31. bölüm / 49
ATEŞ TANRILARI: SLAVYAN CANAVARLARI30 BÖLÜM
Bölümler 49Şu an: 30 BÖLÜM
- 1 GİRİŞ819 kelime
- 2 1 BÖLÜM936 kelime
- 3 2 BÖLÜM971 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.256 kelime
- 5 4 BÖLÜM890 kelime
- 6 5 BÖLÜM897 kelime
- 7 6 BÖLÜM1.107 kelime
- 8 7 BÖLÜM961 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.035 kelime
- 10 9 BÖLÜM995 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.123 kelime
- 12 11 BÖLÜM957 kelime
- 13 12 BÖLÜM1.182 kelime
- 14 13 BÖLÜM774 kelime
- 15 14 BÖLÜM1.190 kelime
- 16 15 BÖLÜM821 kelime
- 17 16 BÖLÜM901 kelime
- 18 17 BÖLÜM916 kelime
- 19 18 BÖLÜM1.016 kelime
- 20 19 BÖLÜM1.044 kelime
- 21 20 BÖLÜM1.205 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.171 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.305 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.020 kelime
- 25 24 BÖLÜM926 kelime
- 26 25 BÖLÜM924 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.035 kelime
- 28 27 BÖLÜM782 kelime
- 29 28 BÖLÜM930 kelime
- 30 29 BÖLÜM1.001 kelime
- 31 30 BÖLÜM903 kelime · Okuduğun bölüm
- 32 31 BÖLÜM1.052 kelime
- 33 32 BÖLÜM906 kelime
- 34 33 BÖLÜM978 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.065 kelime
- 36 35 BÖLÜM1.220 kelime
- 37 36 BÖLÜM762 kelime
- 38 37 BÖLÜM805 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.059 kelime
- 40 39 BÖLÜM900 kelime
- 41 40 BÖLÜM737 kelime
- 42 41 BÖLÜM997 kelime
- 43 42 BÖLÜM956 kelime
- 44 43 BÖLÜM797 kelime
- 45 44 BÖLÜM969 kelime
- 46 45 BÖLÜM737 kelime
- 47 46 BÖLÜM830 kelime
- 48 47 BÖLÜM903 kelime
- 49 48 BÖLÜM719 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bataklığın o rutubetli ve ölümcül sınırlarını tamamen arkalarında bırakan Cafer ve Dilara, sık orman örtüsünün sırtlarını yasladığı devasa, sarp kayalıkların bulunduğu patikaya doğru yorulmak bilmez adımlarla tırmanmaya başladılar. Gökyüzü henüz sakinliğini korurken, etrafı saran kayalık duvarların arasından yankılanan rüzgar uğultusu dışında başka bir ses duymuyorlardı.
Ancak tam o anda, yerdeki taşlar şiddetle titremeye başladı. Gökyüzü bir anda zifiri karanlık bulutlarla kaplandı ve kulakları sağır eden, yerin dibini sarsan korkunç bir gök gürültüsüyle birlikte, göklerin ve fırtınaların efendisi Perun doğrudan önlerindeki kayalığın tepesine indi. Sağlanan görseldeki gibi, ihtişamlı zırhı, omuzlarındaki görkemli postu ve ellerinde tuttuğu devasa çift ağızlı ihtişamlı baltasıyla duruyordu. Çatık kaşlarının altından fışkıran kana susamış ve vahşi bakışlarını doğrudan Cafer ve Dilara’ya dikti; yüzündeki o ilahi gururla gür bir sesle kükredi:
— Siz... Siz ikiniz! Benim kurduğum ilahi düzeni neden bozuyorsunuz? Neden tanrıların öfkesini ve kutsal huzurunu bu kadar ucuz sanıp çiğniyorsunuz?!
Cafer, en ufak bir tereddüt göstermeden hemen kızının önüne geçip iki ucu mızraklı ağır baltasını siper etti ve dişlerinin arasından hırlayarak bağırdı:
— Bizden uzak dur!
Perun, bu meydan okuma karşısında alaycı bir gülümsemeyle başını salladı ve elindeki dev baltayı kemerindeki yuvasına sertçe sokarak homurdundu:
— Hayır, hayır... O işler öyle kolay ve ucuz olmayacak yabancı. İster insan ol, ister başka bir şey... Tanrı olup olmaman umurumda bile değil. Bir tanrıya baş kaldırmanın bedelinin ne kadar ağır olduğunu, canınızla öderken öğreneceksiniz!
Perun, baltasını yerine yerleştirdikten sonra sağ elini kaldırdı; parmaklarının ucunda ve etrafındaki havada çılgınca dans eden yıldırımlar akmaya başladı. Saniyeler içinde göz açıp kapayıncaya kadar yıldırım hızıyla ileri atıldı; adeta havayı yırtarak Cafer’in üzerine çullandı. Önce sağ eliyle mermer gibi sert ve yakıcı bir yumruğu Cafer’in çenesine patlattı, ardından sol eliyle peş peşe iki kez hayvani bir güçle vurdu. Ardından indirdiği üçüncü bir ağır yumrukla Cafer’in ayakları yerden kesildi ve geriye doğru savrularak sert kayalıklara çarpıp yere kapaklandı.
Etraftaki taşlar ve toprak Perun’un vücudundan yayılan elektrik akımlarıyla titreşirken, ağzından kan sızan Cafer aceleyle yerdeki sivri ve ağır bir kayayı kavradığı gibi gücüyle ayağa kalkıp hızla Perun’un kafasına doğru fırlattı. Kaya, fırtına tanrısının şakaklarına çarparak parçalandı.
