30. bölüm / 49
ATEŞ TANRILARI: SLAVYAN CANAVARLARI29 BÖLÜM
Bölümler 49Şu an: 29 BÖLÜM
- 1 GİRİŞ819 kelime
- 2 1 BÖLÜM936 kelime
- 3 2 BÖLÜM971 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.256 kelime
- 5 4 BÖLÜM890 kelime
- 6 5 BÖLÜM897 kelime
- 7 6 BÖLÜM1.107 kelime
- 8 7 BÖLÜM961 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.035 kelime
- 10 9 BÖLÜM995 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.123 kelime
- 12 11 BÖLÜM957 kelime
- 13 12 BÖLÜM1.182 kelime
- 14 13 BÖLÜM774 kelime
- 15 14 BÖLÜM1.190 kelime
- 16 15 BÖLÜM821 kelime
- 17 16 BÖLÜM901 kelime
- 18 17 BÖLÜM916 kelime
- 19 18 BÖLÜM1.016 kelime
- 20 19 BÖLÜM1.044 kelime
- 21 20 BÖLÜM1.205 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.171 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.305 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.020 kelime
- 25 24 BÖLÜM926 kelime
- 26 25 BÖLÜM924 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.035 kelime
- 28 27 BÖLÜM782 kelime
- 29 28 BÖLÜM930 kelime
- 30 29 BÖLÜM1.001 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 30 BÖLÜM903 kelime
- 32 31 BÖLÜM1.052 kelime
- 33 32 BÖLÜM906 kelime
- 34 33 BÖLÜM978 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.065 kelime
- 36 35 BÖLÜM1.220 kelime
- 37 36 BÖLÜM762 kelime
- 38 37 BÖLÜM805 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.059 kelime
- 40 39 BÖLÜM900 kelime
- 41 40 BÖLÜM737 kelime
- 42 41 BÖLÜM997 kelime
- 43 42 BÖLÜM956 kelime
- 44 43 BÖLÜM797 kelime
- 45 44 BÖLÜM969 kelime
- 46 45 BÖLÜM737 kelime
- 47 46 BÖLÜM830 kelime
- 48 47 BÖLÜM903 kelime
- 49 48 BÖLÜM719 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Lamiya ile olan o kanlı ve yorucu boğuşmanın ardından Cafer ve Dilara, ormanın daha kuru ve yüksek kesimlerine doğru ilerleyerek bataklık bölgesinden iyice uzaklaşmışlardı. Üzerlerindeki yorgunluk ve gerginliğe rağmen adımlarını yavaşlatmıyor, etraftaki sessizliği bozan her çıtırtıya karşı azami dikkat gösteriyorlardı. Çevreyi saran sık ağaçların arasından süzülen loş ışık, yollarını bulmalarına yardımcı oluyordu.
Ancak bu sessizlik uzun sürmedi. Yürürken ayaklarının altındaki toprağın yapısı birdenbire değişti; kuru yaprakların yerini nemli, çürümüş çamurlar ve ağır bir kükürt kokusu aldı. Yanlışlıkla yeniden bataklık sınırına yakın bir bölgeye sapmışlardı. Suların ve balçıkların arasından yükselen buzlu hırıltılarla birlikte, daha önce başlarına bela olan, sırtlarında ve omuzlarında parıl parıl parlayan keskin mavi elmaslar taşıyan o garip yaratıklar bir kez daha önlerini ve arkalarını kesti. Sağlanan görseldeki gibi, bu kez sayıları oldukça kalabalıktı ve gözlerindeki o donuk, vahşi öfkeyle üzerlerine doğru yürüyorlardı.
Dilara, elini pelerininin altındaki bıçaklarına atıp gergin bir sesle fısıldadı:
— Baba... Bunlar yine karşımıza çıktı, bu kez kaçış yok gibi görünmüyor.
Cafer, iki ucu mızraklı ağır baltasını şakırtıyla çekip kaslarını gerdi ve sert bir sesle yanıtladı:
— Kaçmak yok zaten Dilara. Geçen sefer ellerinden kurtulduk ama bu defa işimizi şansa bırakamayız. Hepsini hakleyeceğiz!
