Yıldız Paketi kitap kapağı

47. bölüm / 55

Yıldız Paketi

47 - Samsun Yolculuğu

Vaveyla Yazarı: Beyza Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 55Şu an: 47 - Samsun Yolculuğu
  1. 1 1 - Gülsima Asil300 kelime
  2. 2 2 - Anksiyete466 kelime
  3. 3 3 - Sürpriz Enişte637 kelime
  4. 4 4 - Toz Madde742 kelime
  5. 5 5 - Göz Teması620 kelime
  6. 6 6 - Vicdan Azabı665 kelime
  7. 7 7 - Şiddet792 kelime
  8. 8 8 - Sil Baştan559 kelime
  9. 9 9 - Kedi Fobisi656 kelime
  10. 10 10 - Hayatını Kurtardım866 kelime
  11. 11 11 - Af dilemek577 kelime
  12. 12 12 - Yeni Anlaşma916 kelime
  13. 13 13 - Yeni İş763 kelime
  14. 14 14 - Sarsıcı Geçmiş748 kelime
  15. 15 15 - Boğulma774 kelime
  16. 16 16 - İade1.020 kelime
  17. 17 17 - Toplu İğne971 kelime
  18. 18 18 - Aşk Sarhoşu541 kelime
  19. 19 19 - Ofis Kaosu1.016 kelime
  20. 20 20 - Alınan Ah1.316 kelime
  21. 21 21 - Yarım Ruhlar1.130 kelime
  22. 22 22 - Yanmak1.121 kelime
  23. 23 23 - Suçluluk1.128 kelime
  24. 24 24 - Hiçliğin İçindeki Boşluk1.417 kelime
  25. 25 25 - Yaralı İki Kalp1.020 kelime
  26. 26 26 - Acımasız Cümleler964 kelime
  27. 27 27 - Dilekçe Kâğıdı1.188 kelime
  28. 28 28 - Isırma803 kelime
  29. 29 29 - İntikam İsteyen Oyun1.110 kelime
  30. 30 30 - Belalı Yönetici894 kelime
  31. 31 31 - Açlık942 kelime
  32. 32 32 - Açık Sözlülük1.357 kelime
  33. 33 33 - Acı Hayat1.432 kelime
  34. 34 34 - Semaver1.049 kelime
  35. 35 35 - İtiraf1.500 kelime
  36. 36 36 - Mail634 kelime
  37. 37 37 - Tehdit876 kelime
  38. 38 38 - Mermi1.353 kelime
  39. 39 39 - Hatırlanmak1.164 kelime
  40. 40 40 - Kurallar1.288 kelime
  41. 41 41 - Açığa Çıkan Geçmiş1.169 kelime
  42. 42 42 - Eliz Asilzade1.005 kelime
  43. 43 43 - Birden Fazla İftira Ve Oyun1.558 kelime
  44. 44 44 - Şoke Eden Hamle1.046 kelime
  45. 45 45 - Özel Tasarım1.836 kelime
  46. 46 46 - Gece Mavisi Ve Bordo1.144 kelime
  47. 47 47 - Samsun Yolculuğu1.415 kelime · Okuduğun bölüm
  48. 48 48 - Anne Sevgisi1.031 kelime
  49. 49 49 - Gizli Kaçma1.008 kelime
  50. 50 50 - Kan Kaybı1.216 kelime
  51. 51 51 - Hayata Dönüş1.234 kelime
  52. 52 52 - Hayati Hastalık785 kelime
  53. 53 53 - Kalp Yarısı Ölüm Sessizliği924 kelime
  54. 54 54 - Final2.025 kelime
  55. 55 Teşekkür Bölüm204 kelime

Çünkü hayat; birinin tüm kalbiyle senin yanında olduğunu bildiğinde güzelleşiyor.
-Can Yücel

Dinlenmem gereken günü yeteri kadarından fazlasını uyuyarak geçirmiştim.
Aferin bana.
Mirza gittikten hemen sonra dağılan odamı üstünkörü toplayıp, tasarımı askıya asmış kendimi de yatağa şutlamıştım. Gözlerimi araladığımda saat gece yarısını çoktan geçmişti, bu saatten sonra ya hiç uyumayıp giyinik duracaktım ya da tekrardan uykuya dalacaktım.
Ama ben tabii, ikinci seçeneği seçmiştim..

