69. bölüm · KÖKLER VE HAKİKAT – TÜRK’ÜN YOLU
54. ADALETİN ÖLÇÜSÜ: PEYGAMBER BİLE SORUMLUYKEN, KİMSE DOKUNULMAZ DEĞİLDİR
MİLLET UYANIYOR: KARANLIĞA KARŞI KUR’AN’LA VE TÖREYLE DİRİLİŞ
Kur’an’ın adalet anlayışı, yöneticilerden sade vatandaşa kadar herkesin sorumlu olduğunu; kölelikten hukuksuzluğa kadar tüm zulüm biçimlerinin aşamalı olarak kaldırılması gerektiğini bildirir.
DOSDOĞRU YOL: MUHAMMED MUSTAFA’NIN AÇTIĞI, MUSTAFA KEMAL’İN GÖSTERDİĞİ İSTİKAMET
– Serdar Bayram
54. ADALETİN ÖLÇÜSÜ: PEYGAMBER BİLE SORUMLUYKEN, KİMSE DOKUNULMAZ DEĞİLDİR
Otorite sahibi olmak, kişiyi sorumluluktan azade kılmaz. Bilakis daha büyük bir sorumluluk yükler. Bu düşüncenin hem İslami hem de anayasal hukuk bağlamında ele alınması, toplumsal adaletin ve ahlâki denetimin temeli açısından oldukça kıymetlidir. Şimdi bu düşünceyi Kur’ân perspektifiyle sağlam temellere oturtarak açıklayalım:
“Peygamber neden melek değil de insandı?” sorusunun hikmeti Kur’an’da müşriklerin Peygamber Efendimiz hakkında şöyle bir itirazı olmuştur:
“Şunu da söylemişlerdir: "Ne biçim resuldür bu; yemek yiyor, sokaklarda yürüyor. Üzerine bir melek indirilmeli, beraberinde özel bir uyarıcı olmalı değil miydi?”
— Furkan Suresi, 7. Âyet
Bu ayetin devamında ise Rabbimiz şöyle buyurur:
“De ki: Eğer yeryüzünde yerleşik olarak melekler dolaşmakta olsaydı, elbette onlara da gökten bir melek peygamber indirirdik.” — İsra Suresi, 95. Âyet
Bu cevap aslında çok net bir şey anlatır:İmtihan, muhatabın şartlarında gerçekleşir.İnsanlara örnek olacak bir elçi, onların yaşadığı hayatı yaşamalıdır. Acı çeken, hata yapma ihtimali olan, tereddüt eden, seçim yapması gereken bir varlık olmalıdır. Ancak o zaman örnek olur. Melek, doğası gereği zaten hata yapmaz, günaha meyletmez; bu yüzden melek örnek değil, sadece görevli olur.
PEYGAMBER DE BİR İNSANDIR VE SORUMLUDUR
“De ki: "Ben de sizin gibi bir insanım. Ancak, tanrınızın bir tek tanrı olduğu bana vahyediliyor. O halde, Rabbine kavuşmayı uman, hayra ve barışa yönelik iş yapsın ve Rabbine ibadette hiç kimseyi O'na ortak koşmasın.”
— Kehf Suresi, 110. Âyet
Bu ayet, Peygamber’in olağanüstü bir varlık değil, ilahi vahiy alan ama insan olan bir elçi olduğunu vurgular.
Ve şu ayet, onun da sorumlu olduğunu belirtir:
“Yemin olsun, sana da senden öncekilere de şu vahyedilmiştir: Eğer şirke saparsan amelin kesinlikle boşa çıkar ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun.”
— Zümer Suresi, 65. Âyet
Yani Peygamber bile olsa, vahyin dışına çıkarsa sorumlu tutulur. Allah nezdinde ayrıcalıklı değildir.
PEYGAMBER DE İMTİHAN EDİLDİ VE ZAMAN ZAMAN UYARILDI
Kur’an’da “Peygamber” kelimesi doğrudan geçmez; bunun yerine “Nebi” ve “Resûl” kavramları kullanılır.
“Nebi”, Allah tarafından seçilmiş ve vahiy alan kişidir. Onun bu sıfatı, Allah’ın onu diğer insanlardan ayırarak görevlendirmesiyle ilgilidir.
