43. bölüm · KÖKLER VE HAKİKAT – TÜRK’ÜN YOLU
28. MİLLİYETÇİLİK VE DİNDARLIK
TENGRİ’NİN İZİNDE TÜRK’ÜN DESTANI
Başka bir rivayet şöyle anlatır: Türkütlerin ataları, Hunların kuzeyinde yer alan Suo ülkesinde aranmalıdır. Burada, Abangbu adında bir önderin boyu vardı. Onun on yedi kardeşi bulunuyordu; kardeşlerinden biri, adı Yizhi Nishidou olan, bir kurttan doğmuştu. Abangbu ve kardeşleri tabiatları gereği akılsız olduklarından, krallıkları yıkıldı. Fakat Nishidou, doğaüstü güçler geliştirdi; rüzgârı ve yağmuru etkileyebiliyordu. Yaz ve kış tanrısının kızları olduklarını söyleyen iki kadınla evlendi ve dört oğlu oldu. Böylece bu efsane, öncekiyle birleşir: Türkütlerin kökeni kurda dayanır.
– Zhou Hanedanlığı Kaynakları
– Türküt (Kurtların Gazabı)
28. MİLLİYETÇİLİK VE DİNDARLIK
Hazreti İbrahim’in Yolu – Türkler Bunun Neresinde? Kur’an’ın Sırrı?
MİLLİYETÇİLİK, DİNDARLIK VE FAŞİZM
Diller, budunlar ve boylar, Allah’ın ayetlerindendir.
(Dil – Kavim/Millet – Irk/Soy)
Milletini sevmek tabiidir; ancak milletini Hakk’ın üzerinde görmek yanlıştır ve çok tehlikelidir.
ÖRNEK ALANLAR VE ADOLF HİTLER
Kendi milletini Hakk’ın üzerinde görmek ırkçılıktır.
Milliyetçilik ve Irkçılık Arasındaki Fark
Kendi milleti adalet dışı bir zulüm yaptığında, sırf kan bağı sebebiyle rıza göstermek ve karşı çıkmamak ırkçılıktır.
Kendi milletini tüm milletlerden üstün görmek ve ona tapmak ırkçılıktır.
Tarih, ırkçılığın sonuçlarıyla doludur.Zulüm, işkence ve soykırım bunların en acı miraslarıdır.
MİLLİYETÇİLİK, HAZRETİ İBRAHİM’İN BİZLERE EMANETİDİR
Türk milliyetçilerinin tutunduğu dal, tertemiz tarihidir.Çünkü Türk milletinin tarihi, zalimliğe ve haksızlığa başkaldırı; mazluma ve Hakk’a sahip çıkma ile doludur.
Doğru milliyetçilik, tüm milletlere örnek olmaktır.Zalim milletlere korku salmaktır.
DİNDARLIK VE DİNCİLİK ARASINDAKİ FARK
Dindar, haksızlık yapanın da haksızlığa uğrayanın da dinine bakmaksızın Hakk’ın ve haklının yanında olandır.Dincilik ise hakkı görmezden gelip, kendinden olanın yanında olmaktır.
İster ırkçı ister dinci olsun; ikisinin de kökeni şeytanî öğretilerdir.Her ikisi de bencil, ikiyüzlü ve nankördür.
HANİF İNANCIN YOLU
Hanif bir Müslüman, dindar ve milliyetçi olan Hazreti İbrahim’in yoluna, milletine ve inancına uymakla en doğru yolu izler.
“Din seçim, Türklük kaderdir.”
– Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevî
İnancını korumanın yolu, kimliğine sahip çıkmakla olur.
Bir milletin adını ve millî kimliğini yok etmek, millî egemenliğini yok etmektir. Millî egemenliğini yitiren milletler, başka milletlerin avı ve kölesi olurlar.
“Uyuyan milletler ya ölür, Ya da köle olarak uyanır.”
– Gazi Mustafa Kemal Atatürk
KİMLİK, İNANÇ VE AHLAK
Aslında kimlikten de inançtan da önemli olan ahlaktır.Ahlak yoksa ne kimlik ne de inanç fayda sağlar; çünkü samimiyet yoktur.
Bir insanın kimliğinin Türk, Alman, Çinli, İngiliz, Arap...ya da inancının İslam, Hristiyan, Yahudi... olması değil,ahlaklı ve iyi bir insan olması önemlidir.
Bir milletin diğerlerinden üstünlüğü, iyi niyet ve ahlak iledir. Bu da tarihî bir birikimle ölçülür. Yoksa kimse kimseden üstün değildir.
İlk iş insan olmaktır.Sonra tarihine, kültürüne, töresine sahip çıkmakve inancını özgürce yaşamaktır.
Bir Türk’ün tarihine, kültürüne ve töresine sahip çıkması; milliyetiyle övünüp gurur duymasından daha doğal ne olabilir?
Ahlaklı ve iyi bir insan olmadan dindar olamazsın.Kimliğinle yaşamazsan, inancını özgürce yaşayamazsın.
Milliyetçilik ile dindarlık bir arada olur.Bunun en güzel örneği Hazreti İbrahim’dir.
FAŞİZMİN GERÇEK YÜZÜ
Asıl faşizm, Hakk’tan uzaklaşıp zalime boyun eğmektir.
Sevgi yanlış değildir; yanlış olan, sevginin nefrete dönüştürülmesidir.
Faşist; yalnızca kendini sevendir, etrafındakilere zarar verendir.
Herkesin kendisi gibi olmasını, herkesin kendisi gibi düşünmesini isteyendir.
Kendinden olmayanı insandan saymayandır!
KUR’AN VE MİLLİYETÇİLİK
Kur’an-ı Kerim açısından milliyetçilikte hiçbir sakınca yoktur; aksine teşvik vardır.
KUR'AN-I KERİM'İN ÖĞRETİSİ
Hani Rabbi, İbrahim'i bazı kelimelerle imtihana çekmiş, o da onların hakkını vermişti de Rab şöyle demişti: "Seni insanlara önder yapacağım." İbrahim, "Soyumdan birilerini de" deyince Allah: "Benim ahdim zalimlere ulaşmaz." buyurdu. — Bakara Suresi, 124. Âyet
Rabbimiz! Bizi, sana teslim olmuş iki müslüman/Allah'a teslim olan kıl. Soyumuzdan da sana teslim olan müslüman bir ümmet oluştur. Bize ibadet yerlerimizi göster, bizim tövbemizi kabul et! Sen, evet sen, Tevvâb'sın, tövbeleri cömertçe kabul edersin; Rahîm'sin, rahmetini cömertçe yayarsın." — Bakara Suresi, 128. Âyet
Öz benliğini beyinsizliğe itenden başka kim, İbrahim'in milletinden yüz çevirir? Yemin olsun ki biz onu dünyada seçip yüceltmiştik. Ve o, âhirette de barış ve iyilik sevenlerden biri olacaktır elbette… — Bakara Suresi, 130. Âyet
Burada şunu da belirtmem gerekir ki, Kur’an’da “millet” kelimesinin “inanç sistemi” veya “din öğretisi” olarak anlaşılması doğru olandır. Yani bir ırktan ziyade bir inanç sisteminden söz edilmektedir.
Lakin Yüce Allah, o günü de bugünü de en iyi bilendir. Bugün “millet” kelimesinin ırk yani soy anlamına geleceğini de elbette bilendir. Kanaatime göre bu sır, Türk’ün işaretidir.
Bir dini öğreti, bir inanç sistemi varsa; ona uyup Tanrı’nın ordusu olan bir milletin, bir ırkın, bir soyun mutlaka var olması kaçınılmazdır.
KUR'AN-I KERİM'İN ÖĞRETİSİ
Yahudi yahut Hıristiyan olun ki doğruya kılavuzlanasınız." dediler. De ki: "Hayır, öyle değil. Şirk ve yozlaşmadan uzak bir biçimde, İbrahim milletinden olalım. O, şirke bulaşanlardan değildi." — Bakara Suresi, 135. Âyet
İbrahim ne bir Yahudi idi ne de bir Hıristiyan. O, sadece Hanîf bir müslümandı/Allah'a teslim olandı. O müşriklerden değildi.— Âl-i İmrân Suresi, 67. Âyet
Ey Ehlikitap! İbrahim hakkında neden çekişiyorsunuz? Tevrat da İncil de ondan sonra indirildi. Hâlâ aklınızı işletmeyecek misiniz? — Âl-i İmrân Suresi, 65. Âyet
İşte siz böyle insanlarsınız! Hakkında biraz bilginiz olan şeyde çekişmeye girdiniz. Peki, hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyde neden tartışmaya giriyorsunuz? Allah bilir ama siz bilmezsiniz. — Âl-i İmrân Suresi, 66. Âyet
İbrahim ne bir Yahudi idi ne de bir Hıristiyan. O, sadece Hanîf bir müslümandı/Allah'a teslim olandı. O müşriklerden değildi.— Âl-i İmrân Suresi, 67. Âyet
Şu bir gerçek ki, insanların İbrahim'e gönülce en yakın olanları, elbette ona uyanlar, bu peygamber, bir de iman sahipleridir. Allah, müminlerin Velî'sidir. — Âl-i İmrân Suresi, 68. Âyet
De ki: "Allah, doğrusunu söylemiştir/vaadinde sadıktır. Hadi artık hanîf olarak İbrahim'in milletine uyun! Müşriklerden değildi o." — Âl-i İmrân Suresi, 95. Âyet
Güzel düşünüp/güzellikler sergileyerek ve özü-sözü doğru bir halde İbrahim'in milletine uyarak yüzünü Allah'a teslim edenden daha güzel dinli kim olabilir! Allah İbrahim'i dost edinmişti. — Nisâ Suresi, 125. Âyet
De ki: "Beni, dosdoğru yola Rabbim iletmiştir. Güçlü, pürüzsüz bir dine, hanîf olan İbrahim'in milletine. Müşriklerden değildi o." — En'âm Suresi, 161. Âyet
"Ve atalarım İbrahim'in, İshak'ın, Yakub'un milletine uydum. Bizim herhangi bir şeyi Allah'a ortak tutmamız söz konusu olamaz. İşte bu, Allah'ın bize ve diğer insanlara bir lütfudur. Ama insanların çokları şükretmiyorlar." — Yusuf Suresi, 38. Âyet
Daha sonra sana şunu vahyettik: Bir hanîf olarak İbrahim'in milletine uy! O, müşriklerden değildi.
— Nahl Suresi, 123. Âyet
Bizim yarattıklarımızdan bir topluluk vardır ki, hak ile kılavuzlar ve yalnız onunla adalet sunarlar.
— Araf Suresi, 181. Âyet
Milliyetçilik, Yaradan’ın ipine sımsıkı sarılmak, yalnızca O’nun boyasını esas almak ve diğer milletlere örnek olmaktır. Böylece yeryüzünde yolu belirler ve bu sayede adaleti hakim kılar.
Dileyenler bu yola uyar, dileyenler uymaz.
TÜRK’ÜN ÖĞRETİSİ
"Her kim muradına ermek isterse Türklüğe bağlı kalsın. Çünkü Türklük; temiz yüreklilik, mertlik, merhamet, adalet, hak tanırlığın hamuruyla yoğrulmuştur.
