32 BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: 32 BÖLÜM

Mavka’nın bataklığın karanlık sularında gözden kayboluşunun ardından, arkalarında bıraktıkları yorgunluk ve gerginlikle sık orman patikasında yürümeye devam ettiler. Gökyüzünü örten devasa ağaç dalları arasından süzülen loş gün ışığı, önlerindeki yolu yarı aydınlık tutuyordu. Ayaklarının altındaki kuru yaprakların hışırtısı dışında derin bir sessizlik hakimdi.

Ancak bu defa uzun sürmedi; önlerini kesen geniş ve kayalık bir boğaza geldiklerinde, yer yine hafifçe sallandı. Karşılarındaki dik patikadan gelen ağır ve kudretli adımlarla durdular. Gelenler, daha önce ormanda alt edip bayılttıkları devasa Bogatyr ve yanındaki iki efsanevi savaşçı yoldaşıydı. Toplamda üç kişiydiler. Üzerlerindeki dev ayı postları, tunç miğferler ve ellerindeki devasa demir gürzlerle dağ gibi duruyorlardı.

Cafer anında refleksle iki ucu mızraklı ağır baltasını sıkıca kavrayıp öne atıldı, Dilara ise pelerininin altındaki keskin bıçaklarını çekip siper aldı.

Tam o sırada, en önde duran ve daha önce Cafer’in devirdiği dev savaşçı, elini yavaşça yukarı kaldırarak durma işareti yaptı ve tok, dağları inleten bir sesle konuştu:
— Durun... Savaşmaya gerek yok yabancı. Kılıçlarınızı indirin.

Cafer, şaşkınlıkla kaşlarını çatarak baltasını indirmeden karşılık verdi:
— Daha önce de saldırdınız, şimdi ne değişti de barıştan bahsediyorsun?

Dev savaşçı hafifçe gülümseyip kollarını göğsünde kavuşturdu ve kendilerini tanıttı:
— Ben **Ratibor**... Yanımdaki kardeşlerim ise **Dobrogost** ve **Vsevolod**. Bizler bu toprakların koruyucularıyız, ancak başsız bırakılmış, tanrıların boyunduruğu altında ezilen bir halkın iradesiyiz. Siz bizim düşmanımız değil aksine ortak bir davanın yolcularısınız. Duyduğuma göre göklerin efendisi Perun isimli o kibirli tanrı sizi başa bela etmiş, öldürmek istiyor. Tanrıların bu zulmüne karşı size yardımcı olabiliriz.

Dilara, elindeki bıçakları sıkıca tutmaya devam ederken şüphe dolu gözlerle üç dev adama baktı ve babasının yanından fısıldadı:
— Baba... Bunlara güvenebilir miyiz gerçekten? Bizi tuzağa çekmek istemediklerini nereden bileceğiz?

Cafer, derin bir soluk alarak baltasını biraz gevşetti ama temkinini elden bırakmadı. Ratibor’un gözlerinin içine dik dik bakarak sert bir tonda sordu:
— Haklı kızım... Size nasıl güveneceğiz? Yalan söylemediğinizi, o tanrıların köpeği olmadığınızı nereden bileceğim? Az önce kafana vurduğum darbeyi unutmuş gibi görünüyorsun.

Ratibor, sesli bir şekilde kahkaha atarak gürzünü yere dayadı ve ciddi bir yüz ifadesiyle öne doğru bir adım attı:
— Haklısın yabancı, o darbe kafamda hala yankılanıyor! Ama bu da gösteriyor ki sen ve kızın sıradan birer ölümlü değilsiniz. Perun bu toprakların üzerindeki her şeyi kendi demir yumruğuyla yönetmek istiyor. Bize hakaret ediyor, onurumuzu kırıyor ve biz Bogatyrlar, hiçbir tanrıya boyun eğmeyiz. Eğer canınızı kurtarmak ve o gök gürültüsü delisine birlikte hesap sormak istiyorsanız, bize kulak vermelisiniz. Gizli sığınağımız bu dağların arkasında, Perun’un gözlerinin görmediği yerdedir.

Dobrogost ve Vsevolod da başlarını onaylar anlamda sallayarak silahlarını indirdiler. Ortamdaki gergin hava yerini ağır ama güvenilir bir sessizliğe bırakırken, Cafer kızına dönüp kısa bir an düşündü. Başka şansları olmadığını, bu devasa savaşçıların desteği olmadan o tanrıyla tekrar baş edemeyeceklerini biliyordu.

Baltasını sırtına yerleştiren Cafer, kararlı bir sesle Ratibor’a baktı:
— Pekala Ratibor... Yolumuzu gösterin. Ama en ufak bir ihanette o baltayı bu kez başınıza geçirmekten çekinmem.

