7. bölüm / 7
Gölgelerin KorumasıBölüm 7: İki Ateş Arasında
Bölümler 7Şu an: Bölüm 7: İki Ateş Arasında
- 1 Bölüm 1: Cam Kırıkları ve Kül Tablası777 kelime
- 2 Bölüm 2: Tozlu Raflar ve Soğuk Kahve702 kelime
- 3 Bölüm 3: Kilitli Dolaplar ve Tebeşir Tozu1.134 kelime
- 4 Bölüm 4: Kapı Eşiğindeki Cehennem949 kelime
- 5 Bölüm 5: Çatlak Aynalar ve Soğuk Sabah1.047 kelime
- 6 Bölüm 6: Hedef Tahtası ve Kan Kokusu878 kelime
- 7 Bölüm 7: İki Ateş Arasında719 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mina yangın merdiveninin ağır demir kapısını arkasından çeker çekmez soğuk basamaklara yığılmamak için trabzanlara tırnaklarını geçirdi. Ciğerlerine çektiği her nefes, kırık kaburgasına saplanan bir cam kırığı gibi batıyordu. Bacakları titriyor, zihni dönüyordu ama durmadı. Adım adım, basamakları sayarak üçüncü kattaki sınıfına tırmandı. Koridorda kimsecikler yoktu; herkes bahçedeki gerilimi pencerelerden izlemek için toplanmıştı. Sınıfa girip en arka sıraya, kalorifer peteğinin yanındaki gölgeye sindi. Kollarını karnına dolayıp başını sıranın ahşap zeminine gömdü. Dışarıdaki kavga, evdeki çığlıklar, Boran’ın az önce kapıyı tutarken gözlerinde parlayan o tuhaf öfke... Hepsi zihninde birbirine karışıyordu.
Aşağıda, okulun demir kapısının önünde ise zaman durmuş gibiydi.
Boran ve Saran hızla bahçeye geri dönmüş, Koral ile Pamir’in iki yanına geçmişti. Dört genç, kapalı demir parmaklıkların ardında tek bir duvar gibi dizilmişti. Karşı tarafta ise ellerinde sopalar ve zincirlerle Sancak Koleji'nin kalabalığı duruyordu. İki grup arasındaki hava, tek bir kıvılcımla alev alacak kadar gergindi.
Kutay elindeki beysbol sopasını parmaklıklara sertçe vurdu; çıkan madeni ses bahçede yankılandı. "Ne o Boran? Kızı içeri saklayınca mesele kapandı mı sanıyorsun?"
Boran parmaklıklara doğru yarım adım attı. Gözlerinde ne bir tereddüt ne de korku vardı; sadece kontrol altına alınması imkansız, karanlık bir hırs parlıyordu. "O kapıyı açarsam buradan hiçbiriniz yürüyerek çıkamazsınız Kutay. Dene istersen."
Koral kapının mandalına uzandı, boynundaki damarlar gerilmişti. Pamir ise dişlerini sıkarak Kutay’ın hemen arkasında sırıtan çocuğa kilitlenmişti. Tam kapının kilidi açılıp iki grup birbirine girmek üzereyken, caddenin başından siyah, zırhlı ve eskortlu iki lüks makam aracı hızla sokağa daldı.
Araçların sirenleri kısa bir an çalındı ve okul kapısının hemen önünde sert bir frenle durdular.
Ön kapıdan inen iki koruma hızla arka kapıyı açtı. İçeriden, kusursuz kesim lacivert takım elbisesi, elindeki gümüş saplı bastonu ve soğuk, otoriter bakışlarıyla Boran’ın babası Haşmet Karadağ indi. Şehrin en büyük inşaat ve sanayi holdinginin sahibi, aynı zamanda Saint Jude Koleji'nin yönetim kurulu başkanıydı.
Sokağa bıçak gibi bir sessizlik çöktü.
