45. bölüm · KÖKLER VE HAKİKAT – TÜRK’ÜN YOLU
30. TEK DÜNYA DEVLETİ HAYALİ — BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ GERÇEKLERİ
TEKRARIN HİKMETİ ÜZERİNE
Önemli bir hatırlatma ile başlamak istiyorum. Daha önce de özellikle vurguladığımı düşünüyorum; hatta bu yazı dizisinin ön yazılarında da buna değinmiştim. Yine de tekrarlamakta fayda görüyorum. Çünkü bu mesele, yazıların anlaşılması açısından son derece önemlidir.
Yazılarımda bazı konuların tekrarlandığı düşünülebilir. Bu, ilk bakışta bir tekrar gibi görünebilir. Oysa bu tekrarlar bilinçli ve kasıtlıdır. Ben genellikle bir konuyu bir yazıda kısaca ele alır, ardından başka bir yazıda daha derinlemesine incelerim. Daha sonra ise aynı meseleyi farklı bir bakış açısından, farklı bağlantılar kurarak yeniden ele alırım. Böylece konu, hem genişler hem de zihinde daha sağlam bir yere oturur.
Bunu yapmamın temel sebebi şudur: Tekrar edilen bilgi akılda kalır. Ne kadar çok farklı açıdan tekrar edersek, o kadar iyi kavrarız. Bu yöntem, kutsal metinlerde de açıkça görülür. Kur’an-ı Kerim’de aynı hakikatlerin farklı surelerde, farklı bağlamlarda ve farklı bakış açılarından tekrar tekrar anlatılması bunun en açık örneğidir.
Mesela Hazreti İbrahim ile ilgili ayetleri, farklı yazılarda aynı şekilde tekrar verdiğim olur. Bunu özellikle ve bilerek yapıyorum. Sadece ayet numarasını vermekle yetinebilirdim; fakat ben ayetin tamamını ve ismini de yazıyorum. Çünkü ayetin metniyle birlikte zihinde yer etmesini istiyorum. Bu, öğrenmenin ve idrakin en güçlü yollarından biridir.
Aynı yaklaşımı Tengricilik, Şamanizm ve benzeri konularda da uyguluyorum. Bazen aynı konuya farklı pencerelerden bakıyorum; bazen kaçınılmaz olarak tekrar edilmiş gibi görünebiliyor. Ancak bu, bir ihmal değil; aksine bilinçli bir tercihtir. Okuyucudan ricam, bu tekrarları atlamadan okumasıdır. Çünkü amaç, bilgiyi yüzeyde bırakmak değil; zihne yerleştirmektir.
Bu yöntemi ilerleyen yazılarda milliyetçilik, ırkçılık, dincilik gibi son derece hassas ve önemli konularda da uygulayacağım. Bu başlıklar, tek bir yazıyla geçiştirilemeyecek kadar derin konulardır. Bu yüzden, farklı bakış açılarıyla, üstüne basa basa ele alınacaktır.
Ben örneklerimi çoğunlukla Kur’an-ı Kerim’den aldığım için, bu yöntemi orada da açıkça gördüğümü ifade etmek isterim. Hatta benim için Kur’an-ı Kerim’in en büyük mucizelerinden biri de budur: Aynı hakikati, farklı ayetlerde, farklı surelerde, bambaşka bağlamlarda; kimi zaman bir peygamberin bakış açısından, kimi zaman karşısındaki kişinin bakış açısından anlatması. Tüm bu ayetleri bir araya getirdiğinizde, adeta kusursuz bir bütün ortaya çıkar. Bir filmi farklı açılardan izlemek gibidir; sonunda hakikat tüm berraklığıyla görünür.
Ben de, beşer olarak ve kendi acziyetimin farkında olarak, buna benzer bir anlatım biçimini yakalamaya çalışıyorum. Başlangıçta bilinçli bir tercih değildi belki; fakat zamanla kendiliğinden gelişti, benimsedim ve doğru olduğuna inandım. Elbette Kur’an-ı Kerim hatasızdır; biz ise insanız. Hata da yapabiliriz, çelişkiye de düşebiliriz. Bu noktada affınıza sığınıyorum.
