39 BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: 39 BÖLÜM

Uçurumun sivri kayalıklarında Bauk ile girdiği o ölüm kalım mücadelesinin üzerinden ne kadar süre geçtiğini bilmiyordu. Dilara, kollarındaki ve parmak uçlarındaki tüm gücü tüketmiş olmasına rağmen dik ve buz tutmuş duvarda aşağıya doğru inmeye devam ediyordu. Az önce yaşadığı boğuşmanın yarattığı adrenalin yavaş yavaş çekilirken, yerini Bauk’un keskin tırnaklarının açtığı derin yaranın sızısına bıraktı. Belinden sızan taze ve sıcak kan, yırtılmış kumaşın üzerinden süzülerek dik kayalık boyunca aşağıya, o dipsiz karanlığa doğru damla damla düşüyordu.

Her nefes alışında kaburgaları zorlanıyor, belindeki her kasılma beyninde keskin bir iğne gibi batıyordu. Ancak Dilara, zihninde yankılanan acıyı bir kenara itti. Durmak, burada, bu lanetli dağın ortasında donarak veya başka bir yaratığa av olarak can vermek demekti. Babasının bu cehennemin bir yerlerinde hayatta olup olmadığını bilmeden pes etmeyecekti.

Parmaklarını bir sonraki kaya çıkıntısına bastırırken, parmak uçlarındaki kanın taşı kayganlaştırdığını fark etti. Dikkatini iki katına çıkararak ayaklarını milimetrik hesaplarla taşların sivri uçlarına yerleştiriyor, gövdesini kayaya tamamen yaslayarak kaymamaya çalışıyordu. Aşağısı hâlâ dipsiz bir kuyu gibi uzanıyor, gecenin karanlığı ve dağın dondurucu rüzgârı inişini her saniye daha da imkânsız hale getiriyordu.

Zaman kavramı tamamen yitmişti. Sadece parmakların taşa sürtünme sesi, rüzgârın uçurumlarda çıkardığı iniltili uğultu ve belinden sızıp kayaya damlayan kanın varlığı kalmıştı. Dilara, o tehlikeli ve acı dolu inişine, tüm benliğini saracak olan yeni tehlikelerden habersiz bir şekilde kararlılıkla devam etti.

Uçurumun sarp ve buz tutmuş duvarlarındaki o yorucu tırmanış, sonunda sert taşların yerini topraklı ve engebeli bir patika yola bıraktığı noktada sona erdi. Kayalıkların aşağısındaki bu dar yol, dik inişi bitirip artık düz yürümesine imkan tanıyordu. Günlerce süren o boğucu karanlığın ardından, ufuk çizgisi yavaş yavaş grileşmeye ve bulutların arasından süzülen soluk, sarımsı bir şafak ışığı dağın eteklerini aydınlatmaya başladı. Dilara nihayet güvenli bir zemine ayak basmanın verdiği o kısa süreli rahatlamayla derin bir nefes aldı; belindeki yaranın sızısına rağmen adımlarını bu yeni yola çevirdi.

Patika boyunca ilerlerken, birkaç adım ötede elinde uzun bir ahşap asa tutan yabancı bir silüet fark etti. Genç, sakalsız bir yüze sahip olan bu yolcu, sırtındaki çantasıyla dağın bu tehlikeli geçidinde tek başına yürüyordu. Dilara karşısında başka bir insanı görmenin şaşkınlığı ve umuduyla ellerini ağzına siper ederek adama doğru seslendi:

— Heyy sen! Dur, bekle!

Genç adam, duyduğu sesle birlikte irkilerek başını ve gövdesini yavaşça arkaya doğru çevirdi. Ancak Dilara’nın o an fark edemediği, dağın en üst tepesindeki sarp kayalığın ucunda pusuya yatan çok daha büyük bir tehlike vardı.

Slav mitolojisinin dağlarında yalnız yaşamayı seven, ejderha soyundan gelen ancak güçlü kanatları, uzun boynu ve keskin gagasıyla korkunç bir kuş-ejderha melezi olan **Aspid**, tepeye tünemiş bir şekilde aşağıda yürüyen avını dikizliyordu.

Dilara, devasa yaratığın kanatlarını açmak üzere kasıldığını gördüğü anda kanı dondu. Bütün gücüyle ileriye doğru atılarak bağırdı:

— dikkat et! Arkanda!

