37 BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: 37 BÖLÜM

Perun'un gökten indirdiği o kör edici yıldırım dalgası, ormanı ve kayalıkları ardında devasa bir duman bulutu bırakarak dinmişti. Havada hala yanık ozon kokusu, çıtırdayarak sönen ağaç gövdelerinin dumanı ve kulakları çınlatan o boğucu sükûnet hâkimdi.

Sert kayalıkların ve kırılmış dalların arasına savrulan Dilara, bilincini yavaşça geri kazanırken göz kapaklarını araladı. Üzerindeki toprak ve toz tabakasını silkelemeye çalışarak dirseklerinin üzerinde doğruldu. Fakat gözlerini açtığı anda hissettiği ilk şey, göğsüne oturan o buz gibi, ezici boşluk oldu.

— Baba...? diye fısıldadı sesi titreyerek.

Etrafına bakındı. Yanında ne Cafer vardı, ne de o devasa boylarıyla onlara kalkan olan Bogatyrlar. Ortalıkta sadece Perun’un yıldırımlarıyla kavrulmuş, dumanları tüten siyah kayalar ve birbirine girmiş devasa ağaç kökleri bulunuyordu. Bulundukları uçurumun bu tarafı, insanı ürkütecek kadar sessiz ve izbe bir yerdi; her taraftan yükselen kalın sis tabakası, kayalıkların keskin hatlarını yutuyor, ortalığı hayaletlerin gezindiği bir mezarlığa çeviriyordu.

Dilara’nın kalbi göğüs kafesini dövüyormuş gibi hızla atmaya başladı. Panik, damarlarındaki kanı donduran bir soğuklukla tüm bedenini sardı. Dizlerinin üstüne kalkıp dengesini bulmaya çalışırken, gözlerinden akan yaşlar tozlu yanaklarında çamurlu izler bıraktı.

— Baba! diye bağırdı, sesi bu kez sarp kayalıklarda ve derin vadilerde yankılanarak kayboldu.

Cevap yoktu. Sadece rüzgârın kayalıkların arasından geçerken çıkardığı o iniltili uğultu kulağına çarpıyordu.

— Baba, neredesin?! Diye bir kez daha, bu sefer korkunun ve çaresizliğin verdiği o titrek sesle haykırdı.

Yere düşen silahını, elindeki bıçakları kavrayıp sendeleyerek ayağa kalktı. Etrafta hiçbir ayak izi, hiçbir yön belirtisi yoktu. Dev Bogatyrlar da ortadan kaybolmuştu, babası da. Sıklaşan nefesleriyle birlikte etrafındaki sis tabakası daha da üstüne üstüne gelirken, Dilara tek başına, o delirmiş tanrının ellerine bırakıldığı o karanlık kayalıkların ortasında kalakalmıştı. Babasını bulmak için ayağının tozuna bakmadan, sisin ve bilinmezliğin içine doğru yürümeye başladı.

Zamanın ve mekânın birbirine karıştığı o sarp kayalıkların üzerine çöken yoğun sis tabakası, yavaş yavaş etkisini kaybederek dağın eteklerine doğru çekilmeye başladı. Gökyüzündeki o kasvetli bulutlar yerini yavaşça geceye bırakmış, aysız ve karanlık gökkubbe, ortalığı katran karası bir örtüyle sarıp sarmalamıştı. Yıldızların bile görünmediği bu ölü gecede, kayalıkların sivri uçları karanlıkta parlayan hayaletik silüetler gibi yükseliyordu.

Dilara, elindeki bıçakları sıkıca kavrayarak kayalıkların ardındaki bilinmez patikalarda sessizce geziniyordu. Attığı her adımda botlarının altındaki çakıl taşları kayıyor, çıkardığı bu minik sesler bile gecenin o ürkütücü sessizliğinde yankılanıyordu. Kalbi göğsünü dövüyor, nefesi boğazında düğümleniyordu ama korkuya teslim olamazdı. Babasının burada, bu cehennemin bir yerlerinde bir başına kaldığını ya da yaralanmış olabileceğini düşündükçe damarlarındaki kan tenini yakıyordu.

