42 BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: 42 BÖLÜM

Eşkıyalarla yaşadığı o kısa ve kanlı çatışmayı ardında bırakan Dilara, ormanın derinliklerine doğru giden patikada yürüyüşünü sürdürüyordu. Sabahın serin havası yaprakların arasından süzülürken, kaslarındaki o hafiflik ve zihnindeki kararlılıkla adımlarını atıyordu. Bir süredir aç olduğunu ve enerjisini tazelemesi gerektiğini biliyordu; aksi takdirde bu dağın ona fırlatacağı sonraki darbeyi kaldıramazdı.

Sık çam ağaçlarının ve sararmış çalılıkların arasından sessizce ilerlerken, ilerideki açıklıkta otlanan zarif bir geyik gözüne çarptı. Geyik, kulaklarını dikmiş, çevredeki sesleri dinleyerek huzurla başını eğmişti. Dilara hemen durdu, nefesini tutarak gövdesini dev bir meşe ağacının kalın gövdesinin arkasına gizledi. Avlanmak istiyordu; karnını doyurması ve bu vahşi doğada ayakta kalması şarttı. Ancak elinde ne bir yayı ne de okları vardı; ellerindeki tek ölümcül silahı, kınından çıkardığı o keskin bıçaklarıydı.

Gerilim ormanın üzerine ağır bir sis gibi çöktü. Yaprakların hışırtısı kesilmiş, zaman adeta yavaşlamıştı. Dilara bıçağını sıkıca kavradı, kaslarını gerdi ve fırlatmak için ağacın arkasından hafifçe uzandı. Hedefini gözüne kestirdi, nefesini kesip çeliği var gücüyle savurdu.

Ancak bıçak, geyiğin boynunu ıskalayarak hedef tahtası gibi önündeki ağacın gövdesine saplandı.

Çıkan sesle birlikte geyik dehşet içinde başını kaldırarak ok gibi ileriye atıldı. Dilara vakit kaybetmeden bıçağını söküp hayvanın peşine düştü; ormanın içinde nefes nefese bir kovalamaca başladı. Dallara çarpıyor, çalılıkların arasından sıçrıyor, ayakları çamura saplanıyordu ama aradaki mesafeyi kapatamadı. Geyik, muazzam hızıyla sık ormanın karanlığında gözden kaybolup gitti.

Elleri boş kalan ve soluk soluğa kalan Dilara, pes etmek yerine strateji değiştirmeye karar verdi. Çevredeki malzemeleri kullanarak ormanın zeminine ustaca gizlenmiş bir tuzak kurmaya koyuldu. Yere geniş, derin bir çukur kazdı; üzerini esnek dallar, ince çam iğneleri ve yapraklarla örterek kusursuz bir şekilde kamufle etti. Çukurun etrafındaki ağaçlara ise güçlü sarmaşıklardan gerilmiş bir tetik mekanizması bağladı; hayvan bastığı anda yukarı fırlayacak bir kapan hazırladı.

Tuzak bittikten sonra geriye çekilip kalın bir çalılığın arkasına sindi ve saatler süren o sessiz bekleyişe başladı. Güneş gökyüzünde yavaşça yer değiştirirken, ormanın derinliklerinden gelen hafif ayak sesleri kulaklarına doldu.

Çukurun olduğu tarafa yaklaşan av, bu kez bir geyik değil; zarif bacakları, ürkek hareketleri ve benekli postuyla narin bir ceylandan başkası değildi. Ceylan, etraftaki otları koklayarak yavaş adımlarla ilerledi ve doğrudan hazırlanan tuzak alanının ortasına bastı.

Yere bastığı an ince dallar ve yapraklar büyük bir çatırtıyla çöktü. Ceylan panikle kaçmaya çalışırken, ağaca bağlı olan sarmaşık mekanizması anında gerilerek hayvanın arka bacaklarından sıkıca yakaladı ve havaya doğru kaldırdı. Ceylan kurtulmak için çırpınırken, Dilara sessizce saklandığı yerden çıkıp avına doğru yürümeye başladı.

Tuzak mekanizmasına yakalanan ve arka bacaklarından gergin sarmaşıklarla havaya asılan narin ceylan, kurtulmak için çırpınarak ormanın sessizliğini boğan tiz ve korku dolu sesler çıkarıyordu. Dilara, ellerinde belindeki bıçağı sımsıkı kavramış bir halde, yavaş ve emin adımlarla avına doğru yaklaştı. Hayvanın o irileşmiş, korkuyla parlayan kahverengi gözleriyle göz göze geldiğinde içindeki o acıma duygusu, hayatta kalma zorunluluğunun soğuk gerçekliğiyle yer değiştirdi.