Perun, aldığı bu darbeyle birkaç adım geriye doğru sendeledi; ancak başını sallayıp alaylı bir şekilde gülerek öfkeyle kükredi:
— Hepsi bu mu?! Sinek ısrırı bile bundan daha çok etkiler beni!
Can havliyle Cafer, kollarındaki ilahi gücü ve öfkeyi toplayarak tanrının üzerine vahşi bir hayvan gibi yeniden çullandı. Tam o sırada oradaki tehlikeyi gören Dilara, elindeki bıçaklarla öne atılıp babasına yardım etmek istedi; ancak Cafer, tek kolunu uzatarak kızını sertçe geri itti ve haykırdı:
—/ hayır! Karışma, geri çekil!
Cafer, tanrının üzerine atılıp yumruklarıyla peş peşe vurmaya çalıştı; ancak bu hamleler Perun’u durdurmaya yetmedi. Öfkeden çılgına dönen Perun, devasa elleriyle Cafer’in boğazına ve kollarından yakaladığı gibi onu havaya kaldırıp var gücüyle taş zeminli yere çarptı. Çarpmanın şiddetiyle topraktan devasa bir toz bulutu yükseldi.
Perun, göğsüne bastığı ayaklarıyla Cafer’i sabitledikten sonra iki elini havaya kaldırdı; parmak uçlarından ve gökyüzünden salınan milyarlarca voltluk yıldırımları etrafında deli gibi patlatarak alanı adeta bir cehenneme çevirdi.
— Baba! diye çığlık attı Dilara, gözyaşları içinde ileri atılmak isterken.
Cafer, son bir güçle başını kaldırıp kızına baktı; bütün gücünü toplayarak onun üzerine kapaklandı ve "Dilara!" diye kükredi. Tam o saniye, Perun’un yönlendirdiği devasa ve kör edici bir yıldırım patlaması doğrudan üzerlerine indi.
Korkunç bir patlama ve ışık seliyle birlikte, oluşan dev basınç dalgası Dilara ve Cafer’i havada savurdu; ikisi de ormanın uzaklardaki karanlık ve ağaçlık bir tarafına mermi gibi uçarak sertçe yere çakıldılar. Yaratılan bu muazzam yıkımın ardından Perun, etrafında çakan yıldırımların eşliğinde gökyüzüne doğru tekrar yükselerek gözden kayboldu.
Yıldırım patlamasının yarattığı o kör edici ışık ve muazzam basınç dalgası dindiğinde, ormanın derinliklerindeki çamurlu ve yapraklarla kaplı zemin derin bir sessizliğe büründü. Çarptıkları ağacın kökünden sızan reçine kokusu havaya karışırken, Cafer yüzüstü bir şekilde hareketsiz yatıyordu.
Hızla sürünerek babasının yanına gelen Dilara, dehşet içinde soluk alıp veriyordu. Gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarındaki toz ve kan izlerine karışırken, titreyen elleriyle babasını omuzlarından tutup çevirmeye çalıştı. Sesi korku ve çaresizlikle titriyordu:
— Baba... Baba, yalvarırım aç gözlerini! Beni bırakma, lütfen kendine gel baba!
Ancak cafer’den çıt çıkmıyordu; bedeni aldığı o devasa darbenin ve elektrik akımının etkisiyle kaskatı kesilmişti. Dilara, babasını yerden kaldırmak için bütün gücüyle asıldı; fakat genç kızın nafile çabaları, o cansız gibi duran devasa bedeni yerinden bile oynatmaya yetmedi. Yalnızlık ve çaresizlik hissi göğsünü bir mengene gibi sıkarken, Dilara hıçkırarak yere kapaklandı.
Tam o sırada, Cafer’in parmak uçlarında hafif bir seğirme oldu. Göz kapakları ağır ağır aralandı; derin bir nefesle birlikte göğsü şiddetle inip kalktı. Perun’un yıldırımları bütün kemiklerini kırmış, içerideki her bir hücresini kavurmuştu; bedeni korkunç bir acıyla kıvranıyordu.
Kızının gözyaşları içinde kendisine baktığını gören Cafer, ağır hareketlerle dirseklerinin üzerinde doğruldu. İçindeki o kadim ve gizli bitki elementinin gücünü, doğanın saf enerjisini damarlarında harekete geçirdi. Vücudunun derinliklerinden yayılan yeşilimsi, hafif bir ışık damarlarını sardı; kırılan kaburgaları, yanan derisi ve tahrip olan kasları bu ilahi şifayla hızla onarılmaya, kaynamaya başladı.
Birkaç saniye içinde ağrıları dinen ve ayağa kalkacak gücü bulan Cafer, üzerine bulaşan toprakları silkeleyerek sanki biraz önce o dehşet verici tanrısal darbeyi almamış gibi dimdik ayağa kalktı. Yüzündeki o sarsılmaz kararlılıkla, şaşkınlıktan gözleri açılmış olan kızına doğru dönüp kendinden emin bir sesle konuştu:
— Toparlan Dilara... Duracak vakit değil, burası hala güvenli değil. Hadi, yola devam ediyoruz.
Babasının mucizevi bir şekilde bu kadar çabuk toparlanmasına ve eski gücüne kavuşmasına inanamayan Dilara, derin bir şaşkınlık ve rahatlama nefesi vererek hızla ayağa kalktı. Arkalarında bıraktıkları o yıkık dökük alanı ve kayalıkları bir kez daha arkalarında bırakarak, ikisi yeniden kararlı adımlarla önlerindeki karanlık yola koyuldular.
Bölüm etkileşimi
