Bölüm 4: Kapı Eşiğindeki Cehennem

Vaveyla Yazarı: Lu Lu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Bölüm 4: Kapı Eşiğindeki Cehennem

Son ders zilinin sesi koridorlarda çınladığında, sınıftaki herkes için bu ses özgürlük anlamına geliyordu. Mina içinse infaz saatinin başlangıcıydı.
Sırasından kalkarken elleri titriyordu. Boyaya bulanmış çantasını omzuna asarken sol kaburgasına saplanan bıçak gibi sızıyla yüzünü buruşturdu. Bütün gün okulun kuytu köşelerinde saklanmış, teneffüslerde kütüphanenin bodrum katındaki tozlu arşiv odasında nefesini tutarak beklemişti. Ama saat beşi vurmuştu. Okul kapanıyordu. Sokaklar kararıyordu.
Ve Mina eve gitmek zorundaydı. Başka gidecek tek bir kapısı, sığınacak tek bir çatısı yoktu.
Okulun ağır demir bahçe kapısından çıkarken hemen ilerideki siyah lüks cipe yaslanmış dört silueti gördü.
Boran sürücü kapısına dayanmış, kollarını göğsünde bağlamıştı. Pamir kaputun üzerine oturmuş telefonundan yüksek sesle bir video izleyerek gülüyordu. Koral arka kapının yanında elindeki basketbol topunu ritmik bir şekilde asfalta vurup tutuyordu. Saran ise arabanın gölgesinde, her zamanki gibi çakmağının kapağını tek parmağıyla açıp kapatıyordu.
Mina başını önüne eğdi, adımlarını hızlandırdı. Görünmez olmaya çalışarak kaldırımın en dışından yürümeye başladı.
"Hey, burslu!"
Koral’ın sesi sokağın gürültüsünü delip geçti. Mina durmadı, duymamış gibi yaptı.
"Kime diyorum lan?" Koral elindeki topu sertçe Mina’nın hemen önüne doğru fırlattı. Top kızın ayaklarının dibine çarpıp sekti. Mina bir an dengesini kaybedip sendeledi ama düşmedi.
Pamir kaputtan atladı, ellerini ceplerine sokup sırıttı. "Kaçış planı iptal. Yarın sabah kimya laboratuvarının anahtarlarını görevliden aşırmanı istiyoruz. Bizim için bir iki malzeme alman gerekecek."
Mina durdu ama arkasını dönmedi. Sırtı onlara dönükken omuzları titriyordu. "Ben hırsız değilim," dedi boğuk bir sesle. "Beni rahat bırakın artık."
Boran cipe yaslandığı yerden ayrıldı, ağır adımlarla kızın arkasına doğru yürüdü. Ses tonunda yine o tanıdık, can yakan kibir vardı. "Sen bizim istediğimiz her şeysin Mina. İtiraz hakkın olduğunu mu sanıyorsun? Yarın o malzemeleri alacaksın, yoksa müdürün masasında dolap hırsızlığı yaptığına dair şikayet dilekçesi bulursun. Kime inanacaklar sence?"
Mina yavaşça döndü. Yüzü tebeşir gibi beyazdı. Gözlerinin altındaki mor halkalar günün yorgunluğuyla daha da derinleşmişti. Ama Boran’a baktığında gözlerinde öfke bile kalmamıştı; sadece acınası bir acele ve korku vardı. Hava kararıyordu ve gecikirse babasının onu kapıda nasıl karşılayacağını çok iyi biliyordu.
"Yarın ne isterseniz yaparım," dedi Mina, sesi neredeyse bir fısıltıydı ama kelimeler dudaklarından dökülürken titriyordu. "Hepsini alırım. Sadece... şimdi gitmeme izin verin. Lütfen."
Dörtlü bir an donakaldı.
Kız ilk defa direnmemişti. İlk defa laf sokmaya ya da görmezden gelmeye çalışmamıştı. Açıkça, neredeyse yalvarırcasına gitmek istiyordu.
Pamir kaşlarını kaldırdı. "Vay canına, fare sonunda terbiye oluyor galiba."
Koral güldü. "Biraz daha yalvarsaydın belki arabayla bırakırdık seni evine."
Boran gözlerini kızın yüzünden ayırmıyordu. Kızın bakışları sürekli caddenin sonundaki otobüs durağına ve gökyüzünde hızla batan güneşe kayıyordu. İçinde saatli bir bomba işliyormuş gibi bir telaş vardı. Bu korku, Boran’ın alışık olduğu "benden korkuyorlar" korkusu değildi. Kız onlardan değil, başka bir şeyden kaçmak için can atıyordu.
"Nereye bu acelen?" dedi Boran, sesi istemsizce sertleşti. "Biriyle mi buluşacaksın?"
"Gitmem lazım," dedi Mina sadece. Gözleri dolmuştu ama ağlamamak için alt dudağını öyle bir ısırdı ki neredeyse kanatacaktı. "Bırakın gideyim."
