Prof. Sven Lagerbring, bu tezi bir varsayım olarak değil, tarihi gerçeklik olarak sunuyor, bu tezi doğrulayan bir dizi belgeden alıntı yapıyor.
BUNA DAHA ÖNCE DEĞİNMİŞTİK.DERİN ANALİZ! BİR ÖNCEKİ YAZIDA OKUMADIYSANIZ OKUYABİLİRSİNİZ.
Deruni Devlet kitabında Odin'in aslında atamız Oğuz Kağan'ın dezenforme edilmiş hali olduğu anlatılır.
ODİN VE OĞUZ
Odin ile Oğuz Kağan arasındaki benzerlikler:
1. ÇİFT BOYNUZLU MİĞFER
ODİN: Kuzey mitolojisinde Odin, Çift boynuzlu bir miğferle veya boynuzlarla tasvir edilir. Bu, gücün ve kutsallığın sembolü olarak yorumlanır.
OĞUZ KAĞAN: Türk mitolojisinde, Oğuz Kağan’ın sembollerinden biri çift boynuzlu bir miğferdir. Çift boynuz, güç, liderlik ve ilahi bir destek anlamına gelir. Bu tasvir, Zülkarneyn’in çift boynuzlu miğferiyle de ilişkilendirilir.
GÜNEŞ VE AY SEMBOLİZMİ: Oğuz Kağan’ın miğferi, Türklerin Kün-Ay (Güneş-Ay) sembolünü temsil eder. Aynı sembolizm, Odin’in miğferi için de geçerlidir. Odin’in çift boynuzlu miğferi, Güneş ve Ay’ın birleşimini yansıtan bir simge olarak yorumlanabilir. Bu benzerlik, Oğuz Kağan ve Odin arasında derin bir bağ olabileceğine dair önemli bir ipucu sunar.
2. GÜÇLÜ HÜKÜMDAR
ODİN: Odin, Viking mitolojisinde savaşın, bilgeliğin ve adaletin tanrısı olarak bilinir. Asgard'ın hükümdarı ve tanrıların lideridir. Strateji ve bilgi konusunda üstün bir figürdür.
OĞUZ KAĞAN: Türk mitolojisinde Oğuz Kağan, dünyanın dört bir yanını fetheden büyük bir hükümdardır. Hem savaşta üstün bir lider hem de bilge bir komutandır. Adalet ve düzen kurucu bir lider olarak görülür.
3. KURUCU ATA
ODİN: Viking mitolojisinde Odin, tüm İskandinav halklarının atası olarak kabul edilir. Onun soyundan gelenler, krallıkların kurucuları ve kahramanlarıdır.
OĞUZ KAĞAN: Türk mitolojisinde Oğuz Kağan, Türk milletinin atasıdır. Tüm Türk Oğuz boylarının soyu, onun soyundan geldiğine inanılır. Oğuz Kağan, Türk dünyasının kurucu lideridir.
4. TANRISAL VE GİZEMLİ KİMLİK
ODİN: Odin, sadece bir hükümdar değil, aynı zamanda tanrısal bir figürdür. Bilgelik için bir gözünü feda etmiş ve geleceği görme yeteneğine sahiptir. Gizemli ve çok yönlü bir karakterdir.
OĞUZ KAĞAN: Oğuz Kağan da Türk mitolojisinde ilahi bir destekle hareket eden, doğaüstü güçlere sahip bir lider olarak tanımlanır. Onun doğumu, yaşamı ve başarıları destanlarla süslenmiş, mistik bir kimlik kazanmıştır.
PEYGAMBERLERİN TANRILAŞTIRILMASI:Peygamberlerin zamanla tanrılaştırıldığı birçok örnek, tarih boyunca görülmüştür.
İnsanlar, peygamberlerin sahip olduğu olağanüstü özellikleri, liderliklerini ve halklarını kurtarışlarını efsaneleştirerek onları ilahlaştırmıştır.
Bu durum, Odin gibi figürler için de geçerli olabilir.
ODİN’İN TANRILAŞTIRILMASI VE PEYGAMBERLİK İHTİMALİ:
Odin, İskandinav mitolojisinde baş tanrı olarak bilinir. Ancak onun anlatıları incelendiğinde, bir peygamber ya da lider olabileceğine dair işaretler bulunur.
Odin, bilgeliği, savaşçılığı ve halkını korumasıyla tanınır. Aynı zamanda bir medeniyet kurucusu olarak da betimlenmiştir.
Bu özellikler, onu bir ilah değil, ilahi bir rehber, lider veya peygamber olma ihtimaline yöneltir. Odin'in çift boynuzlu miğferi, bir sembol olarak, onu hem liderlik hem de tanrısallıkla ilişkilendiren bir öğedir.
Bu, aynı zamanda Kur’an’da bahsedilen Zülkarneyn figürüyle bağlantı kurmayı mümkün kılar.
PEYGAMBERLERİN TANRILAŞTIRILMASI DİĞER ÖRNEKLER
HAZRETİ İDRİS: Efsanelere göre bilgeliği, bilimdeki başarısı ve halkını ilerletmesiyle bilinen İdris Peygamber, bazı antik metinlerde Tanrı benzeri bir figür olarak resmedilmiştir.
HAZRETİ İLYAS: Bazı toplumlarda İlyas Peygamber, ölümsüzlükle ilişkilendirilmiş ve bir nevi tanrılaştırılmıştır.
PEYGAMBER OLMADIĞI HALDE TANRILAŞTIRILANLAR:
FİRAVUNLAR: Antik Mısır'da firavunlar tanrı olarak kabul edilmiştir. Ancak birçok araştırmacı, bazı firavunların aslında ilahi mesajlar taşıyan liderler olduklarını öne sürer.
Hazreti İsa’nın tanrılaştırılması, onun peygamberlik misyonunun ötesinde ilahi bir varlık olarak görülmesine dayanan bir süreçtir. Hristiyanlık, başlangıçta Hazreti İsa’yı bir peygamber ve Mesih olarak kabul ederken, zamanla onun tanrısal bir niteliğe sahip olduğu fikri gelişmiştir.
Bu durum, özellikle Roma İmparatorluğu döneminde gerçekleşti. Millattan Sonra 325 yılında İznik Konsili’nde, İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğu ve ilahi bir doğaya sahip olduğu resmi olarak kabul edildi. Bu, Hristiyanlık inancında "Teslis" (Baba, Oğul ve Kutsal Ruh) anlayışının temelini oluşturdu.
