3. bölüm / 63
Parçalanmış kalpler3.bölüm
Bölümler 63Şu an: 3.bölüm
- 1 1-bolum1.620 kelime
- 2 2.bolum2.090 kelime
- 3 3.bölüm1.489 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4.bolum1.342 kelime
- 5 5.bölüm1.139 kelime
- 6 6.bölüm1.094 kelime
- 7 7.bolum796 kelime
- 8 8.bolum1.068 kelime
- 9 9.bolum960 kelime
- 10 10.bolum1.428 kelime
- 11 KARAKTERLER
- 12 11.bolum1.023 kelime
- 13 12.bölüm1.196 kelime
- 14 13.bolum954 kelime
- 15 14.bolum992 kelime
- 16 15.bolum1.470 kelime
- 17 16.bolum1.092 kelime
- 18 17.bolum1.096 kelime
- 19 18.bolum1.269 kelime
- 20 19.bolum891 kelime
- 21 20.bolum1.125 kelime
- 22 21.bolum474 kelime
- 23 22.bolum421 kelime
- 24 23.bolum531 kelime
- 25 24.bolum357 kelime
- 26 25.bolum1.269 kelime
- 27 26.bolum377 kelime
- 28 27.bolum1.193 kelime
- 29 28.bolum420 kelime
- 30 29.bolum394 kelime
- 31 30.bolum348 kelime
- 32 31.bolum421 kelime
- 33 32.bolum1.217 kelime
- 34 33.bolum1.103 kelime
- 35 34.bolum319 kelime
- 36 35.bolum273 kelime
- 37 36.bolum305 kelime
- 38 37.bolum697 kelime
- 39 38.bolum1.165 kelime
- 40 39.bolum306 kelime
- 41 40.bolum333 kelime
- 42 41.bolum282 kelime
- 43 42.bolum543 kelime
- 44 43.bolum346 kelime
- 45 44.bolum biraz +18 ama biraz706 kelime
- 46 45.bolum317 kelime
- 47 46.bolum514 kelime
- 48 46.5344 kelime
- 49 47.bolum470 kelime
- 50 48.bolum429 kelime
- 51 49.bolum648 kelime
- 52 50.bolum811 kelime
- 53 51.bolum396 kelime
- 54 52.bolum538 kelime
- 55 53.bolum482 kelime
- 56 54.bolum334 kelime
- 57 55.bolum296 kelime
- 58 56.bolum506 kelime
- 59 57.bolum284 kelime
- 60 58.bolum320 kelime
- 61 59.bolum814 kelime
- 62 60.bolum337 kelime
- 63 61.bolum264 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
3. Bölüm — Altın Kafes
Tyven Corporation’ın kırk sekizinci katında hava, sanki binanın geri kalanından birkaç derece daha soğuk olurdu.
Belki bu, gökyüzüne bu kadar yakın olmanın getirdiği doğal bir soğukluktu.
Belki de bunun nedeni, yıllardır bu katı yöneten insanların hiçbir zaman gerçek anlamda sıcak bir yuva kuramamış olmasıydı.
Dean bunun hangisi olduğunu bilmiyordu.
Ama her bu kata çıktığında aynı hissi yaşardı.
Göğsünün üzerinde görünmez bir ağırlık oluşur, nefes almak biraz daha zorlaşır ve attığı her adım onu kendisinden biraz daha uzaklaştırırdı.
Asansörün kapıları sessizce açıldığında Dean birkaç saniye olduğu yerde durdu.
Karşısında uzanan koridor, neredeyse kusursuzdu.
Duvarlarda tek bir gereksiz süs bile yoktu.
Her şey sade, pahalı ve kontrollüydü.
Tıpkı Tyven ailesi gibi.
Dean ellerini cebine sokarak koridorda ilerlemeye başladı.
Ayakkabılarının zemine vuran sesi boş koridorda yankılanıyordu.
Cam duvarların ardından aşağıdaki şehir bütün ihtişamıyla uzanıyordu.
Gökdelenler, yollar, arabaların ışıkları...
Yukarıdan bakıldığında bütün şehir devasa bir satranç tahtasına benziyordu.
Her bina bir taş.
Her yol bir hamle.
Her insan ise bir oyuncunun elindeki küçük bir piyon gibiydi.
Ve bu şehirde en güçlü oyunculardan biri Tyven Corporation'dı.
Dean bunu çocukluğundan beri biliyordu.
Tyven soyadı bir isimden çok daha fazlasıydı.
Güçtü.
Paraydı.
