19. bölüm / 49
ATEŞ TANRILARI: SLAVYAN CANAVARLARI18 BÖLÜM
Bölümler 49Şu an: 18 BÖLÜM
- 1 GİRİŞ819 kelime
- 2 1 BÖLÜM936 kelime
- 3 2 BÖLÜM971 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.256 kelime
- 5 4 BÖLÜM890 kelime
- 6 5 BÖLÜM897 kelime
- 7 6 BÖLÜM1.107 kelime
- 8 7 BÖLÜM961 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.035 kelime
- 10 9 BÖLÜM995 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.123 kelime
- 12 11 BÖLÜM957 kelime
- 13 12 BÖLÜM1.182 kelime
- 14 13 BÖLÜM774 kelime
- 15 14 BÖLÜM1.190 kelime
- 16 15 BÖLÜM821 kelime
- 17 16 BÖLÜM901 kelime
- 18 17 BÖLÜM916 kelime
- 19 18 BÖLÜM1.016 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 19 BÖLÜM1.044 kelime
- 21 20 BÖLÜM1.205 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.171 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.305 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.020 kelime
- 25 24 BÖLÜM926 kelime
- 26 25 BÖLÜM924 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.035 kelime
- 28 27 BÖLÜM782 kelime
- 29 28 BÖLÜM930 kelime
- 30 29 BÖLÜM1.001 kelime
- 31 30 BÖLÜM903 kelime
- 32 31 BÖLÜM1.052 kelime
- 33 32 BÖLÜM906 kelime
- 34 33 BÖLÜM978 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.065 kelime
- 36 35 BÖLÜM1.220 kelime
- 37 36 BÖLÜM762 kelime
- 38 37 BÖLÜM805 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.059 kelime
- 40 39 BÖLÜM900 kelime
- 41 40 BÖLÜM737 kelime
- 42 41 BÖLÜM997 kelime
- 43 42 BÖLÜM956 kelime
- 44 43 BÖLÜM797 kelime
- 45 44 BÖLÜM969 kelime
- 46 45 BÖLÜM737 kelime
- 47 46 BÖLÜM830 kelime
- 48 47 BÖLÜM903 kelime
- 49 48 BÖLÜM719 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Baba Yaga’nın malikanesinin altındaki loş ve dolambaçlı tünellerde, sırtında Temir’le birlikte sessizce ilerleyen Cafer, önlerinde parlayan ani üç farklı ışık kaynağını fark edince adımlarını durdurdu. Karanlık mağara duvarlarının arasından sızan o gizemli parıltının olduğu yere doğru yanaştılar ve tünelin genişleyen açıklığından içeriye göz attılar.
Gördükleri manzara adeta yeraltının en korkunç kabusundan fırlamış gibiydi. Karşılarında, yeraltının bu karanlık ve buzlu zemininde duran **Baba Yaga’nın Üç Atlısı** etrafı kolaçan ediyordu. Sol tarafta bembeyaz zırhlar içinde parlayan zırhlı atıyla **Beyaz Atlı**, ortada kan kırmızı kıyafetleri ve cehennemi bir hırsla parlayan zırhıyla **Kırmızı Atlı**, sağ tarafta ise gecenin karanlığını yutan gotik zırhı ve karakuşi atıyla **Kara Atlı** duruyordu.
Üçlü, atlarının üzerinde hafifçe kıpırdanarak kendi aralarında fısıltıyla konuşmaya başladılar.
Soldaki Beyaz Atlı, huzursuz bir ses tonuyla atının dizginlerini çekerek konuştu:
— Haberler iyi değil... Zindandaki o beş kız, o koca göbekli Vurdalak’ı alt edip ortadan kaybolmayı başarmışlar. Kaçmışlar!
Ortadaki Kırmızı Atlı, zırhının metalik sesleri eşliğinde başını sallayarak alaycı ve sabırsız bir hırıltıyla karşılık verdi:
— Baba Yaga asla doymuyor... Sürekli gençleşmek, o kırışmış tenini tazelemek için yeni kurbanlar istiyor. Kızların kaçması onun öfkesini daha da artıracaktır, işimiz zor.
