35. bölüm / 48
ATEŞ TANRILARI: SLAVYAN CANAVARLARI34 BÖLÜM
Bölümler 48Şu an: 34 BÖLÜM
- 1 GİRİŞ819 kelime
- 2 1 BÖLÜM936 kelime
- 3 2 BÖLÜM971 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.256 kelime
- 5 4 BÖLÜM890 kelime
- 6 5 BÖLÜM897 kelime
- 7 6 BÖLÜM1.107 kelime
- 8 7 BÖLÜM961 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.035 kelime
- 10 9 BÖLÜM995 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.123 kelime
- 12 11 BÖLÜM957 kelime
- 13 12 BÖLÜM1.182 kelime
- 14 13 BÖLÜM774 kelime
- 15 14 BÖLÜM1.190 kelime
- 16 15 BÖLÜM821 kelime
- 17 16 BÖLÜM901 kelime
- 18 17 BÖLÜM916 kelime
- 19 18 BÖLÜM1.016 kelime
- 20 19 BÖLÜM1.044 kelime
- 21 20 BÖLÜM1.205 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.171 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.305 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.020 kelime
- 25 24 BÖLÜM926 kelime
- 26 25 BÖLÜM924 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.035 kelime
- 28 27 BÖLÜM782 kelime
- 29 28 BÖLÜM930 kelime
- 30 29 BÖLÜM1.001 kelime
- 31 30 BÖLÜM903 kelime
- 32 31 BÖLÜM1.052 kelime
- 33 32 BÖLÜM906 kelime
- 34 33 BÖLÜM978 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.065 kelime · Okuduğun bölüm
- 36 35 BÖLÜM1.220 kelime
- 37 36 BÖLÜM762 kelime
- 38 37 BÖLÜM805 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.059 kelime
- 40 39 BÖLÜM900 kelime
- 41 40 BÖLÜM737 kelime
- 42 41 BÖLÜM997 kelime
- 43 42 BÖLÜM956 kelime
- 44 43 BÖLÜM797 kelime
- 45 44 BÖLÜM969 kelime
- 46 45 BÖLÜM737 kelime
- 47 46 BÖLÜM830 kelime
- 48 47 BÖLÜM903 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mağaranın kalın ve korunaklı taş duvarları arasında, dışarıdaki vahşi ve acımasız dünyanın seslerinden uzakta geçen uzun bir gecenin ardından, dağların zirvesine ilk sabah ışıkları vurmaya başladı. Meşalelerin sönmeye yüz tutmuş cılız alevleri, mağaranın geniş taş zemininde uzun gölgeler bırakırken, Cafer ve Dilara sabaha uyanmışlardı. Gece boyunca zihinlerinde yankılanan Çernobog, Chort ve çürümüş ölüler diyarı Nav’ın kabusları, sabahın serin havasıyla yerini derin bir gerçeklik hissine bırakmıştı.
Mağaranın serin taş zemininde ayağa kalkıp üzerini silkeleyen Cafer, kollarını göğsünde kavuşturarak dev savaşçıların lideri Ratibor’a ve yanında duran Dobrogost ile Vsevolod’a doğru döndü. Ciddi ve sorgulayan bir tonla sormak istediği o stratejik soruyu dile getirdi:
— Sabahımız hayır olsun... Lakin merak ediyorum; o delirmiş gök tanrısı Perun’un arkasında devasa bir ordu ve tarifi imkansız tanrısal güçler var. Biz buradaki bu kadroyla, onunla nasıl savaşmayı düşünüyorsunuz? Sadece kaba kuvvetin bu savaşta yetmeyeceğini ikimiz de biliyoruz.
Ratibor, ellerini kalın dizlerine dayayarak ağır hareketlerle ayağa kalktı; yüzündeki kararlı ve sert hatlarla Cafer’in gözlerinin içine bakarak yanıtladı:
— Haklısın yabancı, Perun’un arkasında sadece bulutlar ve yıldırımlar değil, bu toprakların korkuyla sindirilmiş iradesi var. Lakin bizim de elimizde asırlardır bu dağların altında bilenmiş öfkemiz ve irademiz var.
