3. bölüm / 7
Gölgelerin KorumasıBölüm 3: Kilitli Dolaplar ve Tebeşir Tozu
Bölümler 7Şu an: Bölüm 3: Kilitli Dolaplar ve Tebeşir Tozu
- 1 Bölüm 1: Cam Kırıkları ve Kül Tablası777 kelime
- 2 Bölüm 2: Tozlu Raflar ve Soğuk Kahve702 kelime
- 3 Bölüm 3: Kilitli Dolaplar ve Tebeşir Tozu1.134 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Bölüm 4: Kapı Eşiğindeki Cehennem949 kelime
- 5 Bölüm 5: Çatlak Aynalar ve Soğuk Sabah1.047 kelime
- 6 Bölüm 6: Hedef Tahtası ve Kan Kokusu878 kelime
- 7 Bölüm 7: İki Ateş Arasında719 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Haftanın üçüncü günü, Saint Jude Koleji’nin üzerine kurşun rengi, boğucu bir gökyüzü sermişti. Yağmur yağmıyor ama hava insanın boğazına yapışan o nemli soğuğu bırakmıyordu.
Mina o sabah okula herkesten erken gelmişti. Sebebi çalışkanlığı değil, babasının sızdığı koltuktan sabah saat altıda küfürlerle uyanması ve mutfaktaki boş şişeleri fırlatmaya başlamasıydı. Sırtını kapıya dayayıp ayakkabılarını eline alarak sessizce evden kaçmış, soğuk sokaklarda okul kapısı açılana kadar yürümüştü. Sol yanağında hafif bir kızarıklık vardı; sabah evden çıkmadan önce yüzünü kapatmak için annesinden kalma eski bir pudrayı kat kat sürmüş, üzerine de saçlarını olabildiğince dökmüştü.
İkinci dersin bitiş zili çaldığında ana koridor uğultuyla doldu.
Boran, Pamir, Koral ve Saran, kantinin özel loca köşesinden kalkmış, koridorda ağır adımlarla ilerliyorlardı. Pamir’in elinde kırmızı renkte bir sprey boya kutusu vardı; parmaklarının arasında çevirip duruyordu.
"Dedim ya, fazla sessiz," dedi Pamir sırıtarak. "Kütüphanede kahve döktük, kılı kıpırdamadı. Fizik ödevini aldık, gitti yenisini yazdı. Bir insanın sinir uçları bu kadar mı ölü olur?"
Koral elleri ceplerinde, omuz silkerek yanıt verdi. "Korkudan sesi çıkmıyor işte. Şımarık bursluların hepsi böyledir; kovulmamak için her şeye katlanırlar."
Boran ceketinin yakasını düzeltti. Bakışları koridorun sonundaki 114 numaralı dolaba odaklandı. "Katlanmanın da bir sınırı var. Bakalım bugün ne yapacak."
Saran grubun bir adım gerisinden yürüyordu. Çakmağını cebinden çıkarıp tek eliyle kapağını açıp kapadı. "Boşuna uğraşıyorsunuz. O kız zaten bitik. Tepki vermeyecek."
"Bahse var mısın?" dedi Pamir gözlerini kısarak. "Dolabını açtığı an en azından ağlayacak. Yüz binine girerim."
Boran duraksamadan dolapların önüne geldi. Mina henüz ortalıkta yoktu; muhtemelen hocanın verdiği ek ödevleri teslim etmek için öğretmenler odasındaydı. Pamir cebinden çıkardığı ince bir teli dolabın kilidine sokup ustaca çevirdi. Saint Jude’un lüks dolap kilitleri onun için sadece birkaç saniyelik bir oyuncaktı.
Mekanizma tık sesiyle açıldı.
Koral dolabın kapağını iki yana savurdu. İçeride Mina’nın düzenli defterleri, yedek okul hırkası ve kenarda duran küçük bir beslenme kabı vardı. Pamir elindeki sprey boyayı salladı; içindeki metal bilyenin tıkırtısı koridorda yankılandı.