5. YOLCULUK VE FETİH
ODİN: Odin, bilgi ve güç arayışıyla sürekli seyahat eden bir figürdür. Dünyalar arasında yolculuk yapar ve farklı halkları etkiler.
OĞUZ KAĞAN: Oğuz Kağan, destanlarda dünyanın dört bir yanını fetheden, halklar arasında düzen kuran ve insanlara rehberlik eden bir liderdir.
6. HAYVANLARLA BAĞLANTI
ODİN: Odin’in yanındaki iki kuzgunu veya karga (Hugin ve Munin), onun bilgeliğini ve her şeyi görüp bilmesini temsil eder. Ayrıca, sekiz bacaklı atı Sleipnir ile tanınır. Odin’in ayrıca Geri ve Freki adında iki kurtu vardır.
OĞUZ KAĞAN: Oğuz Kağan, Türk mitolojisinde kurtlarla bağlantılıdır. Bozkurt, onun yol göstericisi ve koruyucusu olarak önemli bir semboldür.
KUZGUN, KARGA VE KURTLARIN SEMBOLİZMİ
KUZGUNLAR: Bilgelik, hafıza ve düşünce. Odin’in her yerde gözü olduğunun sembolü.
KURTLAR: Güç, koruma ve Odin’in savaşçı doğası.
TÜRK MİTOLOJİSİYLE BENZERLİKLER
Odin’in kurtları ve kuzgunları, Türk mitolojisindeki Bozkurt ile benzerlik taşır. Oğuz Kağan’ın yol göstericisi olan Bozkurt, koruyucu bir figürdür. Bu da iki mitolojik sistemin benzer yapılar barındırdığını gösterir.
TÜRK MİTOLOJİSİNDE KARGA:
1. BİLGELİK VE HABERCİ ROLÜ
Türk mitolojisinde karga, bilgelik ve uzun ömürle ilişkilendirilir. Karganın doğada uzun süre yaşayan bir kuş türü olması, onu zamanla bilgelik ve tecrübe sembolü haline getirmiştir. Ayrıca, haberci bir kuş olarak da görülür.
DESTANLARDA HABERCİ KARGA: Karga, savaş ya da tehlike zamanlarında haber taşıyan bir figür olarak karşımıza çıkar. Bu özelliği, Odin’in kuzgunları olan Hugin ve Munin ile benzerlik taşır.
2. KORUYUCU VE UĞURLU ANLAM
Bazı Türk boylarında karga, koruyucu bir varlık olarak görülmüştür. Efsanelerde, kargaların insanları tehlikelerden haberdar ettiği ya da kötülükleri önlediğine inanılmıştır.
Uğur Getirme İnanışı: Karganın görünmesi ya da ötmesi bazı durumlarda uğur getirdiğine inanılırdı, özellikle savaşçı topluluklarda bu olumlu bir işaret sayılırdı.
3. ÖLÜM VE KÖTÜ ALAMET
Türk mitolojisinin bazı anlatılarında, karga ölümle ya da kötü haberle ilişkilendirilir. Siyah rengi ve ürkütücü sesi, kargayı ölümün habercisi olarak görmeye neden olmuştur.
OLUMSUZ İNANIŞLAR: Karganın ötmesi ya da bir yerin üzerinde dönerek uçması, bazen kötü bir olayın habercisi olarak yorumlanmıştır.
TÜRK MİTOLOJİSİNDEKİ KUŞLAR: Türk mitolojisinde, bilge ve haberci kuşlar önemli yer tutar. Örneğin, "Zümrüdüanka" gibi kuşlar, hikayelerde bilgi taşıyan veya kahramanlara rehberlik eden figürlerdir. Bu kuşlar, Türklerin dünyayı anlama ve bilgelik arayışını temsil eder.
3. HAYVANLAR VE KUTSALLIK
Hem İskandinav hem de Türk mitolojisi, hayvanları sadece fiziksel varlıklar olarak değil, kutsal ve simgesel anlamlar taşıyan varlıklar olarak görür. Hayvanlar, lider figürlerin güçlerini ve karakterlerini yansıtır.
ODİN VE OĞUZ KAĞAN’IN ORTAK MİTOLOJİK YAPILARI
Odin ve Oğuz Kağan, her ikisi de halklarının kaderini yönlendiren, doğaüstü özelliklere sahip liderler olarak tasvir edilir. Hayvanlarla kurdukları güçlü bağlar, onların liderlik yeteneklerini tamamlayan sembolik unsurlardır.
Eski kaynaklar Öden Ata isimli kutsal bir Türk büyüğünün Eski Türk Yurdunda anıtları olduğu ve çok saygı duyulduğunu anlatır.
Ünlü komutan Timur batı seferine çıkmadan önce Öden Ata’nın kabrini ziyaret etmiş, dua ve dilekte bulunmuştur.
Oden'in iki kargası (ya da kuzgunu) ve iki kurdu vardır. Karga üzerinde biraz daha duralım isterim.
Karga, sonsuz ve derin düşüncenin işareti, ömür ve ölümün arasındaki ara bağlantıdır
Neden Kazaklar en yakın insanlarına “karğam”, “karğacım” diye hitap ederler?
Kazak bozkırlarında kargadan da başka güzel kuşlar bulunur.
Ancak, sözlü ifadelerde “karğam”, “karğacım” diye başka kuş adları ile adlandırılmış kavramlara rastlanmamaktadır.
BUNUN SEBEBİ NEDİR?
Göktürklerde “karga” kutsal bir kuş olmuştur. Karga güzelliğin işareti değil, sonsuzluğun, tokluğun, derin düşünceliliğin sembolü haline gelmiştir. Kazaklar bir kişiye darıldıklarında bir birine “bizim de elimize karga seslenir” yani bizi de Tanrı bağışlar veya elimize kut gelir diye, içlerinden sitem etmişlerdir.
Genel olarak, karganın Türk halklarından, özellikle Kazak halkının dünya görüşüne yakın kuşlardan biri olduğu bilinmektedir. Sadece Kazak halkında karga ile ilgili birçok deyimle karşılaşabiliriz.
Kut kavramı ile ilişkili olan kuşun kurtarıcı karga olduğunu Türk, Moğol ve Proto Türklerin sözlü edebiyatı ürünlerinden görülmektedir:
Oyratlardaki “Jangar’ı kurtaran karga”; “Mancur Kağan’ı ölümden kurtaran karga”; “Vusunların kralı Kunmo’yı kurtaran karga” gibi...