İtibardı.
Ve en önemlisi, insanların Dean'den hiçbir zaman unutmasını istemediği bir mirastı.
Girişteki geniş cam duvarların önünden geçerken aşağıya bir kez daha baktı.
Şehir çok uzaktaydı.
İnsanlar o kadar küçüktü ki, Dean birkaç saniye boyunca onların gerçekten orada olduğunu bile hissedemedi.
Belki de babasının dünyası tam olarak buydu.
İnsanları yukarıdan izlemek.
Onları hamlelerden ibaret görmek.
Kimin ne kadar değerli olduğunu hesaplamak.
Ve kaybetme ihtimali olan hiçbir şeyi oyuna dahil etmemek.
Dean düşüncelerinden sıyrıldığında babasının sekreterinin masasının önüne gelmişti.
Kadın bilgisayar ekranından gözlerini ayırmadan konuştu.
Sesi her zamanki gibi mekanikti.
"Bay Tyven sizi bekliyor."
Dean kısa bir süre cevap vermedi.
Sonra başını hafifçe salladı.
"Tamam."
Sekreter yeniden ekranına döndü.
Sanki Dean'in gelişi, her gün tekrarlanan sıradan bir prosedürden başka bir şey değildi.
Dean ağır adımlarla büyük kapının önüne geldi.
Kapı, onu tanıyan sensörün ardından otomatik bir tıslamayla açıldı.
İçeri girdiği anda odadaki sessizlik yüzüne çarptı.
Her şey olması gerektiği yerdeydi.
Masanın üzerinde duran dosyalar belirli açılarla hizalanmıştı.
Kalemler bile birbirlerinden aynı uzaklıkta duruyordu.
Dosyaların köşeleri milimetrik bir düzenle üst üste yerleştirilmişti.
Masadaki tek bir eşyanın bile yerinden oynatılmasına izin verilmemiş gibiydi.
Dean bu manzarayı çocukluğundan beri biliyordu.
Babası için düzensizlik, kontrol kaybı demekti.
Kontrol kaybı ise asla kabul edilemezdi.
Dean'in gözleri odanın en sonunda, camın önünde duran adama kaydı.
Babası şehre bakıyordu.
Sırtı Dean'e dönüktü.
Ellerini arkasında birleştirmiş, aşağıdaki milyonlarca insanı sanki kendi kurduğu bir dünyanın parçalarıymış gibi izliyordu.
Dean kapının yanında birkaç saniye bekledi.
Sonunda sessizliği bozdu.
"Geldim."
Sesi tok çıkmıştı.
Fakat kelimenin sonunda belli belirsiz bir kırıklık vardı.
Babası arkasını dönmedi.
Birkaç saniye boyunca yalnızca şehir manzarasına bakmaya devam etti.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
"Artık oyunu izleyecek yaşta değilsin, Dean."
Dean'in kaşları hafifçe çatıldı.
Babası devam etti.
"Masaya oturma vaktin geldi."
Bu cümle Dean'in içinde garip bir yankı oluşturdu.
Masaya oturmak...
Ne kadar basit söylenmişti.
Sanki hayatının geri kalanını belirlemek, bir sandalyeye oturmaktan ibaretti.
Dean birkaç saniye boyunca babasına baktı.
Sonra gözlerini kaçırdı.
Tam o sırada zihninde başka bir ses yankılandı.
Kyra'nın sesi.
Sakin ama yorgun.
"Bazı hayatlara doğmazsın... zorla sokulursun."
Dean'in parmakları hafifçe kıvrıldı.
Bu cümleyi neden hatırladığını bilmiyordu.
Belki de Kyra'nın söylediği o söz, kendi hayatına düşündüğünden daha fazla benziyordu.
Çünkü Dean de hiçbir zaman gerçekten seçmemişti.
Doğduğu aileyi seçmemişti.
Taşıdığı soyadını seçmemişti.
Geleceğini seçmemişti.
Hatta insanların ondan beklediği kişiyi bile kendisi seçmemişti.
Bütün bunlar onun adına çok önceden belirlenmişti.
Ve Dean ilk kez, bunun ne kadar ağır olduğunu fark ediyordu.
Babası masasına doğru ilerledi.
Bir dosyayı eline aldı.
Dosyanın kapağını açmadan konuştu.
"Bir yıl kaldı."
Dean'in bakışları ona döndü.
Kaşları hafifçe çatıldı.
Neyi kastettiğini biliyordu.
Yine de sormadan edemedi.
"Neye?"
Babası dosyayı masanın üzerine bıraktı.
