45. bölüm / 55
Yıldız Paketi45 - Özel Tasarım
Bölümler 55Şu an: 45 - Özel Tasarım
- 1 1 - Gülsima Asil300 kelime
- 2 2 - Anksiyete466 kelime
- 3 3 - Sürpriz Enişte637 kelime
- 4 4 - Toz Madde742 kelime
- 5 5 - Göz Teması620 kelime
- 6 6 - Vicdan Azabı665 kelime
- 7 7 - Şiddet792 kelime
- 8 8 - Sil Baştan559 kelime
- 9 9 - Kedi Fobisi656 kelime
- 10 10 - Hayatını Kurtardım866 kelime
- 11 11 - Af dilemek577 kelime
- 12 12 - Yeni Anlaşma916 kelime
- 13 13 - Yeni İş763 kelime
- 14 14 - Sarsıcı Geçmiş748 kelime
- 15 15 - Boğulma774 kelime
- 16 16 - İade1.020 kelime
- 17 17 - Toplu İğne971 kelime
- 18 18 - Aşk Sarhoşu541 kelime
- 19 19 - Ofis Kaosu1.016 kelime
- 20 20 - Alınan Ah1.316 kelime
- 21 21 - Yarım Ruhlar1.130 kelime
- 22 22 - Yanmak1.121 kelime
- 23 23 - Suçluluk1.128 kelime
- 24 24 - Hiçliğin İçindeki Boşluk1.417 kelime
- 25 25 - Yaralı İki Kalp1.020 kelime
- 26 26 - Acımasız Cümleler964 kelime
- 27 27 - Dilekçe Kâğıdı1.188 kelime
- 28 28 - Isırma803 kelime
- 29 29 - İntikam İsteyen Oyun1.110 kelime
- 30 30 - Belalı Yönetici894 kelime
- 31 31 - Açlık942 kelime
- 32 32 - Açık Sözlülük1.357 kelime
- 33 33 - Acı Hayat1.432 kelime
- 34 34 - Semaver1.049 kelime
- 35 35 - İtiraf1.500 kelime
- 36 36 - Mail634 kelime
- 37 37 - Tehdit876 kelime
- 38 38 - Mermi1.353 kelime
- 39 39 - Hatırlanmak1.164 kelime
- 40 40 - Kurallar1.288 kelime
- 41 41 - Açığa Çıkan Geçmiş1.169 kelime
- 42 42 - Eliz Asilzade1.005 kelime
- 43 43 - Birden Fazla İftira Ve Oyun1.558 kelime
- 44 44 - Şoke Eden Hamle1.046 kelime
- 45 45 - Özel Tasarım1.836 kelime · Okuduğun bölüm
- 46 46 - Gece Mavisi Ve Bordo1.144 kelime
- 47 47 - Samsun Yolculuğu1.415 kelime
- 48 48 - Anne Sevgisi1.031 kelime
- 49 49 - Gizli Kaçma1.008 kelime
- 50 50 - Kan Kaybı1.216 kelime
- 51 51 - Hayata Dönüş1.234 kelime
- 52 52 - Hayati Hastalık785 kelime
- 53 53 - Kalp Yarısı Ölüm Sessizliği924 kelime
- 54 54 - Final2.025 kelime
- 55 Teşekkür Bölüm204 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yüreğimde senin resmin, kulağımda senin sesin, ve içimde sana kavuşmak ümidi, bu sabah beni sarhoşa döndürdü.
-Nazım Hikmet Ran
Aradan üç gün geçmişti ve ben üç gün önceki göl kenarında yaşadığım rezaleti kafamda toparlamaya çalışıyordum. Oha, çüş, yuh kelimeleri kaç gündür kafamda dönüp duruyor, harika güçlü hafızam o sahneyi her saat gözlerimin önüne getiriyordu.
Ula ben ne yaşadım?
Hayır ama bu kadar ani olamazdı..
Bazen dudaklarımı çamaşır suyuyla yıkamayı bile düşünmüştüm ama onun yüzünden komalık olma fikri daha beterdi.
İnzivaya falan çekilmeyi, kafamı kuma gömmeyi, kendimi hapse attırmayı hatta Mirza'dan bir ara ayrılmayı bile düşünmüştüm..
Hepsi sadece abartıdan ibaretti, sakin olun.
Tabii ki kafamdan geçirdiğim absürt fikirlerin hiçbirini yapmadım çünkü lanet olmasın ki, Mirza'dan kalbim hoşlanıyordu yani seviyordu.