Kuzey Amerika’daki Tlinkit, Atapaks kabilelerinde “el” kelimesinin bir anlamı “kargaymış”.
Onlar tıpkı Paleoasya (Amur) kabileleri gibi, kargayı aydınlığı ve suyu, toprağı, ateşi ve diğer iyilikleri yaratan bir güç, tüm iyiliklerin alameti olan kutsallık olarak düşünmüşlerdir.
Onların dünya görüşünde karga alp bir kuş olarak bilinmiştir. İtelmenler kargayı kut ile karşılaştırsa, Kızılderililer kabileleri kargayı halk ile özdeştirmişlerdir. Halkın olduğu yerde hayat, kut bereket, mal mülk ve yaşam vardır.
Resimde Saka devrine ait rituel şamdan görülmektedir. Şamdanın ortasında kurbana sunulmuş dağ keçisi, iki yanında ağızları geniş şekilde açmış olan iki börü (kurt), onların yanında iki karga, etraflarında ise on altı pars (leopar) tasvir edilmiştir.
Bu şamdan İmangali Tasmagambetov’in “At Calındağı Örkeniyet” adlı kitabında bulunmaktadır. Bu kitapta “karga, sonsuz ve derin düşüncenin işareti, ömür ve ölümün arasındaki ara bağlantıdır” şeklinde kurban tabağındaki karga tasvirine tanımlama yapılmıştır.
Kaynak: ESKİ TÜRK DÜNYA GÖRÜŞÜNDEKİ “KUT” VE “KARGA” KAVRAMLARI
Nurbolat BOGENBAYEV Aydın CALMIRZAMillî Folklor, 2014, Yıl 26, Sayı 103
BU BİLGİLER IŞIĞINDA...
OĞUZ KAĞAN’IN BATIYA YOLCULUĞU VE VİKİNGLER
Destanlara göre, Oğuz Kağan batıya bir sefer düzenlemiş ve orada Türk kültürünü yaymıştır. Bu yolculuk, Kuzey Avrupa’daki Viking halklarının tarihine kadar uzanabilir.
Vikinglerin, Odin’i ataları olarak kabul etmeleri, Oğuz Kağan ile Odin arasında doğrudan bir bağlantı kurar. Türklerin Oğuz'un liderliğinde o dönem batıya göç eden bir kolunun, Viking toplumunu oluşturduğu ve bu yüzden Odin’i bir tanrılaştırılmış ata figürü olarak benimsedikleri düşünülebilir.
SONUÇ
Tüm bu bağlantılar ışığında, Oğuz Kağan, Odin ve Zülkarneyn’in aslında aynı kişi olabileceği ihtimali belirir. Üç figürün de liderlik, kurtarıcılık, ilahi rehberlik ve sembolik özellikleri, bu teoriyi güçlendirmektedir. Türklerin destanlarında anlatılan Oğuz Kağan, yalnızca bir lider değil, aynı zamanda halkını özgürlüğüne kavuşturan bir peygamber figürü olabilir. Kur’an’da Zülkarneyn olarak anılan kişi, belki de destanlarımızda Oğuz Kağan olarak bildiğimiz, kültürel hafızamızda Odin’e dönüşen tarihi bir şahsiyettir.
TÜRKLERİN KÖKENİ
Türklerin kökenleri Nuh Peygamber’e kadar uzanır. Ancak bazı rivayetler, Türklerin soyunun Nuh’un oğullarından bile daha eskiye dayandığını ifade eder.
OĞUZ KAĞAN DESTANI ANLATISI
Destandaki olayların tarihine dair farklı görüşler bulunmaktadır:
Kimileri bu olayların 2.000 - 3.000 yıl öncesine dayandığını belirtirken,
Başka iddialar bu tarihin 7.000 yıl öncesine kadar uzandığını savunur.
Büyük ihtimalle M.Ö. 3000 yani günümüzden yaklaşık 5000 yıl öncesine Sümerler dönemine dayanmaktadır. Hazreti İbrahim’in ve Hazreti Zülkarneyn'in de yaşadığı dönem.
Dolayısıyla, Oğuz Kağan Destanı’nda anlatılanlar ile Kehf Suresi’ndeki Zülkarneyn kıssası arasında dikkat çekici benzerlikler olduğu gibi her ikisininde aynı çağda yeryüzüne hükmetmiş oldukları ortadadır. Sonuç olarak, her iki metinde de aslında aynı kişiden bahsedildiği anlaşılmaktadır.
UNUTULAN VE MİTOLOJİYE DÖNÜŞTÜRÜLEN BİR GERÇEKLİK
Zamanla, Oğuz Kağan gibi tarihi figürlerin gerçekliği unutulmuş ya da unutturulmuş ve bu kişiler mitolojik karakterlere dönüştürülmüştür.
Tıpkı Vikinglerin atası olarak anılan Odin gibi, bu isimler de efsanelerle harmanlanmış ve mitolojinin bir parçası hâline gelmiştir.
OĞUZ, ODİN VE ZÜLKARNEYN
THOR FİLMİ İLE BAĞLANTISI
Thor Filminde Odin ve Buz Devleri
Marvel'ın Thor (2011) filminde, Odin ve Asgardlılar, Buz Devleri (Frost Giants) ile büyük bir savaş yapar. Bu savaş, Buz Devleri’nin Dünya ve diğer diyarları tehdit etmelerini engellemek içindir.
Odin, bu mücadelede Buz Devleri’nin güç kaynağı olan Casket of Ancient Winters adlı efsanevi bir nesneyi ele geçirir ve Asgard’da koruma altına alır. Bu hamle, Buz Devleri’nin gücünü büyük ölçüde sınırlar.
Odin, Buz Devleri’ni doğrudan bir yere hapsetmez, ancak onların diyarı olan Jotunheim izole edilmiş ve Asgard’ın gözetimi altında tutulmuştur. Böylece Buz Devleri’nin Jotunheim dışına çıkması ve başka diyarları tehdit etmesi engellenmiştir.
Bu durum, "hapsetme" olarak yorumlanabilir, ancak teknik olarak onların kendi dünyalarında yaşamaya devam etmelerine izin verilmiştir.