Bu hasletler Türk'e tanınmış Tanrı ikramıdır..."
– Kaşgarlı Mahmut
– Divânü Lügati't Türk
MİLLETİN SIRRI
Kur’an’da birçok ayette İbrahim’in milletinden bahsedilir ve onun örnek alınması gerektiği insanlığa tavsiye edilir. Buna “İbrahim Milletinin dinî öğretisi” ya da “İbrahim’in inanç sistemi” de diyebiliriz.
Şimdi buradan konuyu, bildiğimiz millet kavramına, yani ırklara getireceğim. Zira bu inanç sistemini sahiplenen bir toplumun, bir kavim olması gerekmektedir.
YAHUDİLER SEÇİLMİŞ BİR MİLLET MİDİR LANETLENMİŞ BİR MİLLET MİDİR?
"Yahudiler Seçildi mi, Lanetlendi mi?" sorusu kendiliğinden cevap buluyor; nitekim günümüzde Yahudilerin davranışlarından belli oluyor diye düşünüyorum. Kaldı ki tarihe bakınca Yahudilerin örnek alınacak bir taraflarının olmadığı da ortada.
TÜRK MİLLETİ VE HAZRETİ İBRAHİM
TÜRKLERİN HANİF MİRASI
Tarihe baktığımızda, Allah’ın övdüğü İbrahim Milleti ve onun dinî öğretisine Yahudilerin değil, sadece ve sadece Türk Milleti’nin sadakatle uyduğunu görüyoruz. Yanılıyor muyum? Bu, faşist bir bakış değildir; çünkü tarihte bu vasıflara uyan tek ve yegâne millet Türk milletidir.
PEYGAMBERLİK IRK ÜSTÜDÜR
Şunu da belirtmek gerekir ki, peygamberlik ırk üstü bir olgudur. Asıl mesele, peygamberlerin kimlerden geldiği değil; kimlerin onların öğretilerine sahip çıktığı, o inanç sistemini yaşattığı ve onların yolunda yürüdüğüdür.
Kur’an’ın bildirdiği üzere, her kavme — her millete, kendi diliyle tebliğde bulunan peygamberler gönderilmiştir.
Hazreti İbrahim’in mirası, bir soy mirası değil, bir inanç mirasıdır. Bu miras; tevhid, adalet, erdem, hak uğruna mücadele ve zalim karşısında dimdik durma ilkesine dayanır.
İşte bu özelliklerin tamamı, binlerce yıl boyunca Türk milletinin yaşam anlayışıyla, töresiyle ve inanç yapısıyla örtüşmektedir.
TÜRKLERİN HANİF İNANCI
Türkler tarih boyunca Göğe bakan bir millet olmuştur. Gök’ü (Tengri’yi) tek bir yüce kudret olarak görmüşlerdir. Bu anlayış, Hazreti İbrahim’in Hanif inancının özüyle birebir uyumludur. Çünkü her iki inançta da aracı yoktur, put yoktur, ruhban sınıfı yoktur.
Tabii ki bu, bozulmamış hâllerinde böyledir; çünkü bozulmuş versiyonlarında, örneğin Tengriciliğin yozlaşmış biçiminde kamlar, Tengri ile kişi arasında aracı vasfı görürler. Benzer şekilde, Kur’an’ı doğru yaşamayan Müslüman topluluklarda da şeyh, sih, gafs gibi aracılar uydurulmuştur.
Bu bozulma ve yozlaşma insan kaynaklıdır; dolayısıyla Kur’an, Allah tarafından bizzat korunmuş, saf ve bozulmamış hâlini nesiller boyunca insanlığa ulaştırmıştır.
Kök Tengriciliğin özünde de, İslam’ın özünde de, sadece bir olan Tanrı’ya yönelme, adaletle hükmetme ve yaratılmışa merhamet gösterme vardır.
ORHUN YAZITLARI'NDA BİLGE KAĞAN ŞÖYLE DER:
“Üze Kök Tengri asra yagız yer kılındukta, ikin ara kişi oglı kılınmış.”(Üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldığında, ikisinin arasında insanoğlu yaratılmış.)
Bu söz, Kur’an’daki şu hakikatin tarihî yankısı gibidir:
“O, gökleri ve yeri hak ile yaratandır.”
— En’am Suresi, 73. Âyet
Gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri altı günde yaratıp sonra arş üzerinde egemenlik kuran O'dur. Rahman'dır O. Haberdar olana sor O'nu. — Furkan Suresi, 59. Âyet
Bu benzerlik, Türklerin tarih boyunca tevhidi bir dünya görüşüyle yaşadığını ve Hak merkezli bir toplum bilinci geliştirdiğini göstermektedir.
TÜRK’ÜN TÖRESİ: ADALET VE MERHAMET
Türk töresinde adalet, inanç kadar kutsaldır. Kağan zulmederse “kut” elinden alınır; yani ilahi meşruiyetini kaybeder. Bu, Kur’an’daki ilahi adalet yasasının toplumsal karşılığıdır:
“Bir kavim, kendi özünü bozmadıkça Allah onların durumunu değiştirmez.” — Ra’d Suresi, 11. Âyet
Tamamı: Her biri için onu önünden ve arkasından izleyen gözcüler vardır ki, kendisini Allah'ın emrine bağlı olarak koruyup denetlerler. Gerçek şu ki Allah, bir toplumun mâruz kaldığı şeyleri, onlar, birey olarak içlerindekini/birey olarak kendilerine ilişkin olanı değiştirmedikçe, değiştirmez. Allah bir topluma bir perişanlık dileyince de artık onu geri çevirecek bir güç yoktur. Ve onlar için Allah'ın berisinden koruyucu bir dost da olamaz.— Ra’d Suresi, 11. Âyet
"Ey Türk, titre ve kendine dön! Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, kim bozabilir senin ilini ve töreni!" – Bilge Kağan
Türk töresi, “zalimle savaş, mazlumu koru” düsturuna dayanır. Hazreti İbrahim de tam olarak bunu yapmıştır; putlara, zalimlere ve batıl inançlara karşı dimdik durmuş, Hakk’ın yanında yer almıştır.
Demek ki Türk’ün töresi ile İbrahim’in dini öğretisi aynı kaynaktan beslenmektedir — bu da tevhid inancıdır.
TEVHİD İNANCI — TEK TANRICILIK
TÜRK’ÜN GÖREVİ: HAKİKATİ TAŞIMAK
Tarih boyunca Türk milleti, Hak adına savaşmış, zulme karşı durmuş, mazluma kol kanat germiştir. Bu duruş, sadece siyasi bir güç arayışı değil; ilahi bir misyonun tezahürüdür.
Her çağda bir topluluk, Hakk’ın bayrağını taşımıştır. Kanaatime göre, bu emanetin taşıyıcısı millet Türk milletidir. Çünkü Türk, inancını yalnızca dilinde değil; töresinde, yaşamında, savaşında ve adalet anlayışında da taşımıştır.
Bu nedenle, Türk milletinin varlığı yalnızca bir kavmin varlığı değildir; İbrahim’in yoluna sadakatle bağlı bir Hanif topluluğun varlığıdır.
SONUÇ: HANİF RUHU YENİDEN DOĞMALI
Bugün “millet” kelimesi çoğu zaman ırk ya da soy olarak anlaşılır. Oysa Kur’an’da “millet”, bir inanç sistemi, bir hakikat öğretisi anlamına gelir. Ve bu öğretinin özünde tevhid vardır.
İşte Türk milletinin sırrı da buradadır: Tarihte inancı ile kimliğini ve töresini birleştiren aynı zamanda da yaşatan tek millettir. Hem “Hanif”tir hem “Alperen.” Hem “kutlu”dur hem “kul” olduğunu bilir.
Türk’ün görevi, İbrahim’in mirasını, yani tevhidi ve adaleti, çağın insanına yeniden hatırlatmaktır.
YAHUDİLER, ARAPLAR VE TÜRK MİLLETİ
Yahudiler ahde sadık kalmayıp ihanet ettikleri için "lanetlendiler"; dolayısıyla bu övülmüş millet (Hazreti İbrahim) ve dini öğretisinin onların olmadığı ortada. Araplara baktığımızda keza, dünü ve bugünü ortada. Onlar Hazreti Muhammed'e ihanet ettiler.
Yahudiler Hazreti İbrahim'e, Araplar da Hazreti Muhammed'e ihanet ederken, Türkler Hazreti İbrahim ve Hazreti Muhammed'in emanetlerine sahip çıkmıştır. Yani tarihi göz önüne aldığımızda, akla doğal olarak Türk milleti geliyor. Akla Türk’ün Töresi geliyor. Bunu söylememiz lazım.
Sonuç olarak, şimdilik kan bağı olarak kesinlikle Türk'türler veya değildirler diyemesek de, kesinlikle diyebileceğimiz şey: Peygamberlerin emanetlerine sahip çıkan bir millet varsa, o da Türk milletidir.
Hazreti İbrahim’in inanç sistemine yani dini öğretisine sahip çıkan Türk milletidir!
TÜRK TÖRESİ VE HAZRETİ İBRAHİM
Kur'an'ın uyulmasını istediği İbrahim'in milleti yani İbrahim'in dini öğretisi aslında Türk Töresi mi? Bu soruyu sorup cevap bulmamız gerek!
Soru şu; Bir inanç sistemi / din öğretisi zamanla töreye dönüşmüş olması mümkün mü?
Cevap;
Evet, bir inanç sisteminin zamanla töreye dönüşmesi mümkündür. Tarih boyunca, birçok topluluk inanç sistemlerini ve dini öğretilerini günlük yaşamlarına entegre etmiş ve bunları kültürel gelenekler haline getirmiştir. Dolayısıyla, bir din veya inanç sistemi zamanla toplumun töreleri, adetleri ve sosyal normları üzerinde belirleyici bir rol oynayabilir.
Kur'an'da Hazreti İbrahim'in inanç sistemi, onun takipçileri tarafından benimsenmiş ve bu inançlar, nesiller boyu kültürel bir yapı oluşturmuş olabilir. Böylece, başlangıçta dini bir öğretinin parçası olan bazı kurallar ve normlar, zamanla bir toplumun kültürel kimliğinin ve töresinin bir parçası haline gelmiş olabilir.
HAZRETİ İBRAHİM’İN DİNİ ÖĞRETİSİNİ YANİ İNANÇ SİSTEMİ BİLDİĞİMİZ TÜRK TÖRESİDİR!
Bunun farkında olmalı ve ona göre yaşamalıyız!
KUR'AN-I KERİM'İN ÖĞRETİSİ
Ey inananlar! İçinizden kim dininden dönerse şunu bilsin: Allah, yakında, kendilerini sevdiği ve kendisini seven, müminlere karşı boynu bükük, kâfirlere karşı başı dik bir topluluk getirecektir. Bunlar Allah yolunda tüm gayretleriyle didinirler, hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah'ın dilediğine yönelttiği bir lütuftur. Allah, yaratılışı ve yarattıklarını genişletir, her şeyi bilir.
