25 BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: 25 BÖLÜM

Meydanı kan gölüne çeviren o kısa ve acımasız çatışmanın ardından Cafer, ter içinde kalmış elini uzatıp Dilara’nın bileğini sımsıkı kavradı. Arkalarında bıraktıkları sekiz altın tenli muhafazayın cansız bedenleri ve dehşet içinde çığlıklaşan kalabalık hızla uzaklaşırken, şehrin dar, labirent gibi örülmüş taş sokaklarında koşturmaya başladılar. Ayaklarının altındaki çamurlu toprak ve arnavut kaldırımları gıcırdıyor, nefesleri daralan göğüslerinden hırıltılarla çıkıyordu.

Cafer, kalabalık pazar yerlerinden ve devriye gezebilecek muhafızların olası rotalarından kaçarak ara sokakların en karanlık ve ıssız köşelerine doğru sürdü adımlarını. İçindeki o büyük çaresizlik ve öfke dalgası zihnini kemiriyordu; çünkü ne yapacağını, bu devasa şehirde nerede saklanacaklarını gerçekten bilmiyordu. Zaten başlarında Baba Yaga gibi kadim bir bela varken, şimdi bir de göklerin ve fırtınanın en güçlü tanrısı Perun’u ve onun öfkeli ordusunu karşılarına almışlardı. Kendine yeni, korkunç bir düşman daha kazanmıştı.

Koşarken soluk soluğa kalan Cafer, yanı başındaki kızına dönerek sert ama içinde derin bir endişe barındıran sesle haykırdı:
— Hepsi senin yüzünden oldu Dilara! O koca meydanın ortasında o bıçağı fırlatmak da neydi?! Şimdi başımıza açtığın belanın farkında mısın?

Dilara, babasının bu suçlayıcı sözleri karşısında gözlerinde biriken yaşlara ve kesilen nefesine rağmen hızını kesmedi; aksine ayaklarını daha da hızlı basarak dik bir tonla karşılık verdi:
— Ne yapmalıydım baba?! Orada durup o masum insanların, kadınların ve çocukların birer birer gözümün önünde katledilmesine göz mü yummalıydım?! Seyirci mi kalsaydım?!

Cafer, sokak köşesinden hızla sapıp karanlık bir çıkmaza girdiklerinde durdu; sırtındaki ağır mızraklı baltayı düzeltirken ellerini iki yana açtı ve yüzündeki o çaresiz ifadeyle başını salladı:
— Bilmiyorum Dilara... Ben de bilmiyorum! Bunu anlık bir öfkeyle, seni korumak ve o katliamı durdurmak için neden yaptım ben de bilmiyorum! Ama şimdi o tanrının bütün köpekleri peşimize düşecek. Bu şehirden canlı çıkmamız artık imkânsız!

Köşede soluklanmaya çalışan Dilara, babasının bu kadar çaresiz ve ne yapacağını bilmez bir halde olduğunu ilk defa görüyordu. Yutkundu, elleri titriyordu ama sesindeki o inatçı kararlılığı bozmayarak konuştu:
— Çaresiz değiliz baba... O yeraltındaki cadının cehenneminden nasıl sağ çıktıysak, buradan da bir yolunu bulup çıkacağız. Sadece... sadece şimdi durma zamanı değil, hareket etmeliyiz!

Cafer, kızının gözlerindeki o korkusuz ve dik duruşu görünce içindeki fırtınanın biraz olsun durulduğunu hissetti. Dişlerini sıkarak başını salladı ve çevresindeki yüksek duvarları, kaçış yollarını tarayıp yeniden Dilara’nın elini tutarak karanlığın içine doğru koşturmaya devam etti.

Şehrin labirent gibi örülmüş, dar ve gölgeli sokaklarında soluk soluğa koşan Cafer ve Dilara, nihayet kalabalık caddelerden uzaklaşıp terkedilmiş eski bir mahallenin ıssız patikasına saptılar. Ayaklarının altındaki çakılların çıkardığı hışırtı ve nefeslerinin buğulu sesi sessizliği bozuyordu. Hâlâ kalpleri göğüs kafeslerinde vahşi birer kuş gibi atarken, Dilara duraksayıp adımlarını yavaşlattı ve endişeyle babasına dönerek sordu:
— Baba... Neden başladığımız yere, o nehir kıyısına dönüp tekneye binmiyoruz? Doğrudan evimize, ormandaki o kulübeye gitsek ya? Neden kaçıyoruz ki?