Kalbim diye bahsediyorum çünkü kendimi katma fikrine sıcak bakamıyordum.
“Onsuz yapamıyorsun, onsuz ruhun ölü!” Tamam, bunlar gerçek ama huyumdan mı yoksa salaklığımdan dolayı mı bazen kaba davranışlar sergiliyordum.
Mirza'nın istediği tasarımları yapmak için gereken her şeyi odama hazırlamış, izleme ricasını da kırmadan eve davet etmiştim.
Çok iyi haltlar yiyorum arkadaşlar.
Sabah kan ter içinde nefes nefese uyanmıştım, rüyamda göl kıyısında yaşadığım - sadece benim için geçerli olan rezilliği - görmüştüm ve hiç iyi güne başladığım söylenmezdi.
Neden yaptın öyle bir şey Mirza?
“Daha kötüsünü bugün yaparsa, sakın o imalarda bulunma!”
Kes bee sesini!
Bunları göze alarak çağırdım.
Sabah saatlerinde gelmesini söylemiştim çünkü tasarım aşamasını gün sonuna kadar bitirmek hedefindeydim. Banyoda yüzümü soğuk suyla yıkadıktan sonra kıyafet dolabımdan rahat bir kombin seçtim. 38 beden giydiğim için kıyafet konusunda zorlanmıyordum.
Siyah hafif ışıltılı crop, hafif ışıltılı bol paça kot pantolonu üzerime geçirdiğimde saçlarımı da tepeden ufak bir tokayla toplamıştım.
Makyaj yapmaya gerek yoktu, sonuçta kafamı tasarımdan kaldıracak zamanım bile olmayacaktı.
Aynen bacım!
Sen sus bacım!
Mutfağa geçtiğimde kahvaltı için masa kurmak istedim ama evde hiçbir halt yoktu.
Ben eve hiçbir şey almamıştım.
Aferin Gülsima, sıçtın!
“Yumurta varsa iki tane kırar yeriz ne olmuş ki yani?” İnternetten sipariş versene.
Buzdolabını açıp göz gezdirdikten sonra tek bir yumurta olmasına histerik bir kahkaha attım.
Tek bir yumurta kırıp kahvaltı etmek?
“Saçmalama Gülsima!”
Telefonu elime aldığım gibi önce saate baktım, dokuzu yirmi geçtiğini fark ettiğimde sipariş vermekten kaçındım.
Bulurum abiciğim ben bir şeyler, rezil mi olayım bininci kez?
Yumurtayı alıp tezgâhın üstüne koydum, tavayı bulmam biraz uzun sürse de çabalamam sonucu bulup ocağın üzerine bıraktım.
Harikulade yapabilirdim.
“Ama tek yumurta elbette yeterli olmayacak,” Yumurtayı kırmadan tost yapmak aklıma geldiğinde yeterli ekmek olduğunu görmemle derin bir nefes aldım.
Buzdolabını tekrar açtığımda kavanozun yarısından fazlası bitmiş salça bana göz kırpıyordu. Boş boş bakarken gözlerimi kıstım.
Gerçekten mi?
“Salçalı tost ve tek bir yumurta mı?” İyi ki adamı ilk defa tasarım izlesin diye çağırdık vallahi yaa.
“Neyse yeteneğimle rezil olacağıma, yemeklerimle rezil olurum daha iyi.” Gerçi daha o kısma gelmedik ama..
Biri beni, özellikle de Mirza gibi kalbimi yerinden davul çaldıracak kadar önemli birinin izlemesi ne kadar doğruydu orası muamma..
Salçayı çıkardığım iki ekmek dilimine sürerken bir yandan da yumurtayı kırıyordum.
Gözümün ucuyla yumurtanın piştiğine ikna olduktan sonra tost makinesine salçasını bol kaçırdığım tostları bastım.
Hamaratlık desen yok hayatım!
Neyse bak üç dört tane sarma sarmıştım ama, biz de deriniz yani.
Tost makinesinden duyduğum cız sesiyle kapağını kaldırıp tostların üstünün az biraz siyahladığını gördüğüm gibi gözlerim büyüdü.
Ohanzi, bir dakika!
Ne?
“Ohanzi ne demek Gülsima?”
“Yaktım, Allah kahretmeye!” Paldır küldür tostları tabağa aktardığımda masaya iki tabak şeklinde yerleştirdim.