— Mâide Suresi, 54. Âyet
Bizim yarattıklarımızdan bir topluluk vardır ki, hak ile kılavuzlar ve yalnız onunla adalet sunarlar.
— Araf Suresi, 181. Âyet
Ey iman sahipleri! Size ne oldu ki, "Allah yolunda seferber olun" denilince yere çakılıp kaldınız. Âhiretten vazgeçip iğreti hayata mı razı oldunuz? O iğeti hayatın nimeti âhiret yanında pek azdır.
— Tevbe Suresi, 38. Âyet
Eğer seferber olmazsanız Allah size korkunç bir azapla azap eder ve yerinize sizden başka bir topluluk getirir. Allah'a hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Allah her şeye Kadîr'dir. — Tevbe Suresi, 39. Âyet
İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağırılan insanlarsınız. Ama bir kısmınız cimrilik ediyor. Oysaki, cimrilik eden kendi aleyhine cimrileşmiş olur. Allah Ganî'dir; yoksul olan sizlersiniz. Eğer yüz çevirirseniz, Allah yerinize başka bir toplum getirir. Ve onlar, sizin benzerleriniz olmazlar. — Muhammed Suresi, 38. Âyet
Ey insanlar! O dilerse sizi ortadan kaldırır, başkalarını getirir. Allah buna gerçekten Kadîr'dir.
— Nisa Suresi, 133. Âyet
Allah'ın gökleri ve yeri hak olarak yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi yok eder, yepyeni bir halk getirir.
— İbrahim Suresi, 19. Âyet
Eğer yüz çevirirseniz ben, bana gönderilen şeyi size tebliğ etmiş bulunuyorum. Rabbim, yerinize başka bir topluluk getirir ve siz O'na hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Kuşkusuz benim Rabbim her şey üzerinde bir Hafîz'dir; kollar, gözetir.
— Hud Suresi, 57. Âyet
Senin o Ganî Rabbin rahmet sahibidir. Dilerse sizi ortadan kaldırır ve sizi bir başka topluluğun soyundan vücuda getirdiği gibi, ardınızdan da dilediğini sizin yerinize getirir. — En'am Suresi, 133. Âyet
Bu ayetler, Allah'ın müminleri desteklediğini, onlara güç verdiğini ve gerektiğinde onları başka topluluklarla değiştirebileceğini vurgular. Aynı zamanda, müminlerin Allah yolunda çaba göstermeleri ve bu yolda sabırlı olmaları gerektiği ifade edilir.
BURADAN ÇIKARDIĞIMIZ SONUÇ:
HAKİKATİN MÜHRÜ
Yahudilerin ihaneti sonucu Araplar, Arapların ihaneti sonucu ise Türkler bayrağı teslim aldılar. Bu durumu, hem ayetlerden hem de Kur’an’ın genelinden, aynı zamanda tarihin akışına baktığımızda açıkça görebiliyoruz.
Hazreti İbrahim’den Hazreti Muhammed’e uzanan soy Türk soyu olsa da olmasa da aslında hiçbir şey fark etmez, hiçbir şey değişmez. Çünkü Türk milleti faşist bir anlayışa sahip olmadığı için, peygamberlerin milliyetine, geldikleri topluma veya topraklara bakmaksızın, o dosdoğru yoldan ilerleyen şerefli bir millet olmuştur. Aslında onu üstün kılan anlayış da işte budur...!
Yani Hazreti İbrahim’in milleti olsak da olmasak da, Hazreti İbrahim’in milletine uyanlardan olduk; çünkü bir kan bağı vardır, bir de gönül bağı. Ve gönül bağı, evrenseldir.
Hazreti İbrahim’in milleti, yani onun inanç sistemi, yani dini öğretisini hangi millet benimsemişse, o millet onun devamıdır. Kan bağı olsa da olmasa da... Üstelik ayetlerde bu millet ve topluluktan defalarca bahsedilmiştir.
Yani, kan bağını ispatlayamasak da gönül bağını kesin olarak gözler önüne serebiliriz. Kur’an’ın da buyurduğu gibi, “Beyyine” — yani açık delillerle konuşalım, apaçık gerçekleri ortaya koyalım."
KAN BAĞI VE GÖNÜL BAĞI
Kan bağı önemlidir ama gönül bağı daha da önemlidir. Yüce Allah Kuran'da buyurur ki;
Şu bir gerçek ki, müminler sadece kardeştirler. O halde kardeşleriniz arasında barışı sağlayın ve Allah'tan sakının ki, size merhamet edilebilsin.
— Hucurat Suresi, 10. Âyet
Yani Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, dil, ırk, renk ayrımı olmaksızın bütün mü'minler birbirlerinin kardeşidir.
Kan bağı ile bağlı olduğumuz zalim olabilir, ama gönül bağı ile bağlı olduklarımız bizdendir; onlar zalim olamaz. Kan bağı dünyaya, gönül bağı ise ahirete aittir.
Hazreti İbrahim’in mirasını kim güdüyorsa, davasını kim devam ettiriyorsa ona en güzel bir biçimde uyanlar onlardır.
YANİ, NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE! DİYORUM...
TÜRK MİLLETİ VE PEYGAMBERLER
Tarihsel ve dini perspektifler, milletlerin kimliklerini ve inançlarını şekillendirmede büyük rol oynar. Ancak, milletlerin dini ve kültürel değerleri benimsemeleri ve bunları yaşam biçimlerine yansıtmaları, onları bu değerlerin temsilcisi yapar. Bu bağlamda, Türk milletinin tarih boyunca dini değerleri ve peygamberlerin öğretilerini benimseyip yaşadığı bir gerçektir.
Öte yandan, milletlerin ahlaki ve dini değerlere bağlılıkları, onların şerefli ve saygın milletler olarak anılmalarına neden olabilir. Bu durumda, milletler arası kıyaslamalardan ziyade, bireylerin ve toplumların ahlaki ve dini değerlere ne derece bağlı kaldıkları önemlidir.
Gönül bağı konusuna gelince, gerçekten de dini ve ahlaki bağlar, coğrafi ve etnik sınırları aşar. Bu bağ, insanları evrensel değerlere ve ortak bir insanlık bilincine bağlar. Dolayısıyla, milletlerin bu değerlere gönülden bağlı olması, onları şerefli ve saygın yapar.
TÜRK TÖRESİ VE HAZRETİ İBRAHİM’İN DİNİ ÖĞRETİSİ || TÜRK MİLLETİ VE HAZRETİ İBRAHİM’İN MİLLETİ
Türk töresi, Türk toplumlarının tarih boyunca benimsediği, yazılı olmayan kurallar ve gelenekler bütünü olarak tanımlanabilir. Bu töreler, sosyal, ahlaki ve hukuki düzeni sağlamak amacıyla toplumun ortak değerlerine dayanır.
İŞTE TÜRK TÖRESİNİN BAZI TEMEL UNSURLARI:
1. Adalet ve Hukuk: Türk töresinde adalet önemli bir yer tutar. Hükümdarların, beylerin ve aile reislerinin adaletli olması beklenir. Törenin bir parçası olarak adil yönetim ve halkın haklarının korunması esastır.
2. Eşitlik ve Hürriyet: Türk töresi, bireylerin özgürlüğüne ve eşitliğine önem verir. İnsanlar arasında sosyal ve ekonomik fark gözetmeden herkesin haklarının korunması gerektiği kabul edilir.
3. Misafirperverlik: Misafire gösterilen saygı ve misafirperverlik, Türk toplumlarının vazgeçilmez özelliklerindendir. Misafir, Tanrı misafiri olarak kabul edilir ve en iyi şekilde ağırlanır.
4. Aile ve Toplum Yapısı: Aile, Türk töresinde önemli bir yere sahiptir. Aile bireylerinin birbirlerine karşı sevgi, saygı ve sadakat göstermesi beklenir. Ayrıca, yaşlılara ve büyüklere saygı göstermek törenin önemli unsurlarındandır.
5. Doğa ve Çevreye Saygı: Türk töresi, doğaya ve çevreye karşı duyarlı olmayı gerektirir. Doğal kaynakların korunması ve hayvanlara saygı gösterilmesi, törenin bir parçasıdır.
6. Savaş ve Barış: Türk töresi, gerektiğinde savaşmayı ve vatanı korumayı kutsal bir görev olarak görür. Ancak, barış ve huzurun sağlanması da aynı derecede önemlidir.
7. Kültürel Değerler: Türk töresi, geleneklerin ve kültürel değerlerin korunmasını ve gelecek nesillere aktarılmasını içerir. Halk oyunları, müzik, edebiyat ve sanat, bu törenin ayrılmaz parçalarıdır.
Türk töresi, tarih boyunca değişiklikler göstermiş ve farklı coğrafyalarda farklı şekillerde uygulanmıştır. Ancak, temel değerleri ve prensipleri, Türk toplumlarının kimliğinin önemli bir parçası olarak varlığını sürdürmüştür.
TÖRENİN KUTSAL KÖKENİ
Daha sonraki yazılarda Cengiz Han’ın yasasında, kısaca “Yasa” veya “Töre” olarak adlandırılan düzeni göreceğiz. Ve ardından, Oğuz töresi ile Cengiz Han yasasının aynı kaynaktan beslendiğini fark edeceğiz.
Cengiz Han iyidir ya da kötüdür — konumuz bu değil. Ancak ortaya koyduğumuz gerçek şudur ki; Cengiz Han da Oğuz Han da aynı töreden beslenmiştir.Ve bu töre, Hazreti İbrahim’den emanettir; hatta kökleri Hazreti Nuh’a kadar uzanır.
8. Tek Tanrı İnancı:
Türklerin tarihsel inanç sistemlerinde tek Tanrı inancı önemli bir yer tutmuştur. Eski Türk inanç sisteminde, "Gök Tanrı" (Tengri) inancı merkezi bir rol oynamıştır. Bu inanç, Türklerin gökyüzüne, doğaya ve evrenin düzenine büyük bir saygı gösterdiklerini yansıtır. İşte bu bağlamda Türklerin tek Tanrı inancına olan yaklaşımlarını anlatan bazı temel noktalar:
1. Gök Tanrı İnancı: Eski Türkler, "Tengri" olarak adlandırılan Gök Tanrı'ya inanırlardı. Tengri, evrenin yaratıcısı ve düzenleyicisi olarak kabul edilirdi. Tengri inancı, tek ve yüce bir Tanrı'ya olan inancı ifade eder.
2. Şamanizm ve Tengricilik: Şamanizm konusuna daha önce de değinilmiştir; dileyenler bu konuyu, ilk yazım olan “Tengricilik: Panteist İnanç mı, Kozmik Tevhit mi?” başlığı altında ya da sonraki bölümlerde detaylı biçimde okuyabilirler.
Ancak özetle belirtmek gerekir ki, Şamanizm 13. yüzyıl itibariyle belirginleşmiş, 15. yüzyılda ise Rus etkisiyle “kam” geleneği Şaman adı altında anılmaya başlanmış ve böylece yozlaşma dönemi başlamıştır.
Buna rağmen, Tengricilik büyük ölçüde özünü korumayı başarmıştır.