“Resûl” ise, aldığı vahyi insanlara tebliğ eden, yani elçilik görevini yerine getiren kişidir. Bu iki kavram arasında işlevsel bir fark vardır:
Nebi, Allah’ın vahyine muhatap olan kişidir.Resûl, o vahyi insanlara ulaştırma görevini yerine getirdiğinde bu sıfatı kazanır.
KUR’AN’DA BU AYRIM AÇIKÇA YAPILMIŞTIR. ÖRNEĞİN:
“Resule itaat eden Allah'a itaat etmiş olur. Yan çizen çizsin, biz seni onlar üzerine bekçi göndermedik.”
— Nisa Suresi, 80. Âyet
Bu ayet, Resûl’ün Allah’ın elçisi sıfatıyla konuştuğunu ve onun getirdiği mesaja itaatin, doğrudan Allah’a itaat anlamına geldiğini bildirir.
Kur'an'da belirtildiği gibi, Resûl hatasızdır ama Nebi hata yapabilir. Nitekim Nebi birçok ayetle uyarılmışken, Resûl hiç uyarılmamış; aksine Kur'an'da birçok ayette Allah'a ve Resûl'e itaat edin buyurulmuştur. Bkz.
İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve onun resulüne itaat ederse Allah onu, altından nehirler akan cennetlere, orada sürekli kalıcılar halinde, sokar. İşte bu, en büyük başarıdır. — Nisâ Suresu, 13. Âyet
Kur’an da Yalnızca Resûl’e itaat vardır. Çünkü Resûl’e itaat etmek demek, bize ilettiği ayetlere itaat etmek demektir. Yani Resûl’e itaat etmek aslında Allah’a itaat etmek demektir. Resûl’e tabi olmak demek, Allah’a yani vahye tabi olmak demektir. “Kur’an, Allah’ın kelamı, Resûl’ün beyanıdır/sözüdür.
Ayrıca Bkz. Resûl’e itaat Allah’a itaattir.
Kim de Allah'a ve onun resulüne isyan eder, Allah'ın sınırlarını da aşarsa, Allah onu, içinde sürekli kalıcı olarak ateşe sokar. Artık onun için yere batırıcı bir azap vardır. — Nisâ Suresi, 14. Âyet
Allah'a ve resule itaat eden kişilere gelince, bunlar, Allah'ın kendilerine nimet verdikleriyle beraberdirler. Peygamberlerle (Nebi), hak dostlarıyla, şehitlerle, hayır ve barışı sevenlerle. Ne güzel dosttur bunlar!
— Nisâ Suresi, 69. Âyet
Allah'a itaat edin, resule itaat edin, sakının. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin: Bizim resulümüze düşen sadece apaçık bir tebliğdir. — Mâide Suresi, 92. Âyet
Ey iman edenler! Allah'a ve resulüne itaat edin. İşitip durduğunuz halde ondan yüzünüzü çevirmeyin.
— Enfâl Suresi, 20. Âyet
Ey iman sahipleri! Sizi, size hayat verecek şeye çağırdığında, Allah'a da resule de "Buyur deyin!" Şunu da bilin ki, Allah kişi ile kalbinin arasına girer. Ve bilin ki, en son O'nun huzurunda haşredileceksiniz.
— Enfâl Suresi, 24. Âyet
Allah'a ve O'nun resulüne itaat eden, Allah'a saygı duyan ve O'ndan korkan kişiler, zafere ulaşanların ta kendileridir. — Nûr Suresi, 52. Âyet
De ki: "Allah'a da itaat edin, resule de. Eğer yüz çevirirseniz/yüz çevirirlerse, onun görevi ona yükletilen, sizin göreviniz de size yükletilendir. Eğer ona itaat ederseniz yolu bulursunuz. Resule düşen, açık bir tebliğden başkası değildir." — Nûr Suresi, 54. Âyet
Allah ve resulü bir işte hüküm verdiklerinde, inanmış bir erkekle inanmış bir kadının, işlerini kendi isteklerine göre belirleme hakları yoktur. Allah'a ve resulüne isyan eden, açık bir sapıklığa batıp gitmiş demektir.
— Ahzâb Suresi, 36. Âyet
Ki Allah amellerinizi barışa/hayra yarayışlı kılsın, günahlarınızı affetsin. Allah'a ve O'nun resulüne itaat eden, büyük bir başarı elde etmiştir.
— Ahzâb Suresi, 71. Âyet
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin; resule de itaat edin! Amellerinizi işe yaramaz hale getirmeyin.
