138. bölüm · KÖKLER VE HAKİKAT – TÜRK’ÜN YOLU
122. ZALİMLERLE BARIŞ OLUR MU? – KUR’AN VE TARİH IŞIĞINDA BİR UYARI
ZALİMLERLE BARIŞ OLUR MU? – KUR’AN VE TARİH IŞIĞINDA BİR UYARI
Peygamber Efendimiz (sav), şahsına yapılan zulmü affetti ama bu affın arkasında bir imtihan hikmeti vardı. Emeviler affedildi ama İslam’ı içeriden yıktılar. Bugün de benzer bir tuzakla karşı karşıyayız. Barış söylemleriyle milletimizi kandırıp, arkamızdan hançerleyen zalimlerin oyununu daha önce Hendek Olayı'nda gördük, 900 şehit verdik.
Unutmayalım:Zalim affedilmez, diz çökmez, sadece zaman kazanır!Kur’an bize zalimlere asla güvenmemeyi emrediyor.Bu bir siyasi tercih değil, imani bir duruştur.
– Yapay Zekâ
– Serdar Bayram
122. ZALİMLERLE BARIŞ OLUR MU? – KUR’AN VE TARİH IŞIĞINDA BİR UYARI
Peygamber Efendimiz, kendisine bizzat hakaret eden, yoluna diken koyan, taşlayan, canına kasteden kimselere dahi şahsi intikam gütmemiştir. Mekke’nin fethinde dahi en büyük düşmanlarını affetmiş, kan davası gütmemiştir. Bu yönüyle yüce bir merhametin timsalidir.
Ancak buradaki affın ardında mutlak bir teslimiyet değil, bir imtihan ve hikmet vardır. Allah’ın vahiy vermediği konularda Peygamberimiz de beşer olarak karar verir ve bu kararlar her zaman Allah’ın muradına uygun olmayabilir. Zaten bazı ayetler bunu açıkça belirtmektedir:
“SEN ONLARIN İÇ YÜZÜNÜ BİLMEZSİN, ALLAH İSE BİLİR.”
"Çevrenizdeki Bedevî Araplardan münafıklar var. Medine halkından da münafıklığa iyice alışmış olanlar var. Sen bilmezsin onları. Ama biz biliriz onları. İki kez azap edeceğiz onlara, sonra da çok büyük bir azaba itilecekler." — Tevbe Suresi, 101. Âyet
“(Ey Peygamber!) Allah seni affetsin, neden onlara izin verdin, doğruları sana belli oluncaya kadar beklemeliydin.” — Tevbe Suresi, 43. Âyet
ÂYETLER HAKKINDA KISA AÇIKLAMA
Bu ayetler, yalnızca belirli tarihî olaylara işaret eden pasajlar değildir; aynı zamanda her çağdaki müminler için evrensel bir uyarı niteliği taşır. Kur’an, bu örnekler üzerinden bize çok önemli bir hakikati öğretir: Peygamber Efendimiz dahi, Allah vahiy ile bildirmedikçe insanların içindekini, niyetlerini ve kalplerinde gizlediklerini bilemez. Bu durum, onun şahsında tüm müminler için bir ölçü ve ibret vesilesidir. İşte Kur’an’ın mucizesi de buradadır; her döneme hitap eden bu ilkesel uyarılarla, insanı daima teyakkuzda olmaya çağırır.
1. Tevbe Suresi 43 ve 101. Ayetlerin Tarihsel Bağlamı
Tevbe Suresi 43. Ayet“Allah seni affetsin; doğru söyleyenler sana belli oluncaya kadar niçin onlara izin verdin?”
Bağlamı: Tebük SeferiKonu: Savaşa katılmamak için mazeret ileri sürerek izin isteyen Medineli münafıklarMuhatap: Mekke müşrikleri değilMesaj: Peygamberimizin verdiği bir askerî-siyasal karar üzerinden, münafıkların henüz açığa çıkmamasına dikkat çekilmesi
Bu ayet, Mekke’nin fethindeki genel af ile doğrudan bağlantılı değildir.
