16 BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: 16 BÖLÜM

Baba Yaga’nın mühürlü lanetli demir kapısının ardındaki o basık, dar ve karanlık yeraltı geçidinde hava adeta kurşun gibi ağırlaşmıştı. Cafer, sırtında taşıdığı Temir’i daha fazla yormamak ve dar tünelde hareket kabiliyetini artırmak için onu dikkatlice yere indirmişti. Bacakları olmayan Temir duvara yaslanıp gözlerini kapatmış, yorgunluğun ve yeraltının o boğucu havasının etkisiyle kısa sürede derin bir uykuya dalmıştı.

Cafer ise uyuyamamıştı; gözlerindeki o yorgun ama sarsılmaz uyanıklıkla daracık tünelin nemli duvarlarını ve yerdeki akıntıyı inceliyordu.

Bir süre sonra Temir hafifçe kıpırdandı, esneyerek gözlerini ovuşturdu ve etrafa bocalayarak baktı:
— Ah... Güzel bir uyku ama uyanmak için berbat bir yer doğrusu. Neredeyiz biz böyle?

Cafer, eğilip parmaklarıyla yerdeki suları yokladı; parmaklarına bulaşan o yapışkan ve pisliği hissettiğinde kaşlarını çattı:
— Burada su var... Hem de leş gibi kirli, bataklık suyu.

Temir, kollarından güç alarak yerin üzerinde sürüne sürüne Cafer’in yanına kadar yaklaştı, burnunu kırıştırarak etrafı kokladı:
— Ne demek oluyor bu? Bu tünelin içinde ne işi var bu suyun?

Cafer ayağa kalkıp karanlığa doğru dikkatle baktı:
— Burada sıradan bir şey yok... Derinden gelen bir akıntı var, bizi başka bir yere götürüyor olmalı.

Temir, etraftan yayılan ağır küf kokusunu solurken yüzünü ekşitti:
— Belliki iyi bir şeye benzemiyor... Kim böyle pislik ve karanlık bir yerde yaşar ki zaten?

Daha cümlesi bitmeden, tünelin en karanlık köşelerinden ve suyun içinden yankılanan, kulak tırmalayan tüyler ürpertici bir kükreme ve çığlık sesi koptu.

Cafer bir saniye bile tereddüt etmeden refleksle iki ucu mızraklı ağır savaş baltasını şakırtıyla çekti. O an tüneldeki loş akıntının içinden, saçları yerlere kadar sarkan, derisi solgun mavi ve çürümüş, gözleri tamamen boşlukta parlayan grotesk ve çirkin dişi bir yaratık fırladı. Bu, bataklıkların ve yeraltı sularının ölümcül ruhu olan bir **Rusalka**’ydı.

Temir, yaratığın o korkunç görüntüsünü gördüğü an başını sallayarak alayla karışık bir endişeyle fısıldadı:
— Efsanelerde Rusalkaların güzel peri kızları olduğunu sanırdım... Meğer bu tam bir ölüm meleğiymiş. Genellikle erkekleri suya çekip boğarak ya da parçalayarak öldürürler, dikkat et kardeşim!

Rusalka, kulakları sağır eden bir çığlıkla doğrudan Cafer’in üzerine atıldı. Cafer baltasını havada bir değirmen gibi çevirip yaratığın göğsüne indirmek istedi; ancak Rusalka suyun ve akıntının verdiği o doğaüstü çeviklikle havada bükülerek darbeden inanılmaz bir hızla sıyrıldı. Uzun ve sivri tırnaklarıyla Cafer’in omzunu çizerek kollarından yakaladığı gibi onu doğrudan yerdeki o derin ve pis su birikintisinin içine doğru çekti.

— Cafer! diye bağırdı Temir, olduğu yerden elleriyle öne doğru hamle yaparak.

Su sıçratarak karanlık akıntının dibine yuvarlanan Cafer, yaratığın demir gibi sert kollarının arasında sıkışıp kalmıştı. Rusalka, suyun altında çirkin dişlerini sırıtarak Cafer’in boynunu boğmaya, ardından etini koparmak için vahşice parçalamaya çalışıyordu. Nefesler tükeniyor, yeraltının o zehirli suyu ciğerlerine dolmaya başlıyordu.

Çaresiz kalan Cafer, içindeki o Mannan tanrısına ait su elementinden ve akıntı kontrolünden mecburiyeten küçük bir parça çekmek zorunda kaldı. Damarlarındaki öfkeyi bastırıp tamamen iradesine odaklandı; suyun yoğunluğunu ve akışını kendi lehine bükerek yaratığın üzerindeki baskısını bir anda kırdı.

