15. bölüm / 41
ATEŞ TANRILARI: SLAVYAN CANAVARLARI14 BÖLÜM
Bölümler 41Şu an: 14 BÖLÜM
- 1 GİRİŞ819 kelime
- 2 1 BÖLÜM936 kelime
- 3 2 BÖLÜM971 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.256 kelime
- 5 4 BÖLÜM890 kelime
- 6 5 BÖLÜM897 kelime
- 7 6 BÖLÜM1.107 kelime
- 8 7 BÖLÜM961 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.035 kelime
- 10 9 BÖLÜM995 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.123 kelime
- 12 11 BÖLÜM957 kelime
- 13 12 BÖLÜM1.182 kelime
- 14 13 BÖLÜM774 kelime
- 15 14 BÖLÜM1.190 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 15 BÖLÜM821 kelime
- 17 16 BÖLÜM901 kelime
- 18 17 BÖLÜM916 kelime
- 19 18 BÖLÜM1.016 kelime
- 20 19 BÖLÜM1.044 kelime
- 21 20 BÖLÜM1.205 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.171 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.305 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.020 kelime
- 25 24 BÖLÜM926 kelime
- 26 25 BÖLÜM924 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.035 kelime
- 28 27 BÖLÜM782 kelime
- 29 28 BÖLÜM930 kelime
- 30 29 BÖLÜM1.001 kelime
- 31 30 BÖLÜM903 kelime
- 32 31 BÖLÜM1.052 kelime
- 33 32 BÖLÜM906 kelime
- 34 33 BÖLÜM978 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.065 kelime
- 36 35 BÖLÜM1.220 kelime
- 37 36 BÖLÜM762 kelime
- 38 37 BÖLÜM805 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.059 kelime
- 40 39 BÖLÜM900 kelime
- 41 40 BÖLÜM737 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Karanlık çam ormanının o boğucu ve kasvetli atmosferi içinde, karların ve buz tutmuş çamurların üzerine basarak ilerleyen üçlü, adımlarını her geçen saniye daha da hızlandırıyordu. Cafer, sırtında taşıdığı Temir’in ağırlığına ve günlerdir dinmeyen yorgunluğuna aldırış etmeden önde yürürken, yanlarında soluk soluğa eşlik eden Vesna gözlerini önlerindeki dolambaçlı patikadan bir an olsun ayırmıyordu. Ormanın o zehirli ve çürümüş kokusu, burun direklerini sızlatacak kadar yoğunlaşmıştı.
Cafer, etraftaki dik yamaçları ve sarp kayalıkları öfkeli bir dikkatle taradıktan sonra, sesindeki o sabırsız tonu gizlemeyerek Vesna’ya döndü:
— Söyle bakalım Vesna... Bu yeraltına çıkan o gizli yolumuz daha çok uzun mu? Kaç saattir bu donmuş ağaçların arasında dolanıp duruyoruz, ortada ne bir kapı var ne de iz!
Vesna, önlerinde uzanan koyu renkli, bataklığı andıran çamurlu alanı parmağıyla işaret ederek hafifçe duraksadı ve soluk soluğa cevap verdi:
— Hayır, az kaldı Cafer... Çok yaklaşmış olmalıyız.
Vesna elini uzatıp, karların erimesiyle oluşan ve tepelerden süzülerek kayaların arasına akıp giden o bulanık, kirli su birikintisini ve aktığı o karanlık mağara ağzını gösterdi.
Sırtındaki Temir, kollarını Cafer’in omzuna dayayıp başını uzatarak o tuhaf akıntıya baktı; yüzünde hoşnutsuz bir ifadeyle kaşlarını çatarak homurdandı:
— Ne demek oluyor bu şimdi? Bizi o leş gibi akan kirli suyun peşinden mi sürükleyeceksin?
Vesna, elindeki bıçağın kabzasını sıkıca kavrayıp başını sallayarak onayladı:
— Evet... Eğer o cadının inini bulmak istiyorsak, bu kirli suyu ve aktığı yönü takip etmek zorundayız. Çünkü büyücüler her ne kadar kendi etraflarını temiz göstermeye çalışsalar da, pislik ve lanet asla onların peşini bırakmaz; o yeraltı akıntısı doğrudan o kalenin kanalına ve girişine çıkar.
Cafer bu mantıklı ama bir o kadar da iğrenç açıklamayı sorgulamadan başını salladı. Hiç vakit kaybetmeden Vesna’nın gösterdiği o dar, akıntının kenarındaki kaygan patikaya doğru yürümeye başladılar. Ayaklarının altındaki toprak giderek yumuşuyor, etraftaki ağaçlar sıklaşıyor ve yeraltından gelen o küf kokulu hava ciğerlerini dolduruyordu.
