Bölüm 5: Çatlak Aynalar ve Soğuk Sabah

Vaveyla Yazarı: Lu Lu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Bölüm 5: Çatlak Aynalar ve Soğuk Sabah

Gece, Mina için hiç bitmeyecekmiş gibi uzayan bir işkenceydi.
Babasının küfürleri sonunda salondaki eski kanepeden gelen ağır, boğuk horultulara dönüştüğünde saat gecenin üçünü çoktan geçmişti. Salondan sızan ağır alkol ve tütün kokusu evin havasını zehirliyordu.
Mina, antrenin soğuk zemininde saatlerce kımıldamadan yattı. Sırtındaki her kas lifi zonkluyor, sol kaburgasına her nefeste sivri bir cam parçası batıyordu. Yavaşça, parmak uçlarıyla yerden destek alarak doğrulmaya çalıştı. Ağzından boğuk bir inilti kaçmasın diye dudağının içini ısırdı; ağzına demir gibi metalik bir kan tadı yayıldı.
Karanlıkta el yordamıyla banyoya sığındı, kapıyı sessizce arkasından kilitledi. Işığı açmaya bile korktu; sadece sokak lambasından banyo penceresine vuran donuk sarı aydınlık vardı.
Aynaya baktığında gördüğü yüzden irkildi. Sol şakağından boynuna doğru inen kızarıklık morarmaya başlamıştı. Kaşının hemen üstünde küçük bir çatlak vardı ve kurumuş kan izi tenine yapışmıştı.
Musluğu ip gibi açtı. Soğuk suyu titreyen avuçlarına doldurup yüzüne çarptı. Canı öyle yandı ki dişlerini birbirine kenetledi. Çantasından çıkardığı eski kapatıcıyı ve pudrayı yaraların üzerine kat kat sürdü. Boynunu kapatmak için kışlık kalın, siyah balıkçı yaka kazağını geçirdi üzerine; hava ılık olsa bile bunu giymek zorundaydı. Kaburgasını korumak içinse eski bir tülbentle göğsünü sımsıkı sardı. Nefes almak artık lüks bir eylemdi.
Saat sabahın altısını vurduğunda, evdeki canavar uyanmadan sessizce kapıyı çekip çıktı.
Saint Jude Koleji’nin bahçesi sabah sisiyle kaplıydı. Henüz ders ziline kırk dakika vardı ama okulun lüks otoparkına giren motor sesleri sabahın sessizliğini yırtıyordu.
Boran’ın siyah cipi her zamanki yerine, çizgileri tamamen ihlal ederek çaprazlama park etti.
Kapılar aynı anda açıldı. Pamir esneyerek arka koltuktan indi, elindeki enerji içeceğinden büyük bir yudum aldı. Koral kapıyı gürültüyle çarparak kapattı; dün geceki kaçak araba yarışının adrenalini hâlâ gözlerindeydi. Saran ise arabanın arkasından sessizce dolaşıp geldi, ceketinin cebinden gümüş çakmağını çıkardı ama yakmadı, sadece parmaklarında gezdirdi.
Boran direksiyondan indi, deri ceketini düzeltip anahtarları parmağında çevirdi. Gözleri doğrudan ana giriş kapısına kaydı.
"Dün gece iyi kaçtı ama," dedi Pamir sırıtarak. "Kimya laboratuvarının anahtarlarını getirmeyi akıl etmiştir umarım. Yoksa ilk ders hocanın gözü önünde rezil edeceğim onu."
Koral alaycı bir tavırla güldü. "Getirmese daha iyi. Bahane olur, biraz eğleniriz. Dün erken dağıldık, canım sıkkın zaten."
Saran hiçbir şey söylemedi. Bakışları okul bahçesinin en uzak köşesindeki beton banka kilitlenmişti.
Mina oradaydı.
Bu saatte bahçede kimse olmazdı ama o, bir heykel gibi kaskatı oturuyordu. Üzerinde kalın siyah bir boğazlı kazak vardı, kabanını göğsüne kadar sımsıkı sarmıştı. Başı öne eğikti, ellerini ceplerine sokmuş, tek bir hareket bile etmiyordu.
"Bak sen, erkenci kuşağımız teşrif etmiş," dedi Pamir gözlerini kısarak. "Bizi bekliyor herhalde."
Boran adımlarını o yöne çevirdi. Yüzünde yine o küçümseyici, soğuk gülümseme belirdi. "Gidip alalım emanetlerimizi."
Dörtlü, çakıl taşlarını ezen tempolu adımlarla banka doğru ilerledi. Yaklaştıkça kızın durumundaki tuhaflık daha da belirginleşiyordu. Mina onların geldiğini ayak seslerinden anlamış olmalıydı ama başını milim kıpırdatmadı. Kaçmaya çalışmadı, toparlanmadı.
Koral bankın arkasına geçip ayağıyla tahtaya sertçe vurdu. "Kalk bakalım ayağa, nöbetçi!"
Mina irkilmedi bile. Sadece yavaşça, sanki her eklemi paslanmış bir makine gibi zorlanarak başını kaldırdı.
Yüzü tebeşir kadar beyazdı. Kat kat sürdüğü pudra, şakağındaki şişliği ve morluğun sınırlarını gizlemeye yetmemişti. Gözleri çukura kaçmış, dudakları renksizleşmişti. Ama en kötüsü gözlerindeki ifadeydi; dün geceki telaş ve korku tamamen silinmiş, yerini yaşayan bir ölüye ait donuk bir kabullenişe bırakmıştı.
