45. bölüm / 49
ATEŞ TANRILARI: SLAVYAN CANAVARLARI44 BÖLÜM
Bölümler 49Şu an: 44 BÖLÜM
- 1 GİRİŞ819 kelime
- 2 1 BÖLÜM936 kelime
- 3 2 BÖLÜM971 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.256 kelime
- 5 4 BÖLÜM890 kelime
- 6 5 BÖLÜM897 kelime
- 7 6 BÖLÜM1.107 kelime
- 8 7 BÖLÜM961 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.035 kelime
- 10 9 BÖLÜM995 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.123 kelime
- 12 11 BÖLÜM957 kelime
- 13 12 BÖLÜM1.182 kelime
- 14 13 BÖLÜM774 kelime
- 15 14 BÖLÜM1.190 kelime
- 16 15 BÖLÜM821 kelime
- 17 16 BÖLÜM901 kelime
- 18 17 BÖLÜM916 kelime
- 19 18 BÖLÜM1.016 kelime
- 20 19 BÖLÜM1.044 kelime
- 21 20 BÖLÜM1.205 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.171 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.305 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.020 kelime
- 25 24 BÖLÜM926 kelime
- 26 25 BÖLÜM924 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.035 kelime
- 28 27 BÖLÜM782 kelime
- 29 28 BÖLÜM930 kelime
- 30 29 BÖLÜM1.001 kelime
- 31 30 BÖLÜM903 kelime
- 32 31 BÖLÜM1.052 kelime
- 33 32 BÖLÜM906 kelime
- 34 33 BÖLÜM978 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.065 kelime
- 36 35 BÖLÜM1.220 kelime
- 37 36 BÖLÜM762 kelime
- 38 37 BÖLÜM805 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.059 kelime
- 40 39 BÖLÜM900 kelime
- 41 40 BÖLÜM737 kelime
- 42 41 BÖLÜM997 kelime
- 43 42 BÖLÜM956 kelime
- 44 43 BÖLÜM797 kelime
- 45 44 BÖLÜM969 kelime · Okuduğun bölüm
- 46 45 BÖLÜM737 kelime
- 47 46 BÖLÜM830 kelime
- 48 47 BÖLÜM903 kelime
- 49 48 BÖLÜM719 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mağaranın tavanındaki çatlaklardan süzülen ilk soluk gri ışık, dışarıda yeni bir günün başladığını haber veriyordu. Gecenin o dondurucu ve acımasız ayazı yerini yavaş yavaş dağın sisli sabahına bırakırken, içerideki küçük ocağın kalıntıları tamamen sönmüş, geriye sadece hafif bir kül kokusu kalmıştı. Sert taş duvara yaslı bir şekilde derin ve yorgun bir uyku çekmekte olan Dilara, ormanın ve dağın derinliklerinden gelen yabani kuşların çığlıklarıyla yavaşça gözlerini araladı.
Bedenindeki kaslar ilk başta uykunun verdiği sertlikle tutulmuş gibi ağrısın derinden bir esneme ve derin bir solukla ayağa kalktı. Gözlerini ovuşturarak mağaranın etrafına, dünkü yorgunlikle yaktığı ateşin kalıntılarına ve bıçağını bilediği taş köşeye baktı. Zihni, dün gece kurduğu o coğrafi hesapla ve batıya doğru gitme kararlılığıyla anında netleşmişti.
Önceki akşam pişirdiği ceylan etinden artan lezzetli ve besleyici parçaları özenle kontrol etti. Isınmış ve tamamen kurumuş olan et parçalarını, avdan kalan sağlam bir deri parçası ve yanındaki temiz bezlerle dikkatlice sararak kendisine derme çatma ama işlevsel bir seyahat çantası yaptı. Kalan etleri bu çantaya yerleştirip sağlam kordonlarla bağladıktan sonra sırtına astı; bıçaklarını kınlarına yerleştirip sıkıca sabitledi.
Hazırlıkları bittikten sonra mağaranın serin ve karanlık ağzından dışarıya, dağın eteklerine doğru adım attı.