1. YE’CÜC VE ME’CÜC'ÜN BUZ DEVLERİ İLE BAĞLANTISI
Marvel'ın Thor filminde, Buz Devleri (Frost Giants) Asgard'ın düşmanıdır ve Jotunheim'de yaşamaktadır. Odin, onları etkisiz hale getirmiş ve Asgard ile Dünya’yı tehdit etmelerini engellemiştir. Bu figürlerin Kur'an'daki Ye'cûc ve Me'cûc ile ilişkilendirilmesi mümkündür. Kur'an'da Ye'cûc ve Me'cûc (Gog ve Magog), insanlık için büyük bir tehdit olarak tanıtılır ve bozgunculukları nedeniyle engellenmişlerdir.
YE'CÛC VE ME’CÜC'ÜN ÖZELLİKLERİ
1. Bozguncu ve yıkıcıdırlar: İnsanlığa zarar verir, düzeni bozarlar.
2. Çok kalabalık bir topluluktur: "Her tepeden akın ederler" ifadesi, sayılarının çok olduğunu belirtir.
3. Kıyamet alameti olarak çıkarlar: Onların sedden kurtulup ortaya çıkması, kıyametin yakın olduğunu gösterir.
2. BOYNUZ ŞEKLİNDEKİ BAŞLIKLAR
Thor filmlerinde, Odin ve bazı Asgardlıların miğferlerinde boynuz tasarımı görülür. Bu, İskandinav mitolojisinden alınan bir sembolizmdir.
Türk mitolojisinde ve Oğuz Kağan Destanı'nda da boynuzlu miğfer tasvirleri bulunur.
3. ERGENEKON SEDDİ VE BUZLARLA KAPLI DİK DAĞ KEMERİ
Yüksek bir dağın dik yamaçlarının buzla kaplı olması oldukça mantıklıdır ve coğrafi olarak mümkündür.
Özellikle Ergenekon Destanı'nın Altay Dağları gibi yüksek ve soğuk bir bölgeyle ilişkilendirilmesi, bu düşünceyi daha da destekler.
Altay Dağları, hem yüksek rakımı hem de sert iklimi nedeniyle yılın büyük bir kısmında kar ve buzla kaplıdır.
Ergenekon Destanı’nın Tanrı Dağlarında olma ihtimali de vardır.
Hatta 41°55'19.2"N, 70°48'24.7"E koordinatları, Kırgızistan ve Özbekistan sınırında bu bölgede olduğu da iddia edilmiştir.
4. HORNS OF ODİN VE ÜÇ HİLAL SEMBOLÜ
"Horns of Odin" (Odin'in Boynuzları), İskandinav mitolojisinde Odin’e atfedilen bir semboldür ve genelde üç iç içe geçmiş boynuz şeklinde tasvir edilir. Bu sembol, İskandinav halklarının Odin'e duyduğu saygıyı ve onunla ilişkili içki (mead) ritüellerini ifade eder.
Horns of Odin sembolü Oğuz'un Üç hilal sembolü ile görsel benzerlikleri yaratıcı bir şekilde birleştirilmiştir.
YÜZÜKLERİN EFENDİSİ
KİMİN YÜZÜĞÜ?
Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit filmlerinde en net Thorin's Funeral (cenaze) sahnesinde Thorin'in mezar taşında görünen Khuzdul adında uydurdukları dil, büyük ihtimalle Göktürkçe'dir.
ODİN'İN İNANCI VE GÖKTÜRK BAĞLANTISI:
Odin'in inancı ve sembolleri ile Türk tamgaları arasında bazı paralellikler öne sürülmektedir. Örneğin, Odin'in runik alfabesinde yer alan Othala Runes (Odin’in Evi), Türk tamgalarından biri olan ve "ev" anlamına gelen Eb Tamgasıdır ve aynı manadadır. Ayrıca, liderliği ve uç beyliğini temsil eden Uç Tamgası, hem Kuzey Avrupa'da, hem Anadolu'da, hem de Orta Asya'da yaygın bir sembol olarak karşımıza çıkar. Bunun dışında, Göbeklitepe'deki semboller, Orta Asya'daki Türk tamgalarıyla benzerlik göstermektedir dolayısıyla bu sembollerin Anadolu, Avrupa ve Asya arasında kültürel bir bağlantı temsil etmektedir ve bu üç coğrafyada da görünmektedir.
ORHUN YAZITLARI VE TÜRK TAMGALARININ AVRUPA'DAKİ GÖRÜNÜMLERİ:
Orhun Yazıtlarını ve Türk tamgalarını Avrupa'nın farklı bölgelerinde görmekteyiz.
Kuzey Avrupa'da Futhark Alfabesi (Futhorc), güneyde ise Etrüsk ve Macar Yazıtlarında görmekteyiz. Ayrıca, Türklerin atası olduğu kabul edilen İskitler (Sakalar), Orhun alfabesine benzer bir yazı sistemi kullanmıştır. Kullandıkları alfabe tamgadır.
İSKİTLER ÖN TÜRK HALKIDIR:
İskitler, hiç şüphesiz bir Ön Türk halkıdır. Dilleri, bazı İranî kelimelerle olan benzerlikler nedeniyle İran dili olarak kabul edilse de bu, büyük ölçüde ideolojik bir zorlama olarak değerlendirilmektedir. İranî dillerle olan kelime benzerlikleri, coğrafi komşuluk ve kültürel etkileşimle açıklanabilir.
İskit dilini Ön Türkçe olarak inceleyen ve okuyan, bu alanda önemli çalışmalar yapan isimler arasında Kazım Mirşan ve İlhami Durmuş bulunmaktadır.
İskitlerin kullandığı alfabenin Türk tamgalarına benzer olması, bu halkın Türk kültürüne olan bağlantısını göstermektedir.
Kültürel ögelere bakıldığında, kurgan (mezar höyükleri) ve balbal (mezar taşları), saf Türk kültürünün önemli unsurlarıdır ve İskitler arasında yaygın olarak görülmüştür. Ayrıca İskitlerin, at sütünden yapılan Kımız adı verilen bir içkiyi tükettikleri bilinmektedir. Bu içki, Türk kültürüne özgüdür ve hiçbir İranî kültürde bulunmamaktadır.
Kazak steplerinde bulunan İskit kurganlarına yapılan genetik analizler, İskitlerin genetik olarak bugünkü Başkurtlar ve Sibir Tatarları gibi Türk halklarına yakın olduklarını göstermektedir. Basit bir Y-DNA araştırmasıyla İskitler ile antik İranlıların genetik olarak çok farklı olduğu rahatlıkla görülebilir.
Dünya kabullenmek istemese de aslında her şey apaçık ortadadır. İskitler Türküm diye bağırmaktadır.