Tevbe Suresi 101. Ayet
“Çevrendeki bedevîlerden münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler vardır…”
Ayetin ifadesi açıktır:
“Çevrendeki bedevîler”“Medine halkı”
Mekke halkı bu ayette zikredilmez.Konu: İman iddiasında bulunan fakat kalben inkârı sürdüren, gizli ve sistematik bir nifak hali taşıyan kimselerdir.
Dolayısıyla bu ayetler, fetih sonrası affedilen Mekkelilerden çok, Medine toplumunun içindeki gizli tehlikeye işaret eder.
AYETLERİN ORTAK VERDİĞİ MESAJ
Bununla birlikte, her iki ayetin bize verdiği temel mesaj son derece açıktır:Hazreti Muhammed dahi, vahiy ile uyarılmadığı sürece beşerî değerlendirmelerinde yanılabilir ve aldatılabilir. Bu, onun eksikliği değil; insan oluşunun ve imtihan düzeninin bir gereğidir.
Eğer Allah Resûlü için durum böyleyse, sıradan insanların zalimler karşısında ne denli dikkatli olması gerektiği daha da açıktır. Kur’an, bu ayetlerle müminleri; zahire aldanmamaya, niyet okumaya kalkışmamaya fakat temkini asla elden bırakmamaya çağırır.
Allah’ın vahiy ile müdahale etmediği her durumda da bir hikmet vardır: imtihan. Çünkü yalnızca Allah Alîm’dir; O, her şeyi bilir, görür, işitir ve kalplerde gizlenenleri eksiksizce kuşatır. Müminin görevi ise, bu ilahî ölçüyü kavrayarak zalimler konusunda uyanık, adalet konusunda kararlı, iman konusunda ise tavizsiz olmaktır.
Geçmişten ibret almak, yaşananlardan ders çıkararak aynı tuzaklara bir daha düşmemek, her müminin sorumluluğudur.
İşte bu nedenle Emevî ileri gelenlerinin affedilmesi de bir imtihan kapısı olmuştur. Nitekim affedilenlerin bir kısmı, Müslüman rolüyle İslam’ın içine sızmış ve içeriden büyük bir yıkımın önünü açmıştır. Hazreti Muhammed’in amcası Hazreti Hamza'yı pusu kurarak şehit eden Hint ve onun eşi Ebu Süfyan gibi isimler, ilerleyen yıllarda Emevî saltanatının kurucuları olmuştur. Affedilenler, Peygamber’in vefatından sonra Ehlibeyt’i katletmiş, Kur’an’ın ruhunu tersyüz eden bir anlayışla yeni bir din icat etmişlerdir.
Bu Allah’ın onları imtihan vesilesi yapmış olabileceğini gösterir. Çünkü Kur’an’da birçok defa "Kuşkun olmasın ki onlar, Allah karşısında sana hiçbir yarar sağlayamazlar/Allah'tan gelecek hiçbir şeyi senden uzaklaştıramazlar. Zalimler birbirlerinin dostlarıdır; Allah ise takvaya sarılanların Velî'sidir." denir.
— Casiye Suresi, 19. Âyet
Bedeviler: "İman ettik." dediler. De ki: "Siz iman etmediniz. Ancak "Müslüman olduk" deyin. İman sizin kalplerinize girmemiştir..." — Hucurât Suresi, 14. Âyet
BU TARİHÎ ÖRNEKLER BİZE NEYİ ÖĞRETMELİDİR?
