38 BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: 38 BÖLÜM

Uçurumun o sarp, dişli ve buz tutmuş kayalık duvarlarında Dilara’nın aşağıya doğru tehlikeli inişi saatlerdir sürüyordu. Gökyüzündeki aysız gece, devasa dağ kütlelerinin üzerine katran karası bir örtü gibi serilmişti; aşağılarda ise ne bir ışık izi ne de medeniyete dair en küçük bir emare vardı. Parmak uçları artık soğuktan hissizleşmiş, her bir kaya çıkıntısını yoklayarak attığı adımlar vücudundaki tüm enerjiyi tüketmişti. Etrafını saran o dipsiz karanlık ve yukarıdan esen dondurucu dağ rüzgârı, içerideki yalnızlık hiss وهini kelimenin tam anlamıyla demir bir mengene gibi sıkıştırıyordu.

Tam o sırada, kayalıkların binbir yankıyla uğuldayan derinliklerinden, insanı kanını donduran o korkunç ses yükseldi.

Sanki devasa kemikler birbirine sürtünüyor, kuru dallar çatırdıyor ve aynı zamanda boğuk, hırıltılı bir nefes veriş gecenin sessizliğini ortadan ikiye yarıyordu. Bu ses, ne bir kurdun ulumasına ne de bir rüzgâr uğultusuna benziyordu; doğrudan kemiğin ve etin ötesinden gelen, zihni bulandıran kadim bir dehşetti.

Dilara duyduğu sesle birlikte bir anlığına olduğu yerde kaskatı kesildi. Parmakları kayaya tutunduğu yerde uyuştu; başını hızla sağa sola çevirerek karanlığın içine dikti gözlerini. Kalbi kaburgalarını kıracakcasına çarparken, titreyen sesle kendi kendine fısıldadı:
— Bu da ne böyle...?

Ortamdaki o ürkütücülük, sesin kesilmesiyle birlikte daha da boğucu bir hâl aldı. Kayalıkların gölgeleri, sanki yaşayan birer varlık gibi hareket ediyor, sarp duvarlar üstüne üstüne geliyormuş gibi hissediliyordu. Havadaki o ağır, kükürt ve çürümüş toprak kokusu daha da yoğunlaşmıştı. Sanki karanlığın içinde, görünmeyen ama her an üstüne atlamaya hazinlenen binlerce göz onu izliyordu.

İçindeki o dayanılmaz panik dalgası, bacaklarına yeniden bir güç verdi. Beklemenin ölüm anlamına geleceğini biliyordu. Dilara, tükenen gücüne ve sızlayan parmaklarına rağmen iniş hızını artırdı; kayalardan kayaya daha seri, daha hırslı bir şekilde aşağıya doğru kayarak o tekinsiz ve karanlık uçurumda hızla uzaklaşmaya çalıştı.

Dilara, panik ve adrenalin dalgasıyla tutuşan kaslarının emrettiği hızla harekete geçti. Parmak uçları buz kesmiş kayaların pürüzlü yüzeylerini körlemesine yokluyor, taşları adeta parçalayacak gibi sıkıca kavruyordu. Botlarının burunlarıyla en ufak çıkıntıları bile anında bulup basıyor, ağırlığını fütursuzca aşağıya vererek dikey duvarda adeta kayarcasına bir hızla ilerliyordu. Göğsü körük gibi inip kalkıyor, şakaklarında zonklayan kanın sesi kulağındaki rüzgâr uğultusunu bastırıyordu.

Fakat tam daha derin bir girintiye adım atacakken, o korkunç ses tekrar patladı.

Bu sefer rüzgârın arkasından değil, tam tepesindeki kayalığın hemen yanındaki gölgeden, kulak zarını patlatacak bir yakınlıkla yükseldi. Sürtünen kuru kemik sesleri, boğuk ve aç bir hırıltıyla birleşmişti.

Dilara başını refleksle yukarı ve yana doğru çevirdi. Gördüğü şeyin dehşeti karşısında boğazı düğümlendi; kelimeler dudaklarının arasında kuruyup kaldı, tek bir fısıltı bile çıkaramadı.

Kayalıklarda beliren o kâbus adeta canlanmıştı. Karanlığın içinden süzülen varlık, rahatsız edici derecede uzun, zayıf ve insansı anatomisi bükülmüş kemikli bir gövdeye sahipti. Simsiyah bir çürümüşlükle kaplı uzun kollarının ve bacaklarının ucundaki metrelerce sivri, simsiyah tırnaklarını taşların arasına mızrak gibi saplayarak kendini kayalığa dik bir şekilde sabitlemişti. En korkuncu ise bütünüyle tüysüz, bembeyaz, oval ve pürüzsüz kafasıydı. O bembeyaz yüzün ortasında, çene kemiğini tamamen yutacak kadar genişlemiş, diş eti görünmeyen jilet gibi dizili iğne keskinliğinde yüzlerce dişle kaplı devasa bir ağız duruyordu. Kör, oyuk gözleriyle doğrudan Dilara’nın üzerindeki gölgeye bakıyordu.

Varlık, o uzun tırnaklarını kayalardan birbiri ardına söküp tekrar saplayarak, yer çekimine meydan okuyan örümceğimsi ve pürüzsüz bir hızla doğrudan Dilara’ya doğru tırmanmaya başladı. Taşların üzerindeki tırnak darbelerinden çıkan kıvılcımlar karanlığı anlık olarak aydınlatıyordu.