Tavadaki yumurtayı da tabağa alırken duyduğum zil sesiyle âdeta yerinde sektim.
Geldi, geldi, geldi..
Sakin, sakin, sakin.
Elimdeki yumurtayı masaya hızla koyduğumda ellerimi çırparak kapıya doğru koştum.
Portmantodaki aynada görüntüme hızla bakındıktan sonra kapıyı açtım. Mirza bu ne karizmalık bee oğlum, ne yedin, ne içtin lan?
Abart canım lütfen..
Ela harelerimi kamaştıran kehribar gözleri sanki yıldız tozu sürmüş gibi parlıyordu. Üzerine giydiği gece mavisi tişört ve siyah eşofman tarzı pantolona elinde tuttuğu motor kaskı eşlik ediyordu.
Motor kaskı?
Motoru var, aman Allah'ım..
Gözlerim motor kaskında takılı kaldığında Mirza yüzüme doğru eğilip elini yüzüne bakmam için sallıyordu.
Ay pardon, şey gözlerim kamaştı da.
Bakışlarımı yüzüne tebessümle çevirdiğimde, “Kusura bakma, buyur içeriye.” dedim, kafamı hafifçe sallayarak.
Kendini nasıl da kaptırdın aptal Gülsima!
İçeriye adım attığında nutkum tutulmuş gibi kapının önünde kalakaldım, çünkü kokusu algımı kaybetmeme neden olmuş gibiydi.
Abartmıyorum lütfen.
Boğazımı hızla temizleyip düzgün olan üstümü düzelttim. “Hoş geldin bu arada, nereye buyurmak istersin, salona mı yoksa önce bir şeyler mi atıştırmak istersin?”
Ne saçmalıyorsun sen ?
Sen ne dediğinin farkında mısın?
Saçmaladığım sanırım biraz ses tonuma yansımıştı ki, tatlı ima şeklinde gülümsedi.
“Çok hoş buldum, sana buyurmak istiyordum, sen de kabul ettin zaten.” Gözlerim nedensiz bir panikle titrediğinde gülmek için zorladım kendimi. “O zaman önce kahvaltı yapalım, sonra hemen tasarıma başlarım.” Bakışlarından kaçmak için gözlerimi yere dikerek mutfağa koşar adımlarla geçtim.
Amacım ondan kaçmak değildi, utanma duygusu böyle bir şey miydi?
Hiç tanımadığım utanma duygusunu farklı bir şekilde yaşıyor olabilir miydim?
Mutfak masasına göz gezdirirken Mirza'nın bakışları önce bana sonra masayı değdi. “Eee, biraz rezil kepazelik bir masa oldu. Evde ne bulduysam senin için hazırlamış bulundum.” Yüz ifadesine dikkatle baktığımda, ne alay ne de dalga geçer gibi bir hâli vardı; aksine memnun olmuş gibi eli yanağıma gitti.
“Neresi rezil bir masa bunun Gülsima? Gayet mis gibi kokuyor, zahmet etmişsin.” Evet zahmet oldu birazcık.
Dil çıkarma emojisi, ha ha ha.
“Sever misin salçalı tost?” dediğimde sandalyeye oturması için işaret yapmıştım. “Zamanında çok midemi doyurdu tabii severim,”
Zamanında çok midemi doyurdu da ne demek?
Sözüyle gözlerim yüzünde cirit atarken poşetten ekmekleri çıkardım.
“Yumurta bayağı çokmuş, zor olmadı mı bu kadar yumurta kırmak?” Alay ettiğini hissettiğim gibi terslememek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Senin kafanı kırmak daha kolay eminim.
“Sakin ol!”
“Saatlerimi aldı, hatta tasarımı bile ertelemeyi düşündüm o derece.” Soğukkanlı dururken Mirza öyle bir kahkaha patlattı ki, gülmemek imkânsız gibi bir şeydi.
Masaya koyduğum boş çay bardağını eline alıp bana gösterirken, “Bak, ilk defa terslemeden cevap verdin.. İyileşiyoruz Işıltım, bu arada çaylar?” dedi. İlk defa terslemeden cevap vermiştim.
Yüzümü büzüp ayaklandım ama en büyük eksikliği fark edince neredeyse sinirden çığlık atacaktım.
Çay nerede Gülsima?
Çayı koymayı unuttun aptal!
