2. bölüm / 7
Gölgelerin KorumasıBölüm 2: Tozlu Raflar ve Soğuk Kahve
Bölümler 7Şu an: Bölüm 2: Tozlu Raflar ve Soğuk Kahve
- 1 Bölüm 1: Cam Kırıkları ve Kül Tablası777 kelime
- 2 Bölüm 2: Tozlu Raflar ve Soğuk Kahve702 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Bölüm 3: Kilitli Dolaplar ve Tebeşir Tozu1.134 kelime
- 4 Bölüm 4: Kapı Eşiğindeki Cehennem949 kelime
- 5 Bölüm 5: Çatlak Aynalar ve Soğuk Sabah1.047 kelime
- 6 Bölüm 6: Hedef Tahtası ve Kan Kokusu878 kelime
- 7 Bölüm 7: İki Ateş Arasında719 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Saint Jude Koleji’nin devasa kütüphanesi, okulun en sessiz ve gösterişli yeriydi. Yüksek tavanlara kadar uzanan ceviz kaplama raflar, vitray pencerelerden süzülen soluk ışıkla kaplanırdı. Mina için burası bir sığınaktı; evdeki küfür kıyametten birkaç saat daha kaçabilmek, akşam ezanına kadar babasının sızmasını beklemek için sığındığı tek liman.
Masalardan birine çekilmiş, dirseklerini ahşap yüzeye dayamıştı. Sabah Boran’ın zorla elinden aldığı fizik raporunu sıfırdan, hafızasından tekrar yazmaya çalışıyordu. Kalemi tutan parmaklarının eklemleri, dün gece babasının fırlattığı kül tablasını savuştururken duvara çarpması yüzünden morarmış ve şişmişti. Kalemi her bastırışında elinden koluna doğru keskin bir sızı yayılıyordu ama durmadı. Ağrıyı hissetmemeyi çok uzun zaman önce öğrenmişti.
Kütüphanenin ağır meşe kapısı sertçe çarpılarak açıldığında içerideki birkaç öğrenci ve gözlüklü kütüphane görevlisi irkildi. İçeri giren adım sesleri düzenli, ağır ve küstahtı.
Boran en öndeydi. Elinde buruşturulmuş bir kâğıt tomarı vardı. Hemen arkasında, kafasına geçirdiği kulaklıktan dışarı taşan müziğin ritmiyle yürüyen Pamir ve deri ceketinin fermuarını çeken Koral geliyordu. Saran ise kütüphanenin girişindeki antika vazonun yanında durmuş, cebinden çıkardığı gümüş çakmağını sessizce avucunda çeviriyordu.
Görevli kadın tam ağzını açıp sessiz olmalarını söyleyecekti ki içeri girenlerin kim olduğunu gördü. Kadının bakışları anında masadaki bilgisayar ekranına döndü; görmemiş, duymamış gibi yapmayı seçti. Bu okulda bu dörtlüye kural hatırlatmak, ertesi gün işsiz kalmakla eşdeğerdi.
Pamir masaların arasından geçerken elindeki boş kağıt kahve bardağını başka bir öğrencinin açık duran kitabının üzerine bıraktı. Çocuk tek kelime edemeden başını önüne eğdi.
Boran doğrudan Mina’nın oturduğu köşeye yöneldi. Masanın başına geldiğinde elindeki buruşuk kâğıtları tam Mina’nın yazdığı yeni sayfanın üzerine fırlattı.
"Fizik hocası grafiklerin eksik olduğunu söyledi," dedi Boran, sesi kütüphanenin fısıltı sessizliğini parçalayacak kadar pervasızdı. "Bunu yeniden çizip yarın sabah masama koyacaksın."
Mina başını kaldırmadı. Sayfanın üzerine atılan kendi eski raporunu kenara itti ve elindeki kurşun kalemle yazmaya devam etti. "Ben senin asistanın değilim Boran. Kendi ödevini kendin yap."