Şunu açıkça görmek zorundayız: Zalimler asla iflah olmaz! Onlar bir süre maske takar, barış çağrısı yapar ama zamanı geldiğinde sizi arkadan hançerlerler. Peygamberimiz bu affı "bir umutla" yapmıştır, çünkü kalpleri sadece Allah bilir. Ancak tarih ve Kur’an şahitliğinde görüyoruz ki:
“Zulmedenlere eğilim göstermeyin! Yoksa ateş sizi sarmalar. Allah'tan başka dostlarınız kalmaz, size yardım da edilmez.” — Hud Suresi, 113. Âyet
Evet, bugün de aynı senaryo yeniden yazılıyor. 2014’te yaşanan hendek kalkışmaları, “barış” naralarıyla uyutulmuş bir milletin nasıl ihanete uğradığının kanlı ispatıdır. 900’e yakın vatan evladımız şehit edilmiştir. Ama ibret alınmadığı için aynı hatayı ikinci kez yapmaya meylediyoruz. Unutulmamalı ki:
“ONLAR SİZİ DİLİNİZDEN DÖNDÜRMEDİKÇE ASLA SİZDEN RAZI OLMAZLAR.”
Sen onların öz milletlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da senden asla hoşnut olmaz. De ki: "Allah'ın kılavuzluğu erdirici kılavuzluğun ta kendisidir." İlimden sana ulaşan nasipten sonra bunların boş ve iğreti arzularına uyarsan, Allah katından ne bir dostun/destekçin olur ne de bir yardımcın.— Bakara Suresi, 120. Âyet
Bu ayette Yahudiler ve Hıristiyanlar özel bir topluluk olarak değil, hakikatten sapmış güç odaklarına örnek olarak zikredilmiştir. Asıl verilen mesaj evrenseldir: Hak yoldan sapmadıkça, zalim ve baskıcı hiçbir yapı sizden razı olmayacak; onların rızasını gözetmek, insanı Allah’ın rehberliğinden uzaklaştıracaktır. Ayet, belirli bir kavmi değil, her çağda hakikati terk etmenizi isteyen tüm zalim sistemleri kapsayan genel bir uyarı olarak okunmalıdır.
“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları gönül dostları edinmeyin. Onlar birbirlerinin gönül dostlarıdır. Sizden kim onları gönül dostu edinirse o, onlardandır. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.” — Maide Suresi, 51. Âyet
Bugün zalim emperyalistlerin taşeronu olan bazı yapılar, “barış” adı altında milletin aklını bulandırmaya devam ediyor. PKK gibi terör yapılarının ardında duran Siyonist sistem, tıpkı Emevîler gibi içeriden fethetme yoluna gitmektedir. Tıpkı Kerbela’da Kur’an’ı Ehlibeyt ile birlikte toprağa gömdükleri gibi, bugün de İslam’ı emperyalizmin pazarlık malzemesi yapma niyetindeler.
AMA ALLAH, MÜMİNLERİ UYARIYOR:
“Sakın, Allah'ı, zalimlerin yapmakta olduğundan habersiz sanma. O, onları, gözlerin korkudan donup kalacağı bir güne erteliyor, hepsi bu...”
— İbrahim Suresi, 42. Âyet
“Onlar barış teklif eder gibi görünseler bile, onların barışına güvenme. Kalplerinde kin vardır.”
Yoksa o kalplerinde maraz/hastalık olanlar, Allah kendilerinin şiddetli kinlerini hiçbir zaman ortaya çıkarmayacak mı sandılar?— Muhammed Suresi, 29. Âyet
SONUÇ:
Peygamberimizin hayatındaki affedicilik örneği, şahsi kin ve intikamdan uzak olmamız içindir.
Ancak bu, toplumsal ve siyasi anlamda zalimlerle uzlaşma demek değildir.
Kur’an, zalimlere asla güvenmememiz gerektiğini, dost edinmememiz gerektiğini defalarca vurgular.
Bugün "barış", "kardeşlik", "birlik" gibi süslü laflarla kandırılan milletin, Kur’an ve tarih ışığında uyanması gerekir.
Zalimle yapılan barış, onun sizi bir daha hançerleyeceği ana kadar sürer.
