11 BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: 11 BÖLÜM

Taş duvarlarla çevrili o kasvetli ve loş salonun içi, dışarıdaki kış rüzgârının boğuk fısıltılarıyla doluydu. Odadaki devasa meşe masanın etrafına toplanmış olan Mila, Zlata, Svetlana ve Oksana, gözlerinde az önce gördükleri o mucizevi altın ışığın yarattığı şaşkınlık ve yenilenmiş bir umutla Dilara’ya bakıyorlardı.

Hemen yan odadan ise, kalın tahta kapının altından sızan ve o devasa malikanenin duvarlarını titreten **Vurdalak**’ın kalın, hırıltılı horultu sesleri kulak tırmalıyordu. Yaratık derin bir uykudaydı; ancak her an uyanma tehlikesi, odanın üzerindeki buz gibi baskıyı artırmaya devam ediyordu.

Mila, ellerini göğsünde kavuşturmuş bir halde Dilara’ya doğru bir adım yaklaştı, sesindeki o kırılgan titreme yerini kararlı bir fısıltıya bırakmıştı:
— Az önce o solmuş çiçeği nasıl canlandırdığını gördük, Dilara... Biz yıllardır bu taş zindanda sıradan birer köle gibi yaşamaya mahkûm edildik, her günümüz korku içinde geçiyor. Ama sende sıradan insanların sahip olmadığı o ilahi güç var. Lütfen bize yardım et; sen bu kapıları, bu cadının kurduğu büyüleri parça parça edebilirsin, bizi buradan çıkarabilirsin!

Zlata, hemen Mila’nın yanına sokuldu, korkuyla odanın kapısına doğru bir kez bakıp fısıltıyla söze katıldı:
— Mila haklı... Bizim elimizden gelen tek şey bu yerleri süpürmek, o cadının gazabından sakınmak. Ama senin damarlarında akan o kudret... Eğer istersen bu lanet yeri başımıza yıkabilirsin. Bizi o cadının tenceresine meze olmadan buradan çekip çıkarabilecek tek kişi sensin, ne olur bizi burada bırakma.

Svetlana, gözlerindeki yaşları silerek ellerini Dilara’nın ellerine doğru uzattı, yalvarır gibi baktı:
— O koca göbekli canavar, o Vurdalak az önce kapımızdan horultularla geçti, birazdan uyanıp yine o korkunç emirlerini yağdırmaya başlayacak. Biz her gün biraz daha tükeniyoruz. Senin o gücün sadece sana değil, bizim de kurtuluşumuz olabilir. Yalvarırım gücünü saklama, bu zindanın zincirlerini kır.

Oksana, grubun en arkasında durmasına rağmen gözlerindeki o inançla başını sallayarak onayladı:
— Evet, Dilara... Sen o ormanda başını dik tutan, bu cadıdan korkmayan tek kişisin. Bize bu karanlıktan çıkacak yolu göster.

Dilara, etrafını sarmış olan dört kızın gözlerindeki o yalvarış dolu ve umut dolu bakışları tek tek inceledi. İçindeki o gururlu Umay ruhu, bu masum insanların çektiği azapla birleşince omuzlarındaki yük daha da ağırlaştı. Başını kaldırıp yandaki odadan gelen o rahatsız edici horultu sesine baktı, ardından gözlerini tekrar kızlara çevirdi. Derin bir soluk alarak ellerini sıktı:

— Sizi burada bırakmaya niyetim yok... O cadı da o çirkin kölesi de ellerime kalacak. Ama yalnız değiliz; dışarıda beni arayan, bu dağları ve karları kanla aşarak gelen biri var.

Dilara, parmaklarını birbirine kenetleyip başını camdan sızan o solgun karanlığa doğru çevirdi, içindeki o derin özlemi ve inancı sesine yansıtarak mırıldandı:
— Umarım... Umarım babam o ormanın labirentlerini aşıp bir an önce yerimizi bulur. O geldiğinde, bu taş malikânenin taş üstünde baş kalmayacak.

Taş odanın içerisini dolduran o ağır loşlukta, yan odadan sızan horultu sesleri birer balyoz gibi duvarlara çarpıyordu. Vurdalak’ın her nefes verişinde tavanın kenarlarındaki tozlar hafifçe titreşiyor, zaman daraldıkça odadaki gerilim tırnakları et geçiren bir işkenceye dönüyordu.

Dilara, ellerini birbirine sürtüp gergin adımlarla odanın ortasında tur attıktan sonra durdu. Gözlerini dört kızın üzerinde gezdirerek fısıltıyla konuştu:
— Buradan nasıl çıkabiliriz acaba? Öylece bekleyerek zaman kaybediyoruz. En azından şu dışarı açılan büyük kapının anahtarını bir şekilde ele geçiremez miyiz?