Dilara’nın gözleri dehşetle açıldı, elleri kayada titrerken geriye doğru hamle yapmaya çalıştı.

— Hayır... Hayır, şimdi olmaz... diye mırıldandı titreyen dudaklarıyla, nefesi kesilerek.

Aşağısı hâlâ dipsiz bir uçurumdu, yukarıda ise o karanlık heyula, iğrenç hırıltılar çıkararak ve o sivri tırnaklarını kayalara gömerek adımlarla üstüne doğru yaklaşıyordu.

Uçurumun dik duvarlarında yankılanan o kemiksi hırıltılar, gecenin karanlığını bir bıçak gibi kesiyordu. Bauk, o bembeyaz, tüysüz kafası, çene kemiğini yutan devasa ağzı ve sarp kayalara sapladığı uzun, siyah tırnaklarıyla örümcek gibi tırmanarak Dilara’nın üzerine doğru atıldı. İki elini de kayaya sabitlemek zorunda olan Dilara, bu ölümcül tehlike karşısında tek elini taş çıkıntısına bırakarak belindeki kınından bıçaklardan birini çekti ve var gücüyle yaratığa fırlattı.

Bauk, inanılmaz bir çeviklikle gövdesini yana bükerek fırlatılan bıçaktan kıl payı sıyrıldı; fırlatılan çelik boşlukta kaybolurken, yaratık tırnaklarını taşa tekrar geçirip hız kesmeden tırmanmaya devam etti.

— Lanet yaratık! diye soluk soluğa bağırdı Dilara.

Zaman kaybetmeye lisan yoktu. Dilara sol eliyle kayaya tutunmaya devam ederken, sağ elindeki ikinci bıçağı da kavradı ve Bauk üzerine atıldığı anda bıçağı hedef alarak yeniden savurdu. Bu kez çelik, yaratığın omuzundaki o ince, solgun deriyi delerek derine saplandı. Ancak Bauk, bu yarayı sanki kendi etinden bir parça değilmiş gibi neredeyse hiç umursamadı; ağzından çıkan o boğuk hırıltı daha da öfkeli bir tını kazandı ve üzerine daha büyük bir vahşetle atıldı.

Savaş, uçurumun ortasında, yer çekimine ve ölüme karşı yapılan nefes kesici bir kabusa dönüştü. Dilara hem devasa bir kaya duvarında düşmemek için parmak uçlarıyla mücadele ediyor hem de üzerine çullanan bu kadim dağ iblisinin darbelerini göğüslemeye çalışıyordu.

Bauk, ani bir hamleyle uzun ve keskin tırnaklarını Dilara’nın beline doğru savurdu. Keskin pençeler deri zırhı yırtarak tenini sıyırdı; keskin bir acı Dilara’nın omuriliğinden aşağıya doğru yayılırken, genç kız ağzından kaçan acı dolu iniltiyi bastırmak için dişlerini birbirine geçirdi.

— Teslim olmayacağım... diye hırladı Dilara, gözlerindeki tüm korkuyu bir kenara iterek içindeki o tanrısal Umay iradesini ve hayatta kalma öfkesini son damlasına kadar topladı.

Kayaya tutunduğu sol elini serbest bırakıp bütün ağırlığını ayak parmaklarının uçlarına ve bacak kaslarına verdi. Kollarını savurarak Bauk’un o iskeletsi göğsünün üzerinden uzanıp, yaratığın bembeyaz suratına peş peşe, var gücüyle yumruklar indirdi. Bauk’un kafası her yumruk darbesinde geriye savruluyor, ancak yaratık kayadaki dengesini bozmayarak devasa, iğne dişli çenesini Dilara’nın boynuna geçirmek için çılgınca ileri doğru atılıyordu.

Yaratığın nefesi yüzünü kavururken, Bauk dişlerini şaklatarak onu ısırmaya çalıştı. Dilara son bir hamleyle geriye doğru yaslanıp yaratığın o hırıltılı saldırısından kıl payı kurtuldu ve tam o an, belindeki son ve en keskin bıçağını kavradığı gibi var gücüyle Bauk’un boğazına sapladı.

Bauk koyu siyah bir kan fışkırtarak sarsıldı; ancak Dilara bıçağı orada bırakmadı; tüm gücünü ve öfkesini ellerine vererek bıçağı boğazından yukarıya, doğrudan yaratığın o pürüzsüz, bembeyaz kafasının tam ortasına doğru yukarı doğru çekti ve sapladı.

Kafatasetten ve kemikten gelen çatırtı sesi kayalıklarda yankılandı. Bauk’un o kör, boş gözlerindeki kör öfke aniden söndü. Uzun tırnakları kayalardaki tutuşunu kaybetti, kaskatı kesilen iskeletsi gövdesi geriye doğru devrildi.

Yaratık, çıkardığı o boğuk çığlıkla birlikte uçurumun dik duvarından koparak en diplerdeki o dipsiz karanlığa doğru yuvarlanıp gözden kayboldu. Dilara, kayaya yapışmış vaziyette, nefes nefese, elleri kana ve çamura bulanmış halde karanlığın ortasında tek başına kalakaldı. Göğsü hızla inip kalkarken, belindeki yaradan sızan sızıya rağmen dişlerini sıktı ve başını aşağıya çevirerek o tehlikeli inişe kaldığı yerden devam etti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.