54. bölüm / 55
Yıldız Paketi54 - Final
Bölümler 55Şu an: 54 - Final
- 1 1 - Gülsima Asil300 kelime
- 2 2 - Anksiyete466 kelime
- 3 3 - Sürpriz Enişte637 kelime
- 4 4 - Toz Madde742 kelime
- 5 5 - Göz Teması620 kelime
- 6 6 - Vicdan Azabı665 kelime
- 7 7 - Şiddet792 kelime
- 8 8 - Sil Baştan559 kelime
- 9 9 - Kedi Fobisi656 kelime
- 10 10 - Hayatını Kurtardım866 kelime
- 11 11 - Af dilemek577 kelime
- 12 12 - Yeni Anlaşma916 kelime
- 13 13 - Yeni İş763 kelime
- 14 14 - Sarsıcı Geçmiş748 kelime
- 15 15 - Boğulma774 kelime
- 16 16 - İade1.020 kelime
- 17 17 - Toplu İğne971 kelime
- 18 18 - Aşk Sarhoşu541 kelime
- 19 19 - Ofis Kaosu1.016 kelime
- 20 20 - Alınan Ah1.316 kelime
- 21 21 - Yarım Ruhlar1.130 kelime
- 22 22 - Yanmak1.121 kelime
- 23 23 - Suçluluk1.128 kelime
- 24 24 - Hiçliğin İçindeki Boşluk1.417 kelime
- 25 25 - Yaralı İki Kalp1.020 kelime
- 26 26 - Acımasız Cümleler964 kelime
- 27 27 - Dilekçe Kâğıdı1.188 kelime
- 28 28 - Isırma803 kelime
- 29 29 - İntikam İsteyen Oyun1.110 kelime
- 30 30 - Belalı Yönetici894 kelime
- 31 31 - Açlık942 kelime
- 32 32 - Açık Sözlülük1.357 kelime
- 33 33 - Acı Hayat1.432 kelime
- 34 34 - Semaver1.049 kelime
- 35 35 - İtiraf1.500 kelime
- 36 36 - Mail634 kelime
- 37 37 - Tehdit876 kelime
- 38 38 - Mermi1.353 kelime
- 39 39 - Hatırlanmak1.164 kelime
- 40 40 - Kurallar1.288 kelime
- 41 41 - Açığa Çıkan Geçmiş1.169 kelime
- 42 42 - Eliz Asilzade1.005 kelime
- 43 43 - Birden Fazla İftira Ve Oyun1.558 kelime
- 44 44 - Şoke Eden Hamle1.046 kelime
- 45 45 - Özel Tasarım1.836 kelime
- 46 46 - Gece Mavisi Ve Bordo1.144 kelime
- 47 47 - Samsun Yolculuğu1.415 kelime
- 48 48 - Anne Sevgisi1.031 kelime
- 49 49 - Gizli Kaçma1.008 kelime
- 50 50 - Kan Kaybı1.216 kelime
- 51 51 - Hayata Dönüş1.234 kelime
- 52 52 - Hayati Hastalık785 kelime
- 53 53 - Kalp Yarısı Ölüm Sessizliği924 kelime
- 54 54 - Final2.025 kelime · Okuduğun bölüm
- 55 Teşekkür Bölüm204 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bilinmedik bir hüzün var içimde, bir gariplik.
Anladım ki..
Ya ben fazlayım bu şehre, ya da biri eksik.
-Can Yücel
İki Hafta Sonra;
Tam iki hafta önce hastalığımı öğrenmiş ve ilk kemoterapi tedaviye başlamıştım.
Ve inanır mısınız, yanımda Mirza olduğu için kendimi sebepsizce şanslı ve iyi hissediyordum..
Aradan geçen iki haftada birçok şey değişmişti; Burdur’un en çok sevdiğim köyüne gelmiştik, bir sonraki kemoterapi tedavime kadar burada moralim düzelsin istiyordum.
Mirza bana o kadar iyi geliyordu, hastalığımı onun yanında düşünmüyordum bile.
Mirza benim için ayarladığı köy evinde kahvaltı masasını hazırlarken ani mide bulantısıyla masaya oturdum, ama iştahım birden kesilmişti.