Ancak sizden özellikle rica ettiğim bir husus var:Lütfen bu temel yaklaşımı aklınızdan çıkarmayın. Bu bilgileri sadece okumakla kalmayın; zihninize işleyin ve paylaşın. Çünkü samimiyetle inanıyorum ki burada aktarılan bilgiler son derece önemlidir.
Unutmayalım: Bilgi güçtür.Ve bilgi, paylaşıldıkça çoğalır.Güç, hakikatle birleştiğinde ise insanı ve toplumu ayakta tutar.
Asıl mesele de budur.
– Serdar Bayram
30. TEK DÜNYA DEVLETİ HAYALİ — BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ GERÇEKLERİ
Türk Milletine Uyarı: Ey Türk! Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir!?
Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur!Bu tarihi gerçeği unutmamalı ve başımıza seçtiğimiz kişilerin Türk tarihine, kültürüne ve töresine bağlı olmalarına özellikle dikkat etmeliyiz.
Nedenini, Türkiye Cumhuriyeti'nin son 20 yılında hem iç hem de dış politikada yapılan hatalarda açıkça görebiliyoruz. Gelinen noktayı net bir şekilde görüyor ve ulaşılması istenen hedefi de biliyoruz.
Türkiye'nin mevcut durumu ve dış politikası, özellikle İsrail ve Amerikan stratejilerinin etkisi altında değerlendirildiğinde, geçmişte yapılan hataların sonuçlarını açıkça ortaya koyuyor.
Yapılan hataların en büyük nedenleri, uydurma hadisler ve rivayetlerdir.
Bu durum, yanlış anlayışlar üzerine inşa edilmiş bir dini yorumun yansıması ve bu yorum üzerine şekillendirilmiş politikalardan kaynaklanmaktadır.
Yaşadıklarımız, İslam'a sokulmuş uydurma hadis ve rivayetlerin doğurduğu yanlış kader anlayışının üzerimize yansımasıdır.
Allah'ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır. — Yunus Suresi, 100. Âyet
Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar, kendilerine zulmederler. — Yunus Suresi, 44. Âyet
Uydurma hadisler ve rivayetlere dayalı bir kader anlayışıyla hareket eden bazı çevreler, devletin gerçekçi bir strateji geliştirmesini engellemiş, devlet aklına pranga vurmuş ve bu zihniyetin rehavetiyle Türkiye Cumhuriyeti, büyük tehditlere karşı savunmasız bırakılmıştır.
BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ
Özellikle Akparti iktidarı, Büyük Ortadoğu Projesi'ne (BOP) karşı çıkmak yerine dolaylı veya doğrudan destek vererek bu süreci hızlandırmıştır. Bu anlayışın farkında olan siyonistler de bu durumu çok güzel bir şekilde değerlendirmiş ve kendi çıkarları doğrultusunda kullanmışlardır.
Kaderci ve yanlış bir din anlayışıyla, İsrail’in genişleme politikalarına karşı direnç gösterilmemesi ve bu politikaların "ilahî bir plan" olarak görülmesi, bölgede milyonlarca insanın ölümüne ve aynı zamanda da milyonlarca insanın mağduriyetine neden olmuştur.
Bu zihniyet, hem ulusal güvenliği zayıflatmış hem de İslam’ın temel ilkelerinden uzaklaşarak toplumları rehavete sürüklemiştir.
Gerçek İslam, Kur'an merkezlidir ve akıl, adalet, çalışma gibi değerleri vurgular; bu nedenle rivayetlere dayalı bir kader anlayışına teslim olmak hem İslam’a hem de ülkenin geleceğine zarar verir ve vermiştirde.
Bugün Türkiye’nin yaşadığı bölgesel ve uluslararası tehditler, yanlış bir zihniyetin etkisiyle şekilleniyor. Yeni Osmanlıcılık ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) arkasında, tarihsel rivayetlere ve hadislerle şekillenen yanlış bir kader anlayışı yatıyor.