Sağdaki Kara Atlı ise her zamanki gibi az konuşan, tok ve gaddar sesiyle diğerlerini sustururcasına söze girdi:
— Boş lafı bırakın... Kızların nereye kaçtığı ya da cadının hırsı bizi ilgilendirmez. Emri aldık; o kızları bulacağız ve buraya geri getireceğiz, yola koyulun.
Tünelin gölgelik bir köşesinde gizlenen Cafer ve sırtındaki Temir, bu konuşmaları kelimesi kelimesine dinlemişlerdi.
Cafer, dişlerini sıkarak elindeki mızraklı baltanın sapını sıkıca kavradı; gözlerindeki o kararlı parıltıyla başını hafifçe arkaya, sırtındaki dostuna doğru çevirip fısıldadı:
— Duydun mu Temir? Kızların iyi olduğunu, en azından şu an hayatta olduklarını biliyorum... Özellikle Dilara, o hala direniyor.
Sırtındaki Temir, yoldaşının bu gergin ama bir o kadar da umut dolu fısıltısını onaylarcasına başını salladı, yüzünde hafif bir tebessümle cevap verdi:
— Ben sana söylemiştim kardeşim... O bizim kanımızdan, o kız bu cehennemde bile hayatta kalmayı başarır. Şimdi bu atlılar dağılmadan önce bizim de hareket etmemiz gerekiyor.
Baba Yaga’nın Üç Atlısı’nın tünel çıkışındaki o tehditkâr konuşmalarının ardından Cafer, vakit kaybetmeden harekete geçti. Sırtına sıkıca bağlı olan Temir, yoldaşının kulağına doğru eğilerek güven veren tok bir sesle fısıldadı:
— Merak etme kardeşim... Ne pahasına olursa olsun Dilara’yı da diğerlerini de bulacağız. Bas gaza!
Cafer, tünelin o dar ve rutubetli zemininde ayak seslerini tamamen yutarak hızla koşmaya başladı; sırtındaki Temir’in dengesini bozmamak için her adımını titiz bir hesapla atıyordu. Tam karanlık bir dönemece girdiği sırada, havanın rengi kan kırmızısı bir parıltıyla aydınlandı. Gecenin karanlığını yaran cehennemî bir şakırtıyla, Baba Yaga’nın Üç Atlısı’ndan biri olan **Kırmızı Atlı**, devasa ve öfkeli atının üzerinde doğrudan Cafer’in üzerine doğru dörtnala saldırdı.
Atlı, elindeki uzun zincire bağlı ağır demir topuzu havada bir değirmen gibi çevirerek kükredi:
— Buraya yabancılar giremez! Canınızın bedelini ödeyeceksiniz!
Demir topuz ölümcül bir hızla Cafer’in kafasına doğru savrulurken, Cafer son anda gövdesini yana bükerek darbeden kıl payı sıyrıldı. Topuzun duvara çarptığı anda çıkardığı kıvılcımlar tüneli aydınlattı.
Sırtındaki Temir, bu ağır yükle dövüşmenin imkansız olduğunu anladığı an hızlıca konuştu:
— Beni indir kardeşim! Çabuk ol, sen bu iblisin icabına bakarken ben burada bekleyeceğim!
Cafer bir saniye bile tereddüt etmeden sırtına bağlı olan kalın ipin düğümlerini çözdü; Temir’i güvenli bir kaya parçasının dibine dikkatlice bıraktı. Aynı anda iki ucu mızraklı ağır savaş baltasını çekip ölümcül bir duruş aldı.
Kırmızı Atlı, atını şaha kaldırarak kılıcını ve zincirli topuzunu aynı anda savurmaya devam etti. Atın nalları taş zeminde yankılanırken, yaratık sürekli daireler çizerek Cafer’i ezmeye çalışıyordu. Lakin Cafer’in gözlerindeki o tanrısal refleksler devreye girmişti. Atın üzerindeki zırhlı süvari tam yanından geçtiği an, Cafer var gücüyle baltasının mızraklı ucunu atın gövdesine ve süvarinin bacağına doğru savurdu.