Dikkatle ilerleyerek uçurumun kenarına kadar ulaştı ve başını aşağıya doğru uzattı. Kayalıkların aşağısı, gözün gözü görmediği, dipsiz bir kuyu gibi karanlığa gömülmüştü. Ancak tam o sırada, aşağıdan yukarıya doğru süzülen hafif bir esintiyle birlikte kulağına ezbere bildiği o tanıdık sesler veya rüzgârın uğultusuna karışan hareketlilik sesleri çalındı gibi oldu.

Hiç tereddüt etmedi. Babasını bulmak için başka bir seçenek, başka bir yol yoktu.

Dilara, sarp ve dik kayalıkların kenarına yanaşarak ayaklarını dikkatle basabileceği taş çıkıntılarını yokladı. Parmakları buz tutmuş kayaların keskin yüzeyine tutundu, ardından gövdesini aşağıya doğru bırakarak yavaş yavaş, metanetle inmeye başladı. Kayadan kayaya atlarken elleri çiziliyor, kollarındaki kaslar geriliyordu ama acıyı hissedecek durumda değildi. Karanlığın ve bilinmeyenin içine doğru süzülen o yalnız silüet, babasını bulma umuduyla bu tehlikeli uçurumun duvarlarında kararlılıkla ilerlemeye devam etti.

Gece yarısının o katran karası sessizliği, sarp dağların zirvesinden esen dondurucu bir rüzgârla daha da kasvetli bir hâl alırken, Dilara uçurumun dik ve dişli duvarlarına tutunarak aşağıya doğru inmeye devam ediyordu. Kayalıkların aşağısı, gözün gözü görmediği o dipsiz karanlıkta hâlâ çok uzaktı; adeta bu uçurumun hiç sonu gelmeyecekmiş gibi uzayıp gidiyordu. Ay ışığı sarp kayaların sivri uçlarına vurduğunda, taşlar devasa ve ürkütücü gölgeler oluşturuyor, her adımda tehlikenin boyutunu biraz daha gözler önüne seriyordu.

Dilara’nın elleri soğuktan sızlayıp uyuşmuş, parmak uçları kayaların sert ve keskin yüzeyine tutuna tutuna kanamaya başlamıştı. Sırtındaki çanta her hareketinde omuzlarına fazladan bir yük bindiriyor, nefesi ise gecenin ayazında ince birer buhar bulutu halinde havaya karışıyordu. Kayalıkların o devasa yapısı karşısında ne kadar küçük ve yalnız kaldığını iliklerine kadar hissediyordu; ancak ne olursa olsun duramazdı, babasını bulmak zorundaydı.

Parmaklarını dikkatle bir sonraki kaya çıkıntısına uzatırken, sol ayağını bastığı ince taş tabakası aniden yerinden oynadı.

Yüreği ağzına gelen Dilara, dengesini bir anlığına tamamen kaybetti. Ayağının altındaki koca kaya parçası yerinden koparak boşluğa doğru kaydı. O anın yarattığı dehşetle elleriyle kayaya daha sıkı tutunmaya çalıştı; ancak yerinden kopan o kaya parçası, uçurumun en diplerine doğru yuvarlanırken çıkardığı o korkunç gümbürtü ve yankı, aşağıda ne kadar büyük bir boşluğun olduğunu acı bir şekilde gözler önüne serdi.

Taşların derinliklere düşerken çıkardığı sesler saniyelerce kayalıklarda yankılandıktan sonra tamamen kayboldu. Dilara, boşlukta sallanan ayağını tekrar sarp duvara sabitlemek için nefesini tutarak birkaç saniye öylece kaskatı kaldı. Kalbi göğüs kafesini parçalayacakmış gibi atıyor, şakaklarından soğuk terler süzülüyordu. Kollarındaki kaslar gerilimden titriyor, zihni ise az kalsın uçuruma yuvarlanacak olmanın yarattığı şokla bulanıyordu.

Derin ve titrek bir soluk alarak kendine gelmeye çalıştı; gözlerindeki korkuyu bastırıp iradesini yeniden kuşanarak, o dipsiz karanlığın ve tehlikeli uçurumun duvarlarında yavaş, temkinli ama kararlı adımlarla yeniden aşağıya doğru inmeye devam etti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.