Sözünü bitirdiği an, en öndeki mavi renkli kristal sırtlı yaratık kulakları tırmalayan bir çığlıkla üzerlerine atıldı. Cafer, baltasını dev bir yay gibi savurarak yaratığın göğsüne indirdiği şiddetli darbeyle ortalığı sarstı. Baltanın mızrak ucu yaratığın göğsünü delip geçerken, sırtındaki elmas kristaller darmadağın oldu ve etrafa buzlu parıltılar saçıldı. Yaratık acı bir hırıltıyla yere kapaklanırken, arkasından gelen diğerleri çemberi daralttı.
Sağdan gelen iki yaratığın pençe hamlelerinden çevik bir manevrayla sıyrılan Dilara, elindeki keskin av bıçaklarını art arda savurdu. Bıçaklardan biri yaratığın boynuna derince saplanırken, diğeri göz çukuruna girdi. Fışkıran koyu renkli ve zehirli kan Dilara’nın yüzüne ve ellerine sıçradı; ancak genç kız geri adım atmayarak bıçağını var gücüyle çevirip yaratığın başını gövdesinden ayırdı.
Savaş alanı kısa sürede tam bir kan ve demir cehennemine döndü. Cafer, ağır baltasını bir değirmen taşı gibi döndürerek yaratıkların zırhlı kristal gövdelerini parça parça ediyordu. Kesen demirin ve parçalanan kemiklerin çıkardığı sesler ormanda yankılanıyor, her darbede sıçrayan buz mavisi kanlar çamurlu toprağı boyuyordu. Üzerlerine saldıran üç yaratığı aynı anda alt eden Cafer, soluk soluğa kalarak etrafındaki son direnişçileri de mızraklı baltasının arka ucuyla yere serdi.
Birkaç dakika süren bu acımasız ve kanlı boğuşmanın sonucunda, bataklıktan çıkan o kalabalık yaratık grubu tamamen etkisiz hale getirilmişti. Çamurlu zemin, parçalanmış kristal parçaları ve hareketsiz yatan mavi bedenlerle doldu.
Nefes nefese kalan Cafer, kanlı baltasını yere dayayıp alnındaki teri sildi ve çevreyi kontrol ettikten sonra kızına döndü:
— İyi misin Dilara?
Üstü başı ve elleri yaratıkların kanıyla kaplanan Dilara, derin bir soluk alarak başını salladı ve kararlı bir sesle konuştu:
— İyiyim baba... Hadi buradan hemen uzaklaşalım, bu bataklığın kokusu bile midemi bulandırıyor.
İkili, arkalarında bıraktıkları bu kanlı zaferin ardından, bataklık sınırını tamamen arkalarında bırakarak ormanın güvenli ve kuru iç kesimlerine doğru yürümeye devam ettiler.
Kanlı çatışmanın ardından bataklık sınırını geride bırakıp ormanın sık ve loş patikalarında ilerlemeye devam ettiler. Üzerlerindeki yorgunluk zihinlerini bulandırıyor, atılan her adım ayaklarına kurşun gibi ağırlık veriyordu. Çevreyi saran kasvetli sessizliğin içinde, içindeki birikmiş gerginliğe daha fazla dayanamayan Dilara, yorgun ve hüzünlü bakışlarını babasına çevirerek soluk soluğa sordu:
— Acaba bu kaçış ve hayatta kalma mücadelesi daha ne kadar sürecek baba? Ne zaman son bulacak bu kabus?
Cafer, elindeki iki ucu mızraklı ağır baltayı omzunda dengede tutarken, yola diktiği kararlı bakışlarını bozmadan ağır ve tok bir sesle yanıtladı:
— Bilmiyorum Dilara... Ama ne kadar sürerse sürsün, dayanmak zorundayız. Güçlü olmak ve bu çemberi kırmak için nefes almalıyız.
