225. bölüm · KÖKLER VE HAKİKAT – TÜRK’ÜN YOLU
208. YENİ OSMANLI PROJESİ’NİN ALTINDA YATAN GERÇEKLER
ÖN SÖZ
Bu yazı; Kur'an merkezli bir din anlayışı, akıl ve eleştirel düşüncenin önemi, tasavvuf, siyasal İslam, Yeni Osmanlıcılık ve güncel siyasi gelişmeler hakkında yazarın değerlendirme ve yorumlarını içermektedir. Tarihî olaylar, dinî metinler ve siyasi gelişmeler birlikte ele alınmış; bazı sonuçlar yazarın kişisel analizine dayandırılmıştır. Okuyucunun farklı görüş ve kaynakları da inceleyerek kendi değerlendirmesini yapması tavsiye edilir.
– Yapay Zekâ
208. YENİ OSMANLI PROJESİ’NİN ALTINDA YATAN GERÇEKLER
Türk milletinin, Türk devletinin ve İslam âleminin en büyük düşmanı, akıl düşmanı gelenekçilerdir. Bu sorunu çözdüğümüzde, tüm diğer sorunlar da kendiliğinden çözülecektir.
Akılcı (rasyonalist) ve nakilci (gelenekçi) yaklaşımlar arasındaki fark, düşünce ve bilgi edinme yöntemlerinde yatmaktadır:
1. AKILCI (RASYONALİST) YAKLAŞIM:
AKIL VE MANTIK: Akılcılar, bilgiyi elde etmede ve karar vermede akıl ve mantığa öncelik verir. Akılcı yaklaşım, mantıksal düşünme ve gözlem yoluyla doğrulara ulaşmayı hedefler.
SORGULAMA: Akılcılar, mevcut bilgileri sorgulayıp yeni sonuçlara ulaşma eğilimindedir. Doğruların akıl yürütme ve delil yoluyla ortaya çıkmasını savunurlar.
DEĞİŞİM VE YENİLİK: Bilgi ve doğruların zamanla değişebileceğini kabul ederler ve yeniliklere açıktırlar.
2. NAKİLCİ (GELENEKÇİ) YAKLAŞIM:
GELENEK VE OTORİTE: Nakilciler, bilgi ve doğruları elde etmek için geçmişten gelen dini, kültürel ya da geleneksel metinlere ve otoritelerin söylediklerine dayanır.
SORGULAMAMA: Nakilci yaklaşımda, geleneksel bilgiler ve otoritelerin öğretileri sorgulanmadan kabul edilir. Bu bilgiler zamanla mutlak doğrular olarak görülür.
DEĞİŞMEZLİK: Nakilciler, bilgi ve doğruların değişmez olduğuna inanır ve yeniliklere karşı daha muhafazakâr bir tutum sergilerler.
Özetle, akılcı yaklaşım eleştirel düşünce ve mantığa dayanırken, nakilci yaklaşım daha çok gelenek ve otoriteye dayalıdır.
NAKİLCİLİK — TAKLİTÇİLİKTİR
BURDAN YOLA ÇIKARAK,
MUHYİDDİN İBNÜ'L-ARABİ VE KEHANETLERİNİN İSLAM’DAKİ YERİ:
Metafizik ve mistik konularla, gözle görülmeyen şeyler üzerine kurulu ve uydurma olarak nitelendirilen bir dine genellikle "batıl din" veya "sahte din" denir.
Bu tür dinler, doğaüstü varlıklar, ruhani güçler veya gizemli inanç sistemleri üzerine kurulabilir ve genellikle bilimsel veya mantıksal temellerden yoksun olarak görülür. Batıl inançlar ve mitler de bu tür dinlerin bir parçası olabilir.
Kısacası, Muhyiddin İbnü'l-Arabi'ye uyanlar, inananlar ve ona göre yolunu belirleyenler, Kur'an'daki İslam ile alakası olmayan sapık bir inancın gereğini yapmaktan başka bir şey yapmamaktadırlar. Dolayısıyla, sapkın ve şaşkın bir yoldan başka bir yola girmeleri mümkün değildir.
Bunlar üzerinden günümüzde herkesin sorduğu bir soru var.
OSMANLI YENİDEN Mİ DİRİLİYOR?
Bu cevaba yine bu konular bilhassa Muhyiddin İbnü'l-Arabi üzerinden cevap verebiliriz.
