Bölüm 6: Hedef Tahtası ve Kan Kokusu

Vaveyla Yazarı: Lu Lu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Bölüm 6: Hedef Tahtası ve Kan Kokusu

Demir kapının önünde duran siyah arabaların egzoz patlamaları, sabahın sessizliğini paramparça etti.
Sancak Koleji’nin lideri Kutay, ön yolcu koltuğundan indi. Üzerindeki bordo-siyah kolej ceketinin kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı. Parmak boğumlarında metal muştalar parlıyordu. Kapıyı tekmeleyerek kapattı ve demir parmaklıklara doğru iki adım attı. Arkasındaki araçlardan da beysbol sopalı ve demir zincirli altı yedi kişi daha indi.
"Ne o Boran?" dedi Kutay, ağzındaki kürdanı yere tükürerek. "Kendi çöplüğünüzde bile titriyor musunuz lan? Dün geceki yarışın rövanşını almadan bu kapıdan kimse girmeyecek."
Boran gözlerini Kutay’a çevirdiğinde içindeki bütün o kargaşa, saf ve buz gibi bir şiddet arzusuna dönüştü. Bankın yanından ağır adımlarla ayrıldı. Ceketinin düğmesini çözdü, kravatını tek bir hamlede boynundan çekip yere fırlattı. Yüzündeki o donuk ifade yerini vahşi bir öfkeye bırakmıştı.
Koral ellerini cebinden çıkardı, parmak eklemlerini ardı ardına kütletti. "Sabah sabah kaşınanlar varmış," dedi dişlerinin arasından. "Kapıyı açalım da günlerini gösterelim."
Pamir yerdeki meyve suyu kutusunu tekmeleyip Koral’ın yanına geçti. Alaycı sırıtışı silinmiş, bakışları tehlikeli bir şekilde keskinleşmişti. "Şu herifin burnunu kırmak için günlerdir bekliyordum zaten."
Kapıdaki gürültü ve küfürleşmeler tırmanırken, bankta dizlerinin üzerinde duran Mina için tek bir içgüdü devreye girdi: Kaçmak.
Burada kalırsa ölecekti. Evde zaten dövülmüştü; bir de okul çetelerinin sopalarının arasında kalırsa bu bedeni bir darbe daha kaldıramazdı.
Titreyen elleriyle bankın kenarına tutundu. Sol kaburgasındaki kemiklerin birbirine sürtünme hissiyle gözlerinden bir damla yaş süzüldü ama inlemedi. Dişlerini öyle sert sıktı ki damağı sızladı. Yavaşça doğruldu. Çantasını tek omzuna aldı ve başını eğerek, duvar diplerini siper edip okulun arka yangın merdiveni girişine doğru sendeleyerek yürümeye başladı.
Sadece görünmez olmak istiyordu. Sessizce bir gölge gibi süzülüp sınıfa, o soğuk sıranın arkasına saklanmak...
Ama kapıdaki Kutay’ın bakışları Boran’ın üzerinden bir anlığına kaydı.
Kutay, duvara yapışık bir şekilde topallayarak kaçmaya çalışan kıza kilitlendi. Kızın boynuna kadar çektiği kazağı, yüzündeki kapatılmaya çalışılmış morlukları ve en önemlisi... Saint Jude’un krallarının bu kızın etrafında oluşturduğu o garip koruma kalkanını gördü. Normalde kimseye acımayan, kimseyi umursamayan Boran ve Saran’ın kızı çevreleyen duruşları Kutay’ın gözünden kaçmamıştı.
Kutay’ın dudaklarında iğrenç, zehirli bir sırıtış belirdi.
Gözlerini Mina’nın titreyen sırtından ayırmadan metal beysbol sopasını omzuna dayadı. "Vay be..." dedi Kutay, sesi bilerek yükselmişti. "Demek zayıf halkanız bu fareymiş. Şuna bak, yürümekte bile zorlanıyor. Tek bir vuruşluk canı var."
Kutay sopanın ucuyla Mina’nın uzaklaşan siluetini işaret etti. Arkasındaki adamlardan ikisine dönüp kısık bir sesle fısıldadı: "Arka bahçeyi tutun. Okul çıkışı o kızı tek yakalayın. Bakalım Boran efendi onun için ne kadar yalvaracak."
O işaret ve o bakış, bahçedeki gerilimi bir anda patlama noktasına getirdi.
Saran, demir kapıya doğru yürümüyordu; gözleri sürekli arkadaydı. Mina’nın adım seslerini takip ediyordu. Kutay’ın sopayı kıza doğrulttuğunu ve arkasındaki adamlara verdiği talimatı ilk o fark etti. Saran’ın adımları bıçak gibi durdu. Parmaklarının arasındaki gümüş çakmak yere düştü, taşların üzerinde tiz bir ses çıkardı.