Cafer, etraftaki yüksek duvarları ve kaçış yollarını kollayan keskin bakışlarıyla etrafı süzerken, kızının sorusu üzerine derin ve hırıltılı bir nefes aldı; sert yüz hatları gerginlikle kasılarak yanıtladı:
— Evimize gidemeyiz Dilara... Eğer şimdi oraya dönersek, Perun’un gazabı doğrudan bizimle birlikte kapımızı çalar. O tanrı bütün ormanı ve evimizi başımıza yıkar; üstelik orada tek başına kalan Temir’e de zarar verir, onu bu felaketin ortasında ateşe atarız.

Dilara, babasının bu mantıklı ama bir o kadar korkutucu açıklaması karşısında kanını donduran o ihtimalle sarsıldı; elleri titreyerek endişeyle haykırdı:
— Ya... Ya o askerler bizden önce eve gitmişse?! Ya Temir Amca şu an yalnızsa ve başına bir şey geldiyse, baba?!

Cafer, kararlı bir baş hareketiyle kızının endişesini bölerek sert ve kendinden emin tonla karşılığını verdi:
— Hayır... Perun’un gözü ve öfkesi doğrudan bizim üzerimizde. O yüzden ordusunu bizim peşimizden gönderdi, başka bir yere sapmazlar. Hedef biziz, o yüzden evden uzak durmalıyız.

Cafer sözünü tam bitirdiği ve sesinin yankısı dar sokakta sönmeye yüz tuttuğu an, önlerinde uzayan karanlık sokağın her iki çıkışı da birdenbire kör edici bir şimşek çakmasıyla aydınlandı. Gök gürültüsünü ardında bırakarak sokağı dolduran o ağır, metalik adımların sesi yankılandı. Perun’un sarı altın tenli askerleri, bu sefer çok daha kalabalık bir birikle yollarını kesmişti. Ellerindeki uzun mızraklar ve devasa kılıçlarla önlerini kapatan askerlerin sayısı neredeyse yirmiyi buluyordu.

Komutan olan altın tenli dev, alaycı ve buz gibi bir gülümsemeyle öne doğru bir adım atıp kükredi:
— Tanrının gazabından kaçabileceğinizi mi sandınız sefil ölümlüler? Burası sizin son durağınız!

Savaş anı bir saniye bile beklemeden patlak verdi. Askerler mızraklarını uzatarak aynı anda üzerlerine atıldığında, Cafer iki ucu mızraklı ağır savaş baltasını şakırtıyla çekip kusursuz bir refleksle öne fırladı.

— Arkamda dur Dilara! diye kükredi Cafer.

İlk iki askerin savurduğu ölümcül kılıç darbelerini baltasının sapıyla ustalıkla bloke eden Cafer, dönme manevrasıyla mızraklı ucu ilk adamın zırhına geçirdi. Ancak bu kez sayıları çok kalabalıktı; sağdan ve soldan gelen askerler çemberi daraltmaya çalışıyordu. Tam o sırada Dilara, ellerinde birikmiş o saf ve parlak altın rengi Umay enerjisini öne doğru savurarak sağ taraftan yaklaşan üç askerin üzerine fırlattı. Enerji dalgası askerleri çarpıp havaya savururken, soluğu kesilen düşmanlar sersemleyerek yere kapaklandı.

— İyi iş çıkarıyorsun kızım, sakın arkanı kollamayı bırakma! diye seslendi Cafer.

Savaş alanındaki demir şakırtıları ve çelik sesleri sokağın taş duvarlarında yankılanıyordu. Cafer, baltasını bir değirmen taşı gibi çevirerek üzerine gelen zırhlı askerlerin kılıçlarını parçalıyor, en savunmasız anlarında onları etkisiz hale getiriyordu. Düşmanlar ne kadar kalabalık olursa olsun, Cafer’in içindeki o sarsılmaz koruma içgüdüsü ve Dilara’nın yardımıyla attığı her adım ölümcül bir dansa dönüştü. Birbiri ardına yere yığılan askerlerin altın zırhları kanla lekelenirken, kalan son muhafızlar da bu vahşi direniş karşısında geri çekilmek zorunda kaldı.

Nefes nefese kalan Cafer, son askeri de etkisiz hale getirdikten sonra baltasını yere indirip Dilara’ya baktı. Sokağın diğer ucundan yeni bir birliğin geldiğini duyar duymaz kızının elinden sıkıca kavradı:
— Burada kalamayız, çabuk ol!

Karanlığın ve toz bulutunun arasına karışarak o dar sokaktan hızla uzaklaştılar.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.