“Hayatım, ben..” Dilim birden tutukluk yaptığında yutkunmak istedim ama onu da başaramadım.
Neler oluyor?
“Benim iştahım.. İştahım yok.” Konuşmakta zorluk çektiğimi fark ettiğimde beynim zonklamaya başladı.
Hastalığım mı ilerliyordu?
“Tamam sorun yok, olabilir ama bağışıklığın düşmemesi gerekiyor Işıltım. Eğer bu ortamı beğenmediysen daha önce gittiğimiz göl kenarında piknik yapalım ne dersin?” Bu şartlarda piknik yapmak ne kadar hoş olurdu değil mi?
Karşısında bir bebek varmış gibi ilgili ses tonuyla söylediğinde boğazımı temizlemek zorunda kaldım.
Yutkunmakta çok güçlük çekiyordum..
Birden gözlerim karardığında gözlerimi sıkıp güçlükle açtım.
“Ol.. Olur!” Yine aynı şekilde konuşmakta zorluk çektiğimde bir daha konuşmak istemedim.
Yaşamak umurumda ama benim..
Hayata daha yeni yeni tutunup, ruhumu yeniliyordum.
Mirza bir elini yanağıma yasladı ve dudağını dudağıma yaslamak için eğildiğinde gözlerimde ne gördüyse dudağını alnıma kondurdu.
Dudaklarım o kadar mı kötü?
Abartma Gülsima.
Hazırlanmaya başladığımda saçlarımı taramak istedim ama ne ile tarayacağımı bulamamıştım.
Hafızam gidiyor olamazdı..
Makyaj yapmak istiyordum ama malzemeleri nasıl kullanacağım aklıma bir türlü gelmiyordu.
Avucumla kafama baskı yaparken dişlerimi sıkıyordum.
Biri yardım eli uzatsın..
“Mi.. Mirza..” Odaya şokun yarattığı panikle girdiğinde bitkin hâlimi görür görmez hemen önüme diz çökerek elimi kavradı.
“Efendim Işıltım?” Gözleri ilgiyle yüzümde gezerken düşündüğüm cümleyi bir türlü dilimin ucuna getiremiyordum.
Elim ağzıma gittiğinde derin bir nefes aldım ve tane tane anlatmaya çalıştım.
Neden bu kadar kötüye gidiyordum?
“Saçım.. Saçımı neyle tarayacağımı bil.. Bilmiyorum, makyaj.. Makyaj yap, yapmak istiyorum..” Gözlerim ve kaşlarımla ne olduğunu anlamadığımı işaret ederken Mirza elimi öperek masanın başına oturmamı sağladı.
“Işıltım, ben şimdi hemen istediklerini yapayım sonra pikniğe gidelim, her şeyi hazırladım senin için.” Konuşmak istemediğim için kafamla dediklerini onayladım ve gözlerimi karşımdaki görüntüme odakladım.
Solgun, bitkin, ruhsuz Gülsima vardı artık.
Solgun ve renksiz yüzüme biraz renk gelsin istiyordum makyajla.
Mirza narin ve oldukça dikkatlice tarağı saçlarıma değdirirken yere dökülen birkaç tel saçı görmezden geldim.
Benim her zaman saçım dökülürdü ki zaten.
Tepkisizliğime tepki vermeyen Mirza, tarağı masaya koyup seyrelmeye yüz tutmuş sarı saçlarımı elleriyle koklayıp öptü.
Gözlerimle yaptığı her bir hareketi hafızama kazımaya çalışıyordum ama hafızam artık hiçbir şeyi yerinde tutamıyordu.
Bilincim bulanıyordu.
Makyaj olarak eline aldığı ürünü dudağıma en yavaş ve narin hareketle sürerken gözlerim kehribar gözlerine tüm sahipleyici bakışlarımı sunarken midem beklemediğim anda boğazıma kadar çıktı ve iki elimi Mirza'yı geri çekmek niyetine havaya kaldırdığım gibi yere midemdeki acı suyu çıkardım.
Midemin acısı neden beynime birden çıktı?