“Futhark ” alfabesi Milattan Sonra 3. yüzyıl ile 17. yüzyıl arasında , Kuzey Avrupa Germen halkları arasında (İsveç, Norveç, Danimarka) kullanılan bir alfabedir. Yoğunluğu İsveç ve Norveç’de olmak üzere Avrupa da 3500 kaya yazıtının, bu alfabe ile yazıldığı kabul edilmiştir.
Etrüsk, Macar ve Orhun yazıtları arasındaki benzerlikler, tarih ve dil araştırmacıları için önemli bir çalışma alanıdır. Bu benzerlikler, özellikle Ön Türk kültürünün etkisini ve geniş coğrafyalara yayılmış kültürel izlerini anlamak için değerlidir.
İŞTE BU YAZITLAR ARASINDAKİ TEMEL BENZERLİKLER:
1. ALFABETİK BENZERLİKLER
Etrüsk Alfabesi ve Orhun Yazıtları: Etrüsk alfabesinde kullanılan birçok sembol, Orhun alfabesinde görülen harflerle benzerlik göstermektedir. Bu benzerlik, bazı araştırmacılar tarafından yazı sistemleri arasında bir kültürel etkileşim veya ortak bir kökenin işareti olarak yorumlanmaktadır.
Özellikle "T","O", "K" gibi harflerin şekilleri ve kullanımları benzerdir.
MACAR ALFABESİ VE ORHUN YAZITLARI: Macar Runik alfabesi (Székely-Hungarian Rovásírás) de Orhun Yazıtları'na benzer semboller içerir.
Macar runik yazısının özellikle Göktürk harflerinden türediği iddiaları vardır. Bu, Macarların Türk kökenli bir kavim olan Hunlarla ilişkili olabileceği hipotezini güçlendirmektedir.
2. DİL VE ANLAM YAPILARI
KELİME YAPILARI: Her üç kültürde de kullanılan kelimelerin bazıları biçim ve anlam açısından ortaklık taşır.
Örneğin, Etrüsk yazıtlarında geçen bazı kelimeler, Ön Türkçe kökenli kelimelerle benzerlik göstermektedir. Bu, Etrüsklerin Türklerle olan bağını gündeme getirmiştir.
GRAMER ÖZELLİKLERİ: Orhun Yazıtları'ndaki eklemeli dil yapısı ile Macar dilindeki eklemeli yapı benzerlik göstermektedir. Her iki dilde de kök kelimelere ekler eklenerek yeni anlamlar türetilir.
3. KÜLTÜREL VE SEMBOLİK BENZERLİKLER
TAMGALAR VE SEMBOLLER: Etrüsklerde görülen bazı tamgalar (örneğin, ev ve yön sembolleri), Türk tamgaları ile büyük benzerlik gösterir. Benzer şekilde, Macar tamgaları da Orhun Yazıtları'ndaki sembolik anlamlarla örtüşmektedir.
ANITLAR VE YAZIT STİL: Orhun Yazıtları gibi Etrüsk mezar taşlarında ve Macar runik yazılarında, tarihsel olayları anlatan dikili taşlar bulunur. Bu taşlar, o dönemlerin kültürel ve siyasi atmosferini yansıtan belgeler olarak işlev görmüştür.
4. COĞRAFİ VE TARİHSEL BAĞLANTILAR
ETRÜSKLER VE TÜRKLER: Etrüsklerin kökenine dair teorilerde, Orta Asya bağlantıları sık sık gündeme gelir. Etrüsklerin Orta Asya'dan Avrupa'ya göç eden Türk kavimlerinden biri olduğu düşünülür. Bu görüş, yazıtlar arasındaki benzerliklerle desteklenmektedir.
MACARLAR VE TÜRKLER: Macarların Hun İmparatorluğu'nun mirasçısı olduğu kabul edilir. Hunlar, Türklerin bir kolu olarak bilinir ve bu nedenle Macarların kültürlerinde Türk etkisi belirgindir.
5. MİTOLOJİK VE KÜLTÜREL PARALELLİKLER
Etrüskler, Macarlar ve Türkler arasında ortak mitolojik temalar dikkat çeker. Örneğin, güneş, ay ve hayvan sembolleri her üç kültürde de önemli bir yer tutar. Bu semboller, yazıtlarda ve taş oymalarda sıkça görülür.
6. GENETİK VE ANTROPOLOJİK BULGULAR
Modern genetik araştırmalar, Macarların ataları ile Türk boyları arasında genetik bağlantılar olduğunu göstermektedir. Bu durum, kültürel ve dilsel benzerliklerin yanı sıra genetik bir temel de olduğunu öne sürmektedir.
SONUÇ
Etrüsk, Macar ve Orhun yazıtları arasındaki benzerlikler, Orta Asya'dan Avrupa'ya yayılan kültürel, dilsel ve genetik bağların güçlü kanıtları olarak değerlendirilmektedir. Bu benzerlikler, Türk tarihinin sadece Orta Asya ile sınırlı olmadığını, çok geniş bir coğrafyada izler bıraktığını ortaya koymaktadır.
İskit, Scythian ve İskoç, Scottish kelimelerinin Türkçe ve İngilizce yazılışları nerdeyse aynıdır.
GÖBEKLİTEPE, STONEHENGE VE RİNG OF BRODGAR BAĞLANTISI:
Göbeklitepe'nin, İskoçya'daki Ring of Brodgar ve İngiltere'deki Stonehenge'nin prototipi olduğu düşünülmektedir.
Ring of Brodgar’ın çevresindeki runik yazılar, araştırmacılar tarafından Orhun alfabesine benzetilmiştir. Bu bölgenin, Orhun (Orkney) Adaları olarak adlandırılması da ilginç bir detaydır.
Ring of Brodgar'ın etrafında Futhark Orhun Yazıtları var, Ring of Brodgar, Orhun demek olan Orkney Adaları'ndadır, Ring of Brodgar için Orkney's Stone Age Monuments yani Orhun Taş Devri Anıtları denir.
YÜZÜKLERİN EFENDİSİ'NDEKİ HALKA VE TÜRK TAMGALARI:
Yüzüklerin Efendisi'ndeki güç yüzüğü, bazı yorumcular tarafından Türk tamgalarındaki halka sembolüyle ilişkilendirilmiştir. Türklerde halka, "On Tamgası" olarak bilinir ve "Tengri'nin lütfettiği güçlere sahip olmak ve evrenle bütünleşmek" anlamına gelir.
