21 BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: 21 BÖLÜM

Kara Atlı ve sadık atıyla girdiği o ölümcül boğuşmanın ardından soluk soluğa kalan Cafer, yaralanan ama hayatta kalan Temir’i yeniden sırtına alarak Baba Yaga’nın malikanesinin en içindeki o karanlık ve rutubetli koridorlarda ilerlemeye devam etti. Ayaklarının altındaki taşların gıcırtısı ve yeraltının o boğucu havası, aralarındaki sessizliği dolduran tek şeydi. Her an yeni bir tuzağın veya düşmanın çıkabileceği endişesiyle adımlarını temkinli ama kararlı bir şekilde atıyorlardı.

Tam o sırada, önlerinde uzanan karanlık koridorun derinliklerinden hışımla gelen koşturma sesleri ve yankılanan nefesler duyuldu.

Cafer, anında durarak iki ucu mızraklı ağır savaş baltasını şakırtıyla çekip siper aldı. Sırtında taşınan Temir de zifiri karanlığın içinden gelen silüetleri görünce belindeki kısa av bıçağını hızla çekip kavradı; gözlerini koridora dikerek alçak sesle uyardı:
— Dikkatli ol kardeşim... Gelenlerin sesleri kalabalık galiba, etrafımızı sarabilirler!

Cafer, kaslarını gererek gözlerindeki o sert ve tavizsiz bakışla yanıtladı:
— Kaç kişi olduklarının hiçbir önemi yok Temir... Kim gelirse gelsin, bu demirin tadına bakacak.

Sesler giderek yaklaştı, köşe başından süzülen figürlerin üzerindeki loş ışık parladı. Ve o an, koşanların en önünde yer alan o genç kızın yüzü netleşti: Bu, günlerdir aradığı, uğruna bu cehennemin altını üstüne getirdiği kızı **Dilara**’ydı.

— Baba! diye çığlık atarak koşan Dilara, doğrudan Cafer’in üzerine doğru atıldı.

Cafer, gördüğü manzara karşısında içindeki o buz kütlesinin eridiğini hissetti; aniden baltasını yere doğru indirip kollarını açtı. Dilara babasına sımsıkı sarıldı, gözlerinden süzülen yaşlar o anki tüm yorgunluğu ve acıyı silip süpürdü.

Lakin bu kavuşma anının ardından, arkadan gelen diğer kızlar ve aralarında başını öne eğmiş duran Vesna da göründü. Cafer, kızından biraz ayrılıp arkada duran o kadını fark ettiği an, yüzündeki o baba şefkati bir anda yerini buz gibi bir öfkeye bıraktı. Elinde baltasıyla Vesna’nın üzerine doğru hışımla yürüdü:
— Sen... Sen buradasın! Vesna, sen bizi o lanet kapının ardına kilitleyip tuzağa düşüren o hainsin!

Vesna, başını kaldı اینکه gözlerindeki suçluluk ve çaresizlikle ellerini iki yana açtı; titreyen sesiyle kendini savundu:
— Beni suçlamakta haklısın Cafer... Ama ben sadece kendi kızımı, evladımı o cadının elinden kurtarmak için başka bir çarem olmadığı için bunları yaptım!

Sırtından inmiş olan Temir, topallayarak yanlarına geldi ve elindeki bıçağı kınına sokarken Vesna’yı savunan o olgun tavırla araya girdi:
— Dur Cafer, öfkeni frenle... O, her annenin evladı söz konusu olduğunda yapması gerekeni yaptı. Kendi canını hiçe sayıp evladını korumaya çalıştı, bunu bir hainlikten ziyade bir anne çaresizliği olarak görmelisin.

Cafer, Temir’in bu haklı sözleri karşısında derin bir soluk alarak durdu; bakışları Vesna’nın hemen yanında duran, az önce kurtarılmış olan sarışın genç kız **Svetlana**’ya kaydı. Kızın yüzündeki o anne benzerliği ve yaşananları anlatan gözleri her şeyi özetliyordu. Cafer başını yavaşça sallayarak öfkesini dizginledi:
— Doğru... Anlıyorum.

Sessizliği bozan Temir, etraftaki tehlikeli atmosferi ve daralan çemberi hatırlatarak acil olan o soruyu sordu:
— Suçları ve sebepleri sonra tartışırız... Şimdi asıl meselemiz bu. Peki biz buradan nasıl çıkacağız? Bu lanet labyrintten çıkışı bilen var mı aranızda?

Vesna, başını güvenle sallayarak öne atıldı ve elini tünelin sağındaki başka bir gizli geçide doğru uzattı:
— Evet, ben biliyorum... Bu kalenin gizli yollarını ve arka tünellerini ezbere bilirim. Arkamdan gelin, acele edin!

Vesna’nın rehberliğinde yeraltının o gizli ve dar tünellerinde ilerlerken, havadaki boğucu kükürt kokusu giderek yoğunlaşıyor, taş duvarlardan sızan soğuk su damlaları sessizliği bozuyordu. Grup, karanlığın içinde soluk soluğa yol alırken, Mila arkaya doğru bir bakış atıp gergin bir sesle fısıldadı:
— Burası insanı diri diri yutacak gibi... Arkadan bir ses geliyor sanki, hâlâ takip ediliyoruz hissedebiliyorum.

Oksana, elindeki ağır demir topuzu daha sıkı kavrayıp adımlarını hızlandırarak karşılık verdi:
— Korkuyu bir kenara bırak Mila, önümüze çıkacak ne varsa kafasını ezip geçmeye hazırım. Yeter ki şu cehennemden çıkalım.

