24 BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: 24 BÖLÜM

Meydanı dolduran kalabalık, kukla tiyatrosunun o neşeli ve alaycı şovuna gülüp eğlenirken, havayı kaplayan o sıcak ve neşeli atmosfer birdenbire bıçak gibi kesildi. Gökyüzü bir anda zifiri karanlık bulutlarla kaplandı; güneş ışıkları yok oldu ve kulakları sağır edercesine korkunç bir gök gürültüsü meydanı sarstı.

Yaşlı bir kadın, dehşet içinde gökyüzüne doğru bakıp titreyen elleriyle Haç çıkararak korkuyla haykırdı:
— Bu... Bu Perun’un gazabı! Tanrıyla alay etmenin cezasını kesti bize!

Gök gürültüsünü takip eden kör edici bir şimşek çakmasıyla birlikte gökyüzünden yere doğru süzülen parıltılar belirdi. Göklerin ve fırtınanın efendisi Perun’un seçkin savaşçıları, saf sarı altın rengi tenleri ve üzerlerinde parıldayan ilahi zırhlarıyla meydanın ortasına gürültüyle indi. İnsanlar, gördükleri bu ilahi ve korkunç manzara karşısında aniden geriye doğru kaçışarak derin bir dehşete kapıldı; Perun gerçekten de alaya alındığı için öfkeden deliye dönmüştü.

Altın tenli askerlerin en önünde duranı, elindeki devasa ve keskin kılıcını savurduğu gibi, sahnede hala sallanmakta olan kuklaların ikisini de tek bir darbeyle paramparça edip tahta kıymıklarına ayırdı.

Savaşçı, hınçla parlayan gözlerini dehşet içindeki kalabalığa çevirip gür bir sesle kükredi:
— Az önce o alçak gösteriye gülüp tanrıyla dalga geçenler kimlerdi? Öne çıkın!

Meydandaki devasa kalabalıktan çıt çıkmıyordu; herkes korkudan nefesini tutmuş, taş kesilmiş bir halde yere bakıyordu. İnsanlar birbirlerinin yüzüne bakmaya bile cesaret edemiyordu.

Altın tenli asker, cevapsızlık karşısında daha da öfrkelenerek kılıcının kabzasını sıktı ve aynı sert tonla tekrar bağırdı:
— Soruyorum! Gülüşenler, o küstahlığı yapanlar kimlerdi dedim! Sesiniz neden kesildi şimdi?

Yine kimseden bir ses çıkmadı; kalabalıktan sadece korkuyla yutkunan insanların titrek nefesleri duyuluyordu. Asker, buz gibi bir alayla gülerek kılıcını indirdi ve emir veren bir sesle konuştu:
— Sorun değil... Perun o gülüşleri duymadı sanıyorsunuz ama o her şeyi işitir. Ve cezası kesilmiştir. Askerler, alın hepsini!

Emirle birlikte sarı altın tenli savaşçılar kalabalığın içine daldı. Kadın, yaşlı, çocuk demeden o an kahkaha atan, tebessüm eden herkesi kollarından yakalayıp merhametsizce meydanın ortasına sürüklemeye başladılar.

Dilara, çevresinde kopan bu ani dehşet dalgası karşısında irkilerek hemen babasının arkasına sığındı. Cafer, kızını korumak için tek koluyla onu arkasına doğru çekerken, diğer eliyle sırtındaki ağır savaş baltasının sapını kavradı; gözlerinde tehlikeli bir soğukkanlılıkla etraftakileri süzüyordu.

Yakalananlar, saçlarından ve kollarından çekilerek meydanın ortasında soğuk taş zemine doğru vahşice itildi ve tüm gülenler korku içinde diz üstü çöktürüldü. Gökyüzündeki kara bulutlar dönerken, Perun’un gazabının bu şehirde ne büyük bir felakete yol açacağı artık kesinleşmişti.

Perun’un sarı altın tenli askerleri, yakaladıkları masum köylüleri, kadınları ve yaşlıları meydanın soğuk ve çamurlu taş zeminine dehşet içinde diz üstü çöktürdüler. Acımasız birer cellat gibi sıraya giren askerler, parlak kılıçlarını kınlarından çıkarıp havaya kaldırdılar. İçlerinden elebaşı olan komutan, buz gibi ve kibirli bir ses tonuyla meydanı inletti:
— Bir daha asla ulu bir tanrıyla alay etmeyeceksiniz! Bu da hepinize ibret olsun!