Sabahın o keskin ve buzlu havası yüzüne çarptığında derin bir nefes alarak ciğerlerini doldurdu. Ufuk çizgisi henüz tamamen açılmamıştı; dağın yamaçları kalın, beyaz bir sis tabakasıyla örtülüydü ve ağaçların yapraklarında geceden kalan kırağılar parıl parıl parıldıyordu. Dilara, zihninde netleşen o tek yönü —babasının savrulduğu batı eteklerini ve nehir kıyısını— akılda tutarak kararlı adımlarla patikaya koyuldu. Yürüyüşü tempolu, her basışı toprağa sağlam basan bir iradeyle sürüyordu; ne dağın soğuğu ne de öncülük eden bu ıssızlık onu durdurabilirdi. Çevredeki devasa çam ağaçlarının sessiz tanıklığında, batıya doğru giden o uzun ve çetin yolda tek başına ilerlemeye devam etti.
Mağaradan çıkıp batı yönüne doğru uzanan patikada ilerleyen Dilara, sabahın o serin ve sisli havasında adımlarını kararlılıkla atıyordu. Çam ağaçlarının arasından süzülen soluk ışık, ormanın nemli zeminini aydınlatırken, sırtındaki et torbası ve belindeki bıçakları her an gelebilecek bir tehlikeye karşı hazır olduğunu hatırlatıyordu. Zihni tamamen babasını bulma düşüncesiyle doluydu; ancak bu sarp ve vahşi coğrafyada huzur uzun sürmezdi.
Aniden, gökyüzünü kaplayan devasa bir kanat gölgesi ormanın üzerine düştü. Ağaçların tepesinden kopan şiddetli bir rüzgâr dalgası yaprakları havaya savururken, kulakları sağır eden o tandık, öfkeli hırıltı dağın tepesinden boşluğa yayıldı.
Aspid! Daha önce kayalıklarda elinden kaçırdığı o ejderha soyundan gelen dev kuş, intikam hırsıyla ve avcı gözleriyle gökyüzünden doğrudan Dilara’nın üzerine doğru ok gibi dalışa geçti.
— Ah, seni lanet yaratık! diye haykırdı Dilara, refleksle kendini sağdaki dev kaya kütlesinin yanına atarken.
Aspid, demir sertliğindeki pençelerini açarak doğrudan Dilara’nın omuzlarına doğru savurdu. Yaratığın devasa pençeleri genç kızın sırtındaki çantayı sıyırıp geçerken çıkardığı sürtünme sesi havayı yırttı. Aspid, avını kaçırmak istemeyen bir vahşetle uzun ve kıvrımlı boynunu öne uzatarak Dilara’yı pençeleri arasına alıp gökyüzüne, o dipsiz boşluğa doğru çekmeye çalıştı.
Mücadele bir anda nefes kesen bir ölüm kalım savaşına dönüştü. Dilara, yaratığın dev pençelerinden biri kazağını kavrayıp onu yerden kesmeye başladığı an, belindeki ağır bıçağını şimşek hızıyla çekti. Zihninde tek bir fikir parladı: *Bu yaratık göklerde uçuyorsa, onu alt etmenin ve dağları tepeden taramanın tek yolu sırtına binmektir.*
Tüm gücünü ve ağırlığını toplayan Dilara, Aspid’in hamle yaptığı o yarım saniyelik boşlukta elindeki keskin bıçağı yaratığın uzun boynunun yan tarafına, pullu derinin en kalın yerine bütün gücüyle sapladı.
Aspid, aldığı bu derin ve acı dolu darbeyle havada sarsıldı; kulak tırmalayan, cam kırıkları gibi tiz bir çığlık kopardı. Yaratık acıyla başını geriye savururken, Dilara bu fırsatı kaçırmayarak çevik bir sıçrayışla yaratığın devasa, tüylü ve kaslı sırtının üzerine, kanatların hemen birleştiği noktaya atladı. Bacaklarıyla boynunu ve sırtını sıkıca kavradı.
