14. bölüm / 49
ATEŞ TANRILARI: SLAVYAN CANAVARLARI13 BÖLÜM
Bölümler 49Şu an: 13 BÖLÜM
- 1 GİRİŞ819 kelime
- 2 1 BÖLÜM936 kelime
- 3 2 BÖLÜM971 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.256 kelime
- 5 4 BÖLÜM890 kelime
- 6 5 BÖLÜM897 kelime
- 7 6 BÖLÜM1.107 kelime
- 8 7 BÖLÜM961 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.035 kelime
- 10 9 BÖLÜM995 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.123 kelime
- 12 11 BÖLÜM957 kelime
- 13 12 BÖLÜM1.182 kelime
- 14 13 BÖLÜM774 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 14 BÖLÜM1.190 kelime
- 16 15 BÖLÜM821 kelime
- 17 16 BÖLÜM901 kelime
- 18 17 BÖLÜM916 kelime
- 19 18 BÖLÜM1.016 kelime
- 20 19 BÖLÜM1.044 kelime
- 21 20 BÖLÜM1.205 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.171 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.305 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.020 kelime
- 25 24 BÖLÜM926 kelime
- 26 25 BÖLÜM924 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.035 kelime
- 28 27 BÖLÜM782 kelime
- 29 28 BÖLÜM930 kelime
- 30 29 BÖLÜM1.001 kelime
- 31 30 BÖLÜM903 kelime
- 32 31 BÖLÜM1.052 kelime
- 33 32 BÖLÜM906 kelime
- 34 33 BÖLÜM978 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.065 kelime
- 36 35 BÖLÜM1.220 kelime
- 37 36 BÖLÜM762 kelime
- 38 37 BÖLÜM805 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.059 kelime
- 40 39 BÖLÜM900 kelime
- 41 40 BÖLÜM737 kelime
- 42 41 BÖLÜM997 kelime
- 43 42 BÖLÜM956 kelime
- 44 43 BÖLÜM797 kelime
- 45 44 BÖLÜM969 kelime
- 46 45 BÖLÜM737 kelime
- 47 46 BÖLÜM830 kelime
- 48 47 BÖLÜM903 kelime
- 49 48 BÖLÜM719 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Taş duvarların arasından yankılanan o ağır ve paslı demir kapının kilidi, Oksana’nın az önce ele geçirdiği anahtarla birlikte gıcırdayarak açıldı. İçeriye dolan soğuk yeraltı koridorunun havası, dışarıdaki karanlığın ve çürümüşlüğün kokusunu da beraberinde taşıyordu.
Vurdalak henüz derin uykusundan uyanmamış, kalın horultu sesleri geride bıraktıkları odanın duvarlarında yankılanmaya devam ediyordu. Bu kritik zaman dilimini iyi değerlendirmek zorunda olan beş kız, hiç vakit kaybetmeden o uzun ve meşalelerle aydınlatılan taş koridora adım attılar. Ayak sesleri mermer zeminde hafif bir yankı uyandırırken, hepsi nefeslerini tutmuş bir halde koşmaya başladı.
Svetlana, arkasından gelen sesleri dinliyor, bir yandan da kalbinin kulaklarında attığı o panikle önünde koşan Dilara’ya yetişmeye çalışarak soluk soluğa sordu:
— Arkada o yaratık hâlę uyuyor ama bu devasa malikânenin içinde nereye gideceğiz Dilara? Önümüzü bile görmüyoruz, bu koridorlar bir labirent gibi!
Dilara, elindeki ağır meşalenin ışığını ön yolun dönemeçlerine tutarak adımlarını bir an olsun yavaşlatmadı, kararlı bir sesle cevap verdi:
— Durmak yok, koşmaya devam edin! Şu sol taraftaki dar yolu takip edeceğiz, ana çıkışa ya da bu zindanın kalbine giden başka bir yol olmalı.
Zlata, korkudan kaskatı kesilmiş yüzüyle etraftaki kapıları ve gölgeli köşeleri tararken, sesindeki o titrek endişeyi bastıramayarak fısıldadı:
— Ya... Ya bu koridorun sonunda bizi o cadının kendisi, Baba Yaga karşılarsa? Bizi o an yakalarsa burdan canlı çıkmamız imkansız olur, ne yapacağız o zaman?
Dilara, Zlata’nın bu korku dolu sorusu üzerine koşarken başını hafifçe omzunun üzerinden arkaya çevirdi; gözlerinde o iradeyi ve inancı yansıtan kendinden emin bir pırıltı vardı:
— Merak etmeyin... Eğer o cadı karşımıza çıkarsa, onu nasıl halledeceğimi ben bilirim. Kimseden korkmuyorum, sadece önünüze bakın ve koşun!
Mila, Dilara’nın bu cesur sözlerinden cesaret alarak arkadaşının kolundan tuttu ve grubu yeniden motive etti:
— Dilara haklı, şimdi geriye dönüp o koca göbekli canavara yakalanmaktansa ileriye gitmekten başka şansımız yok! Hadi kızlar, biraz daha hızlı!