“İyi hissetmiyorsan uyuyup dinlen Işıltım istersen,” Masadan peçeteyi alacağım sırada Mirza benden önce davranıp ağzımı sildiğinde kafamı sağ sola salladım.
“Git.. Gitmek istiyorum.” Kehribar gözleri her canım yandığını hissettiğinde daha çok yoğun bakıyordu.
Kaybetmekten korktuğu kişi, gözlerinin önünde eriyip bitiyordu. Canım her dakika daha çok yanıp çekiliyordu ama elinden hiçbir şey gelmiyordu.
Ruhumu iyileştirmek isteyen oydu, ama ruhumun canı istemsizce iyileşiyor gibi hissediyordum.
Dudağımı yeni renklendirmişti ama çıkardığım için o renkte kaybolmuştu, üstelemeden evden çıktığımızda Mirza önden benim için aracın kapısını açtığında hissizce koltuğa bindim.
“Gölhisar Gölü’ne değil mi?” Kesintisiz konuştuğumu anlayınca zorla tebessümle Mirza'ya baktım.
“Evet oraya, en güzel anımızı yaratmaya.” Acıyla karışık gülme sesi çıkardığımda Mirza çenemden tutup hafif bir öpücük kondurdu yanağıma.
Bebek gibi ilgileniyorsun ama ya beni unutursan?
Niye böyle dediğimi de bilmiyordum..
***
Ela Kanoğlu
Akgün ile birlikte kahvaltıya gelmiştik ama getirdiği restoran fazla tuhaftı.
Masaya isteğimiz doğrultusunda her şey gelmişti ama benim içim iki haftadır buruktu. Akgün telefon ekranına gömülü ikide bir kıkırdayıp dudağını ıslatıp duruyordu.
Kahvaltı tabağında elimdeki çatalı döndürüp dururken alttan alttan Akgün'ü izliyordum.
“Sevgilim telefondaki seni çok mesut ediyor galiba, yemek yemeyi bile unuttuğuna göre.” İki haftadır ilişkimiz gayet doğal ve sorunsuz ilerliyordu ama dünden beri hareketleri fazla gözüme batar olmuştu.
Telefonu masaya koyup üzerine peçeteyle kapatıp sandalyeden kalkıp, “Ben bir lavaboya kadar gidiyorum, hemen geleceğim bebeğim.” dediğinde alayla güldüm.
Sikerler yalanını.
Elimdeki çatalı tabağa bıraktığımda yanağımın içini ısırarak telefonunu elime alıp ekranını açtım.
Şifresini bildiğim için girmem zor olmayacaktı.
Yanlış şifre.
Siktir, ne?
Gelmediğini kontrol ederken tekrar şifreyi yazdığımda yine yanlış şifre olduğunu fark ettim.
Hassiktir!
İlişkimiz dört senelikti ve dört senedir şifresini biliyordum, şimdi ne değişti Akgün Bey?
Yalnız ne güzel seviyormuşsun sen yaprağım..
Tekrar gelmediğini kontrol ettiğimde ekranına düşen bildirimle kalbim seksen parçaya ayrıldı. Dudaklarım aralanırken kirpiklerimin bile o an donduğunu hissettim.
Değerlim kişisinden mi?
Değerlim mi?
‘Değerlim;
Akgün herkese aslan bana minnoş kedi olan aşkım, deme ama öyle..
Bugün gideceğim zaten test yaptırmaya.’
“Ananı sikeyim senin Akgün, senin kalıbını sikeyim!” Ellerim sinirden titrerken telefonu nasıl attığımı bile bilmiyordum, göğsümde oturan farklı bir duyguyla nasıl hareket edeceğimi bilmiyordum.
Aylak aylak masaya doğru geldiğini gördüğümde ellerimi masaya sertçe vurup ayaklandım ve masa örtüsünü bir hışımla ona doğru fırlattım.
“Orospu Akgün, senin ben zürriyetini ecdadını soyunu sopunu sikmez miyim lan amına koyayım?” Amber gözlerimde ateş açarken tırnaklarımı gözüne saplamamak için zor duruyordum.