Ancak bu karanlık geçitte ilerlerken, önlerindeki patika aniden kapandı.
Ağaçların arasından süzülen yeşilimsi sis tabakasını yararak önlerine dikilen varlık, adeta doğanın ve karanlığın en bozulmuş kâbusundan fırlamıştı. Yaratığın belden aşağısı kaslı, dört bacaklı devasa bir geyiği andırırken; gövdesi ve omuzları hantal bir bozayınınkiler gibi kalın ve tüylüydü. Pençeleri çelik gibi sivri ve uzundu; kafası ise çürümüş bir kurt iskeletini ve başının üzerindeki dallanıp budaklanmış devasa, sivri geyik boynuzlarını taşıyordu. Bu hilkat garibesi, önlerini kesercesine durmuş, hırıltılı bir nefesle toprağı eşeliyordu.
Cafer, sırtındaki yükle bu yaratığın karşısında savaşamayacağını anladı. Durdu ve kendinden emin ama kararlı bir sesle sırtındaki yoldaşına seslendi:
— Temir... Seni sırtımdan kısa süreliğine indiriyorum kardeşim, kusura bakma. Bu iblisle hemen şimdi hesaplaşmamız gerekiyor.
Temir, durumun ciddiyetini kavrayarak başını salladı ve gülümsemeye çalıştı:
— Hiç sorun değil kardeşim, sen sadece şu ucubeye odaklan, ben buradayım!
Cafer hemen sırtına bağlı olan kalın ipin düğümlerini çözdü; Temir’i dikkatlice yere, kuru bir kayanın üzerine oturttu. Aynı anda iki ucu mızraklı ağır savaş baltasını sağ eline alarak var gücüyle yaratığın üzerine doğru atıldı.
Yaratık, ön ayaklarını havaya kaldırıp kulakları tırmalayan çirkin bir çığlıkla Cafer’in üzerine saldırdı. Devasa ayı pençelerini doğrudan Cafer’in göğsüne doğru savurdu. Cafer son anda gövdesini yana bükerek pençe darbesinden sıyrıldı; ancak yaratığın hızla savurduğu o dev boynuzlar omzunu sıyırıp geçti, ceketini parçalayarak derisini kanattı.
Acının tetiklediği öfke, Cafer’in içinde o eski tanrısal kıvılcımları yeniden körükledi. Gözleri tehlikeli bir parıltıyla irileşti. Yaratık ikinci bir hamle yapmak için dört bacağı üzerine yere bastığı an, Cafer bir saniye bile tereddüt etmedi.
Ağır savaş baltasını iki eliyle kavradığı gibi havada kavis çizdirerek yaratığın o geyik kafatası ile boynunun birleştiği o zayıf noktaya tüm gücüyle geçirdi. Metal, kemikleri ve kalın deriyi patlatarak içeri gömüldü; simsiyah, koyu bir kan şelale gibi fışkırdı. Yaratık devasa kütlesiyle sarsıldı, ağzından hırıltılı bir soluk döküldü ve gürültüyle karların üzerine yığılıp kaldı.
Cafer baltasını kana bulanmış topraktan çekip çıkardı, derin ve sert nefesler alarak omzundaki yarayı elinin tersiyle sildi. Hiç vakit kaybetmeden eğilip Temir’i yeniden sırtına bağladı ve Vesna’nın öncülüğünde, o kirli suyun aktığı yeraltı geçidine doğru kararlı adımlarla yeniden yola koyuldular.
Karlı ve çamurlu yeraltı patikasında, yandaki kirli su akıntısının çıkardığı o hışırtılı ses eşliğinde ilerlemeye devam ediyorlardı. Ayaklarının altındaki donmuş toprak her adımda gıcırdıyor, etraftaki dondurucu hava nefeslerini birer buhar bulutu halinde havaya savuruyordu. Cafer, sırtında taşıdığı Temir’in ağırlığına ve az önceki dövüşte omzunda açılan sızıya rağmen adımlarını aksatmadan, başı dik bir şekilde yürümeyi sürdürdü.
Yol boyunca zihni tamamen kızıyla dolup taşan Cafer, sessizliği bozarak içindeki o derin endişeyi mırıldandı:
— Umarım iyisindir, Dilara... Orada, o karanlığın ortasında başına bir şey gelmemiştir.