"Biraz renk katalım," dedi Pamir ve spreyi doğrudan dolabın içine, defterlerin, hırkanın ve kitapların üzerine sıktı. Kırmızı boya sayfaları, kumaşı ve metal duvarları kapladı. Yetmedi; Koral yerdeki çöp kutusunu tekmeleyip içindeki tebeşir tozlarını, yırtık kâğıtları ve ıslak mendilleri boyanın üzerine boşalttı.
Tüm koridordaki öğrenciler toplanmış, mesafeli bir çember oluşturarak olanları izliyordu. Hiç kimse öne çıkıp "Ne yapıyorsunuz?" diyemezdi. Bu dörtlüye karşı çıkmak, ertesi gün okuldan atılmak ya da ailelerinin iş yerlerine müfettiş ordusu yığılması demekti.
Tam o sırada koridorun başından ayak sesleri duyuldu.
Mina elindeki dosyalarla köşeyi döndü. Koridordaki kalabalığı görünce adımları yavaşladı. Kalabalık, onun geldiğini fark edince iki yana açılarak adeta bir koridor oluşturdu. Mina’nın gözleri doğrudan kendi dolabına kaydı.
Açık duran dolap kapağı, içinden sızan taze kırmızı boya ve etrafa saçılmış çöpler.
Boran kollarını göğsünde kavuşturmuş, dolabın hemen yanında dikiliyordu. Mina yaklaşırken kızın yüzündeki en ufak bir duygu kırıntısını yakalamak için gözlerini kısmıştı. Bir gözyaşı, bir öfke çığlığı, bir yalvarış... Ne olursa.
Mina dolabın bir metre önünde durdu.
Önce yerdeki boyalı hırkasına baktı. Sonra kırmızıya bulanmış ders notlarına. Elleri iki yanına düştü. Yüzü tamamen hareketsizdi; adeta taştan oyulmuş bir heykel gibiydi.
Pamir öne çıktı, yüzünde zafer kazanmış bir ifadeyle kızı süzdü. "Tasarımını yeniledik Mina. Beğenmedin mi? O soluk defterlerin çok sıkıcıydı."
Mina başını kaldırdı. Gözleri doğrudan Boran’a kilitlendi. Gözlerinde bekledikleri yaş yoktu. Sadece dipsiz bir karanlık, derin bir bıkkınlık vardı. Bu bakış Boran’ın göğsünde tuhaf, rahatsız edici bir baskı yarattı. Beklediği tatmin duygusu gelmemişti; aksine, kızın bu çelik gibi duruşu Boran’ın içindeki kibri zedeliyordu.
"Bitti mi?" dedi Mina.
Sesi o kadar kısıktı ki, koridordaki sessizlik olmasa duyulamazdı. Titremiyordu. Öfkeyle yükselmiyordu. Sadece düz, yorgun ve boştu.
Koral kaşlarını çattı, kıza bir adım yaklaştı. "Sen bizimle dalga mı geçiyorsun? Bitti mi ne demek lan? Ağlasana! Bağırsana!"
Mina gözlerini Koral’a çevirmedi bile. Eğildi, boyaya bulanmış hırkasını iki parmağının ucuyla tutarak yerden kaldırdı ve doğrudan kenardaki çöp kutusuna attı. Ardından kırmızı boyanın yapış yapış ettiği kimya defterini aldı, onu da çöpe bıraktı.
Korumaya çalıştığı tek şey, dolabın en dibinde kalan ve boyanın ulaşmadığı küçük, şeffaf bir dosyaydı. Dosyanın içinde annesinden kalan tek eski fotoğraf vardı. Elini dikkatle uzatıp o dosyayı aldı, göğsüne bastırdı.
Bu hareket sırasında kazağının yakası hafifçe kaydı.
Saran, kalabalığın arasından o anı yakaladı. Mina’nın köprücük kemiğinin hemen altında, boynuna doğru tırmanan taze, koyu mor bir darbe izi vardı. Okulda kimsenin yapmadığı, tebeşir ya da boya lekesine benzemeyen, doğrudan ağır bir cismin ya da sert bir yumruğun bıraktığı türden bir çürük.
Saran’ın çakmağı çeviren parmakları aniden durdu. Gözleri kısıldı, bakışları o izden Mina’nın soluk yüzüne, ardından yanağındaki aşırı pudralı bölgeye kaydı.