Pamir tam ağzını açıp alaycı bir şey söyleyecekti ki kızın yüzünü net görünce kelimeler boğazında tıkandı.
Boran bir adım öne çıktı. Kızın yüzündeki kapatılmaya çalışılmış darbe izlerine ve boğazına kadar çektiği kalın kazağa baktı. Kibirli duruşu bir anlığına sarsıldı. Kaşları çatıldı, ses tonundaki alay yerini garip bir gerginliğe bıraktı. "Anahtarları getirdin mi?"
Mina elini yavaşça cebine attı. Parmaklarının titremesini durduramıyordu. Cebinden çıkardığı pirinç laboratuvar anahtarını bankın üzerine bıraktı.
"Burada," dedi Mina. Sesi o kadar çatlaktı, o kadar derinden geliyordu ki kendi sesine bile benzemiyordu. "İstediğiniz şey buydu. Alın ve gidin."
Koral bankın arkasından öne doğru geldi, anahtara uzandı ama gözleri kızın yüzündeki o şişlikten ayrılamıyordu. "Sen... kaza mı geçirdin ne bu halin?" diye sordu, sesi ilk defa dalga geçer gibi çıkmamıştı.
Mina başını yeniden öne eğdi. "Düştüm. Merdivenlerden düştüm."
"Yalan söylüyorsun," dedi Boran aniden. Sesi koridorlarda öğrencileri titreten o otoriter sertlikteydi ama bu kez öfkesi kıza değil, durumu çözememenin getirdiği çaresizliğeydi. "Merdivenden düşen birinin şakağında yumruk izi olmaz."
Boran hızla eğilip Mina’nın çenesini tutmak, yüzünü ışığa çevirmek için elini uzattı.
Boran’ın parmakları Mina’nın tenine değmeden bir santim önce, Mina öyle bir refleksle geriye çekildi ki tüm sırtı bankın demir kenarına çarptı. Ağzından yırtıcı, boğuk bir çığlık kaçtı. Eli hızla kaburgalarına gitti, iki büklüm oldu ve başını dizlerinin arasına sıkıştırarak titremeye başladı.
"Dokunma!" diye inledi Mina, nefes alamıyordu, hava ciğerlerine uğramadan geri çıkıyordu. "Yalvarırım dokunma... Vurma artık..."
Boran havada kalan elini yavaşça geri çekti. Kalbine buz gibi bir şey saplandı. Kız ondan emir beklemiyordu, dalga geçmesini beklemiyordu; kız ondan dayak yemeyi bekliyordu. Kendini korumak için aldığı o savunma pozisyonu, bir çocuğun defalarca tekmelendiğinde aldığı o çaresiz cenin pozisyonuydu.
Pamir donakalmış, elindeki kutuyu yere düşürmüştü.
Saran ise arkada daha fazla duramadı. Hızlı adımlarla öne çıktı, Boran’ın omzundan tutup onu sertçe geriye doğru itti. "Çekil oradan Boran!"
"Saran, ne—"
"Geri bas dedim!" Saran’ın sesi okulda ilk defa bu kadar sert ve öfkeli çıkmıştı. Yüzündeki o donuk maske tamamen parçalanmıştı. Eğildi, Mina’nın birkaç adım uzağında diz çöktü. Kıza dokunmadı, dokunursa onun daha çok dağılacağını biliyordu.
"Mina," dedi Saran, sesini olabildiğince alçak ve sakin tutmaya çalışarak. "Sana kimse vurmuyor. Burada sadece biz varız. Kimse dokunmayacak."
Mina titreyerek gözlerini araladı. Önünde diz çökmüş Saran’ı, biraz geride şok içinde kendisine bakan Pamir ve Koral’ı ve birkaç adım ötede donup kalmış Boran’ı gördü. Kafası öylesine karışmıştı, acı zihnini öylesine uyuşturmuştu ki gerçeği ayırt edemiyordu.
"Okuldasın," dedi Saran tane tane, gözlerini kızın morarmış şakağından ayırmadan. "Bunu kim yaptı?"
Mina cevap vermedi. Dudakları titredi, bir damla yaş yanağındaki kapatıcıyı yararak aktı.
Tam o sırada caddeden gelen yüksek sesli motor homurtuları okul bahçesinin girişinde yankılandı. Üç tane siyah modifiyeli araç, Saint Jude Koleji’nin demir kapısının hemen önünde lastik yakarak durdu. Camlar indi.
Sancak Koleji’nin armalarını taşıyan ceketleriyle rakip okulun çocukları dışarı baktılar. En öndeki arabanın penceresinden sarkan çocuk, elindeki metal beysbol sopasını kapıya vurarak alaycı bir ıslık çaldı.
Gözleri doğrudan bankta toplanmış dörtlüye, ardından aralarında iki büklüm yatan kıza kilitlendi.
"Saint Jude’un prensleri!" diye bağırdı arabadaki çocuk. "Bugün erken başlamışsınız partiye! O küçük kızı da aranıza mı aldınız, yoksa bizim için mi saklıyorsunuz?"
Dörtlünün kanı aynı anda dondu. Birkaç gündür tırmanan okul savaşı, en savunmasız anlarında tam kapılarına dayanmıştı ve hedef tahtasının tam ortasında, yerden bile kalkamayan o kız duruyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.