Son dönemde "Osmanlı'yı kuruyoruz" diyenlerin sayısının artması, iktidarın da bu yönde açıklamalar yapması, hatta Orta Doğu’da yaşanan olayların da buna bağlanması dikkat çekicidir. Dahası, Devlet Bahçeli aracılığıyla terörist başından medet umulup, teröristlerin de "barış" adı altında desteğinin beklendiği bir süreç yaşanıyor. Abdullah Öcalan’ın, hapisten yaptığı açıklamada, "Sayın Devlet Bahçeli ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın güç verdiği paradigmaya destek vereceğim" demesi, bu oluşumun Osmanlı projesiyle ve Muhyiddin İbnü'l-Arabi ile yakın ilişkili olduğunu gösteriyor.
Aslında her şey, İbnü'l-Arabi’nin bazı kehanetleri üzerinden yürütülüyor. Ancak bu süreçte akıl işletilmiyor, akıl kullanılmadan bazı rivayetler üzerinden Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milleti büyük bir tehlikeye atılıyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 2023 yılında, "Önümüzdeki günlerde çok şey değişecektir, her şey değişecektir. Öyle gözüküyor. İnşallah Türkiye değişmez," demesi işte bu yüzdendir.
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’a, Bahçeli’nin vermediği cevap da budur. Genel başkanıma iletin, bu oyunu deşifre etsin ve bu planı halka anlatarak bozsun.
HER ŞEYİN BAŞLADIĞI YERE DÖNELİM: KİMDİR MUHYİDDİN İBNÜ'L-ARABİ?
10 Aralık 2014'te TRT 1'de "Diriliş Ertuğrul" dizisinin yayınlanmaya başlaması da bu proje ile ilişkilidir. Dizide, Ertuğrul Bey'in yanı sıra Muhyiddin İbnü'l-Arabi'ye de yer verilmiştir. Abartılı bir şekilde, ne zaman Ertuğrul Bey zora düşse, İbnü'l-Arabi'nin zikir sahnesiyle ona yardım etmesiyle kurtulmuştur. Ertuğrul Bey'e rehberlik eden, dini ve manevi konularda yol gösteren bir figür olarak tasvir edilmiştir. "Diriliş Ertuğrul" ve "Kuruluş Osman" derken, geldiğimiz noktada Osmanlı’yı kurduğunu iddia eden ve bu iddiasını rivayetlere dayandırıp bunu da devlet eliyle halka benimsetmeye çalışan bir iktidar ile karşı karşıyayız.
MUHYİDDİN İBNÜ'L-ARABİ'Yİ TANIYALIM:
Muhyiddin İbnü'l-Arabi, 12. ve 13. yüzyıllarda yaşamış ünlü bir İslam âlimi ve mutasavvıftır. Kendisinin geleceğe dair bazı öngörüleri ve kehanetleri olduğu iddia edilmektedir.
Bizi şimdi ilgilendiren kısmı özellikle 2023 ve 2024 yıllarına ilişkin kehanetleridir.Son dönemlerde bu kehanetler kamuoyunda ilgi uyandırmıştır.
O kadar da olur mu demeyin. Türkiye'de öyle bir zihniyet iş başında ki, akıllara zarar.
Aklını işletmeyi kendine zul gören, akılcıları dinsizlikle itham eden garip bir yapı.
Garabet bir yapı ile karşı karşıyayız.
İbnü'l-Arabi'yi tanıdıkça ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
İbnü'l-Arabi'nin 2023 ve 2024 yıllarına dair kehanetleri arasında, kuraklık, yoksulluk ve artan ölüm olayları gibi olumsuz gelişmelerin yaşanacağına dair öngörüler bulunmaktadır. Bu kehanetler, hem Türkiye hem de dünya genelinde zorlu bir döneme işaret etmektedir.
Ayrıca, İbnü'l-Arabi'nin Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu yaklaşık 70 yıl öncesinden bildiği ve Osmanlı'dan sonra 100 yıllık bir duraklama döneminin yaşanacağını, ardından kurulacak devletin 10 devlet gücünde olacağını öngördüğü rivayet edilmektedir.
Ancak, İbnü'l-Arabi'nin kehanetleri konusunda kesin ve somut bilgiler sınırlıdır. Bu tür tırnak içinde "öngörüler", genellikle yorumlara ve spekülasyonlara dayanmaktadır.