Ratibor memnuniyetle başını sallayıp arkasını döndü ve dağ patikasına doğru yürümeye başladı. Cafer ve Dilara da temkinli adımlarla bu üç efsanevi Bogatyr’ın peşine takılarak ormanın derinliklerindeki güvenli sığınağa doğru yola koyuldular.

Sık ağaçların arasından süzülen loş gün ışığı, sarp dağ patikasına tırmanan grubun üzerine solgun gölgeler düşürüyordu. Ratibor, Dobrogost ve Vsevolod öncülüğünde ilerleyen Cafer ve Dilara, temkinli adımlarla dev savaşçıları takip ediyorlardı. Yürüyüşün sessizliğini, ayak seslerinin yanı sıra esen dağ rüzgârının uğultusu bozuyordu.

Bir süre sonra önlerinde yürüyen Ratibor, başını hafifçe omzunun üzerinden geriye çevirerek derin ve hüzünlü bir ses tonuyla konuşmaya başladı:
— Şaşırıyorsunuz değil mi? Bizim gibi dağlar kadar iri, tanrıların kalkanı olan varlıkların neden bu ormanın kuytularında saklandığına, neden o gök gürültüsü delisine başkaldırdığımıza anlam veremiyorsunuz...

Dilara, elindeki bıçakların kabzasından ellerini biraz gevşetip merakla ve şüpheyle sordu:
— Haklısın... Sizi ilk gördüğümüzde dağları devirecek kadar kudretli görünüyordunuz. Neden o tanrıların yanında değil de, onlara karşı bizimlesiniz?

Ratibor acı bir gülümsemeyle başını salladı ve yürümeye devam ederek hikayelerini anlatmaya koyuldu:
— Biz bir zamanlar... Çok uzun asırlar evvel, sıradan ölümlü insanlardık. Kendi topraklarımızda şerefiyle yaşayan, toprağını eken, namusuyla savaşan ölümlü askerlerdik. Ancak bedenimizdeki o saf irade ve dövüş yeteneği göklerdeki o kibirli tanrıların dikkatini çekti. Perun ve diğerleri, bize kendi elleriyle ilahi güçler bahşettiler; kemiklerimizi demirden, boyumuzu dağlardan büyük kıldılar. Bizi yükselttiler.

Yanlarında yürüyen Dobrogost, elindeki devasa gürzü sert bir hareketle omzuna yatırarak ağır bir tonla lafa katıldı:
— Biz de o zamanlar kandık. Sanıyorduk ki bizi koruyorlar, bizi yüceltiyorlar. Asırlar boyunca o tanrıların emirlerine körü körüne hizmet ettik. Önlerine çıkan her düşmanı ezdim, her isyanı kanla bastırdım. Lakin zamanla anladık ki... Biz onların gözünde birer kahraman değil, sadece kirli işlerini yapan birer kiralık katildik. Masum köylüleri katletmemizi, kendi halkımıza zulmetmemizi istediler. Bizleri aşağılık birer köle gibi gördüler.

Vsevolod, sert yüz hatlarıyla etraftaki kayalıkları işaret ederek söze son noktayı koydu:
— Ve o gün geldi. O kibirli düzenin yüzüne tükerdik. Tanrıların emirlerine itiraz ettik, onların önünde diz çökmediğimiz için kardeşlerimizin yarısını acımasızca katlettiler, bizi bu dağlara sürdüler. Ama o günden sonra hepimiz birer intikam yemi ettik. O tanrılar bu dünyadan silinene kadar durmayacağız.

Bu ağır ve hüzünlü itiraflar ormanın sessizliğinde yankılanırken, Dilara’nın o keskin şüphesi yerini derin bir ortaklık ve anlama duygusuna bıraktı. Cafer ise sessizliğini koruyarak Ratibor’un söylediklerini zihninde tartan ciddi bir yüz ifadesiyle yürümeye devam etti.

Patikanın sonundaki sarp kayalıkların arasına gizlenmiş devasa bir mağaranın önüne geldiklerinde, içeriden gelen meşale ışıkları ve taşa yansıyan gölgeler dikkat çekti. Mağaranın içine adım attıklarında, dışarıda kalan diğer Bogatyr savaşçılarının da orada konuşlanmış olduğunu gördüler. Onlar da aynı davanın yolcuları, tanrılara başkaldıran yersiz yurtsuz devlerdi. Güvenli sayılabilecek bu gizli sığınakta, ortak düşmana karşı yeni bir planın temelleri atılmayı bekliyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.