Aptal olduğumu anlamaması için ne yapmam gerekiyordu? Çocuk vallahi sana iyi dayanıyor.
Derin bir nefes alarak sevimli bir gülümsemeyle kehribar gözlerine odaklandım. “Mirza biz daha fazla geç kalmadan tasarıma başlayalım, çünkü gün sonuna kadar bitirmek istiyorum.” Elinde kalan çay bardağını sakin bir şekilde gözlerimi kırpıştırarak alıp masaya koyarken o kadar güzel izliyordu ki gözlerimi, burnunu ısırasım geliyordu.
Yamyam Gülsima.
“Çayı koymayı unuttun değil mi, hiçte anlamamıştım Işıltım?” Yine aynı alay tonunda konuştuğunda ofladım.
“Kafam çok dolu Mirza, bir gün de söz ben sana çay ısmarlarım. Ayrıca senin gözünden hiçbir şey kaçmıyor bunun farkındayım.” Ayaklanıp başparmağıyla şakağımı sıvazladığında kaçmak için fırsat kolluyordum. “Kafan niye dolu Işıltım? Birbirimizle daha çok vakit geçirirsek, yaşadığın olayların hiçbirini aklına getirmene izin vermeyeceğim.”
Aklını başından alacağım diyorsun yani, şapşallavoski.
“Şu tasarımı yapacağım, izliyorsan izle devamı veya tekrarı yok Şapşal!” Arkamı dönüp kıkırdayarak odama geçtiğimde masamın başına oturdum. Mirza inceleyerek odama girdiğinde yıldızlı köşemi gördüğü gibi tatlı bir tebessüm kondurdu yüzüne.
“Odan ikimizin mi odası olsa, ne bu güzellik?” Masadaki kalın kumaşı tam kafasına doğru attım. “Mal mal konuşma, benim ayarlarımlarımı bozmazsan sevinirim!” Amacım göz korkutmak bu arada, yoksa hayatımda ilk defa bu kadar hoş seven birine asla kıyamazdım.
Sen onu bir de öfke kontrolü sınırımı geçince gör hayatım.
Yine de kıymazdım.
Ellerini teslim olur gibi kaldırdı.
“Uyarı alınmıştır hanımefendi, usulca ve izninizle koltuğuna oturuyorum.” Hoşuma gider gibi dudağım kenara kıvrıldı.
“Otur ve sakın işime karışma!” Uyarı niteliğinde konuştuğumda Mirza koltuğa oturmuş kumaşlarıma bakıyordu.
Kendi kıyafetimden önce onun kıyafetini tasarlayacağım için sanki nabzım daha hızlı atıyordu. “Mirza senin için gece mavisi bir blazer ceket, aynı renk bir kumaş pantolon tasarlamayı düşündüm. Ceketin içine, eğer sen de varsa beyaz bir gömlek giymen tercihimdir.” Tepkisini öğrenmek için soluklandığımda kumaşı çıkarıp masanın üzerine koydum. “Uygun mudur, uygunsa ölçülerini almam gerekiyor.” Bakışlarından bile belli olan hayranlık duygusuyla koltuktan biraz öne doğru eğildi. “Abartısız sektörün en iyisi olmayı nasıl başarıyorsun? Senin tasarımlarını eleştireni kendi ellerimle yakalayıp kül tablam yaparım. Al istediğin ölçü olsun!” Gözbebeklerim yerinde cirit atıyordu.
Kaşlarım çatılırken nasıl bu kadar kolay sinirlenebiliyordum?
“Abartma Mirza, Allah aşkına bir abartma! Yok direkt kellesini al istersen? Kül tablam yaparım ne demek oğlum sen ne yaşıyorsun lan, cani misin sen?” Akıl alır gibi değildi gerçekten..
Önümde diz çökerken bu sefer ben mi öpücük kondursaydım acaba?
“Sektörün en iyisi olma iltifatına eyvallah, ama eleştiren insanlara bir şey yapamayız Mirza. İnsanlar eleştirir Gülsima analarını ağlatır, der geçerim!” Mezurayı boynuma geçirip elimi belime koydum.
“Ayağa kalk Şapşal, diz çökünce nasıl alabilirim ölçünü?”
Kendime de; bordo straplez, bordo simli pantolon tasarlamayı düşünmüştüm, tabii bunlara ek olarak çanta ve ayakkabı da vardı.. Mirza'ya onlar yoktu.