Zlata, belindeki bıçakların yerinde olup olmadığını kontrol ederken başını salladı:
— Oksana haklı, şimdi panik yapma zamanı değil. Vesna’nın arkasından kopmadan sıkıca ilerlemeliyiz.

Svetlana, annesi Vesna’nın hemen arkasından yürürken titreyen ellerini birbirine kenetledi ve endişeyle sordu:
— Anne, ya o cadı bizi yakalarsa? Buradan gerçekten çıkabilecek miyiz?

Vesna, kızının omzuna güven veren ama bir o kadar da gergin bir el koyarak fısıldadı:
— Korkma evladım, çıkacağız. Ben bu dehlizlerin her taşını bilirim, yeter ki adımımızı şaşırmayalım.

Temir, sırtından inmiş olmanın verdiği hafiflikle topallayarak ama kararlı bir şekilde yürürken yanı başındaki Dilara’ya dönüp mırıldandı:
— İyi misin Dilara? Baban seni bulmak için dağları tepeleri devirdi, şimdi birlikte güvendeyiz.

Dilara, babasının koluna girip yüzündeki yorgun gülümsemeyle başını salladı:
— İyiyim Temir amca... Babam yanımda olduğu sürece hiçbir şeyden korkmuyorum.

Cafer, içindeki o kabaran öfkeyi dizginlemek için derin bir nefes alıp yumruklarını sıktı; zihnindeki o karanlık öfke dalgasını bastırmaya çalışarak kararlı bir ses tonuyla konuştu:
— Sakin olun ve yürümeye devam edin.

Ancak koridorun bittiği geniş ana salona çıktıkları anda, önlerindeki zifiri karanlık birdenbire buz mavisi bir ışıkla yarıldı. Sağlanan görseldeki gibi, uzun siyah saçları, sinsi gülüşü ve etrafında havada uçuşan hayaletimsi görünmez elleriyle **Baba Yaga** yolun tam ortasında dikiliyordu. Cadının etrafındaki o hayalet eller havada kaselerden sihirli tozlar savuruyor, süpürgeleri ve zehirli iksirleri kontrol ediyordu.

Baba Yaga, tüyler ürpertici ve yankılı bir sesle önlerini keserek kıkırdadı:
— Nereye gidiyorsunuz öyle aceleyle sefil fareler? Üzülmeyin, bu labirentten asla kaçamazsınız, burası sizin son mezarınız olacak!

Cafer, içindeki öfkenin alevlenmesine izin vermeyerek dişlerini sıktı ve iki ucu mızraklı ağır savaş baltasını öne doğru savurdu:
— Mezarı kimin kazacağını göreceğiz cadı! Çocuklarımızın yolundan çekil!

Cadı ellerini salladığı an, etraftaki görünmez hayalet eller bir anda havadaki ağır taşları, zehirli sıvı kaplarını ve keskin nesneleri doğrudan grubun üzerine fırlatmaya başladı.

Oksana ve Zlata kalkanlarını siper ederek gelen taşları karşıladı; Mila ve Svetlana çığlık çığlığa köşeye çekilirken, Dilara ellerini kaldırıp altın rengi enerjisiyle hayalet ellerin bir kısmını havada paramparça etti. Temir, yaralı olmasına rağmen yerden kaptığı bir kaya parçasını cadının üzerine fırlatarak dikkatini dağıttı. Cafer bu fırsatı kaçırmayarak ileri atıldı ve baltasını cadının göğsüne doğru savurdu.

Aldığı ağır darbeyle geriye savrulan Baba Yaga, kollarını gökyüzüne doğru açıp çığlık çığlığa lanetler okumaya başladı. Vücudu aniden büküldü, derisi çatladı ve ikinci formuna büründü. Sağlanan ikinci görseldeki gibi, başından aşağı sarkan dağınık beyaz saçları, devasa çarpık burnu, sivri korkunç dişleri ve mağaranın tavanına değecek kadar **devasa, çirkin bir cadı formuna** dönüştü.

Dev cadı, gürleyen bir sesle üzerlerine basmaya çalışarak kükredi:
— Sizi kemiklerinizde öğüteceğim! Hiçbiriniz buradan sağ çıkamayacaksınız!

Cadı, devasa elleriyle mağaranın tavanındaki kayaları koparıp üzerlerine yağdırırken grup epey zor anlar yaşadı. Zemin şiddetle sallanıyor, herkes bir köşeye savruluyordu. Cafer, içindeki öfkenin onu ele geçirmesine izin vermeden zihnini sakinleştirdi; bu devasa yaratığı yenmenin tek yolunun soğukkanlılık olduğunu biliyordu.

Cadı dev pençeleriyle Cafer’i yakalamak için hamle yaptığı an, Cafer ustalıkla eğilip devin bacak arasından kaydı ve iki ucu mızraklı ağır baltasını dev cadının diz kapağının arkasındaki zayıf noktaya tüm gücüyle sapladı.

Dev Baba Yaga acı dolu kulak tırmalayıcı bir çığlık kopararak öne doğru kapaklandı. Cafer anında sıçrayıp devin omzuna tırmandı; elindeki baltanın mızraklı ucunu cadının boynuna diklemesine saplayıp var gücüyle aşağı doğru bastırdı. Siyah ve zehirli bir kan şelale gibi akarken, dev cadı sarsılarak yere yığıldı ve toprak gibi ufalanarak yok oldu.

Cadının son nefesiyle birlikte mağaranın en arka duvarındaki taşlar büyük bir gürültüyle açıldı ve gerisinde aydınlık dünyaya açılan kadim, büyük bir **taş kapı** ortaya çıktı.

Cafer derin bir nefes alarak baltasını indirdi, arkasına dönüp endişeyle bakan kızına seslenerek
— Bitti... Haydi, dışarı çıkma vakti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.