Bu kız okulda değil, diye düşündü Saran, zihninde beliren şüpheyle. Başka bir yerde dayak yiyor.
Ama tek kelime etmedi. Çakmağını cebine koydu, çenesini sıktı.
Boran ise Mina’nın bu umursamaz temizliğine daha fazla dayanamadı. Adım atıp kızın elindeki şeffaf dosyayı kavramak için hamle yaptı. "Sana soru sordum Mina! Bize cevap vereceksin!"
Boran’ın eli Mina’nın bileğine kapandığı anda, Mina öyle bir tepki verdi ki koridordakiler nefesini tuttu. Çığlık atmadı ama tüm vücudu elektrik çarpmış gibi gerildi, nefesi boğazında tıkandı ve Boran’ın elinden kurtulmak için kendini öyle bir güçle geriye fırlattı ki sırtı arkadaki yangın dolabına çarptı.
Sol yanını tutarak iki büklüm oldu. Ağzından derin, hırıltılı bir inilti döküldü. Yüzündeki pudra bile aniden çekilen kanın yarattığı kireç beyazlığını gizleyemedi.
Boran havada kalan eline baktı. Ona zarar vermemişti; sadece bileğini tutmuştu. Ama kız sanki bir bıçak darbesi almış gibi yere çökmüş, kaburgalarını sıkarak soluklanmaya çalışıyordu.
"Dokunma..." dedi Mina fısıltıyla, gözleri sımsıkı kapalıydı. Alnından soğuk bir ter damlası şakağına doğru süzüldü. "Bana... dokunmayın."
Pamir sırıtmaya çalıştı ama gülüşü bu kez eğreti durdu. "Oyunculukta üstüne yok ha. Dokunduk diye felç geçirecek sanki."
Koral bir adım geri çekildi, kafası karışmıştı. "Bu kız harbiden normal değil."
Boran yere çökmüş, acı içinde titreyen kıza doğru bir adım daha atacak oldu. İçinde adını koyamadığı bir öfke ve ilk kez hissettiği rahatsız edici bir merak vardı. "Mina, kalk ayağa. Numara yapmayı kes."
Ama Mina kalkmadı. Başını dizlerine gömdü, dosyayı göğsüne sımsıkı bastırdı ve sadece orada, mermer zeminin soğuğunda hareketsizce bekledi.
Koridorun sonundan müdür yardımcısının sert sesi yankılandı: "Orada ne oluyor? Dağılın hemen sınıflara!"
Öğrenciler hızla dağılmaya başladı.
Saran öne çıktı, Boran’ın omzuna dokundu. "Boran. Yürü."
Boran gözlerini Mina’dan alamıyordu. Kızın titreyen omuzları, kaburgasını tutan parmaklarının beyazlamış eklemleri... İçinde bir şeyler yerine oturmuyordu ama arkasını döndü. "Hadi," dedi soğuk bir sesle.
Dörtlü sınıfa doğru yürürken Saran, Boran’ın yanına yanaştı. "Boran," dedi alçak sesle, diğerlerinin duymayacağı bir tonda.
"Ne var Saran?"
"O kıza bir daha dokunmayın."
Boran kaşlarını çatıp durdu, Saran’a baktı. "Ne saçmalıyorsun sen? Koruyucusu mu kesildin başımıza?"
Saran’ın yüzünde her zamanki donuk maskesi vardı ama gözleri tehlikeli bir sakinlikle parlıyordu. "Numara yapmıyor. Kaburgalarında bir şey var. Ve boynundaki o morluk... Bizim yaptığımız hiçbir şeye benzemiyor."
Boran alaycı bir şekilde güldü, ama gülüşü gözlerine ulaşmadı. "Bize ne Saran? İsterse gebersin. Sadece sıkıcı bir burslu, fazlası değil."
Yürümeye devam ettiler. Ancak Boran sınıfa girip sırasına oturduğunda, pencereden dışarı bakarken aklında sadece tek bir görüntü vardı: Mina’nın acıdan kısılan nefesi ve duvara çarptığında gözlerinde parlayan o dipsiz cehennem.
Bölüm etkileşimi