— Muhammed Suresi, 33. Âyet
Köre zorlama yoktur, topala zorlama yoktur, hastaya da zorlama yoktur. Kim Allah'a ve resulüne itaat ederse, Allah onu altından ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse, Allah onu acıklı bir azapla cezalandırır. — Fetih Suresi, 17. Âyet
Bedeviler: "İman ettik." dediler. De ki: "Siz iman etmediniz. Ancak 'Müslüman' olduk deyin. İman sizin kalplerinize girmemiştir. Eğer Allah'a ve resulüne itaat ederseniz Allah, yapıp ettiklerinizden hiçbir şey eksiltmez. Çünkü Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir."
— Hucurât Suresi, 14. Âyet
Allah'a itaat edin, resule de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz resulümüze düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir. — Teğabün Suresi, 12. Âyet
Ayrıca, Resûl'un hatasız olmasına en büyük kanıt.
— Hâkka Suresi, 44- 47 Âyetleridir.
"Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi, Yemin olsun, ondan sağ elini koparırdık. Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik. Sizin hiçbiriniz ona siper de olamazdınız." — ,Hâkka Suresi, 44- 47. Âyetler
Nebi'ye ise tam aksine itaat etmeyi buyuran ayet yoktur. Tam tersi, onun da hata yapabileceği ayetlerle gösterilmiştir. Mesela;
Yüzünü ekşitti ve öteye döndü;Yanına kör adam geldi diye.Nereden bilirsin, belki de o arınıp temizlenecek. Belki de düşünüp taşınacak da öğüt kendisine yarayacak.O, kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görene gelince, Ki sen ona yöneliyorsun;Sana ne onun arınmasından!O, koşarak sana gelen var ya;Odur içine ürperti düşen.Sen ona aldırmazlık ediyorsun.Hayır, hiç de öyle değil! O, bir düşündürücüdür.Dileyen onu düşünüp öğüt alır. — Abese Suresi, 1- 12. Âyetler
Burada, zenginlerle meşgul olduğu sırada bir âmânın gelmesiyle ilgilenmeyip yüz çevirmesi nedeniyle bizzat Allah tarafından azarlanmıştır. Bu da onun hata yapabilen bir beşer olduğunu gösterir.
Nebi'nin uyarıldığı ayetler Bkz.
Hiçbir peygamber (nebi) için, yeryüzünde ağır basmadıkça, esirlere sahip olmak uygun değildir. Siz şu iğreti dünyanın nimetini istiyorsunuz; Allah ise âhireti istiyor. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.Eğer Allah'tan bir yazı önden gelmemiş olsaydı, aldığınız fidyeden ötürü size büyük bir azap dokunurdu.
— Enfal Suresi, 67- 68. Âyetler
Allah seni affetsin; neden onlara izin verdin de beklemedin ki, doğru söyleyenler sana açık-seçik belli olsun da yalancıları bilesin.— Tevbe Suresi, 43. Âyet
Akraba bile olsalar, cehennem halkı oldukları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için af dilemek ne peygambere yakışır ne de iman edenlere.
— Tevbe Suresi, 113. Âyet
Ey Peygamber! (Nebi!) Allah'ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek neden haramlaştırıyorsun? Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.
— Tahrim Suresi, 1. Âyet
Kuşku yok ki, biz bu Kitap'ı sana, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği ile hükmedesin diye hak olarak indirdik. Sakın hainlere yardakçı olma!
— Nisa Suresi, 105. Âyet
Yani Peygamber bir konuda kendi içtihadıyla davrandığında, vahiy bunu düzeltebilmiştir. Bu da onun masum olmadığını (hatasız değil), ancak tebliğde vahiy tarafından korunmuş olduğunu gösterir.
Nitekim, sahabelerin Hazreti Muhammed'in söylediklerinin Allah'ın vahyi mi yoksa kendi görüşü mü olduğunu sorguladıkları durumlar mevcuttur. Mesela;
1. Bedir Savaşı Öncesi Yer Seçimi:
Sahabelerden Hubab bin Munzir, Nebi'nin Bedir Savaşı öncesi orduyu konumlandırdığı yeri sorgulamış ve bu yerin vahiy sonucu belirlenip belirlenmediğini sormuştur. Hazreti Muhammed bunun kendi kararı olduğunu söyleyince, Hubab bu konumun stratejik olmadığını belirtmiş ve peygamber de onun önerisine uyarak orduyu daha uygun bir yere taşımıştır.