Tüm kaslarım yay gibi gerilmişti ve ben bu saatten sonra asla sakin kalamazdım.
“Ne, ne oluyor Ela?”
“Ananın bir tarafı oluyor Akgün Bey, lan hiç mi utanmadın aldatırken hah?” Sesim tiresin istemiyordum ama bu durumda her şey olabilirdi.
“Sen nereden biliyorsun?” Histerik bir gülüşle yakasına yapıştım.
“Pişkin pişkin bunu diyorsun musun cidden piç kurusu!” Ellerimden kurtulmak ister gibi beni çekiştirirken ayağımdaki topuklu ayakkabıyı çıkarıp tam göğsüne topuğunu bastırarak geri sendelemesini sağladım.
“Ben seni çok sevdim lan, çok sevmiştim oğlum ben seni. Dört senede sen beni hiç mi sevmeyi denemedin?”
Öfkemden korkmuş olacak ki, neredeyse karşımda bebek gibi ağlayacaktı.
Tek bir gözyaşı akıtırsan burayı başına yıkarım.
“Ben.. Ben seni..” Boynuna doğru kolumu dayayıp nefes almasını engelledim.
“Kekeleme amına koyayım, amına koyduğum kekeleme lan piç!” Dizimi bacak arasına geçirdiğim sırada iki büklüm olmasına izin vermeden yüzünün kıpkırmızı olmasını izledim.
“Ben seni kullandım Ela!” Dişlerinin arasından dediği cümleyle diğer topuklu ayakkabımı da çıkarıp bacak arasına doğru rastgele bir güçte fırlattım.
Ben seni kullandım Ela.
Seni kullandım.
“Bu hâlde, iki büklüm iken de değerlinin kollarına yat! Bak bakalım testi pozitif miymiş?”
Gözlerimi kapatıp açtığımda yanağımın ısladığını fark ettiğimde kalbim çok acıyordu.
Aşk acı çekmek istemiyordum ama kalbim sanki fiziksel olarak da parçalanmış gibi hissediyordum.
***
Mirza Kanoğlu
İmkânsız dedi gurur. Riskli dedi tecrübe. Anlamsız dedi mantık. Yine de denemeye değer dedi kalp.
-La Edri
Gölün kıyısında çimenlerin üzerine piknik örtüsünü serip yiyecekleri çıkardığımda Gülsima’nın ölüyü andıran yüzüne baktığımda pastadan kestiğim bir dilimi uzattım ama kafasıyla reddetti.
Bağışıklığın düşecek bee Işıltım.
“Bir hafta sonra tedavin var Işıltım, yemeden kesilme..”
Omuzlarını silkip ela gözlerini yüzümde gezdirdi ve konuşmakta zorluk çektiği için diyeceği şeyi toparlamaya çalıştı.
“İşt.. İştahım.. Yok!” Artık kısa ve öz konuşuyordu.
Ceketimin içinden yüzük kutusunu çıkarmak istiyordum ama nasıl, hangi şekilde konuya başlayacağımı bilmiyordum.
Gülsima göle doğru öyle bir bakış atıyordu ki, gözbebekleri titriyordu.
Yüzük kutusunu çıkarıp Gülsima’ya doğru döndüm, ayağa kalkıp bir bacağımı kırarak diz çöktüm ve yüzük kutusunu yaşam bulduğum ela gözlerinin tam önünde açtığımda kalbimden gelen sözleri dudaklarım dile getirdi.
“Hastalık bizim aşkımız için bir son değil, ben senin gözlerine her baktığımda ilk baktığım gibi yaşam buluyorum. O yaşam bulduğum gözlerini kalbime habersizce naklettin Işıltım, yaşamımdan mahrum kalmamak için seninle evlenebilir miyim?” Yutkunmakta zorluk çektiğini fark ettiğimde nefes alış verişlerinde farklı bir düzensizlik var gibi görünüyordu.
Gözleri yukarıya doğru kayarken ağzından hırıltılı bir mırıltı duyduğumda kendini zorlayarak öksürdü. Öksürüğün arasında kısık bir tonda, “Ev.. Eve.. Evet!” der demez kaybetme korkusu artık gözlerimin içine baka baka yaşanıyordu.
