19 BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: 19 BÖLÜM

Taht odasının altındaki gizli havalandırma ve ızgara boşluğundan yukarıyı izleyen Dilara, Mila, Zlata, Oksana ve elleri kelepçeli halde orada bulunan Svetlana, yukarıdaki acımasız sahne karşısında nefeslerini tutmuşlardı. Svetlana, annesinin duvara mıhlanmış halini gördükçe içeriden büyüyen o dayanılmaz öfkeyle ellerini yumruk yapıyor, dişlerini sıkarak fısıldıyordu:
— Bir şeyler yapmalıyız... Annemi o cadının elinden hemen şimdi kurtarmalıyız, daha fazla bekleyemeyiz!

Dilara, elindeki yayını ve bıçaklarını sımsıkı kavrayıp başını sallayarak kararlı bir tonla cevap verdi:
— Sakin ol Svetlana... Halledeceğiz, o cadının cezasını vereceğiz ama doğru anı beklemek zorundayız.

Yukarıda ise elleri duvara demir kelepçelerle zincirlenmiş olan Vesna, son gücünü toplayarak başını kaldırmış, gözyaşları içinde yalvarıyordu:
— Beni öldür Baba Yaga... Bedenimi dilediğin gibi parçala ama lütfen kızıma, Svetlana’ya dokunma! O daha çok genç, onun bu karanlıkla hiçbir ilgisi yok!

Baba Yaga, kadının bu çaresiz yakarışları karşısında buz gibi bir kahkaha attı; sarkık ve kırışmış parmaklarıyla Vesna’nın çenesini kavrayıp alayla tısladı:
— Sana söz vermiştim değil mi? Ama o konuda tam olarak söz veremem... Zaten o kız da diğerleri gibi işe yaramaz bir ölümlü, hiç değilse bana bu yaştan sonra faydası dokunur! Saf kanı, teni ve gençliği beni daha da gençleştirecek, kurbanların en tazesini bana vereceksin!

Aşağıdaki gizli bölmede bu sözleri duyan Svetlana artık öfkeden deliye dönmüştü. İçindeki o bastırılmış kuzeyli öfke ve evlat acısı, bütün mantığını silip süpürdü.

Baba Yaga, yukarıdaki odada sinsi bir sırıtışla konuşmasını sürdürdü:
— Belki de sadece o değil... Aşağıda saklanan diğerleri de işime yarayabilir, nede olsa aralarında oldukça taze ve güçlü kanlar var. Kanları bana hiç de fena gelmez, hatta etlerini bile tatmak eğlenceli olur!

Svetlana daha fazla dayanamadı. Gözleri dönmüş bir halde elindeki iki uçlu mızrağı havaya kaldırdığı gibi alt kattaki ahşap tabana ve tavan ızgaralarına var gücüyle sapladı. Tahta levhaları paramparça ederek gürültüyle yukarıdaki taht odasının zeminine fırladı ve ilk iş olarak doğrudan Baba Yaga’ya doğru saldırıya geçti.

Lakin kadim cadı çok hızlıydı. Gözünü kırpmadan elini havaya sallayıp kara bir büyü dalgası fırlattı; Svetlana havada yakalanarak duvara sertçe mıhlandı ve ellerindeki mızrak yere düştü.

Vesna, dehşet içinde çığlık attı:
— Kızım! Hayır, yapma!

Yukarıdaki karanlık taht odasının köşelerinden ve gölgelerinden yankılanan Baba Yaga’nın çatallı ve yankılı sesi odayı sarstı:
— Orada saklandığınızı başından beri biliyordum zati... Hadi, saklandığınız delikten siz de çıkın dışarı küstah fareler!

Bu çağrıyla birlikte Dilara, Oksana, Mila ve Zlata da gizlendikleri alt kattan yukarıya, taht odasına doğru fırladılar. Saniye içinde oda mahşer yerine döndü; ortalık bir anda cehennemî bir kargaşaya büründü.

Dilara, ellerini ileriye doğru uzattığında damarlarındaki tanrısal Umay gücü muazzam bir patlamayla serbest kaldı. Gözleri ve parmak uçları kör edici, saf bir altın rengi parıltıyla ışıldarken, cadının üzerindeki karanlık büyü kalkanını hedef alarak şiddetli bir enerji dalgası fırlattı.

Oksana ve Zlata kılıçları ve baltalarıyla odayı basan cadının karanlık muhafızlarının üzerine atılırken, Mila da hemen koşup Svetlana’yı duvara mıhlandığı büyü bağlarından kurtarmaya çalıştı. Savaş anı bütün şiddetiyle tırmanırken, Dilara bir yandan cadıyı meşgul ediyor, diğer yandan da diğer kızlarla birlikte elleri zincirli olan Vesna’yı duvardaki mıhlarından söküp kurtarmak için kapıya doğru çekmeye çalışıyordu.

Baba Yaga, bu cüretkar direniş ve tanrısal ışık karşısında öfkeden kudurarak ellerinden siyah alevler saçmaya başladı; çünkü ne pahasına olursa olsun o kurbanların elinden kaçmasına asla izin vermeyecekti, peşlerini dünyanın ucuna kadar bırakmaya niyetliydi.