Eski Türklerde Şaman inançları önemli bir yere sahipti; ancak bu inanç sistemi, Tengri inancıyla uyumlu bir şekilde gelişmişti. Kamlar (sonradan “şaman” olarak adlandırılan ruhani liderler), toplumlarına Tengri’ye olan inancı ve kutsal düzeni aktaran kişilerdi.
Ne var ki, zamanla bu anlayışın bozulmasıyla birlikte kamlar, Tengri ile insan arasında aracı konumuna yükseltilmiş ve böylece aslında aracı kabul etmeyen saf Tengricilik anlayışı tahrif edilmiştir.
3. Tengri Tektir Tanrılar Yoktur: Tanrılar Değil, Yardımcı Meleklerdir — Aynı İslam’daki Gibidir
Doğru: Kimi çevrelerce, eski Türk inancı çok tanrılı bir dinmiş gibi gösterilmeye çalışılmıştır. Oysa Tengri inancında söz edilen diğer varlıklar, tanrılar değil; Cebrail, Azrail, Mikail, İsrafil gibi yardımcı melekler mesabesindedir.
Türk inanç sisteminde, Tengri’nin yanında doğa ruhları ve yardımcı ilahi güçlere de inanılırdı. Ancak bunların tamamı Tengri’nin emrinde, O’nun yarattığı ve görevlendirdiği varlıklardı. Tengri ise yüce ve tek Tanrı olarak kabul edilirdi.
Doğa ruhları veya bu yardımcı varlıklar, belirli görevler ve alanlarla ilişkilendirilmiş, fakat asla Tanrı’nın yerine konulmamıştır. Ne var ki zamanla bazı çevreler bu gerçeği çarpıtarak, Tengriciliği çok tanrılı bir din gibi gösterip yozlaştırmaya çalışmışlardır.
Yanlış: Diğer Tanrılar ve Ruhlar: Eski Türk inanç sisteminde Tengri'nin yanında diğer doğa ruhlarına ve tanrılara da inanılırdı. Ancak, bunlar Tengri'nin altındaydı ve Tengri, yüce ve tek Tanrı olarak kabul edilirdi. Doğa ruhları ve diğer tanrılar, belirli görevler ve alanlarla ilişkilendirilirdi.
4. İslamiyet'in Kabulü: 10. yüzyıldan itibaren Türkler arasında İslamiyet'in yayılmasıyla birlikte, tek Tanrı inancı İslam'ın tek Tanrı inancı olan Allah inancıyla birleşti. Türkler, İslamiyet'i kabul ettikten sonra da tek Tanrı inancını korudular ve bu inanç, Türk kültürünün bir parçası olarak devam etti.
5. Kutsal Mekanlar ve Ritüeller: Türklerin Tengri’ye olan inançları, belirli kutsal mekânlar ve ritüeller aracılığıyla ifade edilirdi. Özellikle dağlar, göller ve diğer doğal alanlar, Tengri’ye ibadet etmek için kutsal kabul edilirdi.
Özünde, Kur’an’daki İslam anlayışında olduğu gibi, tüm yeryüzü bir mabettir ve her yerde ibadet edilebilir. Ne yazık ki günümüz İslam dünyasında, ibadet ve namaz sadece camilere sıkıştırılmış bir ritüelin ötesine geçememektedir.
Türk töresinde tek Tanrı inancı, toplumun sosyal ve kültürel yapısının önemli bir parçası olmuştur ve bu inanç, tarih boyunca çeşitli şekillerde devam etmiştir.
TÜRK TÖRESİ VE HAZRETİ İBRAHİM’İN ÖĞRETİSİ
BENZERLİK Mİ AYNISI MI?
Türk töresi ile Hazreti İbrahim'in dini öğretisi aynı şeylerdir
Türk töresi ile Hazreti İbrahim'in dini öğretisi arasında çok benzerlikler var. İşte bu konuya daha ayrıntılı bir bakış:
BENZERLİKLER
1. Tek Tanrı İnancı: Hazreti İbrahim: Hazreti İbrahim, tektanrıcı bir inanca sahipti ve bu inancı yaymaya çalıştı. Onun inancı, daha sonra İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik gibi büyük dinlerin temelini oluşturdu.
Türkler: Eski Türkler de "Gök Tanrı" (Tengri) inancına sahipti. Tengri, tek ve yüce bir tanrı olarak kabul edilirdi.
2. Misafirperverlik: Hazreti İbrahim: Kur'an-ı Kerim'de, Hazreti İbrahim'in misafirperverliği vurgulanır. O, misafirlerine büyük bir saygı gösterirdi.
Türk Töresi: Misafirperverlik, Türk kültürünün önemli bir parçasıdır. Misafir, Tanrı misafiri olarak kabul edilir ve en iyi şekilde ağırlanır.
3. Adalet ve Özgürlük: Hazreti İbrahim: Adalet ve özgürlük, Hazreti İbrahim'in hayatında önemli değerlerdi. İnsanlara adil davranmayı öğütlemiştir.
Türk Töresi: Adalet ve özgürlük, Türk töresinin de temel unsurlarındandır. Bireylerin haklarının korunması ve adil bir toplum düzeni öngörülür.
4. Aile ve Toplum: Hazreti İbrahim: Aile ve toplum ilişkileri, Hazreti İbrahim'in öğretilerinde önemli bir yer tutar.
Türk Töresi: Aile ve toplum, Türk töresinin de önemli bir parçasıdır. Aile bağları ve toplumsal sorumluluklar büyük önem taşır.
5. Doğaya Saygı: Hazreti İbrahim: Doğaya ve yaratılışa saygı, Hazreti İbrahim'in inancında yer alır.
Türk Töresi: Doğaya ve çevreye saygı, Türklerin inanç sistemlerinde önemli bir yer tutar.
6. Kurban Anlayışı (Teslimiyetin Sembolü): Hazreti İbrahim: Oğlunu kurban etme emriyle sınanmış, Allah’a olan mutlak teslimiyetini göstermiştir. Kurban, fedakârlığın ve teslimiyetin sembolü olmuştur.
Türk Töresi: Eski Türklerde de kurban geleneği vardı; ancak bu bir tapınma değil, Tengri’ye şükür ve bağlılık göstergesiydi. Kurban, Tanrı’ya minnettarlığın ve insanın acziyetini kabullenişin simgesiydi.
7. Kut ve Kader İnancı (İlahi Takdir Bilinci): Hazreti İbrahim: Allah’ın takdirine inanır, her işini “kaderin” ve “emrin” gereği olarak görürdü.
Türk Töresi: “Kut” anlayışı, Tanrı’nın kuluna verdiği ilahi kudret, görev ve lütuftur. Hükümdarlık, bilgelik, adalet gibi kavramlar hep Kut’la ilişkilidir. Bu da İbrahimî inançtaki kader ve ilahi takdir anlayışıyla birebir örtüşür.
KADER ANLAYIŞI
Bu kader anlayışı, günümüzde bazı çevrelerde yaygınlaşan “her şey yazılmış, biz sadece oynuyoruz” anlayışı değildir. Çünkü bu, bozulmuş kader inancıdır.
Kur’an’da “kader”, sünnetullah olarak geçer; yani Allah’ın koyduğu yasa, düzen ve ölçüdür.Siz bu ilahi yasaya uyarsanız, Müminûn Suresi 1. ayette belirtildiği gibi kurtuluşa erersiniz; çünkü gerçekten “mümin” olursunuz.
İnsan, yazılanı oynayan bir kukla ya da robot değildir. Aksine, belirlenmiş ilahi yasalar çerçevesinde kendi öz benliğiyle seçim yapabilen, iyi ile kötüyü ayırt ederek kaderine yön verebilen bir varlıktır. Kader, insanın seçimleriyle şekillenir; Allah’ın koyduğu ölçüler ise bu yolun rehberidir.
Bu doğrultuda, Hazreti İbrahim’in de Türk milletinin de kader anlayışı, en temelde Allah’ın her imtihanını bir rahmet ve mesaj olarak görmesidir. Bu millet, imtihanlar karşısında teslimiyet göstermiş; Allah’ın koyduğu kurallar, yasalar ve ölçüler çerçevesinde hareket ederek kaderiyle uyum içinde yaşamayı bilmiştir.
Hazreti İbrahim de Türk milleti de hayatı bir imtihan olarak görmüş, her acıyı bir ders, her zorluğu bir arınma vesilesi kabul etmiştir.Ve her daim, Allah’a olan güvenini, tevekkülünü ve teslimiyetini kaybetmeden yürümüştür.
KADER VE TÖRE ARASINDAKİ BAĞ
Kader, bireyin Allah karşısındaki teslimiyetidir; Töre ise milletin Allah karşısındaki duruşudur.
Töre, bir toplumun ilahi ölçülere göre yaşam biçimidir; kader, o ölçülere sadakatle bağlı kalmanın sonucudur. Nasıl ki insan kaderini seçimleriyle belirliyorsa, bir millet de töresine sadakatiyle kaderini belirler.
Bu yüzden Türk milleti, töresini kader bilmiş, onu bir kanun değil bir emanet olarak görmüştür. Hazreti İbrahim’in yolundan yürüyen bu millet, “kut”u yani ilahi rızayı, ancak adalet, merhamet ve doğrulukla yaşanan bir töre içinde aramıştır.
Türk’ün kaderi, töresine sahip çıktığı sürece Hakk’ın yolunda yürümektir. Töresini yitiren millet, kaderini de yitirir.
Töre, Türk’ün yazgısıdır; yazgısı Hakk’a sadakattir.
8. Put Kırmak (Aracıları Reddetmek): Hazreti İbrahim: Kavminin taptığı putları yıkarak, aracıları reddetmiştir.
Türk Töresi: Kök Tengricilik’te de aracı yoktur; kişi Tengri’ye doğrudan yönelir. Her ne kadar yozlaşmış dönemlerde “kamlar” aracı gibi görülse de, özünde töre tevhid temellidir.
9. Emanet ve Söz Anlayışı: Hazreti İbrahim: Allah’a verdiği söze sadık kalmış, emaneti korumuştur.
Türk Töresi: “Söz namustur” anlayışı, törenin en temel ilkesidir. Verilen sözden dönmek, yalnızca bir ahlaki hata değil, kutsala ihanettir.
10. Göç ve Tevhit Yürüyüşü: Hazreti İbrahim: Hak dini tebliğ için yurdundan ayrılmış, bir “tevhit yolcusu” olmuştur.
Türk Milleti: Tarih boyunca sürekli göç etmiş, ancak her gittiği yere adalet, düzen ve tevhid anlayışını taşımıştır. Bu nedenle göç, Türk’te bir dağılma değil, hakikati yayma yolculuğudur.
11. Misakı Millî Ruh (Sözleşme Bilinci): Hazreti İbrahim: Allah’la yaptığı ahdi (sözleşmeyi) ömrü boyunca korumuştur.
Türk Töresi: Töre, Tanrı ile halk arasındaki yazılı olmayan bir sözleşmedir. Hakan da halk da bu ilahi yasaya bağlıdır. Bu da İbrahimî misakın dünyevi bir karşılığıdır.
