12 BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: 12 BÖLÜM

Karlı ve sarp dağın doruklarına ulaştıklarında, etraftaki dondurucu rüzgâr kemiklerine kadar işliyor, uçurumlardan sarkan buz sarkıtları ise sanki bu diyarın onlarla alay eden donuk parmakları gibi sallanıyordu. Cafer, sırtında Temir’in ağırlığı, yanında Vesna ile birlikte zirvedeki geniş düzlüğe adımlarını bastı. Ancak karşılarında yükselen heybetli bir taş kale, görkemli surlar veya Baba Yaga’nın o korkunç malikanesinden eser yoktu. Sadece bembeyaz kar örtüsüyle kaplanmış kayalar ve rüzgârın uğuldayarak geçtiği boş bir dağ başı vardı.

Cafer, durduğu yerde etrafı sert ve öfkeli bakışlarla taradı. Gözlerindeki o yorgun ama dinmeyen ateş, bu boşluk karşısında daha da hırslandı. Başını hafifçe yana eğip sesindeki o buz gibi tonla Vesna’ya döndü:
— Nerede bu Baba Yaga’nın kalesi? Buraya kadar geldik ama ortada ne bir kale var ne de surlar... Sadece boş kayalar var. Bizi kandırıyor musun, kadın?

Vesna, nefes nefese kalmış bir halde ellerini dizlerine dayayıp soluklandı. Etraftaki kayaları ve yerdeki donmuş toprak örtüsünü dikkatle inceledikten sonra başını iki yana salladı:
— Kandırmıyorum, Cafer... Eğer bu dağın tepesinde taş bir kale yükselmiyorsa, o zaman bu cadı yukarıda değil demektir. Bu cadı yerin altında, bu kayaların ve köklerin saklandığı karanlık bir cehennemde yaşıyor.

Cafer’in sırtına sıkıca sarılmış olan Temir, kollarını hafifçe gevşeterek başını uzattı. Yüzünde hem bir şaşkınlık hem de buldukları ipucunun verdiği o rahatlama vardı:
— Evet, doğru söylüyor... Bütün dağı tırmandık, doruğuna kadar çıktık ama karşımızda bomboş bir kardan başka hiçbir şey yok. Bu cadı iyi saklanmış.

Cafer dişlerini sıktı, elindeki mızraklı ağır baltanın sapını kaya gibi sertleşmiş parmaklarıyla sıkarak mırıldandı:
— Yerin altı ya da yedi kat dibi... Fark etmez. Nasıl bulacağız peki o yeraltına giden yolu? Burada bir kapı ya da iz göremiyorum.

Vesna, elleriyle dağın dik yamaçlarını ve etraftaki derin oyukları işaret ederek konuştu:
— Doğrudan görünen bir giriş yapmazlar zaten. Ama bu çevrede inler, gizli mağara ağızları ve eski köklerin kapattığı birkaç geçit var. Oralara tek tek bakarsak, o yeraltı dünyasına inen yolu mutlaka buluruz.

Vesna’nın bu açıklamasıyla birlikte, grup vakit kaybetmeden harekete geçti. Zirveden aşağıya, dağın o sarp ve kayalık yamaçlarına doğru inmeye başladılar.

İnişleri hiç de kolay değildi; ayaklarının altındaki buz tutmuş kayalar her an kayma tehlikesi yaratıyor, rüzgâr ise onları uçuruma doğru itmek istercesine şiddetle esiyordu. Cafer, sırtındaki bacaksız Temir’in dengesini bozmamak için her adımını titizlikle atıyor, bedenindeki o gizli kas gücünü kullanarak kayalık patikadan aşağıya doğru kontrollü bir şekilde süzülüyordu. Vesna ise önde giderek kayalardaki gizli işaretleri ve yeraltı buharlarının tütçeği çatlakları kolluyordu. Adım adım o karanlık sırba yaklaşırken, yerin altından gelen o kadim ve çürümüş kokuyu hepsi derinden hissetmeye başlamıştı.

Dağın sarp yamaçlarından aşağıya, buz tutmuş kayaların arasından dikkatle inerken, etraftaki yoğun sis tabakası aralandı. Cafer, adımlarını sağlam basmaya çalışırken gözlerini etraftaki karanlık ağaç gövdelerinde ve derin uçurumlarda gezdirdi.

Tam o sırada, kayalıkların üzerinden onlara dik dik bakan devasa bir siluet fark ettiler. Bu varlık Baba Yaga’nın sıradan bir hizmetkârı değildi; o, bu ormanın gerçek efendisi ve mutlak sahibi olan **Leshen**’di. Başındaki devasa geyik kafatası iskeleti, gövdesini kaplayan kalın yosunlar, ağaç kabukları ve omuzlarından sarkan sarmaşıklarla adeta doğanın kendisinden parça koparılmış gibi duruyordu. Gözleri soluk, zehirli bir yeşil ışıkla parlıyordu.

Cafer, duraksayıp başını yukarı kaldırdı ve kısık bir sesle sordu:
— Bu... Bu Leshen mi?

Vesna, nefesini tutup başını salladı, sesindeki o derin tedirginliği gizleyemedi:
— Evet... O ta kendisi. Ormanın efendisi.

Cafer’in sırtına sıkıca sarılmış olan bacaksız Temir, boynunu uzatıp o devasa yaratığı süzdü ve homurdandı:
— Oldukça büyükmüş... Bizi burada ne karşılamaya çalışıyor acaba?

Leshen hiç konuşmadı; ses çıkarmaya tenezzül bile etmedi. Sadece yavaşça kalktı ve elleriyle ormanın derinliklerine doğru keskin bir işaret yaptı.