Arkasından gelen kudurmuş cadının çığlıkları zindanın taş duvarlarında yankılanırken, Dilara, Mila, Zlata, Oksana, yeni kurtarılan Svetlana ve yardıma muhtaç haldeki Vesna’yla birlikte soluk soluğa kaçmaya devam ediyordu. Baba Yaga’nın yeri göğü sarsan o lanetli kükreyişi taht odasını inletti:
— Buraya gelin, kaçabileceğinizi mi sandınız fareler! Sizi o karanlıkta boğacağım!

O an, tünelin yapısı ve etraftaki atmosfer adeta kâbusendî bir rüya gibi bükülmeye başladı. Yer altındaki loş ve rutubetli taş dehlizler bir anda garip bir şekilde genleşti; saniyeler içinde etraflarındaki duvarlar kayboldu ve kendilerini ürkütücü, sisli, ölüm sessizliğine bürünmüş antik bir ormanın ortasında buldular. Fakat bu durum uzun sürmedi; ormanın ağaçları hızla eriyip karardı ve etraf tekrar cadının o nefret dolu, klostrofobik yer altı mağaralarına dönüştü. Mekân ve zaman, Baba Yaga’nın iradesiyle sürekli bir ormana, bir karanlık yeraltına evrilerek bükülüyordu.

Bu gerçeklik bükülmesinin ortasında, gökyüzünü ve mağaranın tavanını kaplayan dehşet verici bir kanat çırpma sesi koptu. Sağlanan görseldeki gibi, gözlerinden hayaletimsi beyaz bir ışık süzülen, tüyleri gece karası ve ölüm beyazi olan devasa kazlar ve kuğular, gıcırtılı ve insan çığlığını andıran seslerle doğrudan üzerlerine saldırdı. Sürü halinde dalga dalga gelen bu lanetli kuşlar, keskin gagaları ve demir gibi sert kanatlarıyla adeta bir ölüm fırtınası estiriyordu.

Oksana ve Zlata kılıçlarını ve baltalarını savurarak üstlerine gelen siyah kuğuların dalgasını karşıladı. Oksana kılıcıyla havada süzülen bir kuğunun kanadını yaralarken, Zlata ağır baltasını savurarak önlerini kesmeye çalışan devasa beyaz kaz sürüsünü savuşturdu. Mila ise bir yandan elleri bağlı olan Vesna’yı koruyor, diğer yandan ellerine geçirdiği taşlarla üzerlerine çullanan vahşi kuşları uzaklaştırmaya çalışıyordu. Svetlana, henüz duvara mıhlanmanın şokunu atlatamamışken yerden kaptığı mızrakla göğe doğru savrulup saldırılara karşı siper oluyordu.

Ancak asıl kabus, mekanın tekrar ormana döndüğü o saniyede belirdi. Toprak yerinden oynayıp devasa kökleri ve kemikleri gıcırdatarak ayağa kalktı: Baba Yaga’nın efsanelerdeki ikonik, devasa **kaz ayaklı evi**, altındaki kurumuş ve kaslı tavuk bacaklarını sarsarak önlerine dikildi. Kulübenin pencerelerinden ve sazdan çatısından sızan yeşilimsi sihirli dumanlar havayı zehirlerken, ev hantal ama yıkıcı adımlarla üzerlerine basmaya, devasa ayaklarıyla yolu kapatmaya başladı.

Kuşların çığlıkları, ormanla yeraltı arasında gidip gelen mekânın uğultusu ve üzerlerine yürüyen o ucube evin ağırlığı karşısında herkes kapana kısılmış gibi hissetti.

Dilara, grubun önهه atılarak ellerini iki yana açtı. Göz bebekleri tamamen altın rengine bürünmüş, damarlarındaki tanrısal Umay gücü zihninde ve parmak uçlarında fırtınalar koparıyordu. Etrafındaki uzay-zaman bükülmesi onun enerjisiyle dalgalandı.

Kaz ayaklı dev kulübe, korkunç bir gıcırtıyla demir pençelerini yere vurup ağzını açar gibi öne atıldığında, Dilara tüm öfkesini ve içindeki ilahi gücü tek bir noktada topladı. Boğazından kopan vahşi ve yankılı bir nidayla birlikte ellerindeki o kör edici, saf altın rengi enerji dalgasını doğrudan evin merkezine saldı.

Patlama anında zaman ve mekân adeta dondu. Altın rengi enerji dalgası kaz ayaklı evin tahtalarını, iskeletini ve o korkunç tavuk bacaklarını atomlarına ayırırcasına sarstı. Kulübe dehşet verici bir çatırtıyla havaya uçtu; tahta parçaları, tüy yığınları ve cadının kara büyüsü dev bir alev topu içinde gökyüzüne saçıldı. Şiddetli enerji dalgası etraftaki lanetli kuş sürüsünü de darmadağın ederken, Dilara nefes nefese yere doğru süzüldü. Ortalık toz bulutu ve duman altında kalmıştı; ancak bu yıkım bile Baba Yaga’nın öfkesini dindirmeye yetmemişti, çünkü cadı bu yıkımın intikamını almak için daha da büyük bir hırsla onların peşinden gelmeye devam edecekti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.