5 BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: 5 BÖLÜM

Dışarıdaki kara kış fırtınası biraz olsun dinginleşmiş, geriye her şeyi zehirli bir beyazlığa boğan kalın ve sinsi bir kar tabakası bırakmıştı. Kulübenin içi, sanki zamanın durduğu bir mezar gibi sessizdi. Cafer odasında ağır uykunun altındaydı, Temir kendi köşesinde karanlıkla baş başaydı. Ancak bu dört duvar, on yedi yaşındaki Dilara’nın damarlarında kaynayan o asi ve yerinde duramayan Umay ruhuna artık dar geliyordu.

Göğsündeki o sıkıntı, içindeki o huzursuzluk dalgası büyüdükçe büyüdü. Daha fazla o sessizliğe katlanamadı. Sessizce ayağa kalktı; omzuna gergin kirişli yayını, sadak dolu oklarını astı, kemerine en keskin bıçaklarını sıkıştırdı. Ağır meşe kapıyı aralayıp dışarı adım attığında, yüzüne çarpan o buz kesen Slavyan ayazı adeta bir uyarı gibi tenini yaktı.

Karlı patikada tek başına yürürken, kendi kendine homurdanıyordu:
— Bu ne saçmalık... Birkaç geyik, birkaç çirkin yaratık ve bir avuç efsane... Ben bunlardan mı korkacağım?

Adımları onu istem dışı, dün o kanlı boğuşmanın yaşandığı ormanın derinliklerine doğru çekti. Gözleri karların üzerine dikilmişti. Dünkü mücadeleden kalma siyah kan lekeleri, karın altında kısmen örtülmüş olsa da hâlâ seçiliyordu. Dilara, o izleri takip ederek yürümeye devam etti. Çevredeki devasa çam ağaçları, sanki bu genç kızın kibre bürünen adımlarıyla alay ediyormuş gibi tepelerinde uğulduyordu.

Bir süre sonra zemin değişti. Sıradan hayvan ayak izlerinin yerini, dünkü o zırhlı yaratıklara ait olan, o tuhaf, derin ve toynaklı izler aldı. Dilara eğildi; eldivenli parmaklarıyla karları hafifçe aralayıp izleri inceledi. Geyik izine benziyordu ama çok daha büyüktü, sanki iki ayak üzerinde doğrulmuş bir varlığın ağırlığıyla toprağa basmıştı.

İz sürerek ormanın daha da kuytu, ağaçların birbirine sarılıp gökyüzünü tamamen kapattığı karanlık bir bölgesine kadar geldi.

Ancak tam patikanın ortasında, izler aniden kesiliyordu. Kar örtüsü düzleşmiş, sanki o yaratık havaya karışmış ya da yerin dibine girmiş gibi bütün izler o noktada kaybolmuştu.

Dilara durdu. Başını kaldırıp etraftaki sık çalılara ve ağaç gövdelerine baktı. İçindeki o mantıklı ses, *“Buraya kadar, iz bitti, geri dön”* diye fısıldıyordu. Lakin onun o inatçı ve meydan okuyan tabiatı bu geri çekilmeyi reddetti.

— Yok öyle kaybolmak... dedi kendi kendine, sesini fırtınanın rüzgarına bırakarak.

İzlerin bittiği noktada durup kalmadı. Gözlerini kısarak ilerideki araziyi taradı; birkaç adım ötede, kırılmış çalıların arasında aynı ağır ayak izlerinin yeniden başladığını fark etti. İnatla o boşluğu atlayıp yeniden iz sürmeye devam etti. Ormanın derinliklerindeki o sessizlik, şimdi sanki nefes alıp veren devasa bir varlığın göğüs kafesi gibi inip kalkıyordu; ve Dilara, farkında olmadan o devin tam kalbine doğru yürüyordu.

Karla kaplı patikanın üzerinde o garip, toynaklı izleri sürmeye devam eden Dilara’nın nefesi, soğuk havada beyaz buhar bulutları oluşturuyordu. Çevredeki devasa çam ağaçları sanki üzerlerine çöken bu kış gününde birer dev gibi dikiliyor, aralarından esen rüzgar uğultulu fısıltılar yayarak genç kızın adımlarını takip ediyordu.

Birkaç adım daha attıktan sonra, ilerideki karların üzerinde hafif bir hareketlilik dikkatini çekti. Dilara aniden durdu, elini sezgisel olarak belindeki bıçağın kabzasına götürdü.