O an, karlı kayalıkların arkasından ve çalılıkların arasından hayalet gibi süzülerek çıkan devasa kurtlar etraflarını sardı. Bu kurtlar sıradan kurtlar gibi değildi; sırtlarında dikenli tımarlar, ağızlarından akan salyalar ve sıradan bir boğadan bile irice gövdeleriyle tam birer ölüm makinesiydiler. Gözleri kan bürümüş, tüyleri ise cadının büyüsüyle sertleşmiş demir gibi parlıyordu.

Cafer bir saniye bile tereddüt etmeden sırtındaki Temir’in dengesini bozmayacak şekilde sağ elini savurdu ve iki ucu mızraklı ağır savaş baltasını şakırtıyla çekti. Yan tarafında duran Vesna da sırtındaki kınından uzun, ucu kıvrık av bıçağını çekip dişlerini sıktı.

— Gelin bakalım! diye kükredi Cafer.

Üzerlerine atılan ilk devasa kurt, havada devleşerek doğrudan Cafer’in boğazına doğru dişlerini gösterdi. Cafer, baltasını değirmen taşı gibi çevirerek yaratığın kafasına var gücüyle indirdi. Metalin o sert darbesiyle kurt acıklı bir ses çıkararak yere savruldu.

Ancak etraflarını sizen diğer kurtlar da aynı anda saldırıya geçti. Vesna, üzerine atılan iki büyük kurda karşı çevik hareketlerle savundu; bıçağını bir kurdun böğrüne saplarken, diğeri omzunu sıyırıp geçti. Koyu renkli kanlar karları boyarken, Cafer etrafını saran kurtları yıldırımlardan arınmış saf bilek gücü ve baltasının keskin ucuyla tek tek haklamaya başladı. Her savuruşta bir yaratık yere seriliyor, ormanın o zehirli sessizliği kılıç ve pençe sesleriyle inliyordu. Leshen ise yüksek tepeden onları izlemeye devam ediyordu.

Karlı kayalıkların arasından fışkıran o zehirli sisi yaran kurtların hırıltıları, ormanın her köşesini devasa bir yankıyla dolduruyordu. Etraflarını çember gibi saran o iri yarı, demir tüylü yaratıklar, kızıl gözlerini dikmiş, avlarının üzerine atılmak için kaslarını germişlerdi.

Cafer, iki ucu mızraklı ağır savaş baltasını havada bir değirmen gibi çevirerek üzerine atılan ilk kurt dalgasını karşıladı. Üzerine doğru sıçrayan en iri kurdun hamlesi karşısında gövdesini hafifçe yana eğdi; baltanın keskin ucunu yaratığın tam kafatasının ortasına var gücüyle sapladı. Metalin kemiği parçaladığı o tok ses ve fışkıran koyu siyah kan, beyaz karlarla kaplı zemini anında boyadı. Cafer, baltasını saplandığı yerden vahşi bir çekişle söküp alırken, etraftaki diğer yaratıklar daha da kudurdu.

O sırada, taştan kayanın üzerinden ani bir hamleyle fırlayan başka bir devasa kurt, doğrudan Cafer’in sırtındaki savunmasız hedefi, yani bacaksız Temir’i gözüne kestirdi. Yaratık, koca dişlerini açarak havada süzüldü ve Temir’in bacaklarının olmamasını fırsat bilerek sırtındaki yoldaşı kapmak için pençelerini uzattı.

Lakin Temir, bu tür ölüm kalım savaşlarına yabancı biri değildi. Yaratığın üzerine geldiğini gördüğü an, bir saniye bile tereddüt etmeden belindeki gizli kılıfından av bıçağını çektiği gibi havada savurdu. Bıçak, kurdun boğaz boşluğuna derinlemesine saplandı; kurt acı bir havlama eşliğinde dengesini kaybedip yan tarafa yuvarlandı. Temir, nefes nefese Cafer’in omzuna daha sıkı sarılarak uyardı:
— Arkadan bir tane daha geliyor, dikkat et kardeşim!

Vesna, sol tarafta üç büyük kurdun birden hedefi olmuştu. Elindeki uzun av bıçağıyla var gücüyle savunmaya çalışsa da, üzerine atılan en çevik kurt kadının kürkünü yırtarak onu yere devirdi. Kurt, dişlerini Vesna’nın boynuna geçirmek için üzerine çöktüğünde, Vesna’nın çığlığı ormanda yankılandı.

Cafer, o taraftan gelen sesi duyduğu an başını çevirdi. Gözlerindeki o keskin öfke tavan yaptı; bir hamlede Vesna’nın üzerine atılan kurdun yanına bitti. Elindeki ağır savaş baltasını havaya kaldırıp yaratığın sırtına öyle bir indirdi ki, kurt anında yere yığıldı ve can çekişerek hareketsiz kaldı.

Cafer, elindeki kana bulanmış baltayla ayağa kalkıp etrafta kalan son kurtlara doğru ölümcül bir bakış fırlattı. Yaratıklar, bu amansız direnç ve karşılarındaki tanrısal irade karşısında geri çekilmeye, karanlık ağaçların arasına kaçışmaya başladılar. Saniyeler içinde karlı patikada sadece ölü kurt cesetleri ve dumanı tüten kan gölleri kaldı.

Savaş bittikten sonra, Cafer derin ve hırıltılı nefesler alarak başını yukarı kaldırdı. Biraz önce o sarp tepede dikilip bu ölüm çemberini yöneten ormanın efendisi Leshen, ortalıkta yoktu; o dehşet verici siluet, tıpkı geldiği gibi iz bırakmadan ortadan kaybolmuştu. Grup, yaralarını sarıp o kanlı patikada yeniden yola koyuldu; çünkü Baba Yaga’nın yeraltındaki zindanına giden kapı artık çok yakınlarındaydı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.