Yeni Osmanlıcılık aslında Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) bir ayağıdır. Bu anlayışa sahip olanlar, bu projelerin ilahi bir zorunluluk olduğuna inanarak, Amerika ve İsrail’in politikalarına karşı hiçbir engel koymamış, aksine desteklemişlerdir.
BOP doğrultusunda, Amerika ve İsrail destekli olarak önce Irak’ta, şimdi de Suriye’de Kürdistan bölgesi ilan edilmiştir. Yeni Osmanlıcılık anlayışında ise bu bölgelerin Türkiye'ye bağlanması söz konusudur. Ancak, bu bağlanma ile Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter devlet yapısının çökmesi ve Amerika'nın yıllardır Türkiye'ye dayattığı federal yapının hayata geçmesi durumunda, bir süre sonra Kürtler "Biz Türkiye'den ayrılıp bağımsız olmak istiyoruz" dediklerinde, yalnızca o bölgedeki bir referandumla bu mesele sonuçlanacak ve o bölge Türkiye'den koparak bağımsız bir Kürdistan kurulacaktır. Büyürken küçülmek budur.
PEKİ BİZİ BU YOLA NASIL SÜRÜKLEDİLER?
BİZİ NASIL VE NE İLE KANDIRDILAR?
O YANLIŞ ANLAYIŞLAR NEDİR VE NEREDEN KAYNAKLANIYOR?
Tüm bunların arkasında uydurma hadis ve yanlış rivayetlere dayalı bir din anlayışı yatmaktadır.
NEDİR ONLAR?
Ahir zaman hadisleri genellikle sembolik ve yoruma açıktır.
İsrail’in bugün Suriye’deki Golan Tepeleri'ni işgal etmesi sonucu, burada konuşlanmış gözlem evleri ve askeri üslerle Ortadoğu ve Anadolu'yu kontrol altında tutma imkanı buldu.
İsrail, bu sayede Amik Ovası'na komşu olup olası bir Türkiye savaşı durumunda stratejik üstünlük elde etmiş olmasına rağmen, Türkiye tarafını neden rahatsız etmemektedir?
Hatta Türkiye’de zafer nidaları atılmaktadır.
Geçmişten günümüze Amik Ovası hakkında İsrail’in yok oluş hikayesi
MELHAME-İ i KÜBRA BÜYÜK SAVAŞ
Amik Ovası’nda Türkler (veya Müslümanlar) ile İsrail arasında bir savaş olacağına dair rivayetler genellikle İslam kaynaklarında "Melhame i Kübra" (büyük savaş) ve ahir zaman hadisleri bağlamında ele alınır.
Bu tür rivayetlerde Amik Ovası, büyük bir savaşın gerçekleşeceği yerlerden biri olarak geçer. Ancak bu rivayetlerin sıhhati, yorumlanması ve bağlamı İslam alimleri arasında tartışmalıdır.
Bazı hadislerde Amik Ovası’nda büyük bir çatışmadan bahsedilir ve bu savaşın, Deccal’in çıkışından önce olacağı söylenir.
Hazreti İsa'nın ve Hazreti Mehdi'nin gelişini rivayet eden uydurma hadisler konusu.
HAZRETİ MEHDİ
Hazreti Mehdi, İslam eskatolojisinde önemli bir figürdür ve kıyamet öncesi doğru yolu gösterecek, adaletli bir lider olarak kabul edilir.
Mehdi'nin gelişi, zulüm ve adaletsizliğin hüküm sürdüğü bir dönemde olacaktır. Mehdi'nin dünyaya gelmesiyle birlikte, insanlar doğru yolu bulacak, zulüm sona erecek ve barış hüküm sürecektir.
Hem Hazreti İsa'nın hem de Hazreti Mehdi'nin geri dönüşü, İslam’da kıyamet alametlerinden biri olarak kabul edilir. İsa, adaleti sağlamak ve doğru yolu göstermek için dünyaya inecek, Mehdi ise zulüm ve haksızlıkların sona erdirilmesi ve adaletin sağlanması için liderlik yapacaktır.