Ağla Mirza!
Mirza önümde diz çöktüğü yerden ayağa kalktığı gibi belimden tutup beni kendine doğru çektiğinde ela harelerim heyecandan titredi.
Ne oluyor oğlum.. Hayır, kalbime yenilemem işimin başında!
“Sen de beni mi ağlatacaksın, sana yapılan bana yapılmış olmuyor mu?”
Oluyor mu?
Belime biraz daha baskı yaptığında boynumdaki mezurayı elimde çevirip Mirza'nın boynuna geçirdim. “Yalnız benim seni ağlatmam iki dakika bile sürmez Şapşal.” Hoşuma gitmesine ne demeli peki bu durumun?
Ama seviyeli olmak zorundaydık.
Öyle mi dercesine kaşlarını kaldırdığında mezuraya bakıp bakışları dudaklarıma kaydı.
Ama hayır, ama nayır. (!)
“Kendi ellerinde sevdiğini öldürmekse derdin, buyur yap.” Sence yapar mıyım Şapşal?!
Oflayarak mezurayı boynundan aldığımda ellerini belimden çekmesini denedim ama beni kendine yine çektiğinde bu sefer Mirza'nın yanağına dudaklarımı hafifçe kondurdum.
Karma is for you.
Off bu sefer çok ani oldu.
“Ölçü alacağım Mirza, sırası falan değil aklından geçenin şu an!” Titreyen ses tonumu alçaltarak konuştuğumda, Mirza mest olmuş gibi gözlerimi inceliyordu.
İmayla dudağını kenara kıvırdığında aramızdaki ilişkiyi seviyeli tutmaya çalışırken çenemi kasıyordum.
“Rahat durmazsan elimdeki iğneyi önüme çıkan herhangi bir yerine saplarım ve geri çıkarmam!” Alaylı tehdidim üzerine kollarını arkasında birleştirip sabit durdu.
Kollarının ölçüsünü nasıl alacağım?
“Kollarını aç iki yana!” Her yerinin ölçüsünü pür dikkat aldıktan sonra kusursuz tasarım için sabaha kadar çalışmam gerekiyordu.
“Ya bir insan bu kadar enli ve kaslı olabilir mi?” Şaka gibi ama ilk defa böyle birine kıyafet tasarımı yapacaktım.
Allah'ım, maşallah!
Artık sonucu ne olurdu hiç bilmiyorum.
“Ne var ki yani?” Sırıtırken yüzüne karşı biraz kabaca davrandım. “No vor ko yono, elinin körü var Mirza! Ben tasarımı kusursuzca ve pür dikkat yapacağım ama sen yine lütfen ümitlenme olur mu?”
Nasıl bir kıyafet çıkacak bilmiyordum, ne yalan söyleyeyim..
“Sıkıntı yok, ben her şekilde giyerim.” Olursa üzerine giyersin paşa paşa.
“Sabaha kadar çalışmam gerekiyor benim, herhâlde sabaha kadar izlemeyeceksin?” İnanamayarak sorduğum sorunun cevabını geciktirmedi.
“Kovmuyorsan, sevgilimin yeteneğini izlemek boynumun borcu.”
Sabır çekiyoruz.
Ben bile kendi tasarım videolarımı izlerken sıkılıyorum sen nasıl dayanacaksın?
O koltukta uyuyup kalacaksın da neyse..
***
Gece saat ikiyi geçtiğinde kafama baskı yapan ağırlıkla planladığım gibi tasarımı bitirip dikim işlemine geçmiştim. Mirza mutfakta bir şeyler tıkınmaya gittiğinde gerçekten uyumaya hiç niyeti yok gibiydi.
Odamın kapısını açık bırakıp gittiği için odaya bodoslama girip kısık sesle konuştu. “İşin ne kadar kaldı Işıltım?”
“Daha var, sabahı bulur, sen uyu şu yatakta.” Uyu diyordum ama gözlerinde gram uyku yok gibiydi.
“Ben odanda değil de, salonda uyusam daha iyi olacak.” Bu kadar ince düşünceli miydin yaa?
“Bence de geç salona uyu sen Mirza, işim bitince seslenirim.” Kapının ağzından son kez bana gülümsediğinde kapımı kapatıp salona geçti.
Neden bu çocuğa kaba davranıyorsun Gülsima?
Ayrıca hani tasarımımı sabaha kadar izleyecektin?
Bölüm etkileşimi
