47. bölüm / 49
ATEŞ TANRILARI: SLAVYAN CANAVARLARI46 BÖLÜM
Bölümler 49Şu an: 46 BÖLÜM
- 1 GİRİŞ819 kelime
- 2 1 BÖLÜM936 kelime
- 3 2 BÖLÜM971 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.256 kelime
- 5 4 BÖLÜM890 kelime
- 6 5 BÖLÜM897 kelime
- 7 6 BÖLÜM1.107 kelime
- 8 7 BÖLÜM961 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.035 kelime
- 10 9 BÖLÜM995 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.123 kelime
- 12 11 BÖLÜM957 kelime
- 13 12 BÖLÜM1.182 kelime
- 14 13 BÖLÜM774 kelime
- 15 14 BÖLÜM1.190 kelime
- 16 15 BÖLÜM821 kelime
- 17 16 BÖLÜM901 kelime
- 18 17 BÖLÜM916 kelime
- 19 18 BÖLÜM1.016 kelime
- 20 19 BÖLÜM1.044 kelime
- 21 20 BÖLÜM1.205 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.171 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.305 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.020 kelime
- 25 24 BÖLÜM926 kelime
- 26 25 BÖLÜM924 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.035 kelime
- 28 27 BÖLÜM782 kelime
- 29 28 BÖLÜM930 kelime
- 30 29 BÖLÜM1.001 kelime
- 31 30 BÖLÜM903 kelime
- 32 31 BÖLÜM1.052 kelime
- 33 32 BÖLÜM906 kelime
- 34 33 BÖLÜM978 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.065 kelime
- 36 35 BÖLÜM1.220 kelime
- 37 36 BÖLÜM762 kelime
- 38 37 BÖLÜM805 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.059 kelime
- 40 39 BÖLÜM900 kelime
- 41 40 BÖLÜM737 kelime
- 42 41 BÖLÜM997 kelime
- 43 42 BÖLÜM956 kelime
- 44 43 BÖLÜM797 kelime
- 45 44 BÖLÜM969 kelime
- 46 45 BÖLÜM737 kelime
- 47 46 BÖLÜM830 kelime · Okuduğun bölüm
- 48 47 BÖLÜM903 kelime
- 49 48 BÖLÜM719 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zmey Gorynych’in pençelerinden ve ölümün o dondurucu nefesinden kıl payı kurtulan Dilara, sık ormanın zeminine yuvarlandığı andan beri durmaksızın batıya doğru koğuşuyordu. Zaten Aspid’in sırtında geçirdiği o çılgın ve yüksek hızlı uçuş, ona yürüyerek günlerce kat edemeyeceği kadar büyük bir mesafe kazandırmıştı. Bedenindeki kaslar sızlıyor, nefesi boğazını kurutuyordu; ancak ne yaşadığı şok ne de sırtındaki çantanın ağırlığı onu yavaşlatabiliyordu. Kafasında tek bir mutlak gerçek vardı: Babası Cafer bu dağın batı eteklerinde, nehrin kıyılarındaydı ve onu bulana kadar durmak yoktu.
Olduğu yerin tehlikesini kavramak için durup soluklanmaya çalıştığı sırada, içindeki o huzursuz dürtüyle başını gökyüzüne kaldırdı.
Sık çam ağaçlarının dalları arasından görünen gri bulutlu gök kubbede, o üç başlı cehennem iblisi Zmey Gorynych süzülüyordu. Devasa kanatlarını yavaşça çırpan yaratık, az önce Aspid’i parçalamış olmanın verdiği o yıkıcı tatminle, avını kaybettiği bu ormanın yukarısında devriye geziliyordu. Şans eseri, ormanın üzerindeki yoğun yaprak örtüsü ve karanlık gölgeler Dilara’yı gizlemeyi başarmıştı; ejderha henüz aşağıda bir insan figürü olduğunun farkında değildi.
Ancak bu görünmezlik çok uzun sürmeyecekti. Zmey Gorynych’in üç başı da birden aynı anda huzursuzca gerildi; yaratık avının bu bölgede bir yerlerde saklandığını sezmiş gibi öfkeli bir hırıltı kopardı. Ortadaki başı derin bir nefes alırken, devasa çenesi aralandı ve boğazının derinliklerinden gelen akkor halindeki kızıl alev, üç başın da ağzında toplanmaya başladı.
— Hayır... Yok artık! diye fısıldadı Dilara, dehşetin buz gibi parmakları kalbini sıkarken.
Zmey Gorynych, üç ağzından aynı anda saldığı o devasa ve kör edici alev topunu doğrudan aşağıya, ormanın yoğun ağaç örtüsünün üzerine püskürttü. Kızıl bir cehennem dalgası, saniyeler içinde ormanın zeminine çarptı; çam ağaçları, kurumuş yapraklar ve çalılıklar anında tutuşarak devasa bir alev duvarına dönüştü.
Alevlerin yayılma hızı rüzgârla birlikte bir çığ gibi büyürken, Dilara can havliyle kendini öne attı ve ormanın içinde çılgınlar gibi koşmaya başladı. Arkasından yaklaşan o kavurucu sıcaklık sırtını yakıyor, alevlerin yuttuğu ağaçların devrilirken çıkardığı gürültü kulakları sağır ediyordu. Çalılıklara takılıyor, düşüyor, dizleri kanıyor ama acıyı hissetmeden yeniden ayağa kalkarak o ölüm tuzaklı yangından kaçmaya devam ediyordu.