Sırtına sağlamca tutunmuş olan Temir, yoldaşının bu haklı korkusunu hafifletmek için güven veren bir ses tonuyla başını hafifçe omzuna doğru eğerek konuştu:
— Merak etme kardeşim, o bizim kanımızdan... O tanrısal irade o çocukta da var. Sağ salim kurtaracağız yeğenimi o cadının pençesinden, sabırlı ol biraz daha.
Birkaç dakika daha o kirli suyun kıvrımlarını takip ederek yürüdükten sonra, patikanın sonunda devasa, kayaya oyulmuş ve üstü kalın demir levhalarla kaplanmış basık bir mağara ağzına ulaştılar. Vesna durdu ve elini uzatarak o karanlık geçidi gösterdi:
— İşte burası... Yeraltına inen ana geçit ve o cadının kalesinin dış kapısı tam burada.
Cafer, sırtındaki Temir’le birlikte kapının önüne geldi. Devasa demir kapı, yeraltının nemli ve paslı havasından ötürü ürkütücü bir görünüm sergiliyordu. Cafer, sırtındaki Temir’i dikkatlice yere bıraktı ve iki eliyle kapının o devasa kollarını kavradı. Bütün kaslarını gererek, sırtında Temir varken bile insanüstü bir güçle o paslı ve ağır demir kapıyı yukarı doğru itip araladı; karanlık ve boğucu bir yeraltı koridoruna açılan boşluğu yarattı. Temir hiç vakit kaybetmeden o daralıktan içeriye doğru sürünerek girdi.
Ancak Cafer tam içeri adımı atacakken, dışarıda kalan Vesna ani bir hareketle ağır demir kapıyı, dışarıdan kilit mekanizmasını çevirerek gürültüyle kapattı.
Cafer şaşkınlıkla kapının demir parmaklıklarına yapıştı, yüzünde hem bir öfke hem de ihanetin o sarsıcı şokuyla bağırdı:
— Vesna! Ne yapıyorsun sen? Kapıyı niye kapatıyorsun, aç şunu!
Yukarıdan, demir kapının ardındaki buzlu rüzgârın arasından Vesna’nın titreyen, gözyaşlarıyla boğulan pişman sesi duyuldu:
— Üzgünüm Cafer... Başka çarem yoktu! Benim de kızım... Benim de evladım o cadının elindeydi, başka seçeneğim kalmamıştı. Kızıma kavuşmam için sizleri buraya hapsetmemi, o zindana tıkmamı şart koştu... Özür dilerim, beni affedin!
Cafer, deliye dönmüş bir halde kapıyı yumruklayarak kükredi:
— Vesna! Aç o kapıyı, hain!
Sırtındaki Temir ise olduğu yerden yavaşça doğruldu, yüzündeki o acı ama gerçekçi tebessümle başını iki yana sallayarak yoldaşının omzuna elini koydu:
— Boşuna nefesini tüketme kardeşim... O kadın gitti. Bizi bu yeraltı mezarına satmaktan başka yolu yoktu.
Cafer, bu ihanetin ve çaresizliğin verdiği o yıkıcı öfkeyle iki elini devasa demir kapıya dayadı. Bütün tanrısal gücünü, içindeki o bastırılmış yıldırımları ellerine vererek kapıyı yerinden sökmeye, kırmaya çalıştı. Lakin kapı milim bile oynamadı.
Tam o sırada, kapının paslı yüzeyi aniden tuhaf, morumsu ve zehirli bir ışıkla parlamaya başladı. Meğerse bu sıradan bir demir kapı değil; Baba Yaga’nın kendi büyüleriyle mühürlediği, iradeyi ve gücü emen lanetli bir engesti.
Yerin altındaki o karanlık dehlizlerden ve yukarıdaki taş duvarların yankısından, Baba Yaga’nın o kulakları tırmalayan, buz gibi çınlayan sesi yankılandı:
— Boşuna uğraşma o kapıyı kırmaya, yabancı... Ne kadar çabalarsan çabala, o demir sadece benim kanımla ve irademle açılır! Burası sizin mezarınız olacak!
Yukarıdaki karanlık boşluktan seslenen Vesna ise korku ve umut dolu bir sesle sordu:
— Lütfen... Söylediğini yaptım! Şimdi kızımı görecek miyim? Kızıma kavuşmama izin verecek misin Baba Yaga?
Karanlığın içinden kadının alaycı ve gaddar kahkahası yükseldi:
— Evet... Benimle gel, evladını göreceksin.
Bölüm etkileşimi