Sabahın ilk saatlerinde göz kapaklarım usulca aralanırken çalan alarmı tek elimle kapatmaya çalışıyordum.
Tamam uyandık bee anasını satayım.
Yüzümü ovuşturarak yataktan doğruluktan sonra adımlarım banyoya doğru ilerledi.
Burdur ve Samsun kaç saat sürerdi acaba?
Arabayla kısa bir süre olması gerektiğini düşünüyordum.
Kaçta geleceğini bilmediğimden banyodan çıktıktan hemen sonra hazırlanmaya başladım.
Anca zahmet edip hazırlanırdım.
Saçımı tepeden gelişigüzel toplayıp elime telefonu aldığım gibi Mirza'ya ne zaman gelirsin mesajını attım.
Önce kıyafetimi giyeceğim için yüzümü boy aynasına yakınlaştırıp inceledim, herhangi bir pürüz olmadığını görünce bilmiş edasıyla kaşlarımı havaya kaldırdım.
Gerçek anlamda deli olabilir miydim?
“Üzerime ceket almayacağım bu arada, ayrıca ben çanta ve topuklu ayakkabı bulmuş muydum?” Kendi kendime tartışırken giysi dolabımın karşısında elim belimde duruyordum.
Çanta rafından uyumlu bordo renginde altın sarı zincirli çantayı seçtim, ayakkabıyı bulmak için de portmantodaki dolabı açıp topuklu ayakkabı kutularıma bakındım.
İnce topuklu bordo topuklu ayakkabıyı gözüme kestirdiğim gibi elime alıp kendimi odama kapattım.

Kıyafetlerimi giydikten sonra hafiften uzayan - omuz hizasına değen - sarı saçlarıma maşa yapmaya başlamıştım ki, gelen bildirimi elimi yakmamaya çalışarak yanıtladım.
Mirza yarım saate kadar kapıma gelecekti.
“Ama benim daha makyajım bile doğru düzgün yok ki..” Oflamadan sakince nefesimi dışarıya verdikten sonra maşayla da işim bitmişti. Oyalanmadan makyaj masama geçip tüm ürünlerimi bildiğim sırayla yüzüme uygulamaya başladım.
Makyaj sabitleyici spreyi yüzüme gezdirip ayakkabımı giymek için yere eğildiğimde neredeyse oturduğum sandalyeden düşecektim.
“Sakin ol bee kızım, sakarlığın sırası mı?” Ayakkabının zincirini de geçirdikten sonra yüksek sesle oflayıp saçlarımı bozmadan arkaya savurdum.
Gelmesine on dakika kala hemen banyoya doğru koşup ellerimi yıkarken çantamın içine attığım telefonum titremeye başladı.
Şu an benim de ellerim titriyordu.
Aynada makyajıma son kez bakınırken Mirza'nın aramasını yanıtladım. “Efendim şapşal?” Dişimi kontrol ederken Mirza'nın korna sesiyle karışık sesini duydum.
“Hazırsan aşağıdayım Işıltım,” Banyodan çıkarken arkamdan kapısını kapatacağım sırada nasıl olduğunu anlamadığım keskin bir acı hissettim, hissettiğim acıyla dudaklarımdan acı ve sessiz bir çığlık koptu.
“Ne oldu, Gülsima ne oldu, iyi misin?” Telefonu kapattığımı zannederken Mirza'nın paniklemiş sesini hissettiğim acı bastırıyordu.
Elim kapının aralığına kıstırılmıştı.
“Yaa imdat yaa!” Yüzümü acıyla büzerken elime bakıyordum. Görünürde bir şey yok sanarken eklem yerimde gördüğüm kırmızılıkla atacağım çığlığı zor bir yutkunma eylemiyle tuttum.
Parmağım koptu?
Parmağım?
“Ya bir insan evde tek başına nasıl hayatına mal olacak davranışlar sergiler, anlayamıyorum yaa!” Elimdeki çanta ve telefonu yere atıp buzluğa koştum.
Buz iyi gelirdi herhâlde.
“Lan elim kanıyor, buz nasıl iyi gelsin bee aptal Gülsima?” Parmağımı soğuk suyun altına koyduğumda akan kan geçmişti ama daha çok sızlıyordu.
Sudan çektiğimde tekrar kanamadığını gördüğümde peçeteyle buz alıp parmağıma bastırarak kapıya doğru yürüyordum ki, kafamın zonklaması dengemi sarsmıştı. Midem kasılmaya başlayıp ani göz kararması yaşadığımda art arda zile basma sesini işittim.
Mirza, şapşal hayatım.
Usul usul kapıyı açtığım gibi kendimi Mirza'nın kollarında buldum.
İyiyim bee.
“Ne oldu çok kötü çığlık sesin geliyordu Gülsima, neyin var?” Ses tonu hâlâ panik duygusuyla kaplıyken tatlı bir şekilde tebessüm ettim.
“Sakar hayatın, yine giderayak sakarlığını konuşturdu hayatım.” Buz tuttuğum parmağımı gösterirken elimi kavradı birden.
“Kestin mi?” İlk sorduğu sorunun bu olmasına kaşlarımı çattım.
“Hayır kapı aralığına kıstırıldı, ama geçer birazdan. Geç kalmadan yola çıkalım biz.” Beklemediğim anda yaralı parmağımdan buzu çekip öpücük kondurduğunda şaşkınlık ve minnet duygusuyla Mirza'nın bakışlarını izliyordum.
Asıl benim seni kaybetmemem gerekiyor.
“Önce hastaneye gitmek ister misin?” İlgili bir tonda sorduğunda mest olmuş gibi hâlâ gözlerini izliyordum.
Ben hayatım boyunca kimseden ilgi ve sevgi almadım.
Hayatım boyunca kimse beni düşünüp, düşüncelerine beni katmamıştı.
Ama karşımdaki adam beni kendinden önce düşünüp, bebek gibi ilgilenip, benim için endişeleniyordu.
En önemlisi; beni kaybetmekten deli gibi korkuyordu..
Peki ben bunları hak ediyor muydum?
“Gerek yok, düşünmen yeterli. Ayrıca öpünce de hiç acı kalmadı Allah Allah..” Aptal gibi sırıtırken Mirza'nın adım attığım yere gözleri takılmıştı.
“Samsun'a, Karadeniz Bölgesine topuklu ayakkabıyla mı gideceksin?” Amansızca sorgularken bir anlığına şüphe etmiştim.
Ben nereden bileyim neyle gideceğimi?
“Gidilir ki, kombinimi bozmak istemiyorum Mirza.” Alay eder gibi dudağını kenara kıvırdığında tek kaşımı kaldırdım.
“Hayatım bot falan alalım yanına, vardır senin bordo renginde kombini bozmayacak bir botun..” Vardı ama yük yapacaktık.
Ay gerek yoktu bence.
“Bence ama.”
“Var ama yani gerek..” Cümlemi bitirmeden elimden öptü. “Ben alayım yanıma o botu, Samsun tabelasını gördüğün an zaten giymek istersin Işıltım.” Kendinden emin bir tavırla botumu alıp elimden kavrayarak siteden çıktık.
Neydi şimdi bu?
Karadeniz erkeği olduğunu belli mi etmeye çalışıyordu yoksa ben mi fazla aptaldım?