Ölüm emrini vermek üzere olan askerler kılıçlarını infaz için yukarı doğru kaldırdıklarında, bu merhametsiz manzara karşısında artık duramayan Dilara’nın içindeki adalet duygusu ve öfke patladı. Belindeki keskin av bıçağını kabzasından kavradığı gibi var gücüyle askerlerin üzerine fırlattı. Gümüş renkli bıçak havada hızla süzülerek en öndeki askerin omzuna derince saplandı.

Asker acıyla sarsılarak geriye doğru bir adım attı; ardından arkadaşlarıyla birlikte başlarını çevirip bıçağın geldiği yöne, Dilara’ya baktılar. Gözlerinde ölüm saçan bir öfkeyle doğrudan Dilara’nın üzerine doğru yürümeye başladılar.

Dilara, yaklaşan tehlikeyi görünce irkilip bir an geriye adımladı ve korku dolu bir sesle babasının koluna yapıştı:
— Baba... Ne olursun bir şeyler yap, onları öldürecekler!

Cafer, kızının bu çaresiz yakarışı karşısında derin bir soluk aldı; zihnindeki o tehlikeli öfkeyi kontrol etmeye çalışsa da artık başka bir çaresi kalmadığını biliyordu. Askerler üzerlerine doğru atıldığı an, Cafer bir saniye bile tereddüt etmeden kızının önüne bir kalkan gibi dikildi. Üzerine gelen ilk askere karşı şimşek hızıyla savurduğu sağlam bir tekme, adamın göğsüne çarptığı gibi askeri havaya kaldırıp taşa yapıştırdı.

— Geri dur Dilara! diye kükredi Cafer, sert bir sesle.

Ancak diğer askerler de etraflarını sarmıştı. Sağdan yaklaşan bir askerin hamlesine karşı Cafer, kusursuz bir zamanlamayla çevik bir yumruk savurdu; sert yumruk tam askerin karnına gömüldüğünde adamın soluğu kesildi, hemen ardından yüzüne indirdiği ikinci yumrukla askeri yere serdi.

Artık düşmanların geri adım atmayacağını ve bu kalabalıktan sağ çıkmanın tek yolunun savaşmak olduğunu gören Cafer, sırtındaki iki ucu mızraklı ağır savaş baltasını şakırtıyla çekti. Metalin o soğuk ve keskin sesi meydandaki gerilimi zirveye taşıdı.

Sekiz kişilik sarı altın tenli asker birliği, kılıçlarını kuşanarak aynı anda vahşi bir çığlıkla Cafer’in üzerine saldırdı. Savaş alanı bir anda demir sesleri ve kanla doldu. İlk asker iki eliyle tuttuğu kılıcı yukarıdan aşağıya savurduğunda, Cafer baltasının sapıyla bu ağır darbeyi ustalıkla blokladı; ardından baltanın arka ucundaki mızrak kısmını çevirip adamın zırhının zayıf noktasından içeriye geçirdi. Asker yere yığılırken, solundan gelen ikinci askerin kılıç darbesinden gövdesini ustalıkla bükerek sıyrıldı ve baltanın geniş keskin ağzıyla o askerin de savunmasını kırıp etkisiz hale getirdi.

Etraflarını çember gibi saran diğer askerler peş peşe hamleler yapıyor, altın renkli zırhları kanla lekeleniyordu. Cafer, bir yandan ölümcül darbeleri savuşturuyor, bir yandan da kızını korumak için devasa bir duvar gibi önlerinde duruyordu. Üzerine atılan üç askeri kusursuz bir manevrayla ard arda alt ederken, mızraklı baltasını bir değirmen taşı gibi döndürerek düşmanların kılıçlarını parçaladı. Son iki asker korkuyla bir an gerilese de, Cafer’in gözlerindeki o tavizsiz kararlılık karşısında kaçmaya fırsat bulamadılar. Seri bir hamleyle onların da kınlarından çıkan hayatlarına son veren Cafer, nefes nefese kalarak baltasını yere indirdi.

Meydandaki sekiz asker de kana bulanmış taş zeminde hareketsiz yatıyordu. Halk, korku ve şaşkınlık içinde bu yabancının tek başına Perun’un seçkin muhafızlarını nasıl devirdiğini izliyordu.

Zaman kaybetmenin ölüm anlamına geldiğini bilen Cafer, yerde şok içinde bakan kızının elinden sıkıca tuttu:
— Burada kalamayız Dilara, çabuk ol!

Kızını arkasından sürükleyen Cafer, o dehşet dolu meydandan hızla uzaklaşarak şehrin karanlık ve kalabalık ara sokaklarında gözden kayboldu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.