Saran bir adım öne çıktı. Arka direkteki gölgeden sıyrıldı. Gözleri Mina’nın sımsıkı tuttuğu çantasına ve ayaklarının titremesine takıldı. "Bırakın gitsin," dedi Saran düz bir sesle. "Vakit kaybediyoruz. Yarış pistine geç kalacağız."
Boran Saran’a baktı, sonra tekrar Mina’ya döndü. Kızın bu çaresiz hali içine açıklayamadığı bir huzursuzluk tohumu ekiyordu. Bu kıza eziyet etmek bir anda tatsız, çiğ bir oyuna dönüşmüştü.
"Kaybol," dedi Boran soğukça. "Yarın sabah masamda o anahtarları görmezsem seni bu okuldan ben attırırım."
Mina ikinci bir kelime beklemedi. Arkasını döndü ve neredeyse koşar adımlarla durağa doğru ilerledi.
Arkasında kalan Koral topu yerden alıp cipe bindi. "Garip kız vesselam. İnsanın sinirini bozuyor."
Pamir kapıyı açarken güldü. "Aman boş ver, yarın işimizi görsün de."
Boran ise cipin kapısını açmadan önce durdu. Kızın karanlık caddede hızla uzaklaşan, kamburlaşmış siluetine baktı. Saran yanından geçerken hafifçe fısıldadı: "Kızın acelesi okuldan kaçmak değil Boran. Bir yere yetişmeye çalışmıyor. Bir şeyden korkuyor."
Boran cevap vermedi, sadece direksiyona geçti.
Mina, eski ve rutubet kokan apartmanın önüne geldiğinde nefes nefeseydi.
Sokak lambasının sarı, cılız ışığı paslı demir kapıyı aydınlatıyordu. Mina merdivenleri çıkarken her basamakta kalbi boğazında atıyordu. İkinci kata geldiğinde dairenin kapısındaki anahtar deliğine baktı. İçeriden gelen o boğuk televizyon sesi ve havaya karışan ağır anason kokusu ciğerlerine doldu.
Çok geçti. Babası çoktan başlamıştı.
Anahtarı kilide yavaşça soktu, ses çıkarmamak için milim milim çevirdi. Kapıyı aralayıp içeri süzüldü. Antredeki cılız ampul bile yanmıyordu. Ayakkabılarını sessizce çıkarıp eline aldı.
"Neredesin sen?!"
Karanlığın içinden gelen o hırıltılı, sarhoş ses Mina’nın tüm bedenini kaskatı kesti.
Salondan çıkan adamın adımları düzensizdi. Üzerindeki eski atlet kir içindeydi, elinde yarısı boşalmış bir şişe vardı. Gözleri kan çanağı gibiydi.
"Baba... dersim uzadı, kütüphanedeydim..." dedi Mina, sırtını duvara yapıştırarak geriye doğru çekilmeye çalıştı.
"Kütüphaneymiş!" Adam bir adımda aradaki mesafeyi kapattı. Boştaki elini havaya kaldırıp Mina’nın omzundaki çantayı öyle bir asıldı ki çantanın askısı koptu, kitaplar yere saçıldı. "Sana bu eve hava kararmadan gelinecek demedim mi ben sürtük?! Bütün gün sokaklarda sürtüp geliyorsun, evde zıkkımlanacak tek lokma yok!"
"Yemek yaptım, dolapta..." Mina'nın sesi boğazında düğümlendi, ellerini yüzünü korumak için kaldırdı. "Vallahi dolaba koydum baba, ısıtayım hemen..."
"Bana cevap mı veriyorsun sen?!"
Adamın savurduğu ilk tokat Mina’nın sol kulağında patladı. Çarpmanın şiddetiyle kızın başı hızla duvara çarptı. Gözlerinin önünde şimşekler çaktı, kulağında tiz bir çınlama başladı. Yere düşerken sol kaburgasının üzerine yığıldı. Zaten çatlak olan kemik sanki etini delip geçecekmiş gibi bir acı saplandı göğsüne. Çığlık bile atamadı; sadece acıyla iki büklüm olup parkeye kapandı.
"Kalk ayağa! Sana kalk dedim!"
Adamın tekmesi Mina’nın sırtına, kürek kemiğinin tam ortasına indi.
Mina yerde kıvrılmış, elleriyle başını sarmıştı. Gözlerini sımsıkı kapattı. Ağlamıyordu, yalvarmıyordu. Sadece bu anın bitmesini bekliyordu. Zihninde Boran’ın, Pamir’in, Koral’ın yüzleri belirdi. Onların döktüğü kahveler, yırttığı defterler, ettikleri hakaretler...
Keşke orada kalsaydım, diye düşündü Mina, yerdeki soğuk parkeye yanağını dayarken. Keşke beni bütün gece o okulda bıraksalardı.
Çünkü okulun zorbaca krallığı, bu evin cehenneminin yanında bir cennetti. Ve Mina bu gece de o cehennemin zemininde, kırık kemiklerinin sızısıyla sabaha kadar nefes almaya çalışacaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.