Bu, öngörü değil, düpedüz geleceği bildiğini iddia etmektir ki bu, kitabımıza aykırıdır. Kur'an-ı Kerim'de kimsenin geleceği bilemeyeceği, gaybı yalnızca Allah'ın bildiği belirtilir.
De ki: 'Allah'tan başka, göklerde ve yerde kimse gaybı bilemez. — Neml Suresi, 65. Âyet
Gaybı bilendir O. Gaybı konusunda hiç kimseyi yardımcı yapmıyor. — Cin Suresi, 26. Âyet
O kıyamet saatine ilişkin bilgi Allah katındadır. Yağmuru O yağdırır. O, rahimlerde olanı da bilir. Hiçbir benlik yarın ne kazanacağını bilmez. Ve hiçbir kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Allah Alîm'dir, Habîr'dir.
— Lokman Suresi, 34. Âyet
Onlara şunu söyle: "Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem ben! Size ben bir meleğim de demiyorum. Yalnız bana vahyedilene uyarım ben!" Sor onlara: "Körle gören bir olur mu? Hâlâ düşünmüyor musunuz? — En'am Suresi, 50. Âyet
Allah’ın emri bu kadar açık ve net olduğu halde, bu uydurmalara inanmak konunun batının istismarına ve operasyonlarına açık olmasını sağlamaktadır. Siyasal İslamcıları çok iyi tanıyan Amerika, bu konu üzerinden istediği oyunu kurabilmektedir ve nitekim kurmuştur da.
KEHANETLERİ NEYE DAYANIR VE NASIL OLUŞMUŞTUR?
Muhyiddin İbnü'l-Arabi'ye atfedilen kehanetler ve öngörüler, genellikle onun mistik düşünceleri, tasavvufi eserleri ve özellikle "Fütuhat-ı Mekkiyye" (Mekke'nin Fethi) adlı eseri gibi yazılarına dayanmaktadır. İbnü'l-Arabi'nin kehanetleri, çoğunlukla rüyalar, ilhamlar ve mistik tecrübelere dayanır.
Kehanetlerin büyük kısmı, zamanla halk arasında gelişen rivayetler ve yorumlardan türetilmiştir. Hadis kaynaklarına doğrudan dayanmamaktadır, çünkü İbnü'l-Arabi'nin kehanetleri onun kişisel yorumları ve mistik vizyonlarına dayanır.
Kehanetlerin içeriği genellikle geleceğe dair yorumlar ve olasılıklardır, ancak İbnü'l-Arabi'nin kehanetleri, zamanla daha çok rivayetler ve spekülasyonlar haline gelmiştir. Hadislerde olduğu gibi sonradan kendi ideolojileri uğruna uydurulmuş birçok rivayetler de içerir. Dolayısıyla, İbnü'l-Arabi'nin söylediklerinin doğruluğu ve bu öngörülerin nasıl oluştuğu konusu, pek çok farklı yorum ve görüşe açıktır.
İBNÜ'L-ARABİ'NİN ÖĞRETİLERİ VE GÖRÜŞLERİ:
İbnü'l-Arabi'nin öğretileri ve görüşleri, İslam tasavvufunda Vahdet-i Vücud (varlığın birliği) anlayışı ile tanınır. Bununla birlikte, İbnü'l-Arabi'ye atfedilen kehanetlerin çoğu, sonraki dönemlerde şekillenmiş spekülatif yorumlardır ve bunların ne kadarının gerçek eserlere dayandığı tartışmalıdır.
VAHDET-İ VÜCUD (VARLIĞIN BİRLİĞİ)
Vahdet-i Vücud (Varlığın Birliği), İslam tasavvufunda özellikle Muhyiddin İbnü'l-Arabi ile özdeşleşmiş bir felsefi ve mistik anlayıştır. Bu görüşe göre, var olan her şey aslında tek bir hakikatin, yani Allah'ın bir yansımasıdır. Varlık, aslında tek bir varlık olan Allah'ın tezahürlerinden ibarettir.
VAHDET-İ VÜCUD'UN TEMEL İLKELERİ:
1. ALLAH TEK GERÇEK VARLIKTIR: İbnü'l-Arabi'ye göre, gerçek anlamda var olan sadece Allah’tır. Diğer tüm varlıklar, Allah'ın isim ve sıfatlarının yansımaları veya tezahürleridir. Yani evrende gördüğümüz her şey, Allah'ın bir yansımasıdır ve bu nedenle özünde Allah'tan ayrı düşünülemez.