Aspid, sırtındaki bu yabancı cismi, bu küçük insanı üstünden atmak için çılgınlar gibi kanatlarını çırpmaya başladı. Havada taklalar atıyor, dikey dalışlar yapıyor, dağın sarp kayalıklarına sürtünerek Dilara’yı ezmeye çalışıyordu. Rüzgâr yüzünü bıçak gibi kesiyor, nefes almasını imkânsız hale getiriyordu.
Ancak Dilara pes etmedi. Boyuna sapladığı bıçağın kabzasını elleriyle demir bir mengene gibi kavradı ve yaratığın canını yakacak şekilde içeriye doğru daha da bastırdı. Yaratık, hem boynundaki ölümcül bıçağın yarattığı acıyla hem de sırtındaki iradenin baskısıyla kontrolü kaybetmeye başladığını fark etti. Aspid’in hırıltıları öfkeden ziyade bir teslimiyet iniltisine dönüşürken, devasa kanatların vuruşları Dilara’nın komutlarına boyun eğmeye başladı.
Dilara, bıçağı biraz daha çevirerek yaratığın yönünü batıya, dağın eteklerindeki nehir yatağına doğru kırarken gözlerinde kararlı bir pırıltı belirdi. Artık kontrol tamamen ondaydı; gökyüzü onun denetimindeki bu dev ejderha-kuşun kanatları altında uzanıyordu.
Aspid, sırtındaki bu amansız yükü ve boynuna saplanan o keskin çeliğin verdiği ezici acıyı kabullenmemek için gökyüzünde adeta çılgına döndü. Devasa kanatlarını sertçe çırparak bulutların arasına dikey bir dalış yaptı; ardından ani manevralarla kendi etrafında dönerek Dilara’yı boşluğa savurmaya, sırtından koparıp atmaya çalışıyordu. Hızla esen rüzgâr genç kızın yüzünü bir bıçak gibi kesiyor, nefesini boğazına tıkıyor ve gözlerini açmasını imkânsız hale getiriyordu. Yaratık, gök kubbenin en yüksek noktalarına tırmanıp oradan aşağıya doğru sert bir sarsıntıyla süzülerek tüm vahşetini ortaya koydu.
Ancak Dilara bir an bile tereddüt etmedi. Aspid her zıpladığında veya onu atmak için her çılgın hamle yaptığında, boynuna saplı duran bıçağın kabzasını elleriyle demir bir mengene gibi sıkarak çeliği yaratığın etine biraz daha gömdü.
— Direnme! diye haykırdı rüzgârın uğultusunu bastıran boğuk ama kararlı bir sesle. — Sen değil, ben yönetiyorum!
Bıçağın demiri boynundaki kasları ve kalın deriyi her sıktığında, Aspid kulakları tırmalayan acı dolu bir çığlık koparıyor, öfkesi anında korkuya ve çaresizliğe dönüşüyordu. Yaratığın kasıldığını, sırtındaki kasların teslimiyetle gevşediğini hissettiğinde Dilara başını hafifçe kaldırdı ve kanatların altındaki sınırsız boşluktan aşağıya, dağın yamaçlarına doğru baktı.
Gökyüzünden bakıldığında o korkunç dağlar, devasa kayalık uçurumlar ve ormanlar adeta küçücük birer harita gibi ayaklarının altında seriliyordu. Nehir yatakları ince birer gümüş iplik gibi kıvrılıyor, dünkü kâbusların yaşandığı vadiler ise sislerin arasında kayboluyordu. Bu yüksekten bakış, ona hem ne kadar tehlikeli bir yolculuğun içinde olduğunu hatırlatıyor hem de babasını bulmak için bu gökyüzüne hakim olmasının ne kadar doğru bir karar olduğunu gösteriyordu. Bıçağı sıkıca kavramaya devam ederek dev yaratığın rotasını batıya, o karanlık su yataklarına ve ormanın derinliklerine doğru sabitledi.
Bölüm etkileşimi