O sırada Dobrogost, elindeki devasa gürzü metalik bir ses çıkararak yere çarptı ve kendinden emin, gür bir sesle söze katıldı:
— Kaba kuvvet mi diyorsun? Biz onlardan büyüğüz ve çok daha güçlüyüz! Perun’un o parlayan yıldırımları bile bizim demir zırhlarımızı ve bu dağlar kadar sert gövdelerimizi ancak sarsabilir, ama yıkamaz. Biz o tanrının ordularını bu dağların yamacında parça parça edeceğiz!
Cafer, Dobrogost’un bu hamasi ve saf güç odaklı sözlerine karşılık başını hafifçe iki yana salladı; yüzünde hafif bir tebessümle birlikte keskin bir uyarıda bulundu:
— Güç... Evet, güçlüsünüz Dobrogost. Ama karşılarındaki sadece sıradan bir düşman değil; o tanrıların arkasında karanlığın efendisi Çernobog’un gölgesi ve Nav’ın yeraltı orduları var. Bu savaşta kas gücünden de fazlası gerek; akıl, strateji ve doğru zamanda atılacak doğru bir adım olmadan o demir zırhlar sadece mezarınız olur.
Vsevolod, Cafer’in bu haklı eleştirisini başıyla onaylayarak söze dahil oldu ve ellerini iki yana açarak mağaranın çıkışını işaret etti:
— Tam da bu yüzden sadece burada oturup konuşmayacağız. Şimdi dışarı çıkma vakti. Biz üçümüz, çevredeki geçitleri ve Perun’un akıncı birliklerinin hareketini kontrol etmek için etrafı dolaşacağız. Mağaranın güvenliği şimdilik bize emanet, siz burada dinlenip hazırlıklarınızı gözden geçirin.
Ratibor da arkadaşlarının bu planını onaylayarak ağır adımlarla mağaranın çıkışına doğru yürümeye başladı ve çıkmadan önce son kez Cafer’e baktı:
— Biz çevreyi kolaçan edip döneceğiz yabancı. Bu dağların her taşı, her köşe başı bizim bildiğimiz sırlarla doludur. Sen ve kızın burada güvendesiniz, dönerken asıl planı masaya yatıracağız.
Üç dev Bogatyr, yerleri sarsan ağır ve düzenli adımlarla mağaradan dışarı çıkıp dağın sarp patikalarında gözden kayboldular. Mağaranın loş sessizliğinde baş başa kalan Cafer ve Dilara, dev savaşçıların gidişinin ardından yaklaşan o kaçınılmaz büyük savaşın hazırlıkları için derin bir sessizliğe büründüler.
Mağaranın derinliklerinde, Ratibor, Dobrogost ve Vsevolod dışarı çıkıp dağın sarp patikalarında gözden kaybolduktan sonra etrafa derin ve huzurlu bir sessizlik çökmüştü. Meşalelerin çıtırtısı taş duvarlarda yankılanırken, Cafer sırtını mağaranın serin duvarına verip soluklanmış, Dilara ise az önce yedikleri dev ekmenden kalanları topluyordu.
Sessizliği bozan hafif bir tıkırtı ve mağaranın karanlık köşesinden yayılan ağır, kükürt kokulu bir nem dalgası her şeyi bir anda değiştirdi.
Dilara elindeki kalıntıları bırakarak geriye doğru bir adım attı ve kaşlarını çatıp etrafı inceleyerek fısıldadı:
— Baba... Hissettin mi? Hava bir anda buz gibi oldu ve içeride garip bir koku yayıldı. Sanki... Sanki yalnız değiliz.
Cafer, iki ucu mızraklı ağır baltasını anında kavrayıp ayağa kalktı; gözlerini mağaranın en karanlık, gölgeli köşesine dikerek sert bir sesle uyardı:
— Arkamda kal, Dilara. Biri bizi bekliyormuş... Meğer o devler dışarı çıkana kadar saklanmış, pusu kurmuş.
Tam o sırada, mağaranın karanlık dehlizlerinden, daha önce ormanda başını kestikleri ama bir türlü yok edemedikleri o dehşet verici yaratık, sağlanan görseldeki gibi devasa, sürüngen gövdesi ve üzerindeki tam **dokuz vahşi köpek başıyla** dışarı süzüldü. Yaratığın pullu, timsah benzeri kalın kuyruğu taşlara sürtünerek tırmalama sesleri çıkarıyor, dokuz başı aynı anda hırlayarak mağarayı sarıyormuşçasına salya akıtıyordu. Daha önce bir başını kaybetmişti, ancak şimdi öfkeyle parlayan sekiz başı ve o devasa ana kertenkele-kurt gövdesiyle karşısındakileri yok etmek için zıplamaya hazırlanıyordu.