2. MECAZİ VARLIK: İnsanlar, hayvanlar, bitkiler ve evrendeki diğer varlıklar, Allah'ın yansımaları olduğundan, bunlar mecazi varlıklardır. Asıl varlık, Allah’tır; diğer varlıklar ise O'nun birer görüntüsüdür.
3. BİRLİK VE ÇOKLUK: Vahdet-i Vücud, Allah’ın birliğini ve evrendeki çokluğu açıklamak için kullanılır. Evrendeki her şey farklı görünebilir, ancak bunların tümü Allah’ın birliğinde birleşir. Bu anlayış, "Her şey Allah’tır" anlamına gelmez, fakat "Her şey Allah’ın bir tecellisidir" şeklinde yorumlanır.
4. AŞK VE YAKINLIK: Bu öğreti, Allah ile kul arasındaki yakınlığı ve aşkı da vurgular. İnsan, Allah'ın bir yansıması olduğu için, özünde Allah’a dönmek ve O’na yakın olmak ister. Bu, tasavvufun aşk ve sevgi temelli anlayışı ile de uyumludur.
VAHDET-İ VÜCUD VE ELEŞTİRİLER:
SINIRSIZ ŞİRK: VAHDET-İ VÜCUD
“Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlardan ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır” — Nîsâ Suresi, 116. Âyet
Mehmet Âkif Ersoy, böyleleri için: “Hudâ’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ” der.
ŞİRK (TEVHİDİN BOZULMASI): Vahdet-i Vücûd, Kur'an'dan destek bulmaz, bu tür metafizik ve mistik yorumlar, Allah’ın birliğini (tevhid) bozarak şirke, yani Allah’a eş koşma durumuna neden olur. İslam düşüncesinde bu anlayış, dini ve toplumsal dirençleri zayıflattığı için eleştirilmiştir.
ALLAH'IN AŞKINLIĞI: Allah yaratılmışlardan tamamen ayrı ve aşkın bir varlıktır. Vahdet-i Vücud, Allah’ı yaratılmış varlıklarla iç içe göstermektedir. Allah ile yaratılmışlar arasında keskin bir ayrım yapılması gereklidir.
DİNÎ SAFLIK VE SADE TEVHİD ANLAYIŞI: İslam sade ve saf bir tevhid inancına dayanır o halde bu inancı herhangi bir felsefi veya mistik yorumla kirletmemek gerekir. Vahdet-i Vücud, bu sade inancı bulandıran bir unsurdur.
PRATİK İSLAM VE TOPLUMSAL SORUNLAR:
İslam, pratik hayata dair çözümler sunarken, tasavvufun bazı mistik boyutları insanları gerçek hayattan koparıp sahte şeylerin peşine sürükleyebilir. Vahdet-i Vücud gibi derin felsefi konular, bireyin ve toplumun İslam’ı yaşama biçimini olumsuz etkileyebilir ve insanlarda kötülüğe karşı bir dirençsizlik oluşmasına neden olabilir. Dahası, insanların ilmî ve fiziki direnci kırıldığında, "medeniyet" ve "ilim" anlamında bir yükselişin gerçekleşmesi mümkün olmayacaktır.
VAHDET-İ VÜCÛD DÜŞÜNCESİ SAPIKLIKTIR!
Bu düşünce insanları dirençsiz hale getirmiş ve İslam dünyasında ilim ve medeniyet anlamında bir ilerlemenin önüne geçmiştir. Oysaki Kur’an-ı Kerim bizden aklımızı işletmemizi istemektedir.
METAFİZİK VE MİSTİK DÜŞÜNCELERİ
Muhyiddin İbnü'l-Arabi, metafizik ve mistik düşünceleri ön planda tutan, Kur'an'daki İslam ile pek alakası olmayan bir kişidir. Ne acıdır ki, İslam'ı Kur'an'dan değil, rivayetler ve uydurulmuş hadisler üzerinden yaşamaya çalışan bazı kimseler, İbnü'l-Arabi gibi kişilerle yol arkadaşlığı yapmaktadırlar. Muaviye ve Yezid'in kadercilik anlayışını benimseyen bu kimselerin, Kur'an'daki İslam ile hiçbir alakaları olmadığı gibi, İslam adına herhangi bir şey üretmeleri de beklenmemelidir. Bu insanlar, bir hayal aleminde yaşayıp diğer insanlara da hayal satarak, ortamı kirletmekte ve İslam'a düşmanlık yapmaktadırlar. İşte bu kimseler, ne tesadüftür ki, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü dindışı göstermekten ve onu sevmemekten geri durmamaktadırlar.