12. Adaletle Hükmetme: Hazreti İbrahim: Adalet, onun inancının temelidir. Her şeyi hakkaniyetle ölçer.
Türk Töresi: “Adalet mülkün temelidir.” Hakanın en büyük görevi, adaleti tesis etmektir. Bu, İbrahimî öğretiyle birebir aynıdır.
13. Tevazu ve Kulluk Bilinci: Hazreti İbrahim: Büyük bir peygamber olmasına rağmen, daima tevazu içinde “Ben Rabbime teslim oldum” demiştir.
Türk Töresi: Türk, “kutlu” olduğu kadar “kul” olduğunu da bilir. Töre, insanı yüceltirken haddini de bildirir.
14. Kutsal Yemin ve Sadakat: Hazreti İbrahim: Allah’a verdiği sözü ölene dek korumuştur.
Türk Töresi: “Ant içmek” Türk için sıradan bir yemin değil, Tanrı huzurunda verilen bir sözdür. Sadakat, törenin ruhudur.
15. Yeryüzünde Hakkı Temsil Etme: Hazreti İbrahim: Tevhid inancını insanlığa taşıyarak yeryüzünde Hakk’ın temsilcisi olmuştur.
Türk Milleti: Tarih boyunca mazlumun yanında olmuş, adaleti ve tevhidi korumuştur. Bu yüzden Türk, yalnızca bir kavim değil, “emaneti taşıyan millet”tir.
TÜRK TÖRESİNDE KADIN VE HAZRETİ İBRAHİM ÖĞRETİSİ
KADIN, TÖRE VE KUT: TÜRK’ÜN MANEVİ ÜÇLÜSÜ
Türk töresi ile Kur’an’ın öğrettiği kadın anlayışı arasında dikkat çekici benzerlikler vardır. Her ikisi de kadını yaratılışta eş, sorumlulukta ortak, merhamette kutsal görür.
Türk töresinde kadın, sadece bir eş ya da anne değildir; yurdun bereketi, hanedanın aklı, töre’nin taşıyıcısıdır. Erkek, “alp” yani savaşçı ruha sahipse, kadın da “eren”dir; hikmeti, sabrı ve sezgisiyle alp’in denge unsurudur.Bu yüzden eski Türk kültüründe “Hatun”, “Hakan”ın yanında tahtta oturur; onun söz hakkı vardır.
Kur’an’da da aynı anlayış vardır: Kadın, erkeğin tamamlayıcısıdır; ikisi bir bütündür. Hazreti İbrahim’in eşi Hazreti Sare de bu anlayışın örneğidir. O, yalnızca bir eş değil; imanın, sabrın ve sadakatin sembolüdür. Hazreti Hacer ise tevekkülün, teslimiyetin ve Allah’a güvenin timsalidir.
Her iki öğreti de kadını bir meta değil, emanettir diye öğretir.Türk töresi, “Ana hakkı, Tanrı hakkıdır” derken;Kur’an da “Cennet anaların ayakları altındadır” buyurur.
Bu iki söz, aslında aynı hakikatin farklı dillerdeki yankısıdır.
KUTLU HAN VE SAYGI
Bir gün, Oğuz Kağan, Obası'nda toplanan kurultayda, topluluğa hitaben şöyle dedi:
“Ben sizin hanınızım, bu da benim hanımım.”
Bu söz, sadece güç ve iktidar ilanı değil; aynı zamanda saygının, bağlılığın ve törenin ifadesiydi. Halk, bu sözle hanın adaletine ve töresine olan güvenini bir kez daha görmüş, bağlılığını gönülden hissetmişti.
Bu anlatı, Türk töresinde kadının yüksek statüsünü ve toplumdaki saygınlığını vurgulayan önemli bir örnektir. Oğuz Kağan'ın eşine gösterdiği bu saygı, Türk toplumunun kadına verdiği değerin bir göstergesidir.
TÜRK TÖRESİNDE ADALET VE MERHAMET
Tıpkı Hazreti İbrahim’in öğretisinde olduğu gibi, Türk töresi de adalet, merhamet ve sorumluluk üzerine kuruludur. Bir bey, halkına zulmederse kutunu kaybeder; çünkü töreye göre adalet Tanrı’nın kanunudur. Kur’an’da “Allah adaletle hükmetmenizi emreder” (Nahl Suresi, Ayet 90) buyrulurken,Türk yazıtlarında da “Üstte mavi gök basmadıkça, altta yağız yer delinmedikçe töreyi kim bozabilir?” denilmiştir.
AYETİN TAMAMI: Şu bir gerçek ki Allah; adaleti, iyi ve güzel davranmayı, akrabaya vermeyi emreder. Tüm pisliklerden/edepsizliklerden, kötülükten, azgınlık-doymazlık ve kıskançlıktan yasaklar. Düşünüp ibret alırsınız ümidiyle size öğüt veriyor. — Nahl Suresi, 90. Âyet
Bu ayet bize milliyetçiliği de öğütlemektedir. Zira milliyetçilik, Hazreti Nuh, Hazreti Musa ve Hazreti İbrahim’de de örnekleriyle gösterilmiştir.
Irkçılık ise farklıdır; onun ilk temsilcisi iblistir. İlk gerçek milliyetçiler ise, yani ailesine ve topluluğuna sahip çıkanlar, küçük aileden büyük topluluklara kadar tüm milletleri koruyan peygamberler olmuştur.
Demek ki, peygamberlik milliyetçiliği, iblis ise ırkçılığı temsil etmektedir.
Bu, aynı ilahi sistemin hem dilsel hem tarihî izdüşümüdür.
SONUÇ
Hazreti İbrahim’in dini öğretisi ile Türk töresi arasındaki bağ, sadece inançta değil, ahlakta, adalette ve ailede de görülür.Her ikisi de insanı yüceltir, kadını onurlandırır, adaleti korur ve Allah’a kulluğu merkeze alır.
Türk töresi, Hazreti İbrahim’in yolunun yeryüzündeki yankısıdır.Kadınla tamamlanır, adaletle yaşar, merhametle yücelir.
HALİL İBRAHİM SOFRASI
"Halil İbrahim sofrası" ifadesi, misafirperverliği ve paylaşmayı simgeler. Hazreti İbrahim'in (Halil İbrahim) misafirperverliği ile tanınmasından dolayı, onun adına atıfta bulunularak kullanılan bu deyim, cömertliğin ve bolluğun sembolüdür. İşte bu kavramın anlamını ve tarihsel bağlamını açıklayan bazı önemli noktalar:
HALİL İBRAHİM SOFRASI NEDİR?
1. Misafirperverlik: Hazreti İbrahim, Kur'an-ı Kerim'de misafirlerine karşı son derece cömert ve misafirperver olarak tanıtılır. Bu nedenle, "Halil İbrahim sofrası" misafirperverliğin en yüksek derecesini ifade eder.
Sofranın adı, Hazreti İbrahim'in misafirlerine karşı olan tutumunu örnek alarak, misafirlere bol ve cömert ikramlarda bulunmayı ifade eder.
2. Paylaşma ve Cömertlik: Halil İbrahim sofrası, cömertçe paylaşmayı ve ikram etmeyi simgeler. Sofrada bulunan herkesin doyurulması ve kimsenin aç kalmaması esastır.
Bu anlayış, toplumsal dayanışmanın ve yardımlaşmanın da bir ifadesidir.
3. Bereket ve Bolluk: Bu deyim, sofranın bereketli ve bolluk içinde olmasını ifade eder. İnanca göre, Halil İbrahim sofrasında bereket hiç eksik olmaz ve sofradaki nimetler misafirlerle paylaşıldıkça artar.
TARİHSEL VE DİNİ BAĞLAM
1. Hazreti İbrahim'in Hayatı: Hazreti İbrahim, hem İslam'da hem de diğer Semavi dinlerde önemli bir peygamber olarak kabul edilir. Onun misafirperverliği ve cömertliği, Kur'an'da ve diğer kutsal metinlerde anlatılır. Kur'an'da, Hazreti İbrahim'in üç meleği misafir ettiği ve onlara cömertçe ikramlarda bulunduğu anlatılır
— Hud Suresi, 69-70. Âyetler
2. Kültürel Yansımaları: Halil İbrahim sofrası, özellikle Türk kültüründe ve diğer Müslüman toplumlarda yaygın bir deyimdir. Toplumlar, bu deyimi kullanarak cömertliği ve paylaşmayı teşvik eder. Bayramlar, düğünler ve diğer özel günlerde kurulan büyük sofralar, bu anlayışın bir yansımasıdır.
ÖZET
"Halil İbrahim sofrası," misafirperverliği, cömertliği, paylaşmayı ve bereketi simgeler. Bu deyim, Hazreti İbrahim'in misafirlerine olan cömert tutumuna atıfta bulunarak, toplumsal dayanışmanın ve yardımlaşmanın önemini vurgular. Hem dini hem de kültürel olarak derin bir anlam taşıyan bu kavram, insanlar arasındaki sevgi ve saygıyı pekiştiren önemli bir değer olarak kabul edilir.
DİKKAT EDİN TÜRKLER TARİHTE HEP TEK BİR TANRIYA İNANMIŞLARDIR
Bilge Han, Kül Tigin ve Tonyukuk adına dikilmiş olan yazıtlarda defalarca TANRI’dan söz edilmektedir.
1. Yıl: M.Ö. 215-209 yani günümüzden 2220 yıl kadar önce. Küçük bir Türk devletini, dünyanın en büyük imparatorluklarından biri haline getiren Metehan çeşitli sebeplerle Çin devlet adamlarına mektuplar yazar. Çoğunlukla tehditler de içeren söz konusu mektuplarında sık sık TANRI'dan söz eder.!
Hazreti İsa peygamberin doğmasına bile 215 yıl vardır!
Birkaç tarihci derki ...
2. “Oğuz-Türk Ulusu, ihtida etmekle (Müslüman olmakla) din değiştirmiş,Fakat iman ve i’tikad değiştirmemiştir.” – Prof. Barthold-Rus Tarihçi-Antropolog
YANİ DİYOR Kİ TÜRKLER HEP MÜSLÜMANDI!
3. Araplar helvadan yaptıkları puta tapıp sonra onları yerken, Yunanlar sayısız tanrılara taparken, Mısırlılar firavunlara, Hintliler ineğe taparken, TÜRK MİLLETİ TEK TANRIYA yani GÖK TENGRİYE İNANAN TEK KUTLU ULUS İDİ… – Süleyman Efe KOCAZEYBEK
4. “Türkler Gök yüzü’nün bir tek Tanrı’sına hiç tanımadan iman ederler.” – Ya’kubi Patriki-Süryani Mikail
5. “Türkler ateşe, havaya ve suya çılgınca hürmet gösterirler ve toprağın şerefine de ilahiler terennüm ederler. Bununla beraber, gökle yeri yaratan tek bir Tanrı’dan başka bir şeye tapmazlar.”
– Theophlacte Simocatta - Bizanslı tarihçi
TÜRK OĞUZ TÖRESİ GENEL BUYRUKLARININ KUR'AN İLE UYUMLULUĞU
1. Tengri (yaratan) Tektir.
2. Her kim ki Tengri’den kut almak dilerse, başkasına yakarmasın.
3. Bir İl, bir Kağan, bir Tengri
4. Bir kına iki kılıç girmez. Bir hatun iki er alamaz ve bir budunda iki töre olmaz. Töre tektir. Töre kesin ve keskindir. Kim ki töreye uya kutlanır. Kim ki töreye kıya, katlanır.