Mila, ellerini endişeyle birbirine kenetlemiş, kapının aralığından sızan sesleri dinlerken başını iki yana salladı:
— Burası yerin kat kat altındaki lanet bir zindan malikane, Dilara... Çıkmamız mucizelere kalmış. Ama o devasa demir kapının anahtarı... O koca göbekli Vurdalak’ın kemerine asılı durur her zaman. Yatarken bile o demir halkayı belinden çıkarmaz.

Zlata, yandaki odadan gelen hırıltılı bir horultu dalgasından sonra korkuyla yutkundu, yüzü kireç gibi beyazlamıştı:
— Çok tehlikeli... Eğer uyanırsa bizi uykumuzda parçalar. Ama başka şansımız yoksa da bu riski göze alamayız. Vurdalak tam anlamıyla uyanmadan, o anahtarları bir şekilde almalıyız!

Oksana, arkadaşlarının bu korku dolu fısıltıları arasında hafifçe öne çıktı. Yüzündeki o solgun ve ezik ifade birden bire kaybolmuş, yerine yılların sokağa ve tehlikeye dayalı kurnazlığı sinmişti. Dudaklarında kendinden emin ama temkinli bir tebessüm belirdi:
— Bırakın o işi bana... Korkmayın, ben hallederim.

Dilara, şaşkınlıkla başını Oksana’ya çevirdi:
— Sen mi? Nasıl alacaksın o devasa yaratığın belinden anahtarı? Uyanırsa hepimizi öldürür.

Oksana, gözlerindeki o eski hırsız parıltısını gizlemeyerek omuz silkti:
— Aslında buraya bu cadının pençesine düşmeden önce... Ben adi bir köle değildim, kızlar. Kendi diyarımın karanlık sokaklarında, kılıçlı çete cümbüşleriyle takılan, sarayların kilitlerini bile parmaklarının arasında eriten bir hırsızdım. Hırsızın elinden mal kaçmaz, hele ki uykusuz ve hantal bir domuzun kemerindeki demirler hiç kaçmaz.

Hiç vakit kaybetmeden odanın kapısına doğru süzüldü. Adımları o kadar hafif ve sessizdi ki, taş zeminde neredeyse bir tüyün düşüşü kadar bile ses çıkarmıyordu. Kapının aralığından içeri süzüldüğünde, odanın orta yerinde sırtüstü uzanmış, koca göbeği her nefeste bir körük gibi şişen Vurdalak’ın devasa silueti karşıladı onu. Yaratık, sivri şıkır şıkır şapkası bir yana devrilmiş bir halde, ağzından salyalar akarak derin bir uykudaydı; horultusu ise o taş odayı adeta inletiyordu.

Oksana, nefesini tutarak devasa yaratığın yattığı sedirin dibine kadar sokuldu. Vurdalak’ın kalın deri kemerine asılı duran paslı demir anahtar demeti, yaratığın her nefes alışında hafifçe sallanıyordu.

Kalbi göğs kafesini delercesine atıyordu lakin elleri milim kadar bile titremedi. Sokaklarda geçirdiği o tehlikeli yılların kazandırdığı soğukkanlılıkla parmaklarını uzattı. Yaratığın kokmuş tuniğine ve tüylü tenine temas etmeden, son derece narin bir hareketle parmaklarını paslı demir halkaya geçirdi.

Vurdalak uykusunda rahatsız edici bir mırıltı çıkardı, koca kafasını Oksana’ya doğru dev gibi bir hamleyle çevirdi. O an odadaki nefesler tamamen kesildi.

Oksana tek bir saniye bile tereddüt etmeden dondu kaldı; yaratığın burnunun dibinde, nefesini tutarak heykel gibi bekledi. Vurdalak hırıltılı bir soluk verip tekrar başını geri attığında, uykusunun derinliklerine yeniden gömülmüştü.

Hemen fırsatı değerlendiren Oksana, demir anahtarları kemerden ustalıkla sıyırıp aldığı gibi sessizce geri çekildi. Diğer odanın eşiğinden içeri, kızların yanına saniyeler içinde adeta bir hayalet gibi süzülerek geri döndü. Elindeki ağır demir anahtarları Dilara’nın avucuna bırakırken, yüzünde hem başarının verdiği o haklı gurur hem de soğuk terlerin süzüldüğü bir rahatlama vardı. Zindan kapısını açacak o anahtar artık ellerindeydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.