Bu inanışa göre Hazreti İsa, kıyamet öncesi yeryüzüne dönecek ve Deccal'ı öldürecektir.
Bir hususu belirtmekte fayda vardır: Bu uydurmaların hiçbirinin İslam’da yeri yoktur. Kurani Kerim’de böyle bir konu geçmemektedir. Hazreti İsa'nın geri geleceği inancı, İslam'ın temel kaynaklarında yer almaz. Tamamen yalan ve uydurma bir hadistir.
Şimdi daha iyi anlıyoruz, neden Amerika ve İsrail'in BOP doğrultusunda sınırımıza dayanmalarına karşı engel olunmadığını. Bu doğrultuda, tekrar düşünelim o "Ben Amerika'nın Ortadoğu Projesi'nin eş başkanıyım" diyen zihniyeti ve neden bu projeye destek verdiklerini...
Bu zihniyet tamamen uydurma ve yalan rivayetler doğrultusunda resmen Türk milletinin ve devletinin sonunu hazırlamaktadır.
Bunu yaparken, Türk milletinin kanını emerek damarlarına milliyetçilik karşıtı zehiri enjekte etmektedirler.
NASIL MI?
Türk milliyetçiliğini suç sayanlar, utanmadan ve arlanmadan Arap milliyetçiliği yaparak Türk milletini bağlarından koparmak istemektedirler.
İslam’ın milliyetçiliğe karşı olduğu yalanı kullanılarak, Türk milletinin aklını çelip, töresinden, tarihinden ve kültüründen ayırma ve Araplaştırma projesini yürütmektedirler.
Son dönemde Şam Emevi Camii’nde namaz kılınması gibi sembolik hareketler, iç siyasette stratejik mesajlar içermekte ve özellikle Said Nursi’nin 113 yıl önceki hutbesine atıflarla, milliyetçiliğin özellikle Türk milliyetçiliğinin hedef alındığını göstermektedir.
Bu tür semboller üzerinden, uzun süredir altyapısını oluşturdukları Türk kimliğinin yerine, inanç temelli bir kimlik getirme planını yeniden devreye sokmaktadırlar.
Bu sayede sadece İslam'i bir kimliği merkeze alan bir anlayışın yerleştirilmeye çalışıldığı ortadadır.
Ancak bu durum, geçmişte de yaşanan ve Osmanlı’nın çöküşüne yol açan benzer hataları hatırlatıyor.
Osmanlı’nın ilk dönemlerinde güçlü bir Türk İmparatorluğu kimliği varken, sonradan bu kimlik, ümmet anlayışı adına geri plana itilmiş ve Araplar başta olmak üzere farklı unsurların etkisi artmıştır.
16. yüzyılda Yavuz Sultan Selimin hilafeti devralmasıyla Osmanlı daha belirgin bir şekilde İslam dünyasının lideri rolüne bürünmüş ve İslam kimliği ön plana çıkmaya başlamıştır.
1700’lerden itibaren Osmanlı’da gerileme başlamış, Arap ihanetleri ve Türk kimliğinin silikleşmesiyle toprak kayıpları hızlanmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun özellikle hilafetin Osmanlı'ya geçişinden sonra "Türk İmparatorluğu" kimliğinden daha çok "Muhammedi Aliye" (Muhammed'in Devleti) olarak adlandırıldığını görüyoruz.
Bundan elbette şeref duyarız fakat Türk kimliğinin zarar görmemesi kırmızı çizgimizdir. Osmanlı İmparatorluğunda yalnız Türk kimliği değil Türkmen boylarının da zarar gördüğü ve Osmanlı’nın son 300 yılında zulme uğratıldığı bir gerçektir.
Osmanlı İmparatorluğu, Türk kimliğiyle kurulmuş ve büyümüş, çok milletli yapısını yine Türk kimliği ile oluşturup korumuştur. Ancak bir süre sonra, İmparatorluğu İslam kimliğiyle ayakta tutmaya çalışmıştır. Bu süreçte, en büyük hatayı Arapları öncelikli görmek ve Türklere üstün saymakla yapmıştır.
Ancak bu strateji Türklerin ve İslam dünyasının faydasına değil, çöküşüne neden olmuştur.