5. Kimse töreden üstün değildir. Dirlik ve birlik için töre budur.
6. Bir çoban sürüsünden, bir er ailesinden, bir Kağan budunundan sorulur.
7. Her er eşine, atına, pusatına sahip çıkacak.
8. Ana babaya ve ataya tazim durulacak.
9. Hısmına sarılacak, komşusunu gözetecek.
10. Er kişi yalan söylemeyecek.
11. Mal çalan, mülk çalan misliyle ödeyecek. Hesabı ya malıyla ya canıyla sorulacak.
12. Kim ki bir ırza musallat olursa, canından olacak.
13. Her kim olursa olsun haksız, aldatıcı iş tutarsa hesabı hemen sorulacak.
14. Cenkten beri duran ya da kaçan tamuya(cehennem) uçacak.
15. Aman dileyene kılıç üşürülmeyecek, sığınana arka dönülmeyecek.
16. Baş kaldıranın başı alınacak, hak isteyenin hakkı verilecek.
17. Kimse kimseye üstünlük taslamayacak.Ne ak etin karadan, ne karanın kızıldan, ne kızılın sarıdan farkı olmayacak.
18. Kin ve gururdan uzak olunacak.
19. Mazluma merhamet, zalime azap duyulacak.
20. Zayıfa, yaralıya, çocuğa ve kadına el kaldırılmayacak.
21. Kızı isteyen kağan da olsa, bey de olsa kız istediğine verilecek.
22. Gereksiz yere ağaç kesmeyeceksin, suyu kirletmeyeceksin.
23. Bilmeyip de bildim demeyeceksin, bilene danışacaksın.
24. Bugünün işini yarına bırakmayacaksın.
25. Kusur görmeyecek, kusur aramayacaksın.
26. Güçlüyken affet, zayıfken sabret.
27. Yazgına asi olma.
28. Yaptığın iyiliği unut, yapılan iyiliği unutma.
29. Herkes adaletle iş görecek.
30. Her ne edersen et, yargılanacağını her daim akılda tut.
31. Milletine yaban kalma. İpeğin iyisine, sözün güzeline kanma, onlara boyanma.
32. Kağan odur ki adaleti üstün tutsun, töreyi yaşatsın. Töre yok olursa İl yok olur. İl olmazsa budun kul olur.
33. Ey Türk Oğuz beyleri, ey milletim işitin !!!
“Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir”
Bu sözler, Türk töresini yansıtır ve Orhun Abideleri’ndeki deyişlerle benzerlik arz eder. Ancak bu haliyle ve sıralamasıyla, ne Orhun Kitabeleri’nde yazılıdır, ne de Oğuz Kağan’ın ağzından birebir aktarılmıştır.
Bilge Kağan, Kül Tigin ve Tonyukuk yazıtlarından, mana itibariyle bu 33 buyruğu çıkarmak mümkündür. Zira Türk tarihinde bu öğretilerin izleri açıkça görülür.
Yani bu 33 buyruk, Türk tarihi ve bazı kaynaklar esas alınarak, günümüzün bir Türk’ü tarafından derlenmiş bir yorumdur. Kısacası, bu sözlerin doğrudan Oğuz Kağan’a ait olduğunu veya onun tarafından yasa/kanun olarak listelendiğini iddia etmiyoruz; ancak genel itibariyle töre anlayışı bu çerçevedeydi.
Günün birinde böyle bir yazıt bulunursa da, hiç şaşırmam...
Bu 33 buyruğa baktığımızda, Kur’an’da da benzer emir ve buyrukların bulunduğunu görürüz.Türk töresi, Peygamber töresidir. Bu, kesin bir gerçektir.
Bilhassa, “Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir?” sözünde, açıkça kıyamet kopmadan Türk töresinin bozulmayacağından bahsedilmektedir.
Yani bu öğreti / töre / yasa, Allah’tan başkası tarafından bozulamaz. Neden? Çünkü Türk töresi, zaten Allah’ın emridir; Kur’an’da buyurulan Hazreti İbrahim’in milleti, dini öğretisi ve inanç sisteminin ta kendisidir.
Türk milleti, sırrın ta kendisidir!
KUR'ANİ KERİM VE İBRAHİM'İN MİLLETİ
Kur'an-ı Kerim'de, Allah'ın Hazreti İbrahim'in milletine uymayı tavsiye etmesi, İbrahim'in tevhid inancını, adaletini ve samimiyetini örnek almaya yönelik bir çağrıdır. İslam, Hazreti İbrahim'in tektanrıcı inancını ve onun ahlaki değerlerini temel alır, ancak bu değerler evrensel ahlaki prensipler olup, farklı kültürlerde de benzer şekillerde ortaya çıkabilir. Veyahut bu inanç sistemi tek bir kültürün ürünüdür ve heryere yayılmıştır.
Hazreti İbrahim - Tek kişi Türk Töresi - Bir millet [Türk milleti]
Tüm bu bilgilerden sonra şu çok önemli soruların cevaplanması lazımdır.
Allah Kuran'da İbrahim’in milletine uyun derken Türk Töresine [Milletine] uyulmasını mı istiyor?
İbrahim'in milleti" ifadesi, Hazreti İbrahim'in tevhid inancını ve onun ahlaki öğretilerini benimseyen insanları ifade eder. Bu millet, sadece İbrahim ve ailesiyle sınırlı değildir; onun inancını ve değerlerini benimseyen ve uygulayan tüm insanları kapsar. Kur'an'da, İbrahim'in babası ve milleti putperest olarak eleştirilir, bu nedenle onların yolu takip edilecek doğru yol olarak gösterilmez.
Yahudilerin yoldan saptığı ve lanetlendiği, Kur’an’ın bütününe bakıldığında açıkça görülür. Tarih ortadadır; Arapların durumu da ortadayken ve tüm mazlum milletler Türk’e umutla bakarken, İslam’ı Türk’ün Ay Yıldızı temsil ederken, uyulacak millet kim olabilir?
O halde, Türk milleti ve Türk Töresi göz önüne alındığında, “İbrahim’in milleti” denildiğinde Türk milleti ve Töresi anlaşılmalıdır, değil mi?
İşte bu yüzden, Hazreti İbrahim ile kan bağımız olabilir diyorum; ama gönül bağımızın olduğu kesindir. Tarihte Allah da buna şahittir.
Tüm bunları bilip durduğumuz halde, Kur’an’ın Türk milleti hakkında hiç konuşmaması, yani bilinçli bir suskunluk içinde olması, tam da bu düşünceleri doğrulamıyor mu?
Birçok tarihçinin ortak kanaatine göre, Türk’ü tarihten çıkarırsan tarih diye bir şey kalmaz. Türk Töresinin doğrudan veya dolaylı biçimde Hazreti İbrahim ile ilgisi ortadayken, Yüce Allah’ın Türk milletinden isim vererek bahsetmemesi normal midir, yoksa bu durumda çok büyük bir işaret, hatta bir mucize mi vardır?
Birçok ayette “İbrahim’in milleti” ifadesi geçerken, ona uyulması emredilmektedir. Peki Allah, aslında burada Türk milletinden mi bahsediyor?
“Allah’ın nurunu tamamlaması” ifadesi, bizim dediğimizin ortaya çıkması, yani İslam’ın, Hazreti İbrahim’in milleti tarafından —Türk milleti tarafından — yeryüzüne hâkim kılınması mıdır?
SAHİPKIRAN 2020
HATIRLAYALIM, 2020'DE SAHİP-KIRAN OLDU
Bu, Türk Birliğine işarettir. Bu Birlik, dünyadaki dengeleri sağlayacak, düzeni değiştirecek, kapitalizm çökecek, zalimin zulmü son bulacak ve Türk Töresi hakim kılınacaktır.
Sahip-Kıran, Anadolu-Türkistan kavuşumudur. Hava elementinde gerçekleşen birleşimin internet çağında olması ve ayrıca tam da bu dönemde Kur'an mucizelerinin bir bir ortaya çıkması, tek Tanrıcılığın yükselişe geçmesi buna işarettir.
TÜRK BİRLİĞİ İLE TÜRK TÖRESİ YANİ İBRAHİM’İN DİNİ ÖĞRETİSİ DÜNYA'YA HAKİM OLACAKTIR.
Benim tüm bunlardan çıkardığım sonuç budur.
Tüm bunlara değindik şimdi Hazreti Nuh ve oğullarına değinmemiz şart.
HAZRETİ NUH VE YAFES VEYA YAFET
75.Ant olsun ki Nûh, Bize dua etmişti. Biz, ne güzel karşılık vermiştik!
76.Onu ve ehlini büyük sıkıntıdan kurtardık.1- Onunla birlikte olanları, yanında yer alanları, taraftarlarını.
77.Onun soyunu kalıcı kıldık.
78.Sonrakiler içinde, ona işaret eden bir şey bıraktık / onu destekleyiciler bıraktık / güzel bir nâm bıraktık.
79.Âlemler içinde, Nûh’a selam olsun.
80.İyilere, işte böyle karşılık veririz.
81.O, Bizim Mü’min kullarımızdandı.
82.Sonra diğerlerini boğduk.
83.İbrâhîm, onun yolunu izleyenlerdendi / onun kolundandı / grubundandı.
— Sâffât Suresi 75-83. Âyetler
77.ONUN SOYUNU KALICI KILDIK.
NUH'UN ÜÇ OĞLU;
1. Sami (Shem) 2. Ham 3. Yafes (Japheth)
Tekvin'e göre üç temel ırk Nuh'un bu üç oğlundan meydana geldi:
HAZRETİ NUH'UN OĞULLARI VE ONLARIN SOYLARI
1. Sami (Shem):Sami, Semitik halkların atası olarak kabul edilir. Sami'nin soyundan gelenler arasında Araplar, İbraniler (Yahudiler) ve Asurlular bulunur. İslam geleneğinde, Hazreti Muhammed’in de Sami’nin soyundan geldiğine inanılır. Kesin bilgi yoktur.
2. Ham:Ham, Afrikalı halkların ve Kenanlıların atası olarak kabul edilir. Ham’ın soyundan gelenler arasında Mısır, Filistin, Kuzey Afrika ve Etiyopya halkları olduğu belirtilir.
3. Yafes (Japheth): Yafes, Avrupalı ve bazı Asyalı halkların atası olarak kabul edilir. Yafes’in soyundan gelenler arasında Kafkasya, Anadolu, İran ve Avrupa halkları bulunur.
TÜRKLER
Aslında burda avrupalı derken neden bahs edildiğine dikkat edilmesi gerekmektedir.
Şöyle ki;
Nuh'un oğlu Yafes'den (Yusuf) kimler / kim gelir?
Türk, Turok veya et-Turk: TürklerGomâr: KimmerlerMacar Fin Eston MoğolMedlerJavan/Yuvan: Yunan (İyonlar) Tubal: İtalyan, İspanyol, Katalan, Kilikya Tras: Traklar Meşek: Hazarlarırklarının ve uygarlıklarının ataları oldular ki aslında bunların Türk veya Türklerden kopup oluşanlar olduğunu görüyor anlıyoruz.