Saran başını kaldırıp Kutay’a baktı. Gözlerindeki sakinlik gitmiş, yerini öldürmeye hazır bir avcının karanlığı almıştı.
"Boran," dedi Saran. Sesi bir fısıltıydı ama rüzgar gibi esti. "Arkaya bakıyor."
Boran duraksadı. Başını önce Kutay’ın baktığı yöne, ardından köşeyi dönmek üzere olan Mina’ya çevirdi.
Kızın bir adım daha atacak hali yoktu; eliyle duvara tutunmuş, kaburgasını tutarak kapıya ulaşmaya çalışıyordu. Ve kapıdaki o aşağılık herifler, gözlerini kıza dikmiş, avını süzen çakallar gibi plan yapıyorlardı.
Boran’ın beynine kan sıçradı.
O kıza bütün hafta eziyet etmişlerdi. Defterlerini yırtmış, kahvelerini dökmüş, aşağılamışlardı. Ama o kız, okulun sınırları içinde onların meselesiydi. Başka hiçbir itin, başka hiçbir çetenin o kıza dokunmaya, ona bir tehdit gibi bakmaya hakkı yoktu. Hele ki kızın bu sabahki o kırılmış, paramparça olmuş cenin duruşunu gördükten sonra... Kutay’ın o kıza el sürme ihtimali Boran’ın içindeki tüm kontrol mekanizmalarını sıfırladı.
Koral da Kutay’ın Mina’ya kilitlenen gözlerini fark etti. Damarları boynunda kabardı. "Sen az önce kime baktın lan şerefsiz?!" diye kükredi Koral.
Pamir’in yüzündeki alaycı çocuk tamamen öldü. İki adımda demir kapının parmaklıklarına yapıştı, yüzü Kutay’ın yüzüne santimler kala durdu. "O gözlerini oyar, ellerine veririm senin Kutay. Adını bile ağzına almayacaksın!"
Boran ise kapıya doğru yürümedi.
Aksine, arkasını döndü. Kutay’ın şaşkın bakışları arasında demir kapıyı ardında bıraktı. Koral ve Pamir’e tek bir emir verdi: "Kapıyı kapalı tutun. İçeri tek bir tanesi bile adım atarsa kemiklerini kırın."
Boran doğrudan okul binasına, yangın merdivenine doğru koşar adımlarla yürümeye başladı. Saran da yerden çakmağını bile almadan hemen onun peşine takıldı.
Mina tam yangın kapısının koluna uzanmışken arkasından gelen ağır ve hızlı bot seslerini duydu. Korkuyla arkasını döndü, sırtını demir kapıya yasladı. Nefesi boğazına tıkandı, bayılmak üzereydi.
Karşısında Boran duruyordu.
Göğsü hızla inip kalkıyordu, kravatı yoktu, gömleğinin üst iki düğmesi kopmuştu. Gözlerindeki vahşi öfke Mina’nın nefesini kesti.
"B-bana dokunma..." dedi Mina ağlamaklı bir fısıltıyla, iki elini göğsüne siper ederek. "Yalvarırım Boran, bugün olmaz..."
Boran kıza dokunmadı. Aralarında bir metre mesafe bıraktı. Ama gözleri kızın üzerinden ayrılmıyordu. Kızın arkasındaki kapıyı sertçe çekip açtı, ardından yana çekilerek kıza yol verdi.
"İçeri gir," dedi Boran. Sesi daha önce hiç çıkmadığı kadar boğuk ve sertti ama bu kez bu öfke kıza yönelmemişti. "Sınıfa çık ve kapıyı kilitle."
Mina şaşkınlıkla gözlerini araladı. Anlamıyordu.
Saran hemen arkalarından yetişti, Mina’nın koluna değmeden kapıyı tuttu. "Hadi Mina. Çabuk ol. Dışarıdakiler seni gördü."
Boran gözlerini kızın morarmış şakağına dikti. Çenesindeki kaslar gerilmekten taş gibi olmuştu.
"Bugün kimse sana dokunmayacak," dedi Boran, gözlerini okul kapısındaki Kutay’a doğru çevirirken. "Ne onlar... ne de başkası."
Mina içeri süzülürken arkasında kalan iki gencin duruşuna baktı. Hayatında ilk defa, o dört gölgenin kendisine doğru değil; kendisiyle dışarıdaki cehennem arasına bir duvar gibi örüldüğünü hissetti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.