Bu tamganın, Kuzey Avrupa halklarında da görüldüğü ve özellikle gökyüzünün katmanlarını temsil eden halkaların, Türk kaya resimlerinde (örneğin, Saymalıtaş ve Tamgalısay) bulunduğu belirtilir.
SON BÖLÜM
1. OĞUZ VE ZÜLKARNEYN:Oğuz ve Zülkarneyn, "iki boynuz", "güneş" ve "zaman sahibi" anlamlarına gelir. Bu, iki figürün de sembolik bir ortak yönü olduğunu göstermektedir. Zülkarneyn'in adındaki "karneyn" (boynuzlu) ifadesi ile Oğuz Kağan’ın başındaki iki boynuzlu başlık arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. İkiside lakaptır ve aynı anlama gelirler.
AÇILIMI
Araplara gönderilen bir peygamber ve onların anlayabilmesi için Arapça indirilen Kur’an’da, Oğuz kelimesinin Zülkarneyn olarak geçmesi, aslında birçok sorunun cevabını barındırmaktadır.
2. İKİ BOYNUZLU BAŞLIK:Her iki figürün de iki boynuzlu başlıkla tasvir edilmesi, onların aynı kişi olabileceği tezini güçlendirmektedir. Oğuz Kağan’ın başlığı, Türklerin "Kün-Ay" tamgasında görülen Güneş ve Ay sembolizmine de işaret eder.
AÇILIMI
Bu videoda anlattığım üzere Odin ile Oğuz Kağan’ın aynı kişi olma ihtimali oldukça yüksektir. Thor filminde Odin’in çift başlı miğferi, Türk tamgalarındaki Güneş ve Ay’ı (Kün-Ay) andırmaktadır. Filmde Odin, Ye'cûc ve Me'cûc çağrıştıran Buz Devleri'nin gücünü alarak onları bir nevi etkisiz hale getiriyor ve bir yere hapsediyor.
Batı dünyası, bu tür mitolojik bağlantıları anlamış ve bunları sinema yoluyla kurgusal hikâyelere dönüştürmüş olabilir. Biz ise bu bağlantıları yeni yeni araştırırken, onlar çoktan hikâyelerinin merkezine yerleştirmiş durumdalar. Bu, hem mitolojik hem de tarihsel açıdan derinlemesine incelenmesi gereken bir konudur.
3. OĞUZ’UN ANLAMI: "Oğuz" kelimesi, aynı zamanda "öküz" ve "boğa" gibi güçlü anlamlar taşır. Bu, Oğuz Kağan’ın güçlü bir lider ve koruyucu sıfatlarını vurgulayan bir lakap olduğu anlamına gelir.
AÇILIMI
Oğuz, tıpkı Zülkarneyn gibi bir lakaptır ve her ikisi de benzer anlamlar taşır. İkisi de "çift boynuzlu miğfer" sembolüyle anılır; bu sembol hem isimlerinin hem de liderlik vasıflarının bir yansımasıdır. Çift boynuz, hem gücü hem de Güneş ve Ay gibi kozmik unsurlarla bağlantıyı simgeler.
Oğuz Kağan’ın 116 yıl yaşadığına dair rivayetler, onun ölümsüzlüğü andıran bir bilgelik ve liderlik sembolü haline gelmesine katkıda bulunur. Bu durum, lakabıyla da uyum içerisindedir. Zira hem Oğuz’un hem de Zülkarneyn’in isimleri, yalnızca bir kişi değil, aynı zamanda bir çağın, liderliğin ve insanlık tarihindeki özel bir dönemin temsilcisi olarak algılanmıştır.
Bu ortaklıklar, Oğuz ve Zülkarneyn arasında bir bağ kurmak için yeterde artar bile.
4. TARSUS VE BOĞA SEMBOLİZMİ: Türklerin tarih boyunca boğa sembolüne önem verdiği bilinmektedir. Boğa, güç ve dayanıklılığı simgeler. Tarsus adı, Oğuz Kağan'ın lakaplarından türemiş olabilir. Aynı şekilde "Turk, Turuk, Torek, Thoros, Toros, Taurus, Torus, Tarsus" gibi kelimeler, Türk kelimesinin zaman içinde farklı kültürlerde evrilen türevleridir.
5. BİLGE KAĞAN VE KEHF SURESİ: Bilge Kağan'ın adındaki "bilge" sıfatı, Türklerin bilgeliğe verdiği önemi gösterir. Kehf Suresi’ndeki Zülkarneyn kıssası ile Bilge Kağan’ın Orhun Yazıtları'ndaki anlatımlar arasında sembolik benzerlikler kurulabilir. Ayrıca, Arapların Türkler için kullandığı "Etrak" kelimesi de "bilge" anlamıyla ilişkilendirilir.
AÇILIMI
BİLGE KAĞAN VE KEHF SURESİ İLİŞKİSİ
1. BİLGE KAĞAN VE "BİLGE" SIFATI
Bilge Kağan’ın adında geçen “bilge” sıfatı, onun liderliğini yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ahlaki ve manevi bir rehberlik olarak konumlandırır. Orhun Yazıtları’nda Bilge Kağan, halkına birlik, adalet ve fedakarlık mesajları vermiştir. Bu mesajlar, bilgeliğin bir lider için temel bir değer olduğunu gösterir.
Arapların Türkler için kullandığı "Etrak" kelimesi, zamanla hem olumsuz (örneğin "Etrak-ı bi-idrak" yani "anlayışsız Türkler") hem de olumlu (bilge ve bilgili anlamında) bir şekilde kullanılmıştır. Arapçada "idrake" ve "bilgi" kökleriyle ilişkilendirilmesi, Türklerin bilgelik ve liderlikle özdeşleştirilmesine zemin hazırlamıştır.
2. KEHF SURESİ VE ZÜLKARNEYN KISSASI
Kehf Suresi’nde anlatılan Zülkarneyn kıssası, onun bilge ve adaletli bir lider olarak halkını koruma misyonunu üstlenmesini konu alır. Zülkarneyn, doğu ve batıya düzenlediği seferlerle hem keşfetmiş hem de halkları arasındaki dengeyi sağlamaya çalışmıştır. Halkını Ye'cûc ve Me'cûc tehdidinden korumak için yaptığı set, onun koruyucu liderlik anlayışını temsil eder.
3. BİLGE KAĞAN VE ZÜLKARNEYN KISSASI ARASINDAKİ PARALELLİKLER
BİLGELİK VE LİDERLİK: Bilge Kağan'ın halkına yönelik öğütleri, Zülkarneyn’in bilgece davranışlarını anımsatır. Her iki figür de halklarını koruma ve rehberlik etme görevini üstlenmiştir.