Bunlara ve birazdan değineceğimiz diğer halklara Turani halklar denir, ancak öncesinde Avrupalı halklar dediğimizde, oraya göç etmiş olan halklardan / Türk boylarından bahsediyoruz. Örneğin;
İtalyanların atası olarak bilinen Etrüskler, MÖ 8. yüzyıldan MÖ 3. yüzyıla kadar İtalya'nın merkezinde yaşayan ve Romalılar tarafından asimile edilen eski bir halktır.
Etrüsklerin atalarının izlerine Anadolu topraklarında rastlanıldı.
Etrüsk uygarlığının hüküm sürdüğü kasabalarda 263 kişiden alınan DNA örnekleri, İtalya, Balkanlar, Limni Adası ve Anadolu'daki 1200’den fazla kişinin DNA'larıyla karşılaştırıldı. Sonuç olarak, Etrüsklerin genetik yapısının bir avrupalı'dan ziyade bir Türk'e benzediği ortaya çıktı.
ATALARINI KURTLARIN EMZİRDİĞİ RİVAYET EDİLİR
Türklerin Bozkurt ve Ergenekon destanı ile İtalyanların Romulus ve Remus efsanesi benzerlikler gösterir. Türkler, Tengri tarafından gönderilen Asena adında bir dişi kurdun ilk hükümdarlarının annesi olduğuna inanmış ve kurdu kutsal saymışlardır. İtalyanların efsanesinde ise Romulus ve Remus bir ırmağa bırakılırlar ve dişi bir kurt onları sudan çıkararak bir mağarada emzirir. Daha sonra çiftçi bir aile tarafından bulunarak evlat edinilirler. Roma şehrini kurmak için de kurt tarafından emzirildikleri yeri seçerler. Heykel Bkz.
İlk alfabeleri Ön Türk alfabesi olarak kabul edilir.
Günümüzden 2700 yıl önce yaratılan Etrüsk Alfabesi, Latin Alfabesinden önce var olan ve Avrupalılara yazıyı öğreten alfabedir. Günümüzün Anadolu Türkçesi'ne, özellikle Kazak Türkçesi'ne benzer. Ön Türk alfabesi olarak kabul edilir. 2004 yılında Etrüsk yazıtları Göktürk alfabesiyle okunabilmiştir.
TURANİ HALKLAR HAZRETİ NUH'UN TORUNLARI YAFES'İN (YUSUF) SOYU
Turani halklar, genellikle Orta Asya'da ve çevresinde yaşayan ve Ural-Altay dil ailesine mensup olan halkları ifade eder. Turani terimi, tarihsel ve kültürel bağlamlarda kullanılan geniş bir kavramdır ve aşağıdaki halkları kapsar:
1. TÜRK HALKLARI
Türkler: Türkiye, Kıbrıs, Balkanlar ve Avrupa'da yaşayan Türkler.
Azeriler: Azerbaycan ve İran'da yaşayan Azerbaycan Türkleri.
Türkmenler: Türkmenistan ve çevre bölgelerde yaşayan Türkmenler.
Özbekler: Özbekistan ve çevresinde yaşayan Özbekler.
Kazaklar: Kazakistan ve çevresinde yaşayan Kazaklar.
Kırgızlar: Kırgızistan ve çevresinde yaşayan Kırgızlar.
Uygurlar: Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde yaşayan Uygurlar.
Tatarlar: Rusya, Ukrayna ve diğer bölgelerde yaşayan Tatarlar.
Başkurtlar: Rusya'nın Başkurdistan bölgesinde yaşayan Başkurtlar.
Çuvaşlar: Rusya'nın Çuvaşistan bölgesinde yaşayan Çuvaşlar.
Yakutlar (Sakalar): Rusya'nın Saha (Yakutistan) bölgesinde yaşayan Yakutlar.
2. MOĞOL HALKLARI
Moğollar: Moğolistan ve Çin'in İç Moğolistan Özerk Bölgesi'nde yaşayan Moğollar.
Buryatlar: Rusya'nın Buryatya bölgesinde yaşayan Buryatlar.
Kalmuklar: Rusya'nın Kalmukya bölgesinde yaşayan Kalmuklar.
3. TUNGUZ-MANÇU HALKLARI
Mançular: Çin'in kuzeydoğusunda yaşayan Mançular.
Evenkler: Rusya, Çin ve Moğolistan'da yaşayan Evenkler.
Nanaylar: Rusya'nın Uzak Doğu bölgesinde yaşayan Nanaylar.
4. FİN-UGOR HALKLARI
Fin-Ugor halkları bazen Turani halklar arasında sayılmaktadır. Bu halklar, Ural dil ailesine mensuptur ve Avrupa'nın kuzeydoğusunda ve Sibirya'da yaşarlar.
Macarlar: Macaristan'da yaşayan Macarlar.
Finler: Finlandiya'da yaşayan Finler.
Estonlar: Estonya'da yaşayan Estonlar.
Mari, Udmurt ve Komi Halkları: Rusya'nın çeşitli bölgelerinde yaşayan bu halklar.
Mansiler ve Hantılar: Batı Sibirya'da yaşayan Mansiler ve Hantılar.
5. KORELİLER VE JAPONLAR
Bazı teoriler Korelilerin ve Japonların da Turani halklar arasında sayılabileceğini öne sürer, ancak bu halkların kökenleri ve dil aileleri konusunda daha farklı görüşler bulunmaktadır.
6. DİĞER HALKLAR
Hazaralar: Afganistan'da yaşayan Hazaralar, Türk-Moğol ve İran etkilerini taşıyan bir halktır.
Tuvalar: Rusya'nın Tuva Cumhuriyeti'nde yaşayan Tuvalar.
SONUÇ
Turani halklar, tarihsel ve kültürel bağlamlarda genellikle Ural-Altay dil ailesine mensup olan ve Orta Asya ile çevresinde yaşayan çeşitli halkları ifade eder. Bu halklar, geniş bir coğrafi alana yayılan ve çeşitli etnik, dilsel ve kültürel özelliklere sahip grupları kapsar. Turani halklar, ortak tarihsel kökenler ve kültürel bağlarla birbirine bağlıdır.
EN SON SONUÇ
Türk milletinin Hazreti İbrahim ile birinci dereceden bir kan bağı bulunduğunu düşünüyorum; ancak olmasa dahi, ikinci dereceden bir soy bağı taşıdığı da açıktır.Bununla birlikte, gönül bağı açısından bakıldığında, Türk milleti Hazreti İbrahim’in davasını sahiplenen ve onun tevhid yolunu yaşatan bir millet olmuştur — bu da zaten apaçık bir gerçektir.
Hazreti Nuh'un, Hazreti İbrahim'in ve Türklerin atası olduğu açıktır. Turan soyunun yani Türk milletinin Hazreti Nuh'a işaret ettiği onun namını sürdüren bir millet olarak kalıcı olduğu da ortadadır.
— Bkz. Sâffât Suresi, 77. Âyet
Türk milleti'nin Hazreti İbrahim'in dini öğretisini, yani Türk töresini, dünyaya hakim kılma göreviyle Allah'ın Kur'an'da vurguladığı millet, uyulması gereken millet olduğu açıkça bellidir!
TÜM DİNLERE EŞİT MESAFEDE ÜRK TÖRESİNE UYGUN TÜRK BİRLİĞİ KURULMALIDIR
Buna göre, tüm Turan soylular ve Türk milleti, zalimlerin hakimiyetine son vermek için birleşmeli, Türk Birliğini kurmalı ve Türk töresini yaşatmalıdır. Bunu yaparken dinli-dinsiz ayrımı yapmadan, sadece töreye uyulması şartıyla hareket etmelidirler.
Tengrici, Şaman, Yahudi, Hıristiyan veya İslam dinine mensup olmaktan bağımsız olarak, Türk töresine uygun ahlaki değerlere sahip, doğru yaşayan ve adalet üzere olan herkes gerçek Müslümandır.
TEK ŞART TEK TANRICI HANİF BİR MÜSLÜMAN OLMAKTIR!
Bu sistemi yalnız Türk milleti ve Türk töresi ile kurabilir ve ayakta tutabiliriz. (İlerleyen yazılarda bu konuya ayrıca detaylıca değineceğim)
YÜCE ALLAH KURAN’DA BUYURUR Kİ,
Ey iman sahipleri! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır. — Muhammed Suresi, 7. Âyet
Küfre sapanlara gelince, kayıp ve yıkım onlara! Yapıp ettiklerini boşa çıkardı onların.— Muhammed Suresi, 8. Âyet
Muhammed, Allah'ın resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çok çetin, kendi aralarında çok sevecendirler/çok merhametlidirler. Sen onları rükû eder, secdeye kapanır halde görürsün. Allah'tan bir lütuf ve hoşnutluk ister dururlar. Görünüşlerine gelince, yüzlerinde secde eseri/izi vardır. Bu onların Tevrat'taki nitelikleri. İncil'deki nitelikleri de şöyle: Tıpkı bir ekin ki filizini çıkarmış, o filizi kuvvetlendirmiş. Filiz kalınlaştı, gövdesi üzerine dikildi. Ziraatçıları da imrendirir/hayran bırakır bu ekin. Allah böyle yapar ki, onlar sayesinde, inkâr edenleri öfkelendirsin. Allah onlardan iman edip barışa/hayra yönelik işler yapanlara bir bağışlanma ve büyük bir ödül vaat etmiştir. — Fetih Suresi, 29. Âyet
Ey Peygamber! Müminleri çarpışmaya teşvik et! Sizden sabırlı yirmi kişi olsa, küfre sapanların iki yüzüne galip gelir; sizden yüz kişi olsa, onların binine galebe çalar. Çünkü onlar gereğince anlamayan bir topluluktur.
— Enfal Suresi, 65. Âyet
Şimdi, Allah yükünüzü hafifletti. Bilmiştir ki, sizde bir zaaf var. İçinizden sabırlı yüz kişi olsa, iki yüz kişiye galip gelir; sizden bin kişi olsa, Allah'ın izniyle iki bin kişiye galebe çalar. Allah, sabredenlerle beraberdir!
— Enfal Suresi, 66. Âyet
Sizin gönül dostunuz Allah'tır, O'nun resulüdür, bir de rükû eder bir halde namazı/duayı yerine getirip, zekâtı vererek iman edenlerdir. — Maide Suresi, 56. Âyet
Allah'ı, O'nun resulünü ve iman edenleri dost edinen/Allah'tan, O'nun resulünden ve iman edenlerden yüz çeviren bilsin ki, galip gelecek olanlar Allah'ın taraftarlarıdır.— Maide Suresi, 57. Âyet
Günün sonunda, Hazreti İbrahim'den Hazreti Muhammed'e kadar peygamberlerin Türk olduğunu söyleyebileceğimiz gibi, peygamberler Türk değildi; ancak Türkler, Allah’ın ayetlerde müjdelediği millettir.
Peygamberlerin toplumları zaman zaman sapmışken, Türkler asla sapmamış ve daima Allah'ın ordusu olmuşlardır.