NEDENİ ÇOK AÇIKTIRATATÜRK ONLARIN TAM TERSİDİR!
ATATÜRK AKILCI BİR İNSANDI
Kur’an’a göre, vahyin ilk görünümü ve ilk ürünü akıldır. İlk ve esas peygamber de akıldır. Kur’an dilinin aşılmamış ustası Isfahanlı Râgıb (ölüm 502, 1108) şöyle der: “İlk peygamber, içsel peygamber akıldır. Önce o devreye sokulmalıdır ki, dışsal peygamberler, bizim bildiğimiz peygamberler işe yarasın.”
Kurtuluş Savaşı destanı sonrası, Atatürk’ün dahasını yenemeyeceklerini anlayan İngilizler başta olmak üzere Batılılar, İslam dünyasının yumuşak karnını kullanarak Atatürk'ü din dışı göstermek için binlerce uydurma üretip yetiştirdikleri ajanları içimize saldılar. İslam dünyası ve Türkiye’deki bir kısım dinci zihniyet, akıllarını kullanmadıkları için bu yemi yediler.
İslam dünyasının en büyük düşmanı, bizzat kendisidir. “Allah, aklını işletmeyenler üzerine pislik atar.” (Yûnus Suresi, Âyet 100) Ayette Allah’ın buyurduğu üzere, aklını kullanmayan İslam âlemi, günün sonunda hem dıştan gelen hem de içte yaşanan zulümlerle inim inim inlemektedir.
Akıl düşmanı dinci söylem tarafından şeytanî bir morfin gibi tekrarlanan, “Aklın din ve sünnetle sınırlanması esastır” sloganı veya bugünlerde bazı hurafe hamallarının icat ettikleri “İslamcı akıl” tâbiri, Kur’an dışı bir bühtandır. Emperyalizmin has ajanı oryantalistlerin siyaset dincisi çevrelere yutturdukları bir Haçlı zehiridir.
Bu yanlış rota, büyük Atatürk tarafından gerçek yönüne çevrildi ama İslam dünyası Atatürk’e sırt dönerek bu rotadan yararlanma imkânını kendi eliyle yok etti. Bu da Kurtuluş Savaşı sonrası hem Türkiye Cumhuriyeti ve diğer Türk devletlerinin hem de tüm İslam âleminin yükselişini başlamadan durdurmuş oldu.
Batı, yani İngiltere, İsrail ve Amerika, bu açılan pencereyi değerlendirerek derhal 1950'lerde yeni planlar yapmaya başladı. Günümüzde, 2024'te gördüğümüz üzere, Büyük Orta Doğu Projesi ile devletlerin içten yıkılıp küçülmesi, bölünüp parçalara ayrılması ve iplerinin Batı'nın eline geçmesi, Amerika'nın kontrolündeki bölgelerde Amerikan'ın destekleyip silahlandırdığı terör örgütleri tarafından İslam devletleri kurulma hamleleri gibi tüm bu yaşananlar, bu akılsızlığın bir ürünüdür. Yani Müslümanların akıllarını kullanamadıkları için üzerlerine pislik yağmasından başka bir şey değildir.
Yanlış anlaşılmasın. Amerikalılar Kur'an'daki İslam’ın yaşanacağı bir devlet kurulmasına izin vermezler. Onlar tam aksine indirilmiş dine değil Kur'an dışı Emevilere dayanan uydurulmuş dine dayalı Kur'an'ın emirlerinin tam tersi düşünceleri ve uygulamaları barındıran uydurulmuş bir şeriat yapısı oluşmasına izin vermekteler.
