Yıldız Paketi kitap kapağı

24. bölüm / 55

Yıldız Paketi

24 - Hiçliğin İçindeki Boşluk

Vaveyla Yazarı: Beyza Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 55Şu an: 24 - Hiçliğin İçindeki Boşluk
  1. 1 1 - Gülsima Asil300 kelime
  2. 2 2 - Anksiyete466 kelime
  3. 3 3 - Sürpriz Enişte637 kelime
  4. 4 4 - Toz Madde742 kelime
  5. 5 5 - Göz Teması620 kelime
  6. 6 6 - Vicdan Azabı665 kelime
  7. 7 7 - Şiddet792 kelime
  8. 8 8 - Sil Baştan559 kelime
  9. 9 9 - Kedi Fobisi656 kelime
  10. 10 10 - Hayatını Kurtardım866 kelime
  11. 11 11 - Af dilemek577 kelime
  12. 12 12 - Yeni Anlaşma916 kelime
  13. 13 13 - Yeni İş763 kelime
  14. 14 14 - Sarsıcı Geçmiş748 kelime
  15. 15 15 - Boğulma774 kelime
  16. 16 16 - İade1.020 kelime
  17. 17 17 - Toplu İğne971 kelime
  18. 18 18 - Aşk Sarhoşu541 kelime
  19. 19 19 - Ofis Kaosu1.016 kelime
  20. 20 20 - Alınan Ah1.316 kelime
  21. 21 21 - Yarım Ruhlar1.130 kelime
  22. 22 22 - Yanmak1.121 kelime
  23. 23 23 - Suçluluk1.128 kelime
  24. 24 24 - Hiçliğin İçindeki Boşluk1.417 kelime · Okuduğun bölüm
  25. 25 25 - Yaralı İki Kalp1.020 kelime
  26. 26 26 - Acımasız Cümleler964 kelime
  27. 27 27 - Dilekçe Kâğıdı1.188 kelime
  28. 28 28 - Isırma803 kelime
  29. 29 29 - İntikam İsteyen Oyun1.110 kelime
  30. 30 30 - Belalı Yönetici894 kelime
  31. 31 31 - Açlık942 kelime
  32. 32 32 - Açık Sözlülük1.357 kelime
  33. 33 33 - Acı Hayat1.432 kelime
  34. 34 34 - Semaver1.049 kelime
  35. 35 35 - İtiraf1.500 kelime
  36. 36 36 - Mail634 kelime
  37. 37 37 - Tehdit876 kelime
  38. 38 38 - Mermi1.353 kelime
  39. 39 39 - Hatırlanmak1.164 kelime
  40. 40 40 - Kurallar1.288 kelime
  41. 41 41 - Açığa Çıkan Geçmiş1.169 kelime
  42. 42 42 - Eliz Asilzade1.005 kelime
  43. 43 43 - Birden Fazla İftira Ve Oyun1.558 kelime
  44. 44 44 - Şoke Eden Hamle1.046 kelime
  45. 45 45 - Özel Tasarım1.836 kelime
  46. 46 46 - Gece Mavisi Ve Bordo1.144 kelime
  47. 47 47 - Samsun Yolculuğu1.415 kelime
  48. 48 48 - Anne Sevgisi1.031 kelime
  49. 49 49 - Gizli Kaçma1.008 kelime
  50. 50 50 - Kan Kaybı1.216 kelime
  51. 51 51 - Hayata Dönüş1.234 kelime
  52. 52 52 - Hayati Hastalık785 kelime
  53. 53 53 - Kalp Yarısı Ölüm Sessizliği924 kelime
  54. 54 54 - Final2.025 kelime
  55. 55 Teşekkür Bölüm204 kelime

Ölümün en güzel tarifi;
Herkesin seni görmek için toplandığı anda senin olmayışın.

