28 BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: 28 BÖLÜM

Güneş henüz ormanın kalın yaprakları arasından süzülmeye yeltenmemişken, sabahın o çiy kokulu ve dondurucu ayazında Cafer sessizce ayağa kalktı. Geceyi geçirdikleri sönmeye yüz tutmuş kamp ateşinin külüne şöyle bir bakan Cafer, hemen yanı başında kıvrılıp uyuyan kızına doğru eğildi ve omzundan hafifçe sarsarak tok ama aceleci bir sesle seslendi:
— Hadi kalk Dilara, güneş doğmadan yola koyulmalıyız. Daha çok yolumuz var, burada daha fazla dikkati üzerimize çekemeyiz.

Dilara, soğuk havanın etkisiyle büzüştüğü pelerininin içinden başını yavaşça çıkarıp gözlerini ovuşturdu; uykusuzluğun ve yorgunluğun verdiği ağırlıkla sızlanarak homurdandı:
— Ya baba... Daha ortalık bile aydınlanmadı, biraz daha uyusaydım ne olurdu ki? Sanki arkamızdan koşan var...

Cafer, sırtındaki iki ucu mızraklı ağır baltasını kuşanırken başını iki yana salladı ve erken saatlerin gerginliğiyle karşılık verdi:
— Arkamızdan koşanların kim olduğunu unutuyorsun galiba. Dün gece yeterince açıkta kaldık, bu ormanda uzun süre aynı yerde konaklamak ölümümüz olur. Hadi, oyalanma vakti değil.

Babasının bu keskin ve kararlı tonu karşısında daha fazla uzatmayacağını anlayan Dilara, hızlıca toparlanıp ayağa kalktı. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra ikisi yeniden sık ağaçların arasındaki patikaya düşüp yola koyuldular.

Ancak ilerledikleri sırada, gökyüzünün o berrak ve sakin hali birdenbire bıçak gibi kesildi. Doğu tarafındaki sabah maviliği yerini zifiri karanlık, uğursuz bulutlara bıraktı. Gökyüzünden kulakları sağır edercesine korkunç bir gök gürültüsü koparken, güneşli hava saniyeler içinde tamamen karardı.

Dilara, başını yukarıya kaldırıp gördüğü bu doğa üstü ve hızlı değişimin dehşetiyle irkilerek soluk soluğa sordu:
— Baba... Gökyüzü bir anda bu hale geldi, bu... Bu Perun mu yoksa?!

Cafer hiç cevap vermedi; sadece sert ve çatık kaşlarıyla başını yukarıya dikmiş, bulutların arasında dönen o ilahi fırtınayı izliyordu. Soruya gerek yoktu; çünkü gökyüzündeki o devasa güç, kime ait olduğunu açıkça bağırıyordu.

Tam o an, havanın rengi mora çalan bir aydınlıkla yarıldı ve devasa yıldırımlar ardı ardına doğrudan yere, bulundukları ormana düşmeye başladı. Ağaç gövdeleri çıtırdayarak kül oluyor, toprak büyük bir gürültüyle yarılıyordu. Yıldırımları yönlendiren, onlara hedef çizen görünmeyen ama o öfkeli gözleriyle her yeri tarayan Perun’un iradesiydi.

— Kaçmalıyız! diye kükredi Cafer, kızının elini kavradığı gibi var güçleriyle koşmaya başladılar.

Yarıkları, düşen devasa kıvılcımları ve patlayan ağaçları geride bırakarak ormanın içinde can havliyle koşan Dilara, nefes nefese bağırdı:
— Baba nereye kaçıyoruz?! Her yer açık hedef!

Cafer, etraftaki tanıdık coğrafyayı hafızasında tartarak soluk soluğa yanıtladı:
— Bataklık tarafa doğru! O mavi yaratıkların olduğu yere... Oranın sisli yapısı ve sık bitki örtüsü bu lanet yıldırımların yönünü şaşırtır, saklanacak yerler bulabiliriz!

Arkalarından gelen gök gürültüleri ve yere inen mızrak gibi yıldırımların aydınlattığı karanlıkta, ikisi ölümüne bir yarışla koşmaya devam ettiler. Ayaklarının altındaki çamurlar sıçrıyor, ciğerleri soğuk havadan yanıyordu. Nihayet, o korkunç fırtınanın ortasında, uzaktan gelen zehirli kükürt kokusu ve sisler altındaki karanlık yapısıyla tanıdık bataklık kıyısına vardılar. Güvenli olmasahi, en azından göklerden gelen o ölümcül yıldırımların doğrudan hedefi olmaktan şimdilik kurtulmuşlardı.