İKİ BOYNUZ SEMBOLİZMİ: Zülkarneyn’in lakabı olan "iki boynuz sahibi," hem liderlik hem de gücü temsil eder. Türk kağanlarının başlıklarında görülen boynuz motifleri, bu sembolizmi destekler.
DOĞU VE BATI HÂKİMİYETİ: Zülkarneyn’in doğu ve batıya düzenlediği seferler, Türk liderlerinin dünya hakimiyeti idealine ve Türk mitolojisinde "güneşin doğduğu ve battığı yere kadar hükmetme" fikrine paraleldir.
4. ERGENEKON DESTANI İLE İLİŞKİ
Ergenekon Destanı’nda Türklerin demir dağları eriterek özgürlüklerine kavuşmaları, halkını kurtaran bir liderin hikayesini anlatır. Bu hikaye, Zülkarneyn’in halkını Ye'cûc ve Me'cûc ’ten koruyarak kurtarma misyonuna benzetilebilir. Her iki anlatıda da demirin yer alması, bu bağlantıyı daha da güçlendirmektedir. Kaldı ki videonun başında daha önce anlattığım gibi tezim doğru ise Ergenekon Destanı günümüze Allah’ın bilgisi ve isteğiyle eksik ulaşmıştır. Yani demirin yanında bakır unsurunun da Ergenekon seddinde kullanıldığı kanaatindeyim.
BAKIR UNSURU
Ergenekon Destanı’nda bakırın adı geçmez. Ancak, Türklerin eski kültürlerinde madenlerin (bakır, altın, gümüş, demir vesaire) önemli bir yeri olduğu bilinir. Destanda doğrudan bakırdan bahsedilmese de, Türklerin madencilikle ilişkisi düşünüldüğünde, bakırın dolaylı olarak kültürel öneme sahip olduğu söylenebilir.
SONUÇ
Ergenekon Destanı'nda demir çok önemli bir rol oynar ve Türklerin teknolojik ve sembolik olarak demirle olan ilişkisini yansıtır. Bakır ise bu destanda geçmese de, Türk kültürünün genelinde önemli bir maden olarak yer alır. Destanda anlatılan demir eritme olayı, bir özgürlük, güç ve yeniden doğuş hikâyesi olarak Türk milletinin tarihine ve kimliğine işlenmiştir.
5. ETRAK VE TÜRKLERİN MANEVİ ROLÜ
Arapların Türkler için kullandığı "Etrak" kelimesi, zamanla Türk milletinin liderlik ve bilgelik özelliğine atıf yapan bir sıfat haline gelmiştir. Türklerin kendilerini Tanrı’nın yeryüzündeki ordusu olarak görmeleri, bu sembolik anlayışı destekler. Bilge Kağan’ın Orhun Yazıtları’nda verdiği mesajlar, bu manevi görevin bir ifadesi olarak yorumlanabilir.
SONUÇ
Bilge Kağan ve Kehf Suresi’ndeki Zülkarneyn kıssası, liderlik, bilgelik ve halkına hizmet etme temaları bakımından birbirine benzemektedir. Türklerin tarih boyunca bilge liderler ve adalet anlayışıyla özdeşleştirilmesi, bu tür bağlantıların kurulmasını destekler.
Bu nedenle, Bilge Kağan ve Zülkarneyn arasında sembolik bir bağ kurmak, Türklerin tarihi ve kültürel mirasını daha geniş bir bağlamda değerlendirmeye imkan tanır.
6. ERGENEKON DESTANI VE ZÜLKARNEYN SEDDİ:Göktürklerin Ergenekon Destanı’nda bahsedilen dağ kemeri, Zülkarneyn’in Ye'cûc ve Me'cûc’e karşı inşa ettiği set ile benzerlik taşır. Her iki yapı da koruma ve izolasyon amacı taşır.
AÇILIMI
Ergenekon Destanı, biz Türklerin en kadim hikâyelerinden biridir ve tarih boyunca nesilden nesile aktarılan bu destan, Türk milletinin özgürlük mücadelesini ve yeniden doğuşunu anlatır. Ancak bu destanın günümüze eksik ve kısmen değişmiş bir şekilde ulaştığını düşünmekteyim. Destanın tam anlamıyla çözülemeyen gizemli yönleri, farklı tarihi ve dini anlatılarla çözülebilineceği kanaatindeyim.
Benim teorime göre, Ergenekon Destanı’nda anlatılan büyük kurtuluş, Kur’an-ı Kerim’de geçen Zülkarneyn kıssasıyla doğrudan bağlantılıdır. Zülkarneyn, bozgunculuk yapan Ye'cûc ve Me'cûc topluluğunu bir sed inşa ederek etkisiz hale getirmiş ve mazlum bir topluluğu kurtarmıştır. Bu hikâyenin Oğuz Kağan ile bağlantılı olabileceği, hatta Zülkarneyn’in aslında Oğuz Kağan olduğunu düşünüyorum. İkisi de "çift boynuzlu miğfer" sembolüyle özdeşleşmiştir ve liderlikleriyle tanınmaktadır.
Ergenekon Destanı’nda, Türklerin dik ve aşılmaz dağlarla çevrili bir vadide sıkışıp kaldığı, buradan kurtulmak için demir bir dağı erittikleri anlatılır. Ancak bu dağın ve anlatının sembolik bir anlam taşıdığını düşünmekteyim. Dağ, Zülkarneyn’in yaptığı sed olabilir ve burada anlatılan kurtuluş hikayesi, Türklerin Ye'cûc ve Me'cûc'ün bozgunculuğundan kurtarılması ile bağlantılıdır. Bu bağlamda, Oğuz Kağan’ın soyunu, yani Türkleri, bozgunculardan koruyup özgürlüğüne kavuşturduğunu düşünmekteyim.
Bugün, Ergenekon Destanı’nın bir bayram olarak kutlanmaya devam edilmesi, bu kurtuluş hikâyesinin unutulmadığını ve halen anıldığını gösterir. Ancak destanın gerçek anlamının ve sırlarının zamanla üzerinin örtüldüğü, günümüzde ise bu sırların yavaş yavaş çözüldüğü düşünmekteyim. Bu teori, Türk tarihine ve destanlarına bambaşka bir ışık tutmakta ve Ergenekon Destanı’nı yalnızca bir kurtuluş hikayesi olmaktan çıkarıp evrensel bir anlam kazandırmaktadır.
