18. bölüm / 49
ATEŞ TANRILARI: SLAVYAN CANAVARLARI17 BÖLÜM
Bölümler 49Şu an: 17 BÖLÜM
- 1 GİRİŞ819 kelime
- 2 1 BÖLÜM936 kelime
- 3 2 BÖLÜM971 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.256 kelime
- 5 4 BÖLÜM890 kelime
- 6 5 BÖLÜM897 kelime
- 7 6 BÖLÜM1.107 kelime
- 8 7 BÖLÜM961 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.035 kelime
- 10 9 BÖLÜM995 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.123 kelime
- 12 11 BÖLÜM957 kelime
- 13 12 BÖLÜM1.182 kelime
- 14 13 BÖLÜM774 kelime
- 15 14 BÖLÜM1.190 kelime
- 16 15 BÖLÜM821 kelime
- 17 16 BÖLÜM901 kelime
- 18 17 BÖLÜM916 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 18 BÖLÜM1.016 kelime
- 20 19 BÖLÜM1.044 kelime
- 21 20 BÖLÜM1.205 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.171 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.305 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.020 kelime
- 25 24 BÖLÜM926 kelime
- 26 25 BÖLÜM924 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.035 kelime
- 28 27 BÖLÜM782 kelime
- 29 28 BÖLÜM930 kelime
- 30 29 BÖLÜM1.001 kelime
- 31 30 BÖLÜM903 kelime
- 32 31 BÖLÜM1.052 kelime
- 33 32 BÖLÜM906 kelime
- 34 33 BÖLÜM978 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.065 kelime
- 36 35 BÖLÜM1.220 kelime
- 37 36 BÖLÜM762 kelime
- 38 37 BÖLÜM805 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.059 kelime
- 40 39 BÖLÜM900 kelime
- 41 40 BÖLÜM737 kelime
- 42 41 BÖLÜM997 kelime
- 43 42 BÖLÜM956 kelime
- 44 43 BÖLÜM797 kelime
- 45 44 BÖLÜM969 kelime
- 46 45 BÖLÜM737 kelime
- 47 46 BÖLÜM830 kelime
- 48 47 BÖLÜM903 kelime
- 49 48 BÖLÜM719 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Baba Yaga’nın cephanelik odasında Vurdalak’ı alt etmenin verdiği o derin nefes ve zafer sarhoşluğu, çok uzun sürmedi. Dilara, Oksana, Svetlana, Mila ve Zlata, ellerinde sıkıca tuttukları silahlarla birlikte omuz omuza vererek tünelin derinliklerine doğru yeniden yola koyuldular. Arkalarında bıraktıkları o kanlı oda ve devasa yaratığın cesedi, bu yeraltı zindanının ne kadar ölümcül olduğunu bir kez daha kanıtlamıştı; ancak önlerinde neredeyse başka bir engel kalmamış gibi görünüyordu. Koridorlar giderek genişliyor, duvarlardaki meşalelerin ışığı daha da netleşiyordu.
Lakin bu sahte sükûnet, antik bir mekanizmanın uyanmasıyla bir anda paramparça oldu.
Dilara adımlarını tam atmıştı ki, ayağının altındaki taş plaka hafifçe aşağıya doğru çöktü. O an cehennemi bir çatırtı ve dişlilerin birbirine sürtünme sesi bütün tüneli sarstı. Yerin altından ve kalın taş duvarların içinden gelen devasa zincir sesleri yankılandı.
Oksana geriye doğru bir adım atıp duvara baktığında dehşetle bağırdı:
— Durun! Duvarlar... Duvarlar üzerimize geliyor!
Sağ ve sol taraftaki kalın, yontulmuş kayadan yapılma devasa duvarlar, korkunç bir gıcırtıyla içeriye doğru kapanmaya başladı. Baba Yaga’nın bu gizli koridora yerleştirdiği o kadim tuzak devreye girmişti; amaçları bu tünelden geçenleri ezerek birer kağıt parçasına çevirmekti. Sıkışan koridorun daralan alanında nefes almak bile imkânsızlaşmaya başladı.
Mila paniğe kapılarak elleriyle kapanan duvara dayandı, çığlık çığlığa kaldı:
— Tanrım! Sıkışıyoruz! Buradan çıkış yok, hepimizi ezecekler!
Zlata elindeki baltayı yere düşürmemek için sımsıkı kavrayarak duvara omuz verdi; ancak kayanın o devasa ağırlığı karşısında dizleri titriyordu:
— Dayanamıyorum! Duvarlar üzerimize kapanıyor, ezileceğiz!
Svetlana iki uçlu mızrağını yatay bir şekilde iki duvarın arasına sıkıştırarak o devasa baskıyı durdurmaya çalıştı. Ahşap ve demir gıcırdıyor, mızrağın sapı kırılmak üzere tehlikeli bir şekilde esniyordu:
— Pes etmek yok! Bastırın! Birlikte itersek bu taşı durdurabiliriz!
Duvarlar üzerlerine doğru amansızca gelirken, Oksana sol taraftaki kayaların arasına sıkışmış paslı bir demir dişli ve kontrol mekanizması fark etti. Bütün gücünü toplayarak o tarafa doğru atıldı ve kısa kılıcının kabzasını mekanizmanın dişlilerinin arasına var gücüyle sıkıştırdı:
— Buraya bakın! Mekanizmayı tıkamaya çalışıyorum, bana yardım edin!
