6 BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: 6 BÖLÜM

Dışarıdaki kar fırtınasının o boğuk ve hırıltılı uğultusu, günün son ışıklarını da yutarak yerini katran karası bir geceye bırakmıştı. Kulübenin içine çöken o ağır, soğuk hava; odadaki eşyaların üzerine buzdan gölgeler düşürüyordu.

Cafer, zihnini kemiren o kabusların ve ağır yorgunluğun altından sıyrılarak yatağından yavaşça doğruldu. Alnında biriken soğuk teri elinin tersiyle iterken, odanın o dondurucu havası ciğerlerini yaktı. Üzerindeki kalın kürkü omuzlarına atıp odadan dışarı çıktı. Ana salona geçtiğinde içerinin ocağın sönmüş korlarıyla baş başa kaldığını, her yerin zehirli bir sessizlikle kaplandığını fark etti.

Gözleri hemen Dilara’nın her zamanki köşesine kaydı; ancak ortalıkta kimse yoktu. İçindeki o kötü his, bir kurşun gibi midesine oturdu.

— Dilara! diye seslendi Cafer, sesi o ahşap duvarlar arasında yankılanarak.

Cevap alamayınca başını diğer tarafa çevirdi, sesini biraz daha yükselterek koridora doğru bağırdı:
— Temir!

Evin diğer köşesinden, tahta zemin üzerinde sürtünen giysilerin ve kolların çıkardığı o hışırtılı ses geldi. Temir, bacaklarını kaybetmiş gövdesini kollarından aldığı güçle sürükleyerek odasından dışarı çıktı. Yüzünde uykunun mahmurluğu ama aynı zamanda o her zamanki keskin ve sorgulayan ifadesi vardı. Kollarının üzerinde doğrulup kafasını kaldırdı:

— Ne var Cafer? Ne bu bağırış çağırış sabahın bu saatinde... Daha yeni gözümüzü kapattık.

Cafer, odanın ortasında huzursuzca adımlarken gözlerini Temir’e dikti, sesi endişeyle gerilmişti:
— Dilara nerede? Gördün mu?

Temir, kollarını yere dayayarak dengesini sağladı ve başını iki yana salladı:
— Bilmiyorum... Ben de şimdi uyandım senin sesinle. Odasından çıkmıştır diyordum ama ortalıkta görünmüyor.

Cafer, hızla adımlarını kulübenin giriş kapısına yöneltti. Ağır ahşap kanatları biraz aralayarak dışarıdaki karanlığa baktı. Gökyüzü morumsu bir karanlığa bürünmüş, akşamın o sinsi ayazı her şeyi dondurmaya başlamıştı. Karlı patikalar bomboştu; Dilara’dan eser yoktu.

Cafer dişlerini sıktı, elini kapının pervazına vurarak mırıldandı:
— Nereye gitti bu kız yine? Aklı bir karış havada, başına buyruk hareket etmekten bir gün olsun vazgeçmeyecek!

Temir, sürünerek kapının olduğu tarafa doğru biraz daha yaklaştı, yüzündeki o kaygısız maskenin altında gizlenen derin bir huzursuzlukla konuştu:
— Ormana gitmiştir herhalde... Başka nereye gidebilir ki? Gündüz o kadar şey yaşandı, aklı hâlâ oradaki izlerde, o yaratıklardadır.

Lakin o sırada Cafer’in gözleri, kulübenin hemen önündeki karlı düzlüğe takıldı. Kanı damarlarında dondu.

Karanlığın ve kar tanelerinin arasından süzülerek gelen **üç yırtıcı geyik**, kulübenin hemen önüne kadar gelmişti. Gövdeleri gece karası pullarla kaplı, sırtları dikenli ve ağızlarından salyalar sarkan bu mahluklar; sanki içerideki insan kokusunu almış gibi doğrudan eve, tavana ve pencerelere doğru bakıyorlardı. Gözleri donuk ve ölümcül bir açlıkla parlıyordu.

— Dikkat et, Temir! diye kükredi Cafer.

Elini bileğindeki bıçağa atarken aniden kapının önüne doğru atıldı. Ancak çok geç kalmıştı.

Dışarıdaki üç yırtıcı geyik, aynı anda korkunç birer kükremeyle kulübenin tahta duvarlarına ve kapısına doğru tüm ağırlıklarıyla çullandılar. Devasa boynuzları, derme çatma ahşap evi adeta kağıt gibi yırtarak içeri girdi. Tahta parçaları havada uçuştu, duvarlar büyük bir gürültüyle çatırdayarak çöktü. Kulübenin içi bir anda dondurucu rüzgarla ve o canavarların nefesiyle doldu.

Temir, sürünerek köşeye kaçmaya çalışırken devrilen tahta kirişlerin altında kalmaktan son anda kurtuldu. Cafer, o kaosun ortasında iki ucu mızraklı ağır savaş baltasını savurarak üzerine atılan ilk geyiğin önüne dikildi.

Canavar, sivri ve kalın boynuzlarını Cafer’in göğsüne geçirmek için ileri atıldı. Cafer, inanılmaz bir refleksle havaya kaldırdığı ağır savaş baltasını var gücüyle aşağı indirdi. Metalin o keskin ucu, geyiğin kafatasına çarparak sağ boynuzunu kökünden kesti ve yaratığın kanını duvara savurdu.

Tam o sırada, evin yıkılan arka duvarından içeri giren ikinci geyik, savunmasız kalan Temir’in üzerine doğru şahlandı. Temir korkuyla ellerini öne uzattı.