Sitenin kaldırımına park etmiş araçta uzun uzun gözlerim oyalanmıştı, çünkü bu araç kuryelik görevindeyken kullandığı o Beyaz Doblo değildi.
Bu bambaşka pahalı bir araçtı.
Eski model Porsche arabamla kıyasıya yarışırdı bak.
BMW ?
Aracın son model BMW olduğunu fark ettiğim gibi ellerimi gayet narin bir şekilde kullanarak araca bindim.
Mirza'da hemen şoför koltuğunda yerini aldığında yüzünü yüzümle sabitledi. “Nasıl buldun yavrumu?”
Yavrunu?
Yavrun öyle mi?
Bok gibi!
Gülerek gözümü yola doğru devirdim.
Arabanın içinde beyaz deri koltuklar bulunuyordu, gayet dudak uçuklatan cinstendi ama yavrum diye hitap etmesi nedense tuhaf hissetmeme neden olmuştu.
Böyle hissetmemin sebebi ne?
“Yavrunu çok şık buldum.. Tam şanına yakışacak cinsten.” Bilerek o kelimeyi bastırarak söylemiştim. Anlamış olacak ki, dudaklarını birbirine bastırdı.
Ha ha ha.
“Cansız eşyadan da kıskanıldım bakıyorum..” Yooo.
Konuyu uzatma dâhilinde olmadığım için hemen aklıma gelen başka bir şeyi dile getirdim.
“Bu yavru bizi kaç saatte Samsun'a götürecek şapşal?” Alayla tek gözümü kırparak samimi gülüşümü sergiliyordum.
“On saatte güzelim, parmağın iyi mi biraz?”
On saat ne anasını satayım?
Çüş!
Tedirginlikle gözlerimi büyüttüğümde kafamı sağa yatırdım.
“On saat ben uyurum ki, daha kısa sürede varılmıyor mu?” Kafasını olumsuzca salladığında bir anlık durdu.
“Dokuz saat olabilir belki,” Parmağın iyi mi diye sordu!
Elime baktığımda buzun bayağı bir etkisini gördüm.
Tabi sevgi öpücüğünü unutmadım.
“Parmağım daha iyi, merak etme.” Saçımın bir tutamını elinden geçirip eli yanağımda durduğunda, “Dalgalı saç nasıl da yakışmış..” dedi, şaşırmadığım şekilde kısa süreliğine alnımdan öptüğünde dudağımı dişledim.
Ne diye böyle şeyler yaparsın ki?