Günümüzde Said Nursi’nin hutbeleri üzerinden Türk kimliğini eleştiren ve bunu İslam birliğine bağlayan söylemler, geçmişteki hataların tekrarlanması riskini taşımaktadır.
Siyonist planların, Türkiye’nin Atatürk çizgisinden uzaklaştırılması, hilafetin geri getirilmesi, Türk kültürünün Araplaştırılması ve federatif bir yapı önerilmesi yönünde yoğunlaştığı bilinmektedir.
Bu strateji, yalnızca Türk milletini değil, İslam dünyasını da parçalayarak dış müdahalelere açık hale getirmeyi hedeflemektedir.
Tarih boyunca Türk milleti, kimliği ve liderliğiyle var olmuş ve boyle özgürlüğüne sahiptir çıkmıştır. Ayrıca İslamı kabulünden sonra islam dünyasına da rehberlik etmiştir.Islamı dünyaya yaymistir. Bu yanlış görüşlerden vazgeçilmez ise, Türk milletinin kimlik kaybı ve bölgesel kaosun derinleşmesi kaçınılmazdır.
Bugün, Türk milletine ve İslam dünyasına oynanan oyunları görmek, tarihten ders almak ve milli kimliğe sıkı sıkıya sarılmak her zamankinden daha önemlidir.
Bu uyanış sağlanmazsa, tarih boyunca en zor zamanlarda Bozkurtlar doğuran Türk milletinin bu doğuşu engellenmiş olacaktır.
Bu plan hedefine ulaşacak olursa yeni bir Atatürk'ün çıkıp gelmesi imkansıza yakındır. Bu çıkışın önünün kesilmesi, İslam’ın evrensel mesajının manipüle edilmesi ve Türk düşmanlarının emellerine ulaşması kaçınılmaz olabilir. Bu yalnızca Türk milletine karşı değil İslam'a karşı yapılan Siyonist bir Haçlı seferdir.
Geçmişin hatalarını tekrarlamamak ve geleceği doğru inşa etmek için akıl ve bilinçle hareket etmeliyiz.
Bu sorunların çözümü, dinin kaynağı olan Kur'an'a dönmek, gerçekçi politikalar izlemek ve bağımsız bir ulusal strateji geliştirmekle mümkündür.
Ancak bu şekilde Türkiye, ekonomik, askeri ve siyasi anlamda bağımsız bir güç haline gelebilir. Aksi takdirde yanlış politikalar ve rehavetle ülkenin geleceği tehdit altında kalacaktır. Bu durum, derhal değişim ve bilinçli bir halk desteği gerektirmektedir.
DAHASI;
Bir millet, başına getirdiği yöneticinin kendi değerlerine, kültürüne ve kimliğine bağlı olmasına dikkat etmelidir. Atatürk, bu konuda Türk milletini uyararak milli kimliğin korunmasının önemine işaret etmiştir. Ancak günümüzde bazı yöneticiler, kendi ideolojileri doğrultusunda hareket ederek Türk milletinin kimliğini zayıflatmaya ve yerine yeni bir kimlik inşa etmeye çalışmaktadır.
Bu, yalnızca Türk milletine değil, İslam’a da bir ihanettir. Türk milleti, tarihinden ve değerlerinden aldığı güçle bu tür girişimlere karşı uyanık olmalı ve birlik içinde hareket etmelidir.
Bu yanlış inanışlar doğrultusunda büyük bir yenilgiye uğrayıp hem Türklüğümüzü hemde inancımızı düşmana boğduranlar bunun vebalini nasıl ödeyecektir? Bunun vebalini bu yanlışta direten herkes üstlenmektedir.