Haşmet Bey, kapıdaki kalabalığa doğru tek bir bakış fırlattı. Sadece duruşu bile sokaktaki havayı dondurmaya yetmişti. Yanındaki koruma şefine dönüp kısık ama net bir sesle konuştu: "Emniyet müdürünü arayın. Bu caddedeki arabaları derhal çektirsin. Bir daha bu kapının önünde bu manzarayı görürsem, Sancak vakfının bu şehirdeki bütün ruhsatlarını iptal ettiririm."
Kutay parmaklıklara dayadığı sopayı yavaşça indirdi. Dişlerini sıktı. Haşmet Karadağ’ın tek bir telefonla sadece onları değil, ailelerinin şirketlerini bile batırabilecek bir güce sahip olduğunu çok iyi biliyordu. Karşılarındaki güç, okul bahçesinde sopalarla dövüşecekleri türden bir güç değildi.
"Gidiyoruz," dedi Kutay arkasındaki çocuklara, sesi bastırılmış bir öfkeyle doluydu.
Grup arabalara doğru geri çekilmeye başladı. Motorlar yeniden çalıştı, kapılar sertçe kapandı ve araçlar hızla caddeden uzaklaştı. Haşmet Bey oğluna tek bir kelime bile etmedi; sadece Boran’ın yakası açık gömleğine ve dağılmış haline küçümseyen, soğuk bir bakış atıp okulun müdürlük binasına doğru yürümeye başladı. Boran ise çenesini sıkarak babasının arkasından baktı; aralarındaki o buzdan mesafe, bahçedeki gerilimden bile daha ağırdı.
Caddeyi dönen siyah modifiyeli aracın ön koltuğunda Kutay camdan dışarı bakıyordu. Çenesini eline dayamıştı. Parmaklarındaki metal muştayı çıkarıp torpidoya fırlattı.
Dışarıdan bakıldığında Boran’ı kışkırtmak için o kıza imalı laflar etmiş, "zayıf halkanız" diyerek alay etmişti. Ama Kutay’ın zihni başka bir yerde takılı kalmıştı. O kızın merdivenlere doğru kaçarkenki aksayan adımları, boynuna kadar çektiği kazağının altından belli olan o derin sarsıntı ve yüzündeki kapatılmaya çalışılmış morluk...
Kutay sokakları bilirdi. Kavganın, darbenin ve şiddetin ne demek olduğunu çok iyi tanırdı. Kızın yüzündeki o yara izi, bir kazanın ya da sokak itişmesinin sonucu değildi; doğrudan, insafsızca savrulmuş bir yumruğun eseriydi. Ve kızın gözlerindeki o kırılmış, tükenmiş bakış... Kutay'ın içinde hiç beklemediği, kendine bile itiraf etmekte zorlandığı tuhaf bir sızı, derin bir acıma duygusu uyandırmıştı. Boran ve o kibirli züppelerin o kızı aralarına alıp ezdiğini düşünmüştü ama durum bundan çok daha karanlık görünüyordu.
Kutay arka koltukta oturan sağ koluna doğru başını hafifçe çevirdi. Sesi artık alaycı ya da öfkeli değildi; aksine son derece ciddi ve keskindi.
"O kızı bulun," dedi Kutay.
Arkadaki çocuk şaşkınlıkla öne eğildi. "Boranların korumaya çalıştığı o burslu kızı mı abi? Okul çıkışı sıkıştıralım mı?"
"Sıkıştırmayacaksınız," dedi Kutay sertçe, bakışlarıyla çocuğu susturarak. "Kıza tek bir parmak bile değmeyecek. Kim olduğunu, nerede oturduğunu, kiminle yaşadığını öğrenin. O yüzündeki izlerin hesabını kimden sormamız gerektiğini bilmek istiyorum. Akşama kadar masamda o kızın her şeyi olacak."
Kutay bakışlarını tekrar camın arkasından hızla akıp giden sokaklara çevirdi. Saint Jude’un kralları ile aralarındaki hesap henüz bitmemişti; ancak o sessiz, yaralı kız, iki okul arasındaki bu savaşın tam merkezinde, tahmin ettiklerinden çok daha büyük bir fırtınayı başlatmak üzereydi.
Bölüm etkileşimi