Belki de peygamberler Türktür ama geldikleri toplumlar değildir. Buradan da yine aynı sonuç çıkar: Öyle veya böyle, Türk milleti seçilmiş bir millettir. Bu seçilmişlik, hak ettiklerinden dolayıdır. Geçmişten günümüze kadar olan tarihleri ortadadır. Biz Siyonistlerde olduğu gibi bir seçilmişliğe inanmıyoruz. Yanlış anlaşma olmasın…
TOPARLAYALIM — SONUÇ
Türklere gönderilmiş peygamberlerin varlığı kesindir. Bu durum, Kur’an’ın genel mesajında da ima edilmektedir. Kur’an’da adı geçen peygamberlerin dışında, her kavme kendi diliyle bir peygamber gönderildiği açıkça bildirilmiştir.
“Hiçbir ümmet yoktur ki, içlerinden bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın.”— Fâtır Sûresi, 24. Âyet
Bu ayet, Türk kavimlerine de mutlaka peygamberler gönderildiğini gösterir.
Ancak, Kur’an’da belirtilen peygamberlerin — yani son çağın, ahir zamanın peygamberlerinin — Türk soyundan olup olmadıkları konusu açıkça belirtilmemiştir.
Hep vurguluyorum ama tekrarlamakta fayda var.Şu da kesindir ki, peygamberlik ırk üstü bir kavramdır.Önemli olan, peygamberlerin hangi soydan geldiği değil, kimlerin onların öğretilerine sahip çıktığıdır.
Ve bu noktada kesin olarak söyleyebiliriz ki: İlk peygamberlerin de, son peygamberlerin de öğretilerine sadık kalan, o hakikati yaşatan millet Türk milletidir.
GERÇEĞİ YALNIZCA ALLAH BİLİR.
TEKRAR HAZRETİ NUH VE OĞULLARINA DÖNELİM
HAZRETİ NUH'UN OĞULLARI VE TÜRK TÖRESİYLE BAĞLANTISI
Kur’an-ı Kerim’e göre, Hazreti Nuh’un oğullarından biri boğularak helâk olmuştur. Ancak Kur’an’da hiçbir oğlunun ismi açıkça verilmemektedir.
KUR’AN’A GÖRE:
Hud Suresi 42–43. ayetlerde, Nuh tufanı sırasında Nuh’un bir oğlunun gemiye binmeyi reddettiği ve“Ben bir dağa sığınırım, beni sudan korur” dediği anlatılır.Nuh (a.s.) ise şöyle der: “Bugün Allah’ın emrinden, O’nun merhamet ettiklerinden başkası kurtulamayacaktır.” Aralarına bir dalga girer ve oğlu boğulanlardan olur.
Hud Suresi, 43. Ayet:“O dedi ki: ‘Ben bir dağa sığınırım, beni sudan korur.’ Nuh dedi ki: ‘Bugün Allah’ın emrinden, O’nun merhamet ettiklerinden başkası kurtulamayacaktır.’ Derken aralarına dalga girdi ve o da boğulanlardan oldu.”
KUR’AN’DA GEÇEN BİLGİLER:
Nuh’un bu oğlu iman etmediği için, “Nuh’un ehlinden” yani ailesinden sayılmamıştır.
Hud Suresi, 46. Ayet:“Allah dedi ki: Ey Nuh! O senin ehlinden değildir. Çünkü onun yaptığı salih olmayan bir iştir."
Bu ayet, Nuh’un iman etmeyen oğlunun soy zincirinden çıkarıldığını ve kan bağının değil, iman bağının belirleyici olduğunu açıkça gösterir.
TÖRE PERSPEKTİFİYLE BAKILDIĞINDA:
Bu bize şunu öğretir: Töreden sapmış, zulme yönelmiş kişiler Türk olsa dahi sahip çıkılmamalıdır.Demek ki gönül bağı, kan bağından çok daha önemlidir. Zira kan bağı olan biri zalim olabilir;ancak gönül bağı, Allah’ın öğretisine ve töresine uyanlar arasında kurulur.
Bundan şu sonucu çıkarabiliriz: Eğer bir Türk töreye uyuyorsa dünyaya bedeldir;ama uymuyorsa, Allah’ın öğretisine uyan herhangi bir yabancı kadar değeri yoktur.
Bu anlayışı bize “Müminler ancak kardeştir” ayeti öğretir.Irk gözetmeksizin tüm iyiler birdir, beraberdir.Ve tam tersi, tüm kötüler de birdir
— Bir hadis-i şerife göre “küfür tek bir millettir.”
Kur’an’ın ifadesiyle,"Küfre sapanlar da birbirlerinin dostlarıdır. Eğer şu dikkat çekilenleri yapmazsanız yeryüzünde bir fitne, büyük bir bozgun çıkar."
— Enfal Suresi, 73. Âyet
Şu bir gerçek ki, müminler sadece kardeştirler. O halde kardeşleriniz arasında barışı sağlayın ve Allah'tan sakının ki, size merhamet edilebilsin.
— Hucurât Suresi 10. Âyet
Allah kendi yolunda, duvarları birbine perçinlenmiş bir bina gibi, saf bağlıyarak çarpışanları sever.
— Saff Suresi, 4. Âyet
SONUÇ:
Kur’an’da isim verilmez.
Nuh’un bir oğlu iman etmediği için boğulmuştur.
Diğer oğulları iman etmiş ve kurtulmuştur.
Tevrat kaynaklarında üç oğuldan bahsedilir: Sam, Ham ve Yafes. Bu durumda birinin tufanda elenmiş olması gerekir.
TUFANIN GERÇEK COĞRAFYASI ÜZERİNE:
Bazı araştırmacılar tufanın Mu kıtasında veya Orta Asya’da yaşandığını öne sürer. Benim kanaatim de tufanın tüm dünyayı değil, belirli bir bölgeyi kapsadığı yönündedir. Nuh’la birlikte kurtulanlar, zamanla Sibirya, Orta Asya, Anadolu ve Mezopotamya’yadağılarak medeniyetin ve tek tanrılı inancın öncüleri olmuşlardır.
O çağda dünyanın çeşitli bölgelerinde az da olsa insanlar bulunmaktaydı. Nuh’un soyundan gelenler bu topluluklarla birleşmiş, yeni milletler ve kültürler oluşturmuştur.
Belki de bu sayede Allah, (Saffat Suresi Ayet 77) belirtilen Nuh’un soyunu, onun öğretisine ve töresine sahip çıkan Türk milletiyle kalıcı kılmıştır.Zamanla diğer soylar bozulmuş, iki damar ortaya çıkmıştır: İyiler ve kötüler, yani Hakk’ın ve batılın temsilcileri.
Bugün Türk milleti, o günden bu yana Hakk’ın temsilcisi olarak batıla karşı mücadele eden o seçkin damar olmuştur.
SONUÇ OLARAK:
Türklük bir ırkın adı olduğu kadar;iyilerin birliği, Hakk’ı temsil etmenin de adıdır.
Selam olsun Nuh’a, İbrahim'e ve Muhammed Mustafa'ya... Selam olsun Oğuz'a ve Mustafa Kemal Atatürk'e...
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!
Selam olsun doğduğum güne, selam olsun öleceğim güne ve selam olsun yeniden dirileceğim o güne. Ben yalnız Allah'a teslim olanlardanım.
Kaynakça
1. Kur’ân ve Klasik Kaynaklar
Kur’ân-ı Kerîm, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili.
Taberî, Tarih’üt-Taberî (Târîhu’r-Rusûl ve’l-Mulûk).
İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye.
Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr.
Buhârî ve Müslim Hadis Külliyatı – tarihî rivayet analizi için.
Dede Korkut Kitabı, Hazırlayan: Muharrem Ergin.
Orhun Yazıtları (Kül Tigin, Bilge Kağan, Tonyukuk) – Türk Töresi’nin temel metinleri.
Divân-ı Lügati’t-Türk, Kaşgarlı Mahmud.
2. Tarihî ve Akademik Kaynaklar
Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş.
İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü.
Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi (Cilt I-II).
Fuat Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar – (Ahmed Yesevî geleneği ve Haniflik bağlantısı).
Osman Turan, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi.
Jean-Paul Roux, Türklerin ve Moğolların Eski Dini.
Mircea Eliade, Şamanizm – Arkaik Tekniklerin Ansiklopedisi.
A. Caferoğlu, Türk Dili Tarihi.
W. Barthold, Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler.
Wilhelm Radloff, Proben der Volkslitteratur der türkischen Stämme.
Lev Gumilev, Eski Türkler (Rus orijinali: Drevnie Tyurki).
Peter Golden, An Introduction to the History of the Turkic Peoples.
3. Modern Araştırma ve Karşılaştırmalı Dinler Üzerine Kaynaklar
Karen Armstrong, A History of God (Tanrı’nın Tarihi).
Joseph Campbell, Tanrının Maskeleri: Doğu Mitolojisi.
Reza Aslan, Tanrıyla Konuşan İnsan – Dinin Evrimi.
Şinasi Gündüz, Din ve İnanç Sözlüğü.
Ahmet Yaşar Ocak, Türk Sufîliği: Tarihî ve Kültürel Bir İnceleme.
Metin And, Minyatürlerle Osmanlı-İslam Mitolojisi.
Cemil Meriç, Bu Ülke (Türk kimliği ve düşüncesi üzerine).
Prof. Dr. Mustafa Fayda, İslam Öncesi Türklerde Dini Hayat.
Prof. Dr. Bekir Karlığa, İslam Düşüncesi Tarihi.
4. Makale ve Arkeolojik Kaynaklar
Göbekli Tepe Kazı Raporları, Klaus Schmidt, Sie bauten die ersten Tempel.
Anav Kültürü Üzerine Arkeolojik Bulgular, V. Masson, Soviet Archaeology Review.
Bereketli Hilal ve Orta Asya Kültür Etkileşimi Üzerine Çalışmalar, UNESCO Arkeoloji Arşivleri.
Türklerde Tengricilik ve Monoteizm Tartışmaları, Prof. Dr. Mahmut Hakkı Akın, Türkiyat Mecmuası.
Orta Asya’da Hanif İnanç İzleri, İlahiyat Fakültesi Dergileri (Atıf: Ankara ve Marmara Üni.)
5. Ek Notlar ve Önerilen Kaynaklar
Kur’an’da Millet ve Kavim Kavramları Üzerine Bir İnceleme – Doç. Dr. Mustafa Öztürk.
Tengricilik ve İslam Benzerlikleri – Doç. Dr. Ahmet Taşağıl.
Oğuz Kağan Destanı ile İbrahimî Öğreti Arasındaki Benzerlikler – Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 2021.
Türk Töresi ve İslam Hukuku Arasındaki Ortak Kavramlar – Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakçı.
____________________________________
İZLETİ: (YouTube)
28. MİLLİYETÇİLİK VE DİNDARLIK
28. MİLLİYETÇİLİK VE DİNDARLIK
İZLETİ: (Facebook)
28. MİLLİYETÇİLİK VE DİNDARLIK
28. MİLLİYETÇİLİK VE DİNDARLIK