Oksana, elindeki anahtar demetini sımsıkı kavrayarak grubun en önünde onlara rehberlik ediyor, karanlık köşeleri hızla geride bırakıyordu. Yerin altındaki o uğursuz koridorlarda yankılanan adımları, özgürlüklerine ve bu kadim kabustan uyanmaya giden yolda tek umutları olarak karanlığın içinde kayboluyordu.
Taş koridorun loş meşale ışığı altında soluk soluğa koşan beş kız, önlerini tıkayan ani bir çıkmazla durmak zorunda kaldılar. Koridorun tam ortasında, tavandan yere kadar uzanan, kalın demir parmaklıklardan yapılmış devasa bir portcullis (sürgülü kafes kapı) yolu tamamen kesiyordu. Kapının açılmasını sağlayan duvara gömülü demir kol ise paslanmış ve devasa boyutlardaydı.
Dilara hemen kolun önüne atıldı, iki eliyle kavrayıp var gücüyle aşağıya doğru çekmeye çalıştı; ancak kol milim bile oynamıyordu, sanki taşa mühürlenmiş gibi hantal ve acayip ağırdı.
Yüzü kızaran, nefesi kesilen Dilara zorlukla konuştu:
— Çabuk olun... Bu kolu tek başıma indiremiyorum, çok ağır! Kızlar, çabuk yardım edin!
Mila, Zlata, Svetlana ve Oksana hemen Dilara’nın yardımına koştu. Beşi birden o paslı demir kola ellerini asıldılar. Bedenlerinin tüm ağırlığını vererek yüklendiklerinde, metalin acı dolu gıcırtısı koridorda yankılandı. Dişlerini sıkarak verdikleri o ortak mücadele sonucunda devasa demir kafes yavaşça yukarı doğru kaydı ve yolu açtı.
Svetlana nefes nefese başını geriye çevirip uyardı:
— Kapı açıldı, çabuk geçelim!
Hızla kafesin diğer tarafına geçtiler. Oksana hemen duvardaki kolu bu kez ters yöne iterek kapıyı indirmek istedi ama mekanizma sıkışmıştı. Dilara vakit kaybetmeden ellerini demir kola koydu, hafif bir enerji yüklemesiyle mekanizmayı zorlayarak ağır demir kafesin gürültüyle kapanmasını sağladı. Ardından yerinden çıkardığı kalın demir pimi kilit mekanizmasına vurarak sıkıştırdı ve kafesin açılma kolunu tüm gücüyle kırıp paramparça etti.
Zlata arkasına bakarak derin bir nefes aldı ve konuştu:
— İşte bu kadar... Şimdi o koca göbekli yaratık buraya gelse bile bu demirleri geçemez, arkamızda kaldı!
Mila başını sallayarak onayladı:
— Doğru söylüyorsun Zlata, en azından şimdilik güvendeyiz. Hadi, durmadan ilerleyelim, bu koridorun bizi nereye çıkaracağını bilmiyoruz.
Birkaç dakika boyunca koridor boyunca hızlı adımlarla yürümeye devam ettiler; ancak bu rahatlık çok uzun sürmedi. Arkadaki karanlık ve dolambaçlı tünellerden boğuk, öfkeli bir kükreme ve yere vuran ağır ayak sesleri yankılandı. Bu, uykusundan uyanıp anahtarların yerinde olmadığını ve kölelerin kaçtığını fark eden Vurdalak’ın sesiydi.
Oksana dehşetle arkaya baktı, yüzü bembeyaz kesilerek bağırdı:
— Tanrım... Uyanmış! Peşimizden geliyor!
Mila panikle ellerini havaya kaldırıp haykırdı:
— Kaçın! Arkamızda, koşun!
Beş kız, arkalarından gelen o devasa yaratığın yerleri sarsan gürültülü adımları karşısında yeniden can havliyle koşmaya başladılar.
Dilara koşarken arkasına baktı; dişlerini öfkeyle sıkarak içinden geçirdi:
— Keşke... Keşke o ormanda bıraktığım ok ve yayım ya da burada kullanabileceğim bir silahım yanımda olsaydı... O yaratığa dünyanın kaç bucak olduğunu tek bir vuruşta gösterirdim!
Öte yandan, arkadan gelen Vurdalak, önünü kesen devasa demir kafesi ve kırık kolu gördüğünde çılgına döndü. Öfkeden kudurmuş bir halde koca gövdesiyle demir parmaklıklara yüklendi. Kalın demir çubuklar yaratığın o vahşi ve insanüstü gücü karşısında çatırdamaya, bükülmeye başladı.
Vurdalak, boğazından hırıltılı çığlıklar çıkararak demirleri parçalayayıp yolu açtı ve tırnaklarını taşa sürterek kızların peşinden yeniden azgınca koşmaya başladı.
Bölüm etkileşimi