Ancak dışarıdaki karlı patikadan gelen bir çığlık ortalığı sarstı:
— Alın ellerinizi o pisliklerin üzerinden!

Vesna, elinde uzun, ucu kıvrık av bıçağı ve sırtındaki yayıyla yıkılan kapı boşluğundan içeri fırladı. Koşarak ikinci geyiğin üzerine atıldı ve bıçağını hayvanın böğrüne sapladı. Yaratık acıyla sarsılıp hedef değiştirdi; Temir’i bırakarak ani bir baş hareketiyle Vesna’nın üzerine döndü.

Zaman, o yıkık dökülen evin içinde durmuş gibiydi.

Geyik, devasa ve sivri boynuzunu bir mızrak gibi doğrudan Vesna’nın göğsüne sapladı. Koyu kırmızı bir kan fışkırdı; Vesna’nın ağzından dökülen sıcak kan karları ve tahtaları boyadı. Kadın şiddetli bir acıyla geriye doğru savruldu, yıkılan mobilyaların üzerine yığıldı. Göğsünden aldığı bu ağır yara, ölümcül bir darbe gibi ortalığı sessizliğe boğdu.

— Vesna! diye bağırdı Cafer, gözleri öfkeden kararmıştı.

Cafer, elindeki iki ucu mızraklı baltayı bir değirmen taşı gibi çevirerek son iki geyiğin üzerine adeta bir ölüm meleği gibi atıldı. Baltanın her savuruşunda bir yaratığın derisi parçalanıyor, siyah kanlar evin her köşesine sıçrıyordu. Temir, oturduğu yerden kollarını sürüyerek Vesna’ya doğru ilerlemeye çalışırken, Cafer son geyiğin boğazını keserek yaratığı karların üzerine serdi.

Kulübe paramparça olmuştu; her yer kan, tahta kıymıkları ve ölü canavarların cesetleriyle doluydu. Nefes nefese kalan Cafer, baltasını yere dayayıp kanlar içindeki Vesna’ya doğru koşarken, bu ormanın onları canlı bırakmaya niyetli olmadığını çok iyi biliyordu.

Yıkık dökülen ahşap kulübenin içi, dışarıdan sızan dondurucu ayazın ve içeriye dolan kar tanelerinin hakimiyetindeydi. Kırılan kirişlerin, devrilen masaların ve etrafa saçılan tahta kıymıklarının ortasında, havada hâlâ taze kanın ve barut gibi yanan o vahşi doğanın kokusu asılı duruyordu.

Cafer, elindeki iki ucu mızraklı ağır savaş baltasını kanlar içindeki zemine bıraktı. Hızlı adımlarla Vesna’nın yığıldığı köşeye doğru ulaştı ve diz çöktü. Kadının sırtındaki kürkün üzeri koyu, simsiyah bir kanla kaplanmıştı; göğsünün üzerinden aldığı o yıkıcı boynuz darbesi, tenini ve elbiselerini paramparça etmişti. Vesna’nın nefesi sığ, düzensiz ve hırıltılı çıkıyor, her nefes verişinde dudaklarından sıcak kan damlaları süzülüyordu.

— Gözlerini benden ayırma, Vesna... dedi Cafer, sesindeki o sert ve mesafeli ton ilk defa bu kadar kırılgan ve telaşlı çıkıyordu. — Dayan, burada kal.

Cafer hemen üzerindeki kalın gömleğin kollarından büyük bir parça kumaşı aceleyle yırtıp çıkardı. Titreyen ama kararlı parmaklarıyla kadının göğsündeki o derin yarayı sıkıca sarıp kanı durdurmaya çalıştı. Kumaş saniyeler içinde kanla sırılsıklam olurken, Vesna acıyla inledi, gözleri kaymaya başladı.

O sırada, odanın diğer köşesinden tahta zemin üzerinde kollarının gücüyle sürünerek gelen Temir, enkazın ve ölü geyik cesetlerinin arasından başını uzattı. Yüzü toz toprak içinde kalmıştı; nefes nefese etrafı tarıyordu. Gözleri, biraz önce evin içine dehşet saçan o yaratıkların cesetlerinde gezindi ama kısa süre sonra kaşları şaşkınlıkla çatıldı.

— Cafer... dedi Temir, sesi yıkık odanın yankısında boğularak. — Cafer, buraya bak!

Cafer, eli hâlâ Vesna’nın yarasının üzerindeyken başını hızla çevirdi.

Temir’in işaret ettiği noktada, karların ve yıkılan duvarların arasına serilmiş olan üç devasa geyik cesedinden eser yoktu. Sadece yerdeki koyu siyah kan birikintileri, ezilmiş kar örtüsü ve etrafa saçılmış birkaç tüy benzeri kıl kalmıştı. O dehşet saçan canavarlar, sanki birer hayalet gibi ortadan kaybolmuştu.

Temir ellerini yere daha sıkı basarak gövdesini biraz daha yukarı itti, etrafı dikkatle süzerken mırıldandı:
— Geyikler... Yoklar. Cesetleri gitmiş. Sanki hiç var olmamışlar gibi...

Cafer, Vesna’nın yarasına baskı yapmaya devam ederken başını karanlık kapı eşiğine çevirdi. Dışarıda ulumaya devam eden fırtına, sanki onlarla alay ediyordu. Dilara hâlâ ormanın derinliklerinde kayıpken, evin içine kadar girip iz bırakmadan yok olan bu yaratıklar, bu lanetli diyarın onlara kurduğu devasa bir kapanın sadece ilk adımıydı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.