Gökyüzünü kaplayan o uğursuz, zifiri karanlık bulutlar ve ardı ardına çakan ölümcül yıldırımlar yavaş yavaş etkisini yitirdi. Perun’un öfkesi dinmiş gibi, gökyüzündeki fırtına bulutları dağıldı ve solgun, cılız bir gün ışığı tekrar bataklık kıyısının üzerindeki sisin arasından süzülmeye başladı.

Nefes nefese kalan Cafer ve Dilara, güvenli sayılabilecek çamurlu bir kayanın dibine çökerek derin birer nefes aldılar. Koşmaktan ciğerleri yanmış, üstleri başları bataklık balçığıyla kaplanmıştı. Dilara, ellerini dizlerine dayayıp soluklanmaya çalışırken titrek bir sesle konuştu:
— Az kalsın... Az kalsın o yıldırımlardan biri tam üstümüze düşecekti baba. Perun’un nefesi hala ensemizde.
Cafer, sol omzundaki ağır baltayı yere dayayıp etrafı dikkatle süzerken ağır bir sesle yanıtladı:
— Durulmayacak burası, ama birkaç dakika soluklanmamız şart. Dikkatini dağıtma, bu orman her an başka bir sürpriz çıkarabilir karşımıza.

Cafer’in sözleri henüz ağzından çıkmıştı ki, bataklığın derinliklerinden gelen tüyler ürpertici, hırıltılı bir kükreme ormanın tüm sessizliğini paramparça etti. Suların ve sık ağaçların arasından, sağlanan görseldeki gibi devasa, pullu gövdesi ve birden fazla korkunç köpek başıyla **Lamiya** adı verilen antik ve dehşet verici yaratık yükseldi. Yaratığın o çok sayıdaki köpek başı aynı anda dişlerini göstererek salyalar akıtıyor, sarı gözleri doğrudan Cafer ve Dilara'ya dikiliyordu.

— Dikkat et! diye kükredi Cafer, aniden ayağa fırlayarak iki ucu mızraklı ağır baltasını kavradı.

Lamiya, devasa sürüngen gövdesini bataklıktan çıkarıp üzerlerine doğru atıldı. Yaratığın o çok sayıdaki köpek kafasından ikisi, aynı anda farklı yönlerden vahşi bir hamleyle üzerlerine çullandı. Dilara, refleksle geriye doğru sıçrayıp pelerininin altındaki keskin bıçaklarını çekti ve sol taraftan gelen köpek başının boynuna saplamaya çalıştı; ancak yaratığın pul kaplı kalın derisi bıçağı kaydırdı.

Sağ taraftan gelen diğer köpek başı ise koskoca çenesiyle Cafer’i hedef aldı. Cafer, son anda gövdesini kenara çekip baltasının mızrak ucuyla yaratığın çenesini itti. Demir ile dişin sürtünmesinden kıvılcımlar saçılırken, Lamiya’nın diğer başları durmaksızın hırlayarak etraflarını çembere alıyor, her an ölümcül bir darbe indirmek için fırsat kolluyordu. Yaratık, ikisi için de adeta mutlak bir ölüm tehdidi oluşturuyordu; çünkü hangi başını keserlerse kessinler, diğerleri açıklarını yakalamak için sürekli saldırıyordu.

— Dilara, arkamı kolla! Tek bir merkeze odaklanmalıyız, bu çok başlı lanetin hareket alanını kısıtlamalıyız! diye bağırdı Cafer, yüzünden süzülen terler ve kasılan kollarıyla.

Lamiya’nın en büyük ve en öndeki köpek başı, canavarca bir öfkeyle doğrudan Cafer’in üzerine atılıp dişlerini geçirmek istediğinde, Cafer tam zamanında var gücüyle ağır baltasını havada bir çember çizerek savurdu. Baltanın çelik ağzı, devasa yaratığın en merkezi köpek başının boyun köküne korkunç bir ivmeyle çarptı. Kemiklerin ve kalın pulların çatırtıyla parçalandığı o ses yankılanırken, kopan koca köpek başı havada savrularak çamurlu toprağa düştü.

Kesilen boyun kökünden fışkıran koyu renkli zehirli kan etrafa saçılırken, Lamiya acı dolu, kulakları tırmalayan dehşet bir çığlık kopardı. Canavar, aldığı bu ağır darbenin ve kardeş başlarından birinin yok olmasının şokuyla sarsıldı; diğer köpek başları korkuyla geriye doğru çekildi ve hırlayarak yavaşça bataklığın karanlık sularına doğru geri çekilmeye başladı.

Nefes nefese kalan Cafer ve Dilara, kan revan içinde kalan elleriyle baltalarını indirip birbirlerine baktılar; tehlike şimdilik uzaklaşmıştı ama yoruldukları kesindi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.