Dört harflik bir kelime; Anne..
Peki beni nasıl bu denli sarsabilirdi bu kelime?
Eliz, vücudunu saran saten lacivert mini elbiseyle kendinden o kadar emin şekilde bana bakıyordu ki, davetteki hâlimi düşünemiyordum bile..
“Bir yerden tanıdık gelmiş gibi daldın canım?” Önüne düşen bir tutam sarı saçını yüzüme karşın savururken önündeki yola bakış attı.
Gözlerim yüzünün her bir hacmini ezberlemek ister gibi cirit atarken gösterdiği gamzelerinde takılı kaldım.
Anlamlandıramadığım çok fazla şey dönüyordu.
Düşüncelerim beni durduramazken dudaklarım kendiliğinden oynadı. “Annemin ne işi varmış davette?” Annem olmasını bildiğimi bilerek dişleri daha sık sahneye çıktı ve bana doğru döndü. “Benim açımdan tamamen önemsiz biri kendileri,” Çenesini havaya kaldırıp yanındaki cama gözlerini değdirdi. “Rakip ofisin kurucusu!” der demez gözleri anında beni buldu. “Nasıl bilmezsin annenin ofis kurucusu olup, benden daha fazla kazandığını?” Açıkçası bu şekilde çıkışmasını beklemiyordum.
Şaka mı?
Umarım annem beni tanımazdı.
Kirpiklerimi kırpıştırırken davette onunla nasıl yüz yüze geleceğimi kara kara düşünüyordum.
Herkesin içinde beni rencide edecekti.
Üstelik günlük kıyafetleydim.
“En nefret edilesi yüzünü ortaya çıkaracaktı,” Sesli düşünürken Eliz şoföre el işareti yaptı.
“Geldik dur!” Sanki şoför geleceğimizi yeri bilmiyormuş gibi uyarı geçmişti.

Eliz yüzüme bakmadan bileğimi kavradığı gibi araçtan indi. Arkasından bende yavaşça indikten sonra geldiğimiz bina gözlerimi kamaştırdı.
Vay anasını!
Hastane arazisi kadar büyüklüğüne özenli eklenmiş altın döşemeler ve bakır zincirler görenlerin gözünü alıyordu.
Güneş gözümü alırken takıldığım kocaman tabelada kısa süre gözbebeklerim uyuşur gibi oldu.
soytürk malikânesi.
Büyük harflerle yazılmasını beklerken küçük harflerle yazılmasını fazla tuhaf bulmuştum. Eliz’le gözlerimiz kesiştiğinde neyi merak ettiğimi anlamış gibi açıklama yaptı.
Eliz ve bana açıklama yapması?
“Aklınca gösteriş bana göre değil, soyuma göre demek istiyor o küçük harflerle. Kısacası rakibim yok tek soylu benim, isimlerin büyüklüğüyle soyumu kullanmam demek istiyor.” Yazıya bakıp gözlerini devirip tekrar bileğimi tutacağı sırada vazgeçti.
Saçmalığın daniskası!
Senin neredeymiş ki soyun Sultan Hanım?
“Sen önce kızına nasıl davranmalı kitaplarına çalışsaydın,” Tabelaya ikinci gözü ben devirdikten sonra adımlarım Eliz'i hızlıca takip etti.

İçerisinin ihtişamlı ve yüksek gösterişli havasını görür görmez derin bir nefes aldım. Herkesin parça parça masaları ayrılmışken, sayıca fazla grup masaların başında dikiliyorlardı.
Altınıza saksı da döşeyelim abi, susuz kalmayın.
Eliz Hanım'ın olduğu masaya yavaş adımlarla geçtiğimde eliyle ağzını kapatarak kulağıma fısıldadı. “Sana ithaf söylenen hiçbir şeye laf söyleme. Rezilsin zaten iyice utandırma beni!” Gözbebeklerimin titrediğini fark ettiğimde beline çimdik atmamak için kendimi sıktım.
Sakin kalıp sinirlerini yatıştır Gülsima.
“Ben kim sinirimi yatıştırmak kim oğlum?”
Hiçbir şey demeden gözlerimi yanımdaki iğrençleşen kadının gözüne sabitledim. “Söz vermem mümkün değil, asıl siz kusura bakmayın.” Gözlerinden çıkan hırsı iliklerimde hissetmeme rağmen tebessüm ederek önüme döndüm.
Bakışlarını üzerimde hissederken aşırı sahte samimiyetle yanımıza gelen kadını gözlemledim.
Yaşıtım gibi duran, simli yarasa kollarıyla tüm hatlarını belli eden yerlere kadar uzanan elbisesiyle hiçte kolay adım attığı söylenemezdi. Bal köpüğü saçlarını tepede topuz yaptırmıştı.
Kusura bakma ama absürtün de böylesi canım ya.
“Bu paçoz giysilerle buraya nasıl geldin aşkım sen?” Bana ithamla söylediği lafa burnumdan hızlı bir nefes alıp verdim. Kahkaha atarak Eliz’e baktığında gözlerim Eliz'in yüz ifadesine tutuldu.
‘Ben bilmiyorum kendi tercihi’ der gibi mimik yaptığında kadının gözleri yine bana döndü. “Sokağa atılmış yağ bidonu gibi duruyorsun aşkım bu arada, alınma ama..” Yüzünü tiksinir gibi büzdü. “Sen aynada baktın mı hiç kendine? Pardon yağ bidonu.” Sanki çok doğru konuşuyormuş gibi düzeltmesini yaptıktan sonra kahkaha krizine girdi. Çene kasımı şimdiye kadar ki en kuvvetli versiyonuyla sıktığımda dudaklarım sinirden titriyor, göz kapağım seyirme gösteriyordu.