BU İLK BAŞTA İSLAM'A ZARAR VERMEKTEDİR
Tüm bunların yaşandığı bu çağda dahi İslam'ı temsil ettiğini iddia eden siyasal İslam, yani dinci zihniyet, aklını kullanmaması sonucu tuzağa çekildiğinin farkına varamazken, o dinsizlikle suçladıkları Mustafa Kemal Atatürk, tüm bunları 100 yıl öncesinden öngörüp başta Türk milleti ve İslam âlemine anlatmıştır. Yetmedi, bir de çözümünü vermiştir. Nutuk baştan sona okunduğunda, Atatürk'ün tüm devrimleri yapıp söyledikleri ele alındığında, Türk devletlerinin bulundukları yerlerde özgürlüklerine, bağımsızlıklarına sahip çıkarak tüm Türk devletlerinin birliği ile bir Türk Birliği'nin kurulması, aynı şekilde Arap Birliği'nin kurulması dolayısıyla güçlü, özgürlüğü kendi ellerinde olacak olan devletlerden oluşacak bir İslam Birliği'nin (İslam âleminin) var olması gerektiğini görmüş oluruz. Ama bunun için aklımızı kullanmamız gerekir.
Fakat aklını kullanmak, okumak ve kendini geliştirmek zor gelen insanlar, işin kolayına kaçarak metafizik ve mistik olaylarla kendilerini avutarak, bilerek veya bilmeyerek hem kendilerini hem de başkalarını kandırmaktadırlar. Sonuç olarak, Emevilerden miras aldıkları kadercilik anlayışıyla her hatalarının üzerini örtmekten çekinmemektedirler. Son yıllar, bu tür iğrençliklerle doludur.
İstediği kadar peygamber gelsin, aklını kullanmayan toplumlara ne anlatabilirler?
Dolayısıyla, aklın ön planda olduğu bir din de tabii ki Kur’an'ın ilk ayeti "Oku" ile başlayacaktı. Atatürk dahasını çok okumaya, kendini geliştirmesine, aklını işletmesine yani taakkul etmesine borçludur.
Akıl tek başına yetmez, taakkul etmeden akıl tek başına bir işe yaramaz. Bunun için de okumak, üretmek, düşünmek gerekir.
Nedir taakkul? Taakkul, aklı işletmek, akletmek, akıl yoluyla bilip anlamak, aklın verilerini esas almak gibi anlamlar taşır. Kur’an, akıl sözcüğünden türetilen taakkul fiilini defalarca kullanır ve insanoğlunu, taakkule çağırır. Ne ilginçtir, Kur’an taakkul tâbirini defalarca kullandığı halde akıl kelimesini hiç kullanmaz.
Şunu demek istiyor Kur’an: Ben, cevher olarak aklın varlığını yeterli görmüyorum; o hepinizde var. Benim istediğim, aklın işlevsel olması veya işlevsel akıldır.
Daha açıkçası, Kur’an, aklın çıplak mülkiyetini yeterli görmüyor, aklın intifa (kullanım) hakkını esas alıyor. Aklın çıplak mülkiyetine sahip olmanız ‘akıllı adam’ olmanız için yeterli değildir. Önemli olan şu: Sahip olduğunuz akıl, işletilen akıl mı, yoksa bloke edilmiş, üstüne oturulmuş, şunun-bunun vesayetine terk edilmiş bir cevher mi?
Bunu soruyor ve nihayet şunu ilkeleştiriyor Kur’an: “Allah, aklını işletmeyenler üzerine pislik atar.”
— Yûnus Suresi, 100. Âyet
Evet, Kur’an taakkul istiyor. Varlıkla var olmak, cevherle fiil arası fark neyse akıl ile taakkul arası fark da odur.
Taakkul yoksa insan, görüntüyle insan, hakikatte hayvandır. — Furkan Suresi, 44. Âyet
Kur’an’a göre, taakkulun ayrılmaz ikizi bilimdir. — Ankebût Suresi, 43. Âyet
Bunun için özgür bir devlet ve okuyan bir millete ihtiyaç vardır. Bunu örnekleriyle yaşadığımız günümüz şeriat devletlerinde yapmak mümkün değildir.
Zaten bu uydurma şeriat, Kur’an şeriatı değildir. Kur’an şeriatı, özgürlükçü bir anlayışı doğurur. Bunun için laikliği, demokrasiyi, sosyal devleti önerir. Kısacası, Atatürk, Kur'an-ı Kerim’i orijinalinden okuyup anladığı için ve akılcı bir insan olduğu, taakkul ettiği için hilafet kurumunu kaldırmış ve Cumhuriyeti kurmuştur. Tüm devrimleri Türk tarihine ve Kur'an-ı Kerim’e dayanır. Öyle birilerinin iddia ettiği gibi Batı menşeli değildir; bizden alınanı geri almaktır.