— Lamiya...! diye haykırdı Dilara, ellerindeki keskin bıçakları titremeyen ellerle kavrayarak. — O canavar yine karşımızda! Yarım bıraktığı işi bitirmeye gelmiş!
Cafer, dişlerini sıkarak baltasını savurmaya hazır bir pozisyon aldı ve gür bir sesle kükredi:
— Geçen sefer bir kafasını koparmıştım, şimdi geriye kalan başlarını da bu mağaraya gömeceğim! Sıkı dur, Dilara, sağını ve solunu kolla!
Lamiya, dokuz başından aynı anda yayılan kulakları sağır edici bir çığlıkla doğrudan üzerlerine atıldı. Yaratığın devasa gövdesi mağaranın duvarlarını sarsarken, en öndeki iki kurt başı dişlerini göstererek Cafer’in boğazına doğru hamle yaptı.
Cafer, inanılmaz bir refleksle eğilerek ilk başın ısırığından sıyrıldı; tam o esnada havada bir değirmen taşı gibi döndürdüğü ağır baltasını var gücüyle savurdu. Baltanın keskin çelik ucu, havada savrulan ilk kurt başının boynuna şiddetle çarptı. Kemiklerin ve etin parçalanma sesiyle birlikte Lamiya’nın ilk başı gövdesinden ayrılıp yere yuvarlandı.
Yaratık acıyla sarsılıp geriye doğru savrulurken, yan taraftaki ikinci baş öfkeyle Cafer’in bacağına doğru diş geçirmek istedi. Tam o an da Dilara devreye girdi; elindeki iki keskin bıçaktan birini havaya fırlatarak yaratığın ikinci başının göz yuvasına sapladı. Can havliyle sarsılan başın dengesini kaybetmesini fırsat bilen Cafer, baltasının mızrak ucuyla o başın da boynunu delip geçti ve ikinci başı da oracıkta koparıp attı.
İki başını birden saniyeler içinde kaybeden Lamiya, acı ve öfkeyle kulakları tırmalayan vahşi bir uluma kopararak geriye doğru çekildi; mağaranın zeminine siyah, zehirli kanları oluk oluk akıyordu. Ancak canavar pes etmedi; kalan başlarıyla daha da hırslanarak tekrar üzerlerine doğru ileri atıldı.
— Durmuyor baba, dikkat et! diye bağırdı Dilara, cebinden çıkardığı diğer bıçakları hazırlayarak.
Cafer, Lamiya’nın üzerlerine savurduğu pençe darbelerini baltasının sapıyla blokladı, çıkan kıvılcımlar mağaranın karanlığını aydınlattı. Yaratığın devasa kuyruğunun savruluşuyla mağaranın köşesine sıkışmak üzereyken, Dilara hızla öne atılıp yaratığın dikkatini dağıtmak için alt taraftaki zırhlı bacak eklemine bıçağını sapladı.
Lamiya’nın dikkatinin bir anlık Dilara’ya kaydığı o kusursuz saliseyi değerlendiren Cafer, bütün ağırlığını ve gücünü bacaklarından alarak havaya sıçradı. İki ucu mızraklı ağır baltasını çift eliyle kavradı ve devasa yaratığın kalan başlarının birleştiği o kalın ana boyun köküne tüm gücüyle indirdi.
Korkunç bir demir ve kemik çatırtısıyla birlikte Lamiya’nın geriye kalan tüm başları gövdesinden koparak taş zemine ağır bir gürültüyle düştü. Başsız kalan devasa sürüngen gövdesi bir an sarsıldı, ardından yığılarak hareketsiz kaldı.
Nefes nefese kalan Cafer ve Dilara, kan revan içinde kalan elleriyle birbirlerine baktılar; mağaradaki bu ölümcül baskını da zafere çevirerek yeniden derin bir nefes aldılar.
Bölüm etkileşimi