2. Hurmalıkların Aşılanması:
Medine'ye geldiğinde hurma ağaçlarının nasıl aşılanması gerektiği konusunda sahabelere kendi fikrini beyan eden nebi, sahabelerin bu yöntemi uygulayıp başarısız olduklarını gördüğünde, "Siz dünya işlerini benden daha iyi bilirsiniz" diyerek bu konudaki fikirlerinin dini bir emir olmadığını belirtmiştir.
Bu örnekler, sahabelerin Hazreti Muhammed'in her söylediğini sorgulamadan kabul etmediklerini, ancak dini konularda onun Resûllüğüne tam bir itimat gösterdiklerini yansıtmaktadır.
DÜNÜ BUGÜNÜ VE YARINI BİLEN ALLAH KUR'AN'DA BİLDİRİYOR;
Resul de şöyle der: "Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur'an'ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular."
— Furkân Suresi, 30. Âyet
diyerek Resûl âhirette Kur'an'ı terk edenleri şikayet ediyor...
Buradan günümüze: Hukuk herkes içindir
Burdan çıkan sonuç nedir?
Bu örnekleri bir polis, bir savcı, bir hâkim ya da bir devlet yöneticisi bağlamına getirelim:
Eğer peygamber bile yasalara (Allah’ın yasalarına) tabiyse, devlet görevlileri de anayasal düzene tabidir.Eğer bir sistemin en üstündeki kişi (Peygamber) dahi sorumluysa, bu dünyadaki hiçbir insan sorumsuzluk iddiasında bulunamaz.
Oysa bugün görüyoruz ki, hükümet ve siyasi erk, bazı insanlara farklı muamele yapıyor:• Bir belediye başkanıysa affediliyor,• Bir başkasıysa aynı fiilden dolayı cezalandırılıyor.• Anayasa Mahkemesi kararları tanınmıyor,• Bağımsız yargı yok sayılıyor.
Bu, Allah’ın Peygamber’i bile ayrıcalıklı kılmadığı bir düzende, sıradan yöneticilerin kendilerini mutlak yetkili görmesiyle çelişir.
KUR’AN’DA ADALETİN ÜSTÜNLÜĞÜ
“Ey iman edenler! Öz benliğiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti dimdik ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun. Allah, ikisine de sizden daha yakındır. O halde, nefsinizin arzusuna uyarak adaletten sapmayın. Eğer dilinizi eğip büker yahut çekimser kalırsanız, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır."
— Nisa Suresi, 135. Âyet
Bu ayet; adaletin, kişinin kendi çıkarına bile aykırı olsa savunulması gerektiğini öğretir.
“Şu bir gerçek ki, Allah size emanetleri, onlara ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size bu şekilde ne güzel öğüt veriyor. Allah Semî'dir, çok iyi duyar; Basîr'dir, çok iyi görür.” — Nisa Suresi, 58. Âyet
Yani yönetenler için de hukuk bağlayıcıdır. Emanet (yönetim), ehline verilmelidir; akrabalara, sadık seçmene değil.
En yüce örnek bile yasalara uymak zorundaysa…
20 yıldır Türkiye’de iktidarı elinde bulunduranlar, Kur’an’ın —yani Allah’ın buyruğunun— tam tersini yapmakla, hangi peygambere, hangi dine, hangi kitaba, hangi ilaha uymaktadırlar?
Cevap açık ve nettir:
Muaviye’ye, Ebu Süfyan’a, Yezid’e ve onların
Uydurma dinine,
Hadis kitaplarına,
İlahlaştırdıkları şeyhlere ve liderlerine...
TOPARLARSAK:
Kırmızı ışıkta geçen vatandaşı cezalandıran bir polis, aynı kuralı kendisi de ihlâl edemez.Peygamber bile Kur’an’ın hükümlerine tabiyse, hiçbir siyasi figür, hiçbir parti, hiçbir yönetici bu sorumluluğun dışına çıkamaz.Kendine dokunulmazlık sağlayan, kendine ayrı yasa oluşturan herkes zulüm düzeni kurmuş olur.
“Zulmedenler, nasıl bir inkılâba uğrayacaklarını yakında bilecekler.”
İman edip barışa/hayra yönelik işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğratıldıktan sonra başarıya ulaşanlar böyle değillerdir. Zulmedenler, hangi devrime uğrayıp baş aşağı döneceklerini yakında bilecekler.