Metalik bir çarpışma sesinin ardından Kırmızı Atlı dengesini kaybederek atının sırtından gürültülü bir şekilde yere, taş zemine kapaklandı. At ürkerek geriye doğru kaçarken, savaş artık bire bir ve göğüs göğüse bir hayatta kalma mücadelesine dönüştü.
Kırmızı Atlı yerden hemen kalkıp elindeki dev bıçağıyla Cafer’in üzerine atıldı. Cafer, gelen hamleyi baltasının sapıyla blokladı; ardından serbest kalan sol eliyle adamın boğazına yapışıp onu duvara çarptı. Savunmasız kalan süvarinin kaçmasına izin vermeyen Cafer, ağır savaş baltasını havaya kaldırıp yaratığın zırhının en zayıf noktasından içeriye, göğsünün tam ortasına var gücüyle sapladı.
Kırmızı Atlı boğuk bir hırıltıyla sarsıldı, ağzından koyu bir kan dökülerek yere yığıldı ve hareketsiz kaldı. Tünelde yeniden ölümcül bir sessizlik hüküm sürerken, Cafer derin soluklar alarak baltasını temizledi ve yola devam etmek için Temir’e doğru döndü.
Kırmızı Atlı’nın cansız bedeni tünelin soğuk taş zemininde kanlar içinde yatarken, etraftaki ağır barut ve demir kokusu havada asılı kalmıştı. Savaşın gürültüsü henüz yeni dinmişti ki, tünelin derinliklerinden diğer atlıların yaklaşmakta olduğunu fısıldayan uğultulu rüzgâr sesleri duyulmaya başladı.
Temir, yaslandığı kayanın dibinden kollarından güç alarak öne doğru doğruldu ve endişeli bir ses tonuyla uyardı:
— Çabuk olmalıyız Cafer... Kırmızı Atlı’nın sesini kesinlikle duymuşlardır, diğer iki atlı da birazdan başımıza dikilir, hemen buradan gitmeliyiz!
Cafer, elindeki kana bulanmış baltasını yere paralel tutarak kararlı bir bakış fırlattı ve dişlerinin arasından konuştu:
— Karşımda iki değil, iki bin atlı olsa bile fark etmez Temir... O kızı bu cehennemden çekip almadan buradan adım atmayacağım.
Cafer bunu söyler söyler atik bir hareketle eğildi ve her zamanki gibi sırtını Temir’e doğru çevirdi:
— Haydi, çabuk bin sırtıma. Vakit kaybediyoruz.
Lakin Temir, bu kez kararlı bir şekilde başını iki yana salladı ve ellerini taş zemine bastırarak geriye doğru çekildi:
— Gerek yok kardeşim... Ben kendim giderim. Yeterince yordum seni zaten, bacaklarımın olmaması bu yükü daima senin sırtına yıkmamı gerektirmez. Sen önden git, ben ellerimle sürünerek geleceğim peşinden.
Cafer, yoldaşının bu gururlu ve ısrarcı tavrı karşısında derin bir nefes alarak ona doğru döndü; sesindeki o yumuşak ama otoriter tonla karşı çıktı:
— Saçmalama Temir! Şimdi burada gurur yapmanın sırası değil. O atlılar ardımızdayken sürünerek gidersen ikimiz de bu tünelden canlı çıkamayız. Ya hep beraber buradan çıkarız ya da burada kalırız. Çabuk sırtıma çık, ikiletme beni!
Temir, Cafer’in gözlerindeki o iradeyi ve dostluk bağını gördüğünde daha fazla itiraz edemedi. Sessizce öne doğru kayarak güçlü kollarıyla Cafer’in sırtına sıkıca tutundu ve boynuna sarıldı.
Cafer, Temir’in sırtına tam olarak yerleştiğinden emin olduktan sonra iki ucu mızraklı ağır savaş baltasını yeniden kavradı ve tünelin daha da derinliklerine, Baba Yaga’nın kalbinin attığı o karanlık dehlizlere doğru koşmaya başladı.
Bölüm etkileşimi