Dilara, başını iki yana sallayıp etraftaki kasvetli orman duvarlarına baktı; içinde büyüyen o korku dalgasıyla pes etme noktasına gelerek fısıldadı:
— Dayanacak gücüm kalmadı... Korkarım ki biz bu ormandan hiç çıkamayacağız, burada öleceğiz baba.
Cafer, kızının bu umutsuz ve tükenmiş sözleri karşısında aniden durdu, yüzündeki sert hatlar yumuşayarak ona döndü ve keskin bir inançla başını salladı:
— Hayır... Böyle olmayacak, ölmeyeceğiz. Seni buradan sağ salim çıkaracağım, bana güven!
Babasının bu sarsılmaz kararlılığıyla biraz olsun cesaret bulan Dilara, derin bir nefes alıp yeniden yürümeye hazırlandığı an, önlerindeki patikanın tam ortasında yer alan çamurlu ve bataklık kütlesi korkunç bir gürültüyle kabardı. Suların ve yapışkan balçığın arasından, sağlanan görseldeki gibi devasa, çamur kaplı derisi, yosun sakalları ve koca pörtlek gözleriyle Slav mitolojisinin ezeli bataklık ruhu **Bolotnik** yükseldi. Yaratık, etrafa ağır bir çürüme kokusu yayarak ikisinin üzerine doğru tersten, tehditkâr ve buz gibi bir bakış fırlattı.
Dilara, gördüğü bu korkunç ve irredendist varlık karşısında dehşet içinde geriye doğru bir adım atarak titredi:
— Baba... Bu şey de ne böyle?!
Cafer, iki ucu mızraklı ağır baltasını şakırtıyla çekip kaslarını gererek kızının önünde siper aldı ve kendinden emin bir tonla uyardı:
— Korkma Dilara, sakin ol! Arkamda dur ve tetikte kal!
Bolotnik, devasa çamurdan ellerini yere vurarak kulakları tırmalayan boğuk bir hırıltıyla üzerlerine atıldı. Yaratık, ellerinden fırlattığı zehirli balçık ve çamur dalgalarıyla etrafı sararken, hantal görünümüne rağmen inanılmaz bir hızla Cafer’in üzerine çullandı. Cafer, baltasının mızrak ucuyla gelen çamur darbelerini savuşturmaya çalıştı; ancak Bolotnik’in derisindeki kalın yosun ve balçık katmanı demir darbelerini emiyordu.
— Baba, arkası açık, sırtındaki yosunlu zırhın altı zayıf noktası olabilir! diye haykırdı Dilara.
Zekice yapılan bu tespiti değerlendiren Cafer, son anda gövdesini eğerek yaratığın devasa pençe darbesinden sıyrıldı ve baltasını var gücüyle savurarak Bolotnik’in dikkatini tamamen üzerine çekti. Tam bu fırsatı değerlendiren Dilara, çevik bir kedi gibi yaratığın kör noktasından arkasına sönerek pelerininin altındaki keskin av bıçaklarını Bolotnik’in sırtındaki o kalın yosun yığınının altındaki hassas ete sapladı.
Yaratık, yediği bıçak darbeleriyle acı dolu boğuk bir çığlık koparıp sarsıldığında, Cafer anın ne kadar kritik olduğunu bilerek iki eliyle kavradığı ağır baltasını havada bir yay gibi çevirdi. Baltanın keskin çelik ağzı, Bolotnik’in kalın boyun kökünden içeriye doğru korkunç bir ivmeyle indi. Kemiklerin ve çamurlu dokunun çatırtıyla parçalandığı o ses yankılanırken, bataklık ruhunun devasa kafası gövdesinden koparak çamurlu toprağa yuvarlandı.
Kopuk boyun kökünden fışkıran koyu yeşil ve balçıklı zehirli sıvıyla birlikte Bolotnik’in cansız dev gövdesi ağır bir gürültüyle yere kapaklandı. Nefes nefese kalan Cafer ve Dilara, kan ve çamur içinde kalan elleriyle birbirlerine bakarak derin bir soluk aldılar; bu ölümcül tehlikeyi de birlikte omuz omuza vererek alt etmişlerdi.
Bölüm etkileşimi