Karşısındaki karlı açıklıkta, zayıf ve bitkin düşmüş sıradan bir orman geyiği duruyordu. Ancak bu, dün avladıkları o zırhlı, siyah pullu yırtıcı geyiklerden değildi; tamamen normal, kahverengi postlu bir hayvandı. Lakin asıl korkunç olan detay geyiğin boynundaydı. Boynunun sağ tarafında, adeta devasa ve keskin dişli bir çene tarafından koparılmış gibi derin, etli ve korkunç bir yara izi vardı. Yaradan sızan koyu kan, göğsündeki karları kızıl bir lekeye çevirmişti.

Geyik can havliyle birkaç adım daha attı, bacakları titredi ve nihayet ağır bir gürültüyle karların üzerine yığıldı. Göğsü son bir kez hızlıca kalkıp indi, sığ ve hırıltılı birkaç nefesten sonra hayvanın gözlerindeki o canlı ışık tamamen söndü, ormanda sessizlik yeniden hüküm sürdü.

Dilara, kaşları çatık bir halde bir süre bu garip ve acımasız ölüme baktı. İçindeki o huzursuzluk dalgası büyümüştü; bu ormanda sadece canavarlar değil, birbirini avlayan karanlık bir vahşet hüküm sürüyordu. Geyiğin cesedinin yanından geçerek temkinli adımlarla yoluna devam etti.

Sık çam ağaçlarının ve sarmaşıkların birbirine sarıldığı, gökyüzünün neredeyse görünmediği dar bir geçide vardığında durdu. Etrafı incelemek için iki devasa, göğe yükselen çam ağacının tam ortasında, iki ağacın arasında durdu.

İşte o an, doğanın kanununa meydan okuyan o dehşet anı gerçekleşti.

Havadaki rüzgar bir anda kesildi. Çevredeki mutlak sessizlik, tahta kemiklerin çatırtısını andıran korkunç seslerle bölündü. Dilara’nın hemen yanında durduğu iki dev ağacın kalın budakları ve dalları, sanki canlanmış gibi aniden titremeye ve kıvrılmaya başladı. Yosunlu gövdelerden fırlayan sert, ahşap kollar birer yılan gibi ani bir hamleyle ileri atıldı.

— Ne...?! diye mırıldanmaya bile vakit bulamadı Dilara.

Ağacın budakları ve kalın sarmaşıkları, görünmeyen bir iradenin emriyle aniden etrafını sardı ve genç kızın kollarını gövdesine kilitleyerek onu havaya doğru kaldırdı.

Korkunç bir refleksle hareket eden Dilara, hareket kabiliyetini kısıtlayan o ahşap pençelerin arasından sağ kolunu kurtarmayı başardı. Kemerindeki keskin av bıçağını çektiği gibi, boynuna dolanan kalın bir ağaç budacına var gücüyle sapladı. Tahta ve kabuklar paralandı, siyahımsı bir özsu fışkırdı; yakalayan budak acıyla gevşer gibi oldu ve Dilara yere düştü.

Ancak ormanın kendisi, bu direnişe karşı ayağa kalkmıştı.

Yere düşer düşmez diğer taraftaki sarmaşıklar ve ağacın uzantıları, zehirli yılanlar gibi dört bir yandan üzerine çullandı. Bacaklarını, gövdesini ve diğer kolunu saniyeler içinde kalın ahşap lifler ve canavarlaşmış sarmaşıklar sardı. Dilara direnmeye, bıçağı savurmaya çalıştı lakin sardunya gibi bedenini saran o odunsu bağlar demirden bir korset gibi sıkılaşıyordu.

Sarmaşıklar ve budaklar, genç kızın her yerini kat kat sararak onu hareket edemez hale getirdi. Nefesi kesiliyor, göğsü o sıkıştırma altında daralıyordu.

Son bir hamleyle başını geriye atmaya çalıştı ama yüzünün üzerine uzanan kalın ahşap budaklar, gözlerinin önünü sıkıca kapattı. Artık dışarıdaki karlı ormanı, gökyüzünü ya da sönen ışığı göremiyordu; geriye kalan tek şey, o kadim ormanın çürümüş ahşap kokusu ve üzerine kapanan mutlak, karanlık bir tuzaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.