Çıkışa doğru koşar adım gitmek isterken Eliz tişörtümden yakaladığı gibi gitmemi engelledi. “Sultan Soytürk nerede İrem?” Bana laf söyleyen kadın sol tarafı gösterdiğinde tek kaşımı kaldırarak İrem denen kadına bakışlarımı sabitledim. İrem, “Eliz hayatım, kız belki bir şey diyecekti bana, sohbetimizi böldün az gibi ama..” Son cümleyi nazlanarak söylediğinde Eliz omzumu kavrayarak İrem’e gülümsedi. “İremciğim, yani onunla sohbet etmek pek mümkün olmuyor ne yazık ki, yaralanma riskini azaltmak isterim.”
‘Ne diyorsun lan sen?’ dercesine bakışlarımı Eliz'e çevirdiğimde İrem’in söylediği sözle kan beynime sıçradı.
Ama sağlam sıçradı.
“Köpek mi bu? Ne yaralanması aşkım?”
Eliz'in kolunu öyle bir tutup kendimden saldım ki, Eliz hemen etrafa bakınmaya başladı.
Gözüm seyirirken, şakaklarımdaki yoğun ağrı çoğaldı. İrem’in önüne bir adım attım. “Ben genelde küçük hatalar yapmam, ortalığın içine sıçarım ki geri dönüşü olmasın!” İşaretparmağımı İrem’in yüzüne doğru sallayıp beklemediği anda topuzuna yapıştım. Çığlığı bastığında tek elimdeki topuzunu asıla asıla İrem’i diz çöktürdüm.
Yere çöktüğünde bir bacağımı bedeninin diğer tarafına atarak karnının üzerine oturup boynunu tuttum.
Sadece tuttum, boğmaya çalışmadım.
“Bir daha desene, herkesin içinde bu kadar rezil hâldeyken desene bana dediklerini.” Gözyaşları yanağından süzülürken, “Herkesten daha doğal ve daha hoş olmandan mı bahsediyorsun?” dedi, titrek bir nefeste.
Kafamla onayladım.
“Aynen onu diyorum aşkısı!” Üzerinden kalkıp arkamı döndüğümde Eliz'in öldürücü bakışlarıyla bakıştım ama benim dikkat kesildiğim kişi tam önümdeydi.
“Ne bu kepazelik?” Sultan Soytürk kızı olduğumu bilmeden karşımda duruyordu.
Ya da biliyordu.
Ellili yaşlarında olmasına rağmen otuz gibi gösteren cildine en ağır makyajını yapmıştı. Orta Çağ elbiselerinden siyah olanını tercih etmişti.
“Gülsima Asil artık gidelim biz,” Eliz sanki bilerek o cümleyi kurmuştu. Gülsima Asil ismini duymasıyla karşımdaki annemin bakışları değişip anında üzerimi inceledi.
Baştan sona beni süzerken boşluğa bakıyor gibiydim. “Kepazelik sen de, ne bu kıyafet? Bu tişörtün genişliği ile pantolon nasıl iğrenç bir uyumdur Gülsima? Kıyafet dersi vermek lazım sana.” Gözlerimi devirip Eliz'e baktım.
Eliz çıkışa doğru giderken son kez annemin yüzüne yüzümü buruşturarak baktım. “Hiç değişmedin ve hiç değişmeyeceksin değil mi?” Boğazımdaki düğümler yırtıp geçerek aşağıya doğru gittiğinde arkamdan duyduğum şeyi sadece ben değil, herkes duymuştu.
“Torunumu elinden alacağım, benim senin gibi bir kızım yok! Utanıyorum senden varlığından utanıyorum, sen benim ve çevrem gözünde bir hiçsin Gülsima!” Kısa sessizlikten sonra ekleyip kahkaha attı. “Azıcık kilo ver giyinmeyi bilmiyorsan çıplak gezmeni öneririm.”
Torunu mu?
Ne.. Çıplak gezmek?
Buğulu gözlerimi kapatıp açtığımda çıktığım binaya tekrar girmek istediğimde Eliz tarafından engelledim.
Ne diyor lan o karı?
Ben evli bile değildim anasını satayım.
***