Hayır, hayır, şaka yapma.
Gülsima oturduğu yerden kalkmak isterken kollarımın arasına alarak destek oldum. İki elini boğazına götürüyor, nefesi hâlâ düzensizleşiyordu. Dudakları aralıklıydı ama nefes alamıyordu.
Nefes alamıyordu..
Açık havadaydık ama ciğerlerine oksijen gitmiyordu.
“Gülsima, Gülsima!” Kollarımın arasında öksürükle ağzından fazla miktarda kan geldiğinde vücudu kendini kollarıma saldı.
Şaşkınlıkla gözlerimin titremesini engelleyemezken, “Işıltım gözlerini aç, aç Gülsima. Ne olur uyan!” Yanağına dokunduğumda elim buz kesti. Gittikçe yüzü bembeyaz olurken inanmak istemiyordum ama telefonu çıkarıp ambulans çağırdım.
“Böyle ayrılmayalım Gülsima, yalvarırım..” Kaybetme korkusu iliklerime kadar dolduğunda dişlerimin titrediğini hissettim. Gözyaşım gözlerimin pınarlarını doldururken Gülsima’nın saçını öptüm. “Işıltım, bizi böyle söndürme ne olur.. Şaka yaptım de, ölmedim de ne olur..” Son kez olduğunu bildiğim hâlde kollarımın arasında hayatına göz yummuş bedenini daha çok sarıp sarmaladım. Eli hissizce yere kayarken kafamı saçlarına gömüp gözyaşlarımı sessizce akıttım.
“Hayır, beni bu şekilde bırakma.. Hayır, ölmedim de, hayır.. Hayır..”
Buz gibi olan bedeniyle sanki benim de içim buz tutmuştu.
Üşüyor ve titriyordum..
“Hayallerimi süsleyen, gözlerinde yaşam bulduğum Işıltım, ilacın burada sen de uyan artık hadi.. Bu şekilde öldürme hayallerimi, hayat ışığımı söndürme ne olur..” İç çektiğimde yanağına dokunup öpücüklere boğdum.
“Hadi bebeğim, uyan bak suni teneffüs yapayım.. Uyan yeter ki, mahrum bırakma beni gözler..” Dudaklarımdan titrek bir hıçkırık çıktığında cümleye devam edemedim. “Mahrum bırakma beni gözlerinden, Işıltım..”
Ambulansın sirenlerini bile duyamayacak kadar Gülsima’yla ilgilenirken kendimi suni teneffüs yaparken buldum.
Ben ne yaptığımı bile bilmiyordum..
Delirmek istemiyordum..
“Nefesimi vereyim sana, rahat nefes al. Aç gözlerini Gülsima! Benim ruhum seninle beraber ölüyor..”
Sağlık çalışanları olduğum yere geldiğinde Gülsima’yı fark edip kontrol ettiklerinde anında benimle muhatap oldular. “Cenaze aracına haber verdik ama polisin gelmesine gerek var mı?”
Benimle muhatap olacağını sandığım kadın yanındakiyle konuşuyordu.
“Beyefendi nasıl vefat etti?” Bana sorduğu soruya daha çok ağlamak istedim.
“Beyin tümörü son evre hastasıydı, kemoterapi tedavisi alıyordu birden ağzından bir miktar kan çıkardı ve kollarımda.. Kollarımda.. Vefat.. Açmıyor gözlerini, açmıyor..” Sağlık çalışanı kadın berbat hâlde olduğumu fark edince beni ambulansa doğru götürmek istedi.
“Hayır, hayır… Ben Işıltım’ı yalnız bırakamam, yapamam, o olmadan olmaz.. Hayır!” Kollarımın arasından bir an bile bırakmazken olduğum yerde sallanmaya başlamıştım.
“Işıltım, ne olur aç gözlerini.. Bak seni götürmeye geldiler.” Kabul etmek istemiyordum..
Vefat etti diyorlar senin için ama sen benim kalbimin, ruhumun çiçeği, yaşamısın..
Cenaze aracı olduğumuz yere geldiğinde Gülsima'yı önce ambulansa almışlardı.