Gelin bir dahaki yazıda Kur'an'a göre milliyetçilik anlayışına birlikte bakalım…
Kaynakça
1. Kur’an-ı Kerim (Birincil Kaynak)
Kur’an-ı KerimYunus Suresi, 44. AyetYunus Suresi, 100. AyetHucurât Suresi, 13. AyetNahl Suresi, 90. AyetEnfal Suresi, 53. AyetRa’d Suresi, 11. Ayet
(Milliyet, akıl, sorumluluk, kader ve toplumsal değişim vurguları için)
2. Hadis, Rivayet ve Eskatoloji Eleştirileri
Goldziher, Ignaz. İslam Kültürü Araştırmaları (Muslim Studies)
Fazlur Rahman. İslam ve ÇağdaşlıkMuhammed Abduh – Reşid Rıza. Tefsîrü’l-Menâr
G.H.A. Juynboll. Hadith: Historical Reality or Myth?
Yaşar Nuri Öztürk. Kur’an’daki İslam
Edip Yüksel. Hadis Din midir?
(Ahir zaman, Mehdi, Mesih, kadercilik ve uydurma rivayet eleştirileri için)
3. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve Jeopolitik Kaynaklar
U.S. Department of State. The Greater Middle East Initiative (GMEI)
Condoleezza Rice. Transformational Diplomacy (2005 konuşmaları)
Zbigniew Brzezinski. The Grand Chessboard
Ralph Peters. Blood Borders: How a Better Middle East Would Look
Michel Chossudovsky. America’s War on Terrorism
(BOP, sınırların yeniden çizilmesi, etnik-federal yapı projeleri için)
4. İsrail Stratejileri ve Ortadoğu
Oded Yinon. A Strategy for Israel in the 1980s (Yinon Planı)
Ilan Pappé. The Ethnic Cleansing of Palestine
Noam Chomsky. Fateful Triangle: The United States, Israel and the Palestinians
Avi Shlaim. The Iron Wall
(İsrail’in bölgesel güvenlik ve genişleme stratejileri için)
5. Osmanlı, Türk Kimliği ve Hilafet
Halil İnalcık. Osmanlı İmparatorluğu: Klasik Çağ (1300–1600)
İlber Ortaylı. Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek
Bernard Lewis. The Emergence of Modern Turkey
Sina Akşin. Kısa Türkiye Tarihi
Yusuf Akçura. Üç Tarz-ı Siyaset
(Türk kimliği, ümmetçilik, Osmanlı’nın çözülme süreci için)
6. Milliyetçilik ve İslam İlişkisi
Ernest Gellner. Nations and Nationalism
Anthony D. Smith. The Ethnic Origins of Nations
İsmail Kara. İslamcılık Düşüncesi
Atatürk, Mustafa Kemal. Nutuk
Ziya Gökalp. Türkçülüğün Esasları
(Milliyetçilik–din ilişkisi, Türk milliyetçiliğinin meşruiyeti için)
7. Said Nursi ve Cemaat Yapıları
Said Nursi. Hutbe-i Şamiye
Şerif Mardin. Bediüzzaman Said Nursi Olayı
Ahmet Yaşar Ocak. Türkiye’de İslamcılık ve Cemaatler
(Said Nursi söylemi ve modern siyasal etkileri için)
8. Türkiye Cumhuriyeti, Laiklik ve Ulusal Strateji
Atatürk. Söylev ve Demeçler
Sina Akşin. Türkiye’nin Kısa Siyasal Tarihi
Doğu Perinçek. ABD’nin Kürt Politikası
Emre Kongar. 21. Yüzyılda Türkiye
NOT:
Bu kaynakça:
Kur’an merkezli din anlayışı
Uydurma hadis eleştirisi
BOP ve Yeni Osmanlıcılık
Türk kimliği – ümmetçilik çatışması
Jeopolitik ve siyonist stratejiler
başlıklarını akademik ve tarihsel zeminde desteklemek amacıyla hazırlanmıştır.
____________________________________
İZLETİ: (YouTube)
30. TEK DÜNYA DEVLETİ HAYALİ — BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ GERÇEKLERİ
30. TEK DÜNYA DEVLETİ HAYALİ — BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ GERÇEKLERİ
İZLETİ: (Facebook)
30. TEK DÜNYA DEVLETİ HAYALİ — BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ GERÇEKLERİ
30. TEK DÜNYA DEVLETİ HAYALİ — BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ GERÇEKLERİ