Öğleden sonra ofisteki odamda yerimi almış, gözümü kestirdiğim modeli çizerken kafam kazan gibi doluydu. Maden sodadan birkaç yudum alıp bitirdiğimde boş şişeyi gözüm dalarak masaya bıraktım.
Gururum ezilmiş gibi hissetmem normal miydi?
Torunum nerede ne biçim bir hitaptı ?
Biri yağ bidonu der, köpek der, biri var; o hiç değişmez.
“Ben gerçekten neden yaşıyorum? Ne için varım ki?” Gözlerim nemlenmeye başladığında kendimi yine beter olan psikolojimin içine iteklemiştim.
“Herkes toplanıyor bir araya ama ben olmasam acaba benim için de toplanırlar mı?” Maden sodayı oturduğum yerden yere fırlatıp parçalara ayırdım. Orta büyüklükteki cam parçasını elime alıp cam parçasına bakarak sessiz bir hıçkırıkla ağladım.
“Kaç gündür böyle yapsaydım belki de herkes rahat bir nefes alacaktı.” Gözlerimi kapatıp içli bir nefes bıraktım dışarıya.
Sen kimsin ki Gülsima?
Sen bir hiçsin.
Neden yaşıyorsun ki?
Yaşamak çok boş değil mi senin için?
Yaşamak benim için çok boş.
Peki seni tutan bir neden var mı tamamen hiç olman için?
Hayır, yok.
“Senin de nasibin benim bileklerimdeymiş.” Kafamı yere eğip cam parçasını sol elime geçirdim ve sağ bileğime doğru en keskin kısmını değdirmek üzereydim ki, duyduğum ses elimi ayağıma dolaştırdı.
Odaya aniden dalan Mirza, “Gül..” İsmimi bile yarıda kestiği an gözleri ellerime kaydı. “Sima..” diye tamamladı ismimi.
Belki de hocanın ismimi okuması daha makbuldür..
Mirza masaya doğru yaklaşırken gözlerinde yoğun bir kaybetme korkusu vardı. “Düşündüğün şeyi sakın yapma Gülsima, yapma..” Sesindeki ufak kırıklığı bile anlamıştım.
Ama onu asla dinlemeyecektim.
Camı tutan elim titrerken gözyaşlarımı durdurmam mümkün değildi. Titreyen dudaklarım kendince konuştu. “Beni tutan hiçbir neden, hiçbir bağ yok. Yaşamak bu ana kadar da hiç güzel değildi, sen benim iç sesimle ne kadar çok fırtınalar döndüğünü bilmiyorsun. Ben bir hiçim bunu anlamıyor musun? Hiçliğin içine enjekte edilmiş bir maddeyim sadece, şimdi beni rahat bırak..” Masanın etrafından geçip yanıma diz çökeceğini asla tahmin etmezken cam parçası tuttuğum elimi kavradı. “Arabada unuttuğun elbiseni getirmeye gelmiştim, ama seni bu hâlde görmek… Birini daha gözlerimin önünde kaybedeceğim film şeridi gibi geçti önümden, özellikle o sadece biri olarak geçiştirebileceğim kişi değilken. O kişinin ışıldayan ela gözlerinde hayatımdan bir kesit görürken nasıl izin veririm?” Kehribar gözlerinde endişe yoğunken sözlerinde gerçek olup olmadığını algılamaya çalışıyordum. Kavradığı elimi elinden kurtarmaya çalışırken, “Bırak beni.. Bu hayatta annem bile bir hiç olarak görürken bana ışıltıdan bahsetme!” dedim, titreyen dudaklarıma engel olmadan.
Beni mi seviyordu?
Gözlerim mi ışıldıyordu?
Elimdeki cam parçası avucumda dönerken bir soru yönelttim. “Ne demek istiyorsun?” Sanki anlamamış gibi.
“Hayatımda senin yerin çoktan hazır, sana tüm hayatımı verebilirim diyorum..” Buğulu gözlerimle söylemlerini tartmaya çalıştım.
Şaka yapmıyordu..
İyi de biri neden beni sevmek isterdi ki?
Hayatım bir hiçliğin içindeyken biri çıkıp nasıl bu kadar etkili konuşabilirdi?
Sözlerimi tek tek tutarken Mirza konuşmaya devam etti. “Şu elbisen uğruna hastanelik olmuş adamım, seni mi uğruma yenemeyeceğim?” Dudağım hissizce kenara kıvrılırken elimde tuttuğum cam parçasını Mirza'nın elinde gördüm.
Yendin uğruna aptal herif.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.