Koral masanın kenarına kalçasını yaslayıp alaycı bir kahkaha attı. "Bak sen, faremiz bugün biraz cesur uyanmış." Masanın üzerindeki Mina'ya ait yıpranmış bez kalem kutusunu tek bir fiskeyle yere fırlattı. Kalemler, silgiler ve kırık uçlar cilalı zemine saçıldı.
Mina yerdeki kalemlerine bakmadı bile. Sadece önündeki kâğıdı korumak için sol kolunu üzerine siper etti. Bu hareketi, kazağının geniş kolunun hafifçe yukarı sıyrılmasına neden oldu. Bileğindeki sararmaya yüz tutmuş parmak izleri bir saniyeliğine gün ışığına çıktı ama Mina hemen kolunu geri çekti.
Boran onun bu savunmacı hareketini fark etti ama umursamadı. Sadece kızın bu dik başlılığından sıkılmıştı. Elini uzatıp Mina'nın yazdığı yeni kâğıdı hızla çekip aldı.
"Boran, dur!" Mina refleksle ayağa kalktı. Kaburgasındaki ani batma yüzünden nefesi kesildi, eli istemsizce karnının yan tarafına gitti ama ayakta kalmayı başardı. "Yeter artık, ne istiyorsunuz benden? Zaten ödevimi aldın, daha ne istiyorsun?"
Boran kâğıdı iki parmağının arasında sallayarak kıza tepeden baktı. "İstediğim şey çok basit: Haddini bilmen. Burada bir hiçsin Mina. Burslu olman ya da gece gündüz ders çalışman bir şeyi değiştirmiyor. Biz ne dersek o olur."
Boran kâğıdı yavaşça, Mina'nın gözlerinin içine baka baka tam ortadan ikiye, sonra dörde yırttı. Parçaları masanın üzerine serpti.
Pamir arkadan gülerek cebinden çıkardığı soğumuş kahve bardağını yırtık kâğıtların üzerine döktü. Kahve, masanın ceviz kaplamasına ve Mina’nın çantasına doğru aktı. "Tüh, sakarlık işte. Temizlersin artık."
Kütüphanedeki diğer öğrenciler sadece başlarını önlerine eğmiş, fısıldaşarak olayı izliyorlardı. Kimse müdahale etmeye cesaret edemezdi.
Mina dökülen kahveye, parçalanan kâğıtlara baktı. Kalbinde öyle büyük bir boşluk vardı ki, artık öfke bile barınamıyordu. Sadece yorgunluk vardı. Yüzü tamamen hissizleşti. Ne bir damla gözyaşı döktü ne de bağırdı.
Koral onun bu tepkisizliğine öfkeyle kaşlarını çattı. "Cidden delirtecek bu kız beni. İnsan bir ağlar, bir yalvarır. Ne biçim bir şeysin sen?"
"Gidelim," dedi Saran kapının yanından, ilk defa sesini yükselterek. Gözleri Mina’nın duvara yaslanan, ayakta durmakta zorlanan siluetindeydi ama ses tonu her zamanki gibi donuktu. "Zil çalmak üzere. Kantine inelim."
Boran ceketini düzeltti. Mina’ya son bir kez, değersiz bir böceğe bakar gibi baktı. "Yarın sabah o özet masamda olmazsa, kütüphanedeki bu masayı bile bulamazsın. Burs komitesine tek bir lafım yeter."
Dörtlü, arkalarında kahve kokusu ve yerlere saçılmış kâğıt parçaları bırakarak kütüphaneden çıktı. Koridorda yankılanan kahkahaları yavaş yavaş uzaklaştı.
Onlar gittiğinde Mina yavaşça dizlerinin üzerine çöktü. Zemine dağılan kırık kalemleri tek tek toplamaya başladı. Kaburgasındaki ağrı nefes almasını zorlaştırıyordu. Kendi kendine fısıldadı:
"Dayan. Sadece biraz daha dayan."
Oysa henüz bilmediği şey, bu okulun koridorlarındaki zalimliğin, birkaç gün sonra sokakların karanlığıyla birleşip üzerlerine bir kabus gibi çökeceğiydi.
Bölüm etkileşimi