Kollarımın arasından nasıl, hangi ara aldılar bilmiyorum ama en son kolumda sinek ısırığı gibi acı hissetmiştim.
Bu şekilde araba kullanamayacağımı söyleyen sağlık çalışanı onların yanında gitmemi istemişti.
Ben kimin gözlerinde yaşam bulacaktım peki?
Kaybetmekten deli gibi korktuğum kişiyi kaybettim..
Ben ne yapacaktım bundan sonra?
Gülsima olmadan, ona bakmadan nasıl yaşayacaktım?
“Beyin ölümü o esnada gerçekleşmiş, defin işlemleri bugün içinde biter.” Yanımda konuşan sağlık çalışanını dikkatlice dinledikten sonra boğazıma ve kalbime çok keskin bir yumru oturdu.
O yumru da bir ömür boyu kalkmayacaktı yerinden.
***
Her şeyi zamana bıraktık, zamanımız var mı bilmeden.
-Özdemir Asaf
Bugün, 20 Nisan..
Kimliğe göre Gülsima’nın doğum günü.
Ve doğum gününde; gözlerimin önünde, kollarımın arasında yaşamımı yıldızlara uğurluyordum.
Aynı gün ikindi namazına müteakip gömülüyordu, sağ tarafımda Ela kolumdan tutarak destek oluyordu, diğer kolumda ise annem..
“Biz, biz hastalığa rağmen evlenmek istiyorduk..”
Ayaklarım bedenimi taşıyamayacak kadar güçsüzleştiğinde mezarına toprak atılıyordu.
Buraya kadarmış..
İmkânsız aşkımız, başka bir evrende mutludur belki..
Ela’da benim gibi bitap düşmüş mezarın önüne oturup hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. “Yenge, yengem.. Çok kısa sürede tanıştık ama ben seni çok sevmiştim..” Ela’nın yanına hissizce diz çöktüğümde kan çanağına dönmüş gözlerimi mezarında oyaladım.
Ruhun iyileşip, ait olduğu yere gitti sevdiğim..
“Ruhun başından beri bu şekilde iyileşmek istiyormuş Işıltım.. Hakkım ömrümün sonuna helal!”
Boğazımı temizleyip Ela'nın elini tutup ayağa kalktım. Elimizde tuttuğumuz çiçekleri toprağına yavaşça bırakıp gözyaşlarımızı orada bırakıp çıkışa doğru ilerlerken yüzüğüne bakakaldım.
Ömrüm boyunca dizinin dibinden ayrılmak istemiyorum Işıltım.
Ela'ya kafamı çevirdiğimde yüzüğe baktığını fark ettim.
“Teklifi ettim, kısık sesle kabul etti ama yüzüğü kutusundan çıkaramadım..” Ela alt dudağını ısırdığında çene kasımı güçlükle sıktım. Yüzük kutusunu cebime aynen koydum ama, aslında ben o yüzüğü kalbimin en ortasına gömmüştüm.
Ormanlık köy yolundaki otobanda normal hızda araçla giderken radyoda çalan şarkıya tüm odağımı vermiştim.
“Endum dere düzina gözlerum yaşla doldi.
Ağlamaya doymadum yaşlar sel oldi akti.
Seninle oturduğumuz kayalar yosun tutti.
Senun ela gözlerun kalbumi yakti gitti oy.”
Gözlerim yolun bir noktasına kilitlendiğinde ellerim buz kesti.
“Bu sevdaluk olur mi?
Sensuz hiç yaşanur mi?
Seni görmeden geçen,
Gün günden sayilur mi?”
Şarkı sözlerinden sonra hava birden karardı ve bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı.
Gülsima’nın bereketi mi bu?
Yine de denemeye değdin sevdiğim, sonuna kadar hem de..
Ben ikimizin adına da aşkımıza yenilgimi koyuyorum..
Senin için, yaşadığın her zorluğa göğüs gererek, sana yapılanların bedelini ödeterek yanına geleceğim Işıltım..
“Siyah kadar yalnız, mavi kadar sonsuzsun Işıltım..”
SON
Bölüm etkileşimi