Gözleri dumanın içinde kararmak üzereyken, kulaklarına suyun o coşkulu ve gürültülü akışı doldu. Nehir! Zihninde çakan son umut ışığıyla yönünü o tarafa çevirdi ve var gücüyle ileriye atıldı.
Alevler tepesini sarmak üzereyken, kendini uçururcasına nehrin derin sularına bıraktı.
Kendini buz gibi suya kaptırdığı an, yüzeydeki o kavurucu cehennem yerini aniden derin bir sessizliğe ve dondurucu bir ıslaklığa bıraktı. Dilara, akıntının onu sürüklemesine izin vermeden kıyıya yakın bir kayanın altındaki boşluğa tutundu; ciğerlerindeki oksijeni idare ederek başını suyun altında tuttu.
Bu sırada yukarıda, Zmey Gorynych ormanın tamamen alevler içinde kaldığını, her yerin kızıl bir kül yığınına döndüğünü görünce tatmin olmuş bir kükreme saldı. Avının bu yangında çoktan kül olduğuna inanarak dev kanatlarını çırptı ve gökyüzünün en yüksek katlarına, bulutların arasına doğru hızla uzaklaştı.
Yaratığın kanat sesleri tamamen kaybolup ortalık sessizliğe büründüğünde, Dilara başını yavaşça suyun yüzeyine çıkardı. Derin ve nefes nefese bir solukla ciğerlerini temiz havayla doldururken, etrafa bakındı. Az önce yürüydüğü o yeşil orman şimdi tamamıyla yanmış, korlar içinde tüten kara bir harabeye dönmüştü. Suların yansımasında kendi isli yüzünü gören genç kız, batıya giden yolun ne kadar ölümcül olduğunu bir kez daha anladı; ancak gözlerindeki o ateş, nehrin soğuk sularında bile sönmemişti.
Buz gibi nehir sularından yavaşça çıkarak ayaklarını kıyıdaki kararmış toprağa bastı. Sırılsıklam olmuş saçları ve ıslak giysileri soğuk dağ rüzgârıyla temas ettiğinde sırtından aşağıya ani bir ürperti yayıldı. Olduğu yerde durdu, dumanların bürüdüğü havayı derin bir nefesle içine çekerek etrafındaki yıkıma baktı. Zmey Gorynych’in bıraktığı o cehennemî miras, yeşilliklerle dolu ormanı tanınmaz hale getirmişti.
Kendi kendine mırıldanarak fısıldadı:
— Ben şimdi buradan nasıl yürüyeceğim... Her yer yanıyor.
Etrafındaki devasa çam ağaçları kökünden devrilmiş, hâlâ kor halinde yanan gövdelerden gökyüzüne doğru siyah dumanlar yükseliyordu. Zemin, basıldığı anda ayakları yakan kızıl korlar ve kalın bir kül tabakasıyla kaplanmıştı. Adım attığı her yer sanki yeraltının en derin katmanı, bitmek bilmeyen bir azap çukuru gibiydi.
Dilara, o cehennemin ortasına doğru tereddüt etmeden ilk adımı attı.
Yürüyüşü her saniye daha da zorlaşıyordu. Hava öylesine sıcak ve boğucuydu ki, nefes aldıkça ciğerleri kavruluyor gibi hissediyordu. Yerdeki sıcak kül tabakası kalın botlarının altını ısıtıyor, yer yer çıplak kalan ayak bileklerini ve bacaklarını kavurucu bir sıcaklıkla yalayıp geçiyordu. Çevresinde çıtırdayarak devrilen yanmış ağaç dalları ölümcül birer tuzak gibi önünü kesiyor, duman gözlerini yakarak yaşartıyordu. Yüzü is ve terle kaplanmış, sırtındaki et torbası bu kızıl fırının içinde sanki tonlarca ağırlığa ulaşmıştı.
Ancak içinde yanan o umut ateşi, dışarıdaki bu gerçek ateşten çok daha güçlüydü.
Saatler süren o nefes kesici ve acı dolu yürüyüş boyunca bir an bile durmadı. Yanan köklerin üzerinden atladı, duman bulutlarının arasında yönünü kaybetmemek için gökyüzündeki silik dağ siluetlerini takip etti. Ayak tabanlarındaki yanma hissine ve bedenindeki tüm gücün çekilmesine rağmen iradesini bir an olsun bırakmadı.
Nihayet, saatler süren bu cehennem yürüyüşünün ardından ağaç sıklığının azaldığı, dumanların seyrekleştiği ve toprak kokusunun yeniden hisseildiği sınıra ulaştı. Yandığı için simsiyah kesilmiş o orman şeridini geride bırakarak, dağın batı eteklerindeki temiz, serin ve yanmamış toprakların bulunduğu açık araziye adım attı.
Olduğu yerde dizlerinin üzerine çökerek ellerini toprağa bastırdı; derin, hırıltılı nefeslerle ciğerlerini doldururken, bu ölüm çemberini de arkasında bıraktığını bilmenin kararlılığıyla gözlerini batıdaki nehir yoluna dikti.
Bölüm etkileşimi