Cam kenarını benimsemiş kafamı yaslarken gözlerim aniden açıldığında aracın park ettiğini anladım. Mirza'nın sesiyle kafamı ona doğru döndürdüm. “Üşüyor musun güzelim? Ankara'da dinlenme tesislerindeyiz. İnmek istersen üstündeki ile inme,” Üzerindeki ceketi hızla çıkarıp bana uzattığında uyku sersemiyle baygın baygın bakıyordum. “Ceketi giyip öyle inelim, hadi.”
Ankara ve Burdur ne kadar sürdü ki?
Ben niye küt diye bayılıp kalıyorum?
“Ha, serin gibi hava.” Ceketi alıp üzerime geçirirken bakışlarım sanki acınası gibiydi.
“Sen tek gömlekle daha çok üşümeyecek misin?” Kaşlarını yukarıya kaldırarak cevap verdi.
“Senin elini tutarım üşürsem, yanımda sen varken pek soğuk olmuyor hava.” Bilmiş bir şekilde gülerken elimin tersinde olduğunu fark ettim.
Manyak Karadeniz erkeği.
Aynı zamanda şapşal.
“İyi bir çay içelim, sonra yola devam.” Bu sefer ilk elini kavrayan ben olmuştum.

***

Kafamı cam kenarına yaslamış, bacağımı bacağımın üstüne atmış bir şekilde uyuyakaldığımı Mirza'nın üzerime nazikçe ceketini örtmesiyle fark etmiştim.
Neredeyiz abiciğim?
“Mirza, aşırı soğuk neredeyiz biz?” Allah senin belanı vermesin Gülsima!
Almadın bir ceket, ceketsiz gibi.
“Samsun'a giriş yapmak üzereyiz Işıltım, ceketi sakın çekme üstünden.”
Lan on saat hangi ara geçip bitti?
Ay şaka mı, yol boyunca cidden salak gibi uyudum mu?
Bir yarım saat mola vermiştik, bu kadar mıydı yani?
Hiç mi uyanmadım..?
Cekete biraz sarılırken uykulu olan gözlerimi açmaya zorluyordum.
Boz ayısı olabilirdim bu arada.
“Şaka mı yapıyorsun, o moladan sonra kesintisiz uyudum mu yani?” Dudağını yana kıvırıp gözleriyle karşı tabelayı gösterdi.
Samsun.
Ee bize müsaade o hâlde.
“Arada elin midene gitti ama gözünü hiç açmadan uyudun rahat rahat güzelim.” Sıkıntıyla dudağımı büzdüğümde Mirza biraz daha gaza yüklendi.
Gözlerim cama kaydığında yağmur damlaları resmen koca bir sürpriz olmuştu.
Ay bir de yağmur mu yağıyor?
“Evin orada ceketi üzerine giy Işıltım, hava durumunda gözükmüyordu yağmur ama, Karadeniz'e hoş geldin.” Ben de çok memnun oldum Karadeniz.
“Yağmurdan hiç hoşlanmam,” Kafamı cama tekrar yasladığımda duyduğum kuvvetli ve yüksek desibelli şarkıya kulaklarım resmen sağır olmuştu.
Çaprazımızda kalan lüks modelli araçtan geldiğini anladığımda sesi daha çok açtı.

“Gel aşalum aşalum pazarun dağlaruni.
Gel aşalum aşalum Rize’nun dağlaruni.”

Camı aşağıya indirdiğimde çıplak gözle arabayı izlemeye devam ettim. Tüm cadde resmen onun açtığı şarkıyla inliyordu.

“Karadeniz dağlari Karadeniz dağlari,
Dumanlidur dumanli dumanlidur dumanli.
Eller ne dersa desun eller ne dersa desun.”

Mirza'nın kolunu dürtmek istediğimde bakışlarının zaten o arabada olduğunu anlamam uzun sürmedi. Kadın kafasını dışarıya çıkarmış bal rengi sarı saçlarını savurarak şarkıyı bağırarak söylemeye başlamıştı.
Anksiyete senden korkuyor bacım!
Kadına bakmak istemediğim için Mirza'ya baktım ama onun eli telefonuna gidip birini tuşladıktan hemen sonra kulağına götürdü.
“Abiciğim kafanı içeriye sok ve sesi kapat!”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.