— Şuara Suresi, 227. Âyet
SİYASET PEYGAMBER MESLEĞİDİR
Siyaset, yalan söyleme sanatı değildir. Girildiği her ortamda farklı konuşarak insanları aldatma sanatı da değildir. Siyaset, Peygamber mesleğidir. Ahlaksız siyaset, ahlaksız bir toplum doğurur; dinci siyaset ise dinsiz bir toplum yaratır.
Önemli olan güzel hatiplik yapmak değil, doğruları konuşmaktır. Siyasette din değil, adalet sorgulanmalıdır. Devletin dini olmaz; devletin adaleti olur. Adaleti olmayan bir devlet, aslında dinsiz bir devlettir.
TÜRKİYE’DE SİYASET
Günümüz itibariyle açıkça görmekteyiz ki; Türkiye’de siyaset, yalnızca dini değil, hukuku da kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktadır. Laiklik ise asli amacı olan inanç özgürlüğünü korumak yerine, bilerek ve isteyerek “dinsizlik” gibi gösterilmekte; demokrasi ise bir amaç olmaktan çıkarılıp, kötü emeller uğruna araçsallaştırılmaktadır.
An itibariyle bir örnek bu gerçeği doğrular niteliktedir.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yaptığı bir röportajda şöyle dedi:
“Masada Cumhuriyet Halk Partisi olursa belki de İmamoğlu dışarıda olacak. Belki de bütün siyasi tutsaklar dışarıda olacak.”
Burada, CHP’nin Meclis’te kurulması önerilen komisyona katılması hâlinde, tutuklu CHP’li belediye başkanları (İmamoğlu dahil) için “güven ortamı ve adalet zemininde çıkarılabilir” bir imkan tanınabileceğini ima ediyor.
Nitekim yeni kurulan sözde ‘DAM ittifakı’ — yani resmî açıklamalarda AKP, MHP ve DEM Parti gibi görünse de, gerçekte AKP, MHP, HÜDA PAR, DEM Parti ve hatta CHP dâhil olmak üzere — birçok yapı birbirinden habersiz değil; tam tersine perde arkasında plan ve projelerde uzlaşıp Türk milletine karşı danışıklı dövüş içinde hareket etmektedirler.
Her şeyi mizahtan ibaret sayarak, her yolu ve her aracı meşru görerek, hedeflerine ulaşmak adına hiçbir değeri önemsememektedirler.
Bu durumun ne imanla, ne töreyle, ne ahlâkla izah edilebilir bir yönü vardır.İslam inancına da Türk töresine de tümüyle ters, ilkesiz, imansız ve ahlaki temelden yoksun bir tavırdır bu.
MİLLET UYANIYOR: KARANLIĞA KARŞI KUR’AN’LA VE TÖREYLE DİRİLİŞ
Dosdoğru yolda dimdik yürüyen bir Peygamber’in ümmeti olduğunu iddia edenlerin; ne o Peygamber’e, ne de ona vahyedilen söze — yani Kur’an’a — bağlılıkları kalmıştır.
Her fırsatta “sünnet”ten söz edenlerin, aslında İslam’ı ve Peygamber’ini hiç anlamadıklarının ve Kur’an’ın özünden hiçbir nasip almadıklarının açık ve kesin delilidir bu tutum.
Eğer otorite üzerine düşeni yapmıyorsa, Türk milleti yapmalıdır.Çünkü Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Anayasası’nın kendisine tanıdığı haklarla, demokrasinin verdiği güçle hareket etme meşruiyetine sahiptir.
Milletimiz; kırmızı çizgilerini net biçimde ortaya koymalı, birlik içinde hareket etmeli ve bu coğrafyanın en büyük sorunu hâline gelen beka meselesini kökünden çözerek adaleti yeniden hâkim kılmalıdır.
BU DOĞRULTUDA:
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş ilkelerine,
Atatürk devrimlerine,
Ülkenin bölünmez bütünlüğüne
Ve Türk kimliğine sahip çıkmalıdır.
Ve tüm dünyaya, sadece ve yalnız Allah’a teslim olduğunu, halkın birleştiği yeni bir destanla bir kez daha haykırmalıdır.
Bu duruş, sadece Türkiye için değil; İslam dünyası için de bir örnek olmalıdır.Çünkü bu uyanış ve bu devrim, yalnızca yurdumuzu değil, tüm ümmeti etkileyerek:
Emperyalist Hristiyan-Siyonist düzenin,
“Büyük Ortadoğu Projesi” adı altında yürüttüğü yıkım politikalarının, çöküşünü başlatacaktır.