"Zalimlerle mücadele et, onlara meyletme. Yoksa ateş seni de yakar."
Zulmedenlere eğilim göstermeyin! Yoksa ateş sizi sarmalar. Allah'tan başka dostlarınız kalmaz, size yardım da edilmez. — Hud Suresi, 113. Âyet
Sakın, sakın! Ona boyun eğme; secde et ve yaklaş!
— Alak Suresi, 19. Âyet
TEKRAR VURGULAMAKTA FAYDA VAR
İnsan affedici olmalı, insanlara şans vermeli, barışın öncüsü olmalıdır. Ancak bu demek değildir ki herkese körü körüne inanmalı. Zalimliği, derecesine göre ayırt edebilmeli.
Bir insan zalimleşir ve sonrasında pişman olup tövbe ederse, bu gözlemlenebilir bir durumdur. Fakat bir kişi, grup ya da topluluk sistematik bir şekilde zulüm yapıyor, zalimlikte sınır tanımıyor ve sadece amacına ulaşamadığı için sizinle barışmak istiyorsa; burada güleryüze de tatlı dile de kanmamak temkini elden bırakmamak gerekir.
Ez cümle, zalim gerçekten pişman olmuşsa, bundan emin olmanız şarttır. Emin olunmadan sağlanan bir barış, daha büyük bir belaya dönüşebilir ve zalimin daha da güçlenmesine yol açar. Emevî örneği bize bunu çok açık bir şekilde göstermektedir.
Peygamber Efendimizin hayatını örnek alacak olursak; onun yaptığı güzellikleri uygulamakla birlikte, onun düştüğü hatalardan da ders çıkararak aynı yanlışlara düşmememiz gerekir. Müminlik, bunu gerektirir.
Günümüzde olduğu gibi, barıştırılmak istenen dış destekli bir terör örgütü söz konusuysa ve bu barış daha önce de denenmiş, felaketle sonuçlanmışsa; yeni süreçte aynı zalimler şımarıkça taleplerde bulunuyor, geri adım atmadıkları gibi sizi tehdit ediyor, canınıza kastederek korku salıyor ve sözde barışı zorla dayatmaya çalışıyorsa; bilin ki bu barış değil, bir tuzaktır, pusudur.
Günümüz için buradan çıkan sonuç nettir. Her konuda sürekli hadisleri delil olarak öne sürenlere, burada bizzat onların sıkça aktardığı bir rivayeti hatırlatmak gerekir. Peygamber Efendimiz’e atfedilen meşhur rivayette şöyle denir: “Mümin, aynı delikten iki defa ısırılmaz.” Bu söz, müminin yaşananlardan ders çıkarması ve aynı hataya yeniden düşmemesi gerektiğini ifade eder.
Bu ölçüye göre, 2014 yılında yürütülen terör açılımı sürecinde yaşananlar, bu politikanın ne denli yanlış olduğunu açıkça göstermiştir. Buna rağmen, aradan yıllar geçtikten sonra benzer bir sürecin —hatta daha ağır sonuçlar doğurabilecek bir biçimde— yeniden gündeme getirilmesi, bu tercihi yapanların ne Kur’an’ın uyarılarını ne de bu temel ahlâk ilkesini dikkate aldıklarını göstermektedir.
Kur’an-ı Kerim’de, “Kim bir canı haksız yere öldürürse, bütün insanlığı öldürmüş gibidir” buyurulmuştur. Masumları hedef alan, çocukları, sivilleri katleden; uyuşturucu, şiddet ve korku üzerinden varlık gösteren bir terör yapısını ve onun başındaki kişileri affetmek, meşrulaştırmak ya da siyasi muhatap hâline getirmek; barış değil, zalim karşısında teslimiyet anlamına gelir. Böyle bir tutuma destek vermek ise zulme ortak olmaktır.
Bu nedenle toplum olarak son derece dikkatli olunmalıdır. Mümince duruş; zalime meyletmemek, aynı hatayı tekrar etmemek ve yaşananlardan ibret almaktır. Aksi hâlde, farkına varmadan zulmün tarafı hâline gelme tehlikesiyle karşı karşıya kalınır. Türk milleti uyanık olmalı, aklını ve vicdanını diri tutmalıdır.
Kaynakça
1. Kur’ân-ı Kerîm
Kur’ân-ı Kerîm,Tevbe Suresi (9/43, 9/101)Câsiye Suresi (45/19)Hucurât Suresi (49/14)Hud Suresi (11/113)Bakara Suresi (2/120)Maide Suresi (5/51)Muhammed Suresi (47/29)İbrahim Suresi (14/42)Alak Suresi (96/19)
Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili,Eser Yayınları, İstanbul.
Muhammed Esed, Kur’an Mesajı,İşaret Yayınları, İstanbul.
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’an Meali
2. Siyer ve İslam Tarihi Kaynakları
İbn Hişam, Sîretü’n-Nebî,Kahire Baskısı.
İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ,Dâru’s-Sadr, Beyrut.
Taberî, Târîhu’r-Rusûl ve’l-Mülûk,Dâru’t-Türâs, Beyrut.
İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye,Dâru’l-Fikr, Beyrut.
3. Emevîler ve İslam’da Siyasi Kırılma
Wellhausen, Julius, İslamiyetin İlk Döneminde Dini-Siyasi Muhalefet,çev. Fikret Işıltan, Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Caetani, Leone, İslam Tarihi,çev. Hüseyin Cahit Yalçın.
Ali Şeriati, Kerbelâ’dan Sonra,Fecr Yayınları.
Ebu’l-A’lâ el-Mevdûdî, Hilafet ve Saltanat,İnsan Yayınları.
4. Münafıklık, Zalimlik ve Siyasi Ahlâk
Ragıb el-İsfahanî, Müfredât fi Garîbi’l-Kur’ân,Dâru’l-Kalem.
Fazlur Rahman, İslam,Ankara Okulu Yayınları.
Hasan el-Basrî’ye atfedilen hutbeler ve mektuplar (zalim yöneticiler bağlamında).
5. Modern Dönem – Emperyalizm ve Terör
Noam Chomsky, Hegemonya ya da Hayatta Kalma,Everest Yayınları.
Jeffrey Sachs, Ortadoğu ve emperyal müdahaleler üzerine konuşma ve makaleleri.
Türkiye Cumhuriyeti Resmî Güvenlik Raporları (2014–2016),Hendek Olayları ve terör bilançosu verileri.
6. Kavramsal ve Düşünsel Çerçeve
Kur’an merkezli din anlayışı (tevhid, zulüm, adalet, velâyet kavramları)
Tarihsel-siyasal okuma yöntemi (metin–tarih–niyet üçlemi)
İman–siyaset–ahlâk ilişkisi
Not:
Bu yazı, Kur’an merkezli bir iman duruşunu, tarihsel tecrübelerle birlikte okuyarak zalimlerle uzlaşma meselesini ahlâkî ve imânî bir perspektiften ele almaktadır. Kaynaklar, akademik tartışma ve bilinçli okuma amacıyla seçilmiştir.
____________________________________
İZLETİ: (YouTube)
122. ZALİMLERLE BARIŞ OLUR MU? – KUR’AN VE TARİH IŞIĞINDA BİR UYARI
122. ZALİMLERLE BARIŞ OLUR MU? – KUR’AN VE TARİH IŞIĞINDA BİR UYARI
İZLETİ: (Facebook)
122. ZALİMLERLE BARIŞ OLUR MU? – KUR’AN VE TARİH IŞIĞINDA BİR UYARI
122. ZALİMLERLE BARIŞ OLUR MU? – KUR’AN VE TARİH IŞIĞINDA BİR UYARI