Ancak çok geç kalmıştı. Aspid, devasa kanatlarını açarak sarp kayalıktan doğrudan aşağıda şaşkınlıkla bakan genç adamın üzerine korkunç bir hızla süzüldü. Adam dehşet içinde kulakları tırmalayan tiz bir çığlık kopardı, ancak kaçmaya vakti bile olmadı.

Ejderha soyundan gelen o devasa kuş, demirden sert ve keskin gagasıyla adamın üzerine çullandı; adamın çığlıkları havada yarıda kesilirken, Aspid’in gagasının darbeleriyle et ortalığa saçıldı. Yaratık, avını saniyeler içinde vahşice parçalarken çıkan o kemik kırılma sesleri ve et yırtılma dehşeti vadiyi sarstı.

Gördüğü bu korkunç ve kan donduran manzara karşısında midesi bulanan Dilara, dehşetle geriye doğru sıçrayarak yol kenarındaki büyük bir kayanın arkasına kendini attı ve elleriyle ağzını kapatarak nefesini tuttu.

Aspid, parçaladığı avının üzerinde kanlı başını kaldırarak etrafa keskin gözleriyle bakındı; uzun boynunu sağa sola uzatarak koku aldı ve dağın sessizliğini dinledi. Kayanın arkasında sinen Dilara, kalbinin atış sesinin yaratık tarafından duyulmasından korkarak gözlerini sıkıca yumdu ve bıçağını ellerinde daha da sıktı.

Aspid, parçaladığı zavallı adamın kalıntıları üzerinde uzun boynunu gererek kanlı gagasını havaya kaldırdı; sarı, keskin gözleriyle patikayı ve çevredeki kayalıkları taradı. Yaratık, avının etrafta başka bir canlı olup olmadığını anlamak için çıkardığı boğuk hırıltılarla dağın sessizliğini delip geçiyordu. Birkaç saniye boyunca etrafı kolaçan eden devasa kuş-ejderha, aradığını bulamamış gibi kanatlarını açtı ve güçlü bir çırpışla yerdeki toz bulutunu havalandırarak gökyüzüne, sarp dağların zirvesine doğru dikey bir şekilde yükseldi.

Kayanın arkasında nefesini tutarak sindiği yerden durumu izleyen Dilara, yaratığın göğe yükseldiğini görünce derin bir soluk almak istedi. Ancak bu rahatlaması sadece milisaniyeler sürdü. Gökyüzünde daireler çizerek yükselen Aspid, keskin gözleriyle aşağıyı tararken kayanın kenarında saklanan Dilara’nın üzerindeki hareketliliği fark etti.

Hızlı bir çığlıkla birlikte kanatlarını kapatan yaratık, ok gibi doğrudan Dilara’nın saklandığı noktaya doğru dalışa geçti.

— Hayır! diye haykırdı Dilara, refleksle sırtını kayadan ayırıp kenara atılırken.

Aspid, devasa pençelerini yere geçirerek taşları toz duman etti ve uzun, kıvrımlı boynunu kamçı gibi sallayarak gagasıyla genç kızın üzerine saldırdı. Dilara, yaratığın o demir sertliğindeki gagasından son anda başını eğerek sıyrıldı; ancak devasa kanatların rüzgârı bile dengesini sarsmaya yetmişti.

Zaman kaybetmeye lisan yoktu; ölüm ya da yaşam ince bir çizgide balçık gibi duruyordu. Aspid, gagasıyla tekrar hamle yapmak için boynunu geri çektiği o yarım saniyelik boşlukta, Dilara içindeki tüm öfkeyi ve gücü topladı. Belindeki son kınından çektiği ağır ve keskin bıçağı, yaratığın o deri kaplı, kaslı göğsüne doğru tüm ağırlığıyla savurdu.

Çelik, Aspid’in kalın derisini ve pullu etini yardı; koyu renkli bir kan fışkırarak havaya saçıldı. Keskin darbenin yarattığı acıyla sarsılan Aspid, tiz ve kulak tırmalayan bir çığlık kopararak geriye doğru savruldu. Yaratık, aldığı bu sert darbenin şokuyla kanatlarını çırparak birkaç adım geriledi ve patikanın kenarındaki uçuruma doğru uzaklaşmak zorunda kaldı.

Nefes nefese kalan, elleri kan ve ter içinde kalan Dilara, bıçağını sıkıca kavrayarak yaratığın tekrar üzerlerine atılması ihtimaline karşı gözlerini Aspid’den bir an olsun ayırmadan sert bir duruşla karşılarında dikilmeye devam etti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.