Şimdi bizden Cumhuriyetten vazgeçmemizi, bunun kaderimiz olduğunu kabul etmemizi, aklımızı işletmeyi bırakıp metafizik ve mistik, yani gözle görülmeyen şeylerin peşinden gitmemizi istiyorlar. Cumhuriyetin tüm kazanımlarını terk etmemizi, Kur'an'ın açık emirlerini görmezden gelmemizi, şehitlerimize ve gazilerimize ihanet ederek terörist başını affetmemizi ve zulme ortak olmamızı, nereye varacağı belli olmayan bir belirsizliğin peşinden gitmemizi talep ediyorlar.
TÜM BU SAÇMALIKLARIN NEDENİ NEYDİ?
İşte, kesin olmayan ve büyük ihtimalle uydurma rivayetler üzerinden, koskoca Türkiye Cumhuriyeti'ni yöneten iktidar ve ortakları, aslında Amerika'nın bir tuzağı olan Yeni Osmanlıcılık projesiyle Osmanlı'yı yeniden dirilteceklerine inanmaktadır. Tüm yaşadıklarımız ve aklımızın almadığı saçma sapan icraatlar bu yüzdenmiş.
Bu zihniyet, uydurma rivayetlere o kadar inanmıştır ki, Amerika'nın tuzağına çekildiğinin farkına varamıyor. Zaten Amerika, bu uydurmaları bildiği için bu zihniyeti 20 yıldır iktidarda tutmak adına her şeyi yapıyor ve kendi hedefleri doğrultusunda kullanıyor. Bu gidişatın sonu, İsrail ve Amerika için ilk aşamada zafer, Türkiye Cumhuriyeti için ise bölünme ve parçalanma getirecek; aynı zamanda Türklük bilincinin uyanmasına vesile olacaktır. Siyasal İslam’ın çöküşü, uydurulmuş İslam’ın sonu ve Kur'an'daki İslam’ın yükselişi olacaktır. Allah nurunu tamamlayacaktır.
Hoşunuza gitmemekle birlikte, savaş üzerinize yazılmıştır. Bir şey sizin için hayırlı olduğu halde siz ondan tiksinebilirsiniz. Ve bir şey sizin için şer olduğu halde siz onu sevebilirsiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
— Bakara Suresi, 216. Âyet
İktidarın bu yanlışa düşmesinin bir sebebi de yine bilgisizlikten kaynaklanmaktadır.
Binlerce insanın katili olan terörist başı bebek katilini affetme yetkilerinin, Kur'an-ı Kerim'e göre bulunmadığını ve Allah tarafından zalim ilan edileceklerini bilmeyen bu zihniyet, milliyetçiliği ırkçılıkla karıştırıp suç saymakta ve sözde din üzerinden yeni bir kimlik yaratmaya çalışmaktadır. Tüm kimlikleri İslam adı altında, Arap kimliği içerisinde eritmek istemektedirler.
MİLLİYETÇİLİK VE IRKÇILIK ARASINDAKİ FARK:
BİR KUR'ANİ KERİM İLKESİ: TE' ÂRUF!
Te' âruf, Arapça kökenli bir kelime olup, "tanışmak, birbirini tanımak" anlamına gelir. Kur'ani Kerim'de bu kavram Hucurât Suresi, 13. ayette geçmektedir.
AYET ŞÖYLEDİR:
Ey insanlar! Biz sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve örfler yoluyla tanışıp kaynaşasınız diye sizi milletlere, boylara ayırdık. Hiç kuşkusuz, Allah katında en seçkininiz, sakınılması gereken şeylerden en çok sakınanınızdır. Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır. — Hucurat Suresi, 13. Âyet
TE'ÂRUF'UN ANLAMI VE BAĞLAMI
Bu ayet, insanlığın farklı milletler ve kabileler halinde yaratılmasının hikmetini açıklamaktadır. Bu farklılık, bir üstünlük kaynağı değil, insanların birbirlerini tanımaları ve anlamaları için bir vesiledir.
Milliyetçilik iyi şeyler yapıp diğer milletlere örnek olmaktır.
Irkçılık ise kendi milleti Adalet dışı yapmış olduğu zulme sırf kendi milleti ve kanı olduğu için rıza göstermek ve karşı çıkmamaktır.
Kendi milletini tüm milletlerden üstün görmek ve ona tapmak Irkçılıktır.
Tarih Irkçılığın Sonuçları ile doludur.Bunlar Zulüm, işkence ve soykırım suçlarıdır.
Dinciliğin temeli Arap ırkçılığına dayandığından, bu durum Kur'an açısından da ırkçılıkla aynı şekilde Kur'an'a aykırıdır.
MİLLİYETÇİLİKLE IRKÇILIĞI “AYNIKEFEYE” KOYMAK YANLIŞTIR!
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ün konuya bakışı:
İslâm et ve kan hegemonyasını Allah’ın iradesine karşı çıkış olarak görür. Bu yüzden ırkçılık İslâm’ın ruhuna ters bir belâdır. Ancak Kur’an insan topluluklarının te' âruf (örfler aracılığıyla değer üretme) yoluyla yükselmelerini esas aldığından ve “iyilik, güzellik üretmede yarışma” prensibini getirdiğinden tıpkı kişiler gibi “toplumların da emek ve gayretlerinin tescili, ödüllendirilmesi” gerekir.
“İyilik ve güzellikte, hak ve adalette değerler üretmiş bir kavmin hakkını inkâr” da ırkçılık kadar İslâm dışıdır. Her insan, milletinin “hayra ve hakka hizmet ifade eden değerleri”yle övünebilir, övünmelidir.
“Hayırda yarışın ve te' âruf ilkesinin bir sergilenişi” olacak milliyetçilik İslâm’la çelişmez. Esasen milleyetçilikle ırkçılığı aynı kefeye koymak yanlıştır.
Türk milliyetçiliği bu anlamda korunduğu takdirde "İslâm’a hizmetin en güvenli temsilcilerinden biri" olabilir. Bu anlamda bir milliyetçilik en güzel ifadesini Akif’in İstiklâl Marşı’nda bulmuştur. “Hakk’a tapan Millet”in Hak yolunda ürettiği değerlerle övünmesi onun ve çocuklarının tarih önündeki haklarıdır. – Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk
– “Din ve Milliyetçilik” Yazısı “İslâm’ı Anlamaya Doğru” Kitabı Altıncı Baskı Sayfa 148 Yeni Boyut Yayınları 1998
DİNDARLIK VE DİNCİLİK ARASINDAKİ FARK
Dindar bir insan, hakkın ve haklının yanında olur. Haksızlık yapan kişinin ya da haksızlığa uğrayanın inancına veya milletine bakmaksızın adaleti savunur.Ancak dincilik, hakkı görmezden gelip sadece kendi grubunun veya inancının çıkarlarını savunmaktır.
Irkçılık ve dincilik, insanı yozlaştıran, bencilleştiren ve ahlaki değerlerden uzaklaştıran kavramlardır. İkisi de şeytani öğretiler olup, insana zarar verir ve toplumu bölerek adaleti zedeler.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
SADAKALLAHUL AZİM ALLAH DOĞRUYU SÖYLEDİ!
Kaynakça
Kur'an-ı Kerim
Nutuk
Fütûhât-ı Mekkiyye
İslâm'ı Anlamaya Doğru
Yaşar Nuri Öztürk'ün makale ve eserleri
Klasik ve modern İslam tarihi kaynakları
Tasavvuf tarihi ve İbnü'l-Arabî üzerine akademik çalışmalar
TBMM, Resmî Gazete ve kamuoyuna açık resmî açıklamalar
Konuyla ilgili akademik araştırmalar ve tarih çalışmaları.
____________________________________
İZLETİ: (YouTube)
208. YENİ OSMANLI PROJESİ’NİN ALTINDA YATAN GERÇEKLER | VİDEO 256
208. YENİ OSMANLI PROJESİ’NİN ALTINDA YATAN GERÇEKLER | VİDEO 256
İZLETİ: (Facebook)
208. YENİ OSMANLI PROJESİ’NİN ALTINDA YATAN GERÇEKLER | VİDEO 256
208. YENİ OSMANLI PROJESİ’NİN ALTINDA YATAN GERÇEKLER | VİDEO 256