Gözlüğünü çıkararak Dean'e baktı.
"Velhurst'ten mezun olmana."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra cümlesinin devamını getirdi.
"Ve Tyven Corporation'ın başına geçmene."
Dean'in yüzündeki ifade değişmedi.
Ama içinde bir şey ağırlaştı.
Sanki görünmeyen bir el, omuzlarına daha fazla yük bindirmişti.
Bir yıl.
Sadece bir yıl.
Bir yıl sonra Velhurst Akademisi'nden mezun olacak ve bütün hayatı resmen başlayacaktı.
Ya da Dean'in hissettiği şekilde söylemek gerekirse...
Kendi hayatı sona erecekti.
Çünkü mezuniyet yalnızca okuldan ayrılmak anlamına gelmiyordu.
Özgürlüğünün sonu demekti.
Kendi kararlarını verebilme ihtimalinin sonu.
Babası başını kaldırdı.
"Mezun olduğunda senin yerin bu masa olacak."
Dean sessizce dinledi.
"Bu şirket senin sorumluluğun."
Bir başka cümle.
"Bu aile..."
Babası bir an durdu.
"Bu isim."
Dean'in zihninde yalnızca son iki kelime kaldı.
Bu isim.
Tyven.
Çocukluğundan beri ona verilen bir isim.
İnsanların duyduğunda saygı gösterdiği, bazılarının korktuğu, bazılarınınsa sahip olmak için her şeyi yapabileceği bir soyadı.
Ama Dean için...
Bu isim hiçbir zaman yalnızca gurur olmamıştı.
Bazen bir miras gibi hissettirmişti.
Bazen bir ayrıcalık.
Bazen de boynuna geçirilmiş ağır bir zincir.
Dean camın önüne doğru yürüdü.
Aşağıdaki şehre baktı.
Arabalar ilerliyor, insanlar sokaklarda yürüyordu.
Her biri kendi hayatını yaşıyor, kendi kararlarını veriyor, kendi hatalarını yapıyordu.
Dean ise kırk sekizinci katta duruyor ve kendi hayatının çoktan başkası tarafından yazıldığını hissediyordu.
"Henüz mezun olmadım."
Sesi sakindi.
Babası hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
"Olacaksın."
Dean gözlerini kapattı.
Babası devam etti.
"Ve mezun olduğunda senin yerin bu masa olacak."
Bir an sessizlik oldu.
"Tyven Corporation seni bekliyor."
Dean cevap vermedi.
Babası için konu çoktan kapanmıştı.
Fakat Dean'in zihninde tek bir soru dönüp duruyordu.
Peki ya ben ne istiyorum?
Bu cümleyi söylemek istedi.
Dudakları aralandı.
Fakat kelimeler çıkmadı.
Çünkü babasının dünyasında "istemek" diye bir kavram yoktu.
Orada yalnızca "gereken" vardı.
Ve Dean'den gerekeni yapması bekleniyordu.
Bir süre sonra Dean arkasını döndü.
"Çıkabilir miyim?"
Babası başını bile kaldırmadan cevap verdi.
"Çık."
Dean kapıya doğru yürüdü.
Kapı arkasından kapandığında derin bir nefes aldı.
Koridorda birkaç adım daha ilerledi.
Sonra durdu.
Sırtını kapıya yasladı.
Başını geriye doğru yaslayarak gözlerini kapattı.
Bir süre hiçbir şey düşünmemeye çalıştı.
Ama zihninde tek bir cümle belirdi.
"Bazen en büyük yük, soyadın olur."
Dean gözlerini açtı.
Koridorun ışıkları uzun cam yüzeylerde yansıyordu.
Yürümeye başladığında adımlarının sesi boş koridorda yankılandı.
Her adımında biraz daha uzaklaşıyor gibiydi.
Ama nereye gittiğini bilmiyordu.
Sanki kendi gölgesinin içinde yürüyordu.
Tam o sırada zihni birkaç saat öncesine döndü.
Babasıyla yaptığı konuşmanın başka bir kısmı yeniden canlandı.
Ve Dean, o konuşmanın asıl nedenini hatırladı.
Kyra.
Birkaç Saat Önce
Babası masasının arkasında duruyordu.
Ellerini sırtında birleştirmişti.
Fakat Dean'e bakmıyordu.
Sanki karşısındaki oğlunu değil, onun gelecekteki hâlini görüyordu.
"Alt sınıftan bir çocukla neden takılıyorsun, Dean?"
Dean başını kaldırdı.
Babası devam etti.
"Bursluymuş."
Sesinde küçümseyici bir ton vardı.
"Fakirmiş."
Dean'in çenesi hafifçe gerildi.
"Geçmişinde sorunlar varmış."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Ne işi var seninle?"
Dean birkaç saniye babasına baktı.
İçinde yükselen öfkeyi bastırmaya çalışıyordu.
Kyra'nın yüzü gözlerinin önüne geldi.
İlk gün sınıfta sessizce duran hâli...
Kane'in karşısında korkmasına rağmen ayakta kalmaya çalışması...
Ve birkaç gün önce restoranda yemeğe bakarken yüzüne yerleşen o hüzün...
Dean onun neden bu kadar dikkatini çektiğini kendisi bile tam olarak anlayamıyordu.
Ama bildiği bir şey vardı.
Kyra'nın yanında kendisini farklı hissediyordu.
Daha gerçek.
Daha özgür.
Daha az Tyven.
"Çünkü o benim arkadaşım."
Dean'in sesi sakindi.
Babası ona baktı.
Sonra dudaklarının kenarında soğuk bir gülümseme oluştu.
"Senin gibi biri..."
Kısa bir sessizlik.
"Onun gibi biriyle nasıl arkadaş olabilir?"
Dean'in elleri yavaşça yumruk hâline geldi.
Babası devam etti.
"Anlamıyor musun?"
Bakışları sertleşti.
"O senin seviyende değil."
Bu cümle Dean'in içinde bir yere dokundu.
Ama Dean geri adım atmadı.
"Seviye..."
Kelimeyi birkaç saniye düşündü.
Sonra babasının gözlerinin içine baktı.
"İnsan olmakla ilgili değil mi?"
Odadaki hava bir anda değişti.
Babası uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Dean onun yüzündeki ifadeyi izledi.
İlk kez babasının gerçekten öfkelendiğini düşündü.
Fakat adam yalnızca gözlerini daralttı.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
"Onunla görüşmeyi bırak."
Dean'in yüzündeki ifade dondu.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Babası arkasını dönerek yeniden camdan dışarı baktı.
Sanki konu kapanmıştı.
Sanki Dean'in hayatıyla ilgili bir karar vermek, masadaki bir dosyayı kapatmak kadar basitti.
Dean ise olduğu yerde kalmıştı.
İçinde bir şey sessizce kırılmıştı.
O an karşı çıkabilirdi.
Bağırabilirdi.
Kapıyı çarpıp çıkabilirdi.
Ama yapmadı.
Çünkü çocukluğundan beri babasının karşısında durmanın ne anlama geldiğini biliyordu.
Sadece sustu.
Ve o sessizlik...
Dean'in içinde kaldı.
Tyven soyadının altında saklanan, kimsenin göremediği bir yara gibi.
Dean gözlerini kırpıştırdı.
Anı sona ermişti.
Şimdi yeniden kırk sekizinci kattaki koridordaydı.
Fakat babasının sözleri hâlâ zihninde yankılanıyordu.
"Onunla görüşmeyi bırak."
Dean başını eğdi.
Kyra'nın yüzü gözlerinin önüne geldi.
Ardından başka bir görüntü belirdi.
Kyra'nın ona baktığı o ilk an.
Gözlerindeki şaşkınlık...
Korku...
Ve yıllardır kaybolmuş birini bulmuş gibi bakan o ifade.
Dean bunu hâlâ anlayamıyordu.
Kyra neden ona Riven demişti?
Riven kimdi?
Ve neden onun yüzünü gördüğünde böyle bir tepki vermişti?
Dean koridorun sonunda durdu.
Camdan dışarı baktı.
Şehir hâlâ aynıydı.
Işıklar yanıyor, insanlar hareket ediyor, hayat aşağıda bütün hızıyla devam ediyordu.
Ama Dean'in dünyasında artık bir soru vardı.
Kyra'nın geçmişinde kim vardı?
Ve daha önemlisi...
Neden o kişinin yüzü Dean'in yüzüyle aynıydı?
Dean birkaç saniye daha sessizce durdu.
Sonra ellerini cebine sokarak yürümeye devam etti.
Tyven Corporation'ın kırk sekizinci katı arkasında kaldı.
Fakat babasının sözleri onunla birlikte geliyordu.
Ve Dean henüz bilmiyordu...
Kyra'nın geçmişi ile kendi ailesinin geçmişi arasında, düşündüğünden çok daha derin bir bağ vardı.
.....
Bölüm etkileşimi