Elindeki mızraklı baltayı suyun altında ustaca çeviren Cafer, tüm gücünü toplayarak baltanın keskin ucunu Rusalka’nın göğsünün tam ortasına, kalbinin üzerine sapladı. Su altından yayılan koyu renkli ve zehirli bir kan akıntıyı bulandırırken, yaratık son bir kez çırpınarak hareketsiz kaldı.

Cafer, öldürdüğü yaratığın cesedini bırakarak su yüzeyine doğru hızla yükseldi ve derin bir nefes alarak tünelin taş zeminine tutundu.

Temir, oturduğu yerden rahatlamış bir nefes vererek seslendi:
— İyi misin kardeşim?

Cafer sırtını duvara verip soluklanarak başını salladı:
— Evet... İyiyim.

Rusalka’nın ölümüyle birlikte, tünelin ilerisindeki ölü karanlık birdenbire hafif bir mavi ışıkla aydınlandı. Duvarlardaki gizli mekanizmalar tıkırdayarak çalıştı ve ilerideki kapalı taş geçit gürültüyle açıldı, dışarıdan temiz bir hava dalgası içeri doldu.

Cafer vakit kaybetmeden ayağa kalktı; Temir’i yeniden sırtına alıp sağlamca bağladı. Baltasını kılıfına yerleştirip açılan yola doğru yürümeye başladıklarında, Temir yüzünü ekşiterek burnunu tuttu:
— Uf... Cafer, çok kötü kokuyorsun.

Cafer, omzundaki kanı ve üzerindeki suları silkelerken soluk soluğa cevap verdi:
— Haklısın Temir... İçinde boğulduğumuz o su pek de temiz sayılmazdı maalesef.

Yeraltı sularının o pis ve rutubetli kokusunu geride bırakarak açılan yeni tünelden içeri giren Cafer ve sırtındaki Temir, adımlarını karanlığın içinde temkinli bir şekilde atmaya devam ettiler. Tünelin tavanından damlayan su damlaları, sessizliği bozan tek ritmik sesti; duvarlar ise sanki yaşayan bir varlığın nefes alış verişi gibi hafifçe titriyordu.

Temir, sırtında taşındığı konumdan başını hafifçe uzatarak önlerindeki zifiri karanlığı inceledi ve sesindeki o boğuk tonla sessizliği bozdu:
— Bu tünel giderek daralıyor... Ama hissettiklerim ve tırmandığımız o yokuşun açısı bana başka bir şey söylüyor. Bu yol, galiba doğrudan o cadının malikanesinin tam altına, o lanet evin içine çıkıyor kardeşim.

Cafer, elindeki ağır savaş baltasının sapını sıkıca kavrayarak yürümeye devam etti. Zihni tamamen kilitli kapının ardındaki kızındaydı; gözlerindeki o yorgun ama sarsılmaz parıltıyla başını önüne eğerek mırıldandı:
— Umarım iyisindir, Dilara... Orada, o karanlığın ortasında yalnız başına ne haldedir kim bilir.

Temir, yoldaşının omuzlarındaki bu devasa yükü ve kalbindeki sızıyı hafifletmek için güven veren, kararlı bir ses tonuyla başını hafifçe omzuna yaslayarak cevap verdi:
— Endişe etme kardeşim, o bizim kanımızdan... O tanrısal irade ve inat o çocukta da var. Sağ salim bulacağız yeğenimi oradan, kızın gayet iyi; sadece biraz daha zamana ihtiyacımız var, o cadıya ulaşmamıza az kaldı.

Yola sessizce devam ederken, Temir etrafındaki o yoğun karanlığı incelemeyi sürdürdü. Gözlerini tünelin iki yanındaki derin oyuklara ve tavanı kaplayan gotik sarmaşıklara dikerek fısıldadı:
— Her taraf zifiri karanlık... Nereden ne çıkacağı, hangi lanetli yaratığın üzerimize atlayacağı hiç belli değil. Gözünü dört aç Cafer, bu malikanenin içi dışından daha tehlikeli görünüyor.

İki yoldaş, tünelin o baskın atmosferi ve ölümcül sessizliği içinde, Baba Yaga’nın karanlık sığıntısına doğru adım adım ilerlemeyi sürdürdü.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.