Ceylanın yanına varıp elleriyle hayvanın titreyen bedenini sabitledi. Bıçağının soğuk çeliğini ceylanın boynuna dayadı ve tek, kararlı ve sert bir hamleyle boyun derisini baştan sona yardı. Sıcak, koyu kırmızı bir kan fışkırarak toprağa ve Dilara’nın ellerine doğru oluk oluk akmaya başladı. Ceylanın son çırpınışları yavaş yavaş dindi, boğazından hırıltılı nefesler eşliğinde akmaya devam eden koyu kan, ormanın nemli yapraklarını koyu bir kızıllığa bürüdü. Hayvanın yaşamı saniyeler içinde sönerken, Dilara ellerine bulaşan sıcak kanın kokusuyla soluk soluğa kaldı.

Avını tuzaktan kurtararak sırtına yükledi; ceylanın ağırlığı omuzlarına binerken, ilk hedefi netleşmişti: Güvenli bir sığınak bulmak, bir ateş yakarak bu eti pişirip karnını doyurmak ve ardından vakit kaybetmeden babasını aramaya devam etmek.

Ormanın içinde sırtında ceylanla ilerleyişi saatlerce sürdü. Güneş gökyüzünde yavaşça batmaya, ağaçların uzun gölgeleri toprak zemini kaplamaya başladı. Gidedursun akşamın o alaca karanlığı ormanı sararken, ağaçların arasında taştan örülmüş eski bir evi andıran, kayalıklara yaslanmış derin ve korunaklı bir mağara gözüne çarptı. Sarp uçurumlardan ve dağın tehlikeli patikalarından oldukça uzakta, gözlerden uzak bir sığınaktı burası.

Dilara, sırtındaki yükle mağaranın içeriye doğru süzüldü ve ceylanı yere dikkatlice bırakarak derin bir soluk aldı. Akşamın soğuğu dışarıda başını gösterirken, burada hayatta kalmak ve o uzun arayışa hazırlanmak için yeniden güç toplayacaktı.

Dilara sırtındaki ceylanı mağaranın loş ve soğuk zeminine bıraktığında, omuzlarına binen ağırlıktan kurtulmanın verdiği rahatlamayla derin bir soluk aldı. Mağaranın dışarısında akşamın karanlığı ormanı yavaşça sararken, içerideki bu tenha ve korunaklı alan hayatta kalabilmesi için ona güvenli bir sığınak sunuyordu. Zaman kaybetmeden işe koyulması gerekiyordu; karnını doyurmalı, gücünü toplamalı ve sabah ilk ışıkla birlikte babasını aramak için yeniden yola düşmeliydi.

Öncelikle belindeki bıçağını çıkardı. Mağaranın zeminindeki engebeli, sert bir taşı bileği taşçasına kullanarak bıçağın ağzını dikkatle biledi. Çeliğin taşa sürterken çıkardığı o tiz ve metalik ses, mağaranın sessiz duvarlarında yankılanıyordu. Bıçağın keskinliğini kontrol ettikten sonra ceylanın yanına diz çöktü.

Kararlı ve seri bir hareketle bıçağını ceylanın boynuna dayayıp başını gövdesinden tamamen ayırdı. Ardından ustalıkla dört bacağını eklem yerlerinden keserek gövdeden kopardı. Sıra postu yüzmeye gelmişti; bıçağın ucunu derinin altından dikkatle gezdirerek ceylanın derisini etiyle kemiğinden yavaş yavaş ayırmaya başladı. Deri soyuldukça altındaki taze, kırmızı et ortaya çıkıyor, mağarayı ağır ve ham bir et kokusu kaplıyordu.

Deriyi tamamen çıkardıktan sonra bıçağı bu kez ceylanın karnının ortasına sapladı ve yukarıdan aşağıya doğru derinlemesine yardı. Sıcak bir buharla birlikte bağırsaklar, dalak ve sindirim organları dışarıya döküldü; Dilara elleriyle bu gereksiz kısımları toplayıp mağaranın köşesine, dışarıya atılmak üzere kenara ayırdı. Ancak pişirip yemek için en değerli kısımları, yani taze ciğer ve yüreği özenle seçip başka bir taşın üzerine koydu.

Yemek hazırlığının son aşaması için mağaranın köşesinde bulduğu kuru odunları ve çıraları üst üste yığdı. Çevreden topladığı sert taşları bir araya getirerek küçük bir ocak çemberi oluşturdu. Bıçağının sırtını sert bir çakmak taşına defalarca vurarak çıkardığı kıvılcımları kuru otlara ve kav ağzına düşürdü. Birkaç denemenin ardından alev, çıraları tutuşturdu ve mağaranın duvarlarına dans eden sarı, sıcak bir ışık yaydı.

Dilara, yaktığı ateşin yanına çöktü; ellerindeki kanı mağara duvarındaki nemli toprakla silerken, bir yandan da ceylanın etini ateşte pişirmek için hazırlamaya başladı. Gecenin karanlığı derinleşirken, mağaradaki bu küçük ateş onun hem sığınağı hem de umudu olmuştu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.