Çünkü Allah, nurunu tamamlayacaktır!Ve Kur’an’daki İslam, tüm yeryüzünde hâkim kılınacaktır.
Dosdoğru Yol: Muhammed Mustafa’nın Açtığı, Mustafa Kemal’in Gösterdiği İstikamet Hazreti Muhammed’in ümmeti olmak bunu gerektirir. Mustafa Kemal Atatürk’ü gerçekten anlamak da bunu gerektirir.
Zira Muhammed Mustafa’nın açtığı, Mustafa Kemal’in işaret ettiği bu yol; Allah’ın dosdoğru yoludur!
Kaynakça
1. Kur’ân-ı Kerîm
Kur’ân-ı Kerîm,Furkân 25/7, 30İsrâ 17/95Kehf 18/110Zümer 39/65Nisâ 4/13, 14, 58, 69, 80, 105, 135Mâide 5/92Enfâl 8/20, 24, 67–68Tevbe 9/43, 113Nûr 24/52, 54Ahzâb 33/36, 71Muhammed 47/33Fetih 48/17Hucurât 49/14Teğâbün 64/12Tahrîm 66/1Abese 80/1–12Hâkka 69/44–47Şuarâ 26/227
(Ayet mealleri içerikte anlam merkezli çeviri yöntemiyle verilmiştir.)
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Kur’an Meali
2. Kavramsal ve Kur’ân Merkezli Çalışmalar
İzzet Derveze, Kur’ân’a Göre Hz. Muhammed’in Hayatı
Muhammed Esed, Kur’ân Mesajı
Fazlur Rahman, İslâm ve Çağdaşlık
Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an’daki İslam
Edip Yüksel, Kur’an: Çeviri ve Tefsir
Mustafa İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an
3. Nebî – Resûl Ayrımı ve Vahiy Anlayışı
Reşid Rıza, Tefsîru’l-Menâr
Fazlur Rahman, İslam Metodolojisi
Muhammed Abduh, Risalet ve Akıl
Ali Bulaç, İslam ve Modern Ulus Devlet
4. Siyaset, Adalet ve Hukuk Perspektifi
Kur’ân-ı Kerîm, özellikle Nisâ 4/58, 135
Jean-Jacques Rousseau, Toplum Sözleşmesi
Montesquieu, Kanunların Ruhu
Hannah Arendt, Totalitarizmin Kaynakları
5. Türk Töresi, Devlet ve Ahlâk
Ziya Gökalp, Türk Töresi
İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü
Ahmet Taşağıl, Türk Devlet Geleneği
Orhun Yazıtları, Bilge Kağan Kitabeleri
6. Cumhuriyet, Laiklik ve Atatürk İlkeleri
Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk
*Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri
Anayasa Mahkemesi Kararları, laiklik ve hukuk devleti ilkeleri
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle 2., 6., 9. ve 138. maddeler
7. Eleştirel Din ve Hadis Yaklaşımı (Tarihsel Bağlam)
İmam Şafiî, Er-Risale (tarihsel referans)
Ignaz Goldziher, İslam Kültürü İncelemeleri
Joseph Schacht, İslam Hukukuna Giriş
NOT:
Bu kaynakça:Kur’ân merkezliAkıl–adalet–hukuk eksenliTürk töresi ve Cumhuriyet ilkeleriyle uyumluHadis–siyaset ilişkisini tarihsel bağlamda ele alan bir perspektifle hazırlanmıştır.
____________________________________
İZLETİ: (YouTube)
54. ADALETİN ÖLÇÜSÜ: PEYGAMBER BİLE SORUMLUYKEN, KİMSE DOKUNULMAZ DEĞİLDİR
54. ADALETİN ÖLÇÜSÜ: PEYGAMBER BİLE SORUMLUYKEN, KİMSE DOKUNULMAZ DEĞİLDİR
İZLETİ: (Facebook)
54. ADALETİN ÖLÇÜSÜ: PEYGAMBER BİLE SORUMLUYKEN, KİMSE DOKUNULMAZ DEĞİLDİR
54. ADALETİN ÖLÇÜSÜ: PEYGAMBER BİLE SORUMLUYKEN, KİMSE DOKUNULMAZ DEĞİLDİR