7. OĞUZ KAĞAN VE METE HAN:Oğuz Kağan ve Mete Han arasında önemli paralellikler bulunur. Efsaneler, özellikle "üç ok" sembolizmi ve liderlik özellikleri bakımından bu iki figürün aynı kişi olabileceği iddiasını destekler niteliktedir.
AÇILIMI
Oğuz Kağan ve Mete Han arasındaki paralellikler tarihsel ve mitolojik bağlamda sıkça tartışılan bir konudur. Her ikisi de Türk kültüründe büyük önem taşıyan liderlerdir.
Aynı kişi olup olmadıkları tartışma konusudur.
OĞUZ KAĞAN VE METE HAN'IN ORTAK ÖZELLİKLERİ
1. "ÜÇ OK" VE BOYLARIN YÖNETİMİ:
Oğuz Kağan Destanı'nda, Oğuz Kağan oğullarını iki kola ayırır: Bozoklar ve Üçoklar. Üçoklar sembolik olarak gücü, Bozoklar ise bilgeliği temsil eder. Türk boylarının bu şekilde iki kola ayrılması, liderlik sisteminin kökenine işaret eder.
Mete Han, tarihsel olarak Hun İmparatorluğu'nu organize etmiş ve Türk boylarını güçlü bir merkezi otorite altında toplamıştır. Bu da Oğuz Kağan'ın Türk boylarını birleştirme hikâyesine paralel bir özellik olarak değerlendirilebilir.
2. LİDERLİK VE ASKERİ ZEKÂ:
Mete Han, tarihte bilinen en önemli Türk askeri liderlerinden biridir. Özellikle "Türk ordusunun ıslahı" ve askerî disiplin konusunda reformlarıyla tanınır.
Oğuz Kağan da efsaneye göre, Dünya'yı fetheden, adalet dağıtan ve halkını koruyan büyük bir liderdir. İkisi de üstün liderlik ve organizasyon yetenekleriyle ön plana çıkar.
3. MİTOLOJİK SEMBOLİZM:
Oğuz Kağan'ın hikâyesinde yer alan Gök, Güneş, Ay, Dağ ve Su gibi doğa unsurları, Türk mitolojisinde kutsallığı ifade eder. Bu unsurlar Mete Han'ın ordusunun sembolik düzeniyle ilişkilendirilebilir.
Mete Han’ın yayını çeken askerlik disiplini hikâyesi, Oğuz Kağan'ın efsanesindeki liderlik ve hükmetme yeteneğiyle benzerlik taşır.
4. DÜNYA HÂKİMİYETİ İDDİASI:
Oğuz Kağan Destanı'nda, Oğuz’un Dünya'nın dört bir yanını fethederek adaleti sağladığı belirtilir.
Mete Han da Çin kaynaklarında, Asya’nın büyük kısmına hâkim bir lider olarak anılır.
OĞUZ KAĞAN VE METE HAN AYNI KİŞİ Mİ?
Tarihsel Yaklaşım: Mete Han, Hun İmparatorluğu’nun tarihsel bir lideridir (Millattan Önce 209 - 174).
Oğuz Kağan ise bir efsanevi figürdür ve varlığı tarihsel olarak kanıtlanmamıştır.
Efsanevi anlatılar, tarihî olayların mitolojik bir yorumunu temsil edebilir. Bu yüzden, bu iki figürün aynı kişi olup olmadığını kesin olarak söyleyemiyoruz.
SONUÇ
Oğuz Kağan ve Mete Han’ın liderlik, halkı birleştirme, askerî deha ve Türk milletini temsil etme açısından ortak özellikler taşıdığı kesindir.
"Üç ok" sembolizmi gibi detaylar, Türk kültürünün derin yapısal unsurlarını yansıtır ve bu da hem Oğuz Kağan hem de Mete Han anlatılarında ortak olarak görülür.
RAHMAN VE RAHÎM ALLAH'IN ADIYLA
UMARIM GERÇEKLER ORTAYA ÇIKAR. GERÇEGİ ALLAH BİLİYOR VE İNŞALLAH BİZİM DE ÖĞRENMEMİZE İZİN VERİR!
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!
Kaynakça
Râşidüddin, Câmiü’t-Tevârih (Ergenekon Destanı'nın ilk yazılı kayıtlarından biri).
Ebü’l-Gâzî Bahadır Han, Şecere-i Türkî (Türklerin soy ağacı ve destanların tarihsel aktarımı).
Gumilev, L. N., Eski Türkler, (Ergenekon ve Göktürk sosyolojisi, Altay bölgesi çalışmaları).
Ögel, B., Türk Mitolojisi (Cilt 1-2), (Tepegöz, Bozkurt ve Türk kozmolojisi üzerine temel başvuru eseri).
Dede Korkut Kitabı, (Basat'ın Tepegöz'ü Öldürdüğü Hikâye).
Bogenbayev, N. & Calmirza, A., Eski Türk Dünya Görüşündeki “Kut” ve “Karga” Kavramları, (Millî Folklor Dergisi, 2014).
Keleş, O., Beyaz Piramitlerde Saklanan Gerçekler, (onaltiyildiz.com).
Lagerbring, S., İsveççenin Türkçe ile Benzerlikleri, (1764).
Mirşan, K., Prototürk Yazıtları ve Tarihsel Kökenler.
Berkmen, H., Türklerin Kökeni ve Viking Bağlantısı.
Tarcan, H., Ön Türk Kültürü ve Tarihi.
Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an-ı Kerim Meali, Kehf Suresi (Zülkarneyn kıssası).
____________________________________
İZLETİ: (YouTube)
238. ERGENEKON DESTANI VE ZÜLKARNEYN: [OĞUZ-ODİN] TÜRKLERİN GİZEMLİ KURTULUŞ HİKÂYESİ
238. ERGENEKON DESTANI VE ZÜLKARNEYN: [OĞUZ-ODİN] TÜRKLERİN GİZEMLİ KURTULUŞ HİKÂYESİ | VİDEO 286
İZLETİ: (Facebook)
238. ERGENEKON DESTANI VE ZÜLKARNEYN: [OĞUZ-ODİN] TÜRKLERİN GİZEMLİ KURTULUŞ HİKÂYESİ
238. ERGENEKON DESTANI VE ZÜLKARNEYN: [OĞUZ-ODİN] TÜRKLERİN GİZEMLİ KURTULUŞ HİKÂYESİ | VİDEO 286