Dilara, arkadaşlarının o ezilmek üzere olan hallerini gördüğü an, damarlarındaki tanrısal Umay enerjisini serbest bıraktı. Gözleri kör edici bir altın ışıltıyla parladı. Ellerini iki yana açarak kapanan duvarlara doğru devasa bir enerji dalgası fırlattı. İçindekio irade, o ezici taşa ve cadının büyüsüne karşı dikilen saf bir direniş duvarı ördü.
Altın enerjinin ve kızların ortaklaşa verdiği o insanüstü mücadelenin yarattığı şok dalgasıyla, taş duvarlar aniden sarsıldı ve çıkardığı kulak tırmalayan bir çatırtıyla milim milim durdu. Dişliler zorlanarak kırıldı, mekanizma kilitlendi.
Beş kız, son anda ezilmekten kurtuldukları o daracık aralıktan nefes nefese dışarıya doğru atıldılar. Yere kapaklanıp derin soluklar alırken, arkalarında kalan o ölüm tuzagının demir duvarları tamamen kapanıp kilitlendi. Hayatta kalmanın o ağır bedeli ve zaferin titremesi üzerlerindeydi; artık cadının kalbinin atığı o ana salonun kapısına çok yakınlarındaydılar.
Yeraltının ölümcül tuzaklarını geride bırakarak tırmandıkları son taş basamaklar, onları doğrudan Baba Yaga’nın ihtişamlı ama bir o kadar da ürkütücü taht odasının tam altındaki gizli bir gözlem katına çıkardı. Tavanın ahşap ızgaralarından ve gizli havalandırma aralıklarından yukarıdaki oda net bir şekilde görünüyordu. Dilara, Oksana, Svetlana, Mila ve Zlata nefeslerini tutarak yukarıdaki manzaraya odaklandılar.
Yukarıdaki odanın ortasında, göz alıcı siyah ve mor tonlarında işlemeli kıyafetleri, başındaki kadim mücevherli tacı ve sarkık, soluk teniyle oturan cadı **Baba Yaga**, bütün o kasvetli havanın hakimi gibi duruyordu. Ancak kadının arkasında, tahtın gerisindeki devasa cam pencereden veya duvara yansıtılmış gibi duran manzarada uçsuz bucaksız, sisli bir orman uzanıyordu; burası cadının zihni bulandıran güçlü bir ilüzyonundan ibaretti.
Odanın duvarına doğru kolları demir kelepçelerle sıkıca mıhlanmış, elleri bağlı olan sarışın bir kadın, acı içinde başını öne eğmişti. Dilara yukarı baktığında kadının yüzünü tam göremedi çünkü arkası dönüktü; ancak kadının üzerindeki kıyafetler ve duruşu içindeki tuhaf bir sızıyı tetikledi.
Baba Yaga, yerinden kalkarak elleri bağlı olan o kadının önüne kadar yürüdü. Yüzünde alaycı, gaddar ve zehirli bir tebessümle kadına doğru eğilerek tısladı:
— Benimle bir pazarlık edebileceğini mi sanıyordun, zavallı kadın? Baba Yaga kimseyle pazarlık yapmaz; sadece alır, bedelini ödetir!
Elleri duvara mıhlanmış olan sarışın kadın, gözlerinden süzülen yaşlarla başını hafifçe kaldırarak titreyen ama yalvaran sesiyle konuştu:
— Yalvarırım sana... Ben başka bir şey istemiyorum, sadece kızımı görmek istiyorum... O daha sadece 17 yaşında, onunla ne işin olabilir senin?
O an, tam yukarıdaki o ses ve kadının tonu, alt kattaki gizli bölmede izleyen Svetlana’nın kalbine saplanan bir hançer gibi çarptı. Gözleri ardına kadar açılan Svetlana, dehşet içinde öne atılarak var gücüyle bağırmak istedi:
— Anne—!
Ancak daha kelime boğazından tam anlamıyla dökülmeden, Oksana inanılmaz bir refleksle elini uzatıp Svetlana’nın ağzını sımsıkı kapattı ve onu geriye doğru çekerek karanlık köşeye bastırdı. Oksana nefes nefese, kısık ve öfkeli bir sesle fısıldadı:
— Deli mi oldun sen? Ne yapmaya çalışıyorsun? Orada ses çıkarırsan ikimiz de, hepimiz ölürüz! Kendine gel!
Svetlana, gözlerinden boşalan yaşları tutamayarak Oksana’nın elini itti; göğsü hızla inip kalkarken, sesindeki o tarifsiz acıyla fısıldadı:
— Bırak beni... Bırak! O yukarıdaki kadın... O benim annem!
Bu acı itiraf alt kattaki grubun içinde şok dalgası yaratırken, yukarıdaki sesleri dikkatle dinleyen Dilara’nın kafasındaki taşlar aniden yerine oturdu. Kadının sırtına, saçlarına ve o ses tonuna yeniden baktı. Gözleri irileşti; kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu.
Dilara, başını dönüp yanı başında şaşkınlıkla bakan Svetlana’ya ve ardından yukarıdaki duvara mıhlanmış kadına baktı, sesi titreyerek mırıldandı:
— Bekle... O kadın... Vesna senin annen mi, Svetlana?
Svetlana başını acıyla sallarken, Dilara’nın zihni tokat gibi çarpan başka bir gerçekle sarsıldı. Yüzü kireç gibi beyazladı, elleri titremeye başladı. İçindeki o tanrısal öfke ve çaresizlik birbirine kar mientras, kendi kendine ve yanındaki kızlara fısıldadı:
— O kadının bize ihanet edip buraya tıkmasının sebebi kendi kızını kurtarmakmış demek... Peki... Peki o zaman benim babam nerede? Cafer şu an o lanet kapının ardında kilitliyken, babam bu cehennemin